Tokat Kalesi (Yapım tarihi ve hangi medeniyet tarafından yapıldığı bilinmeyen kermen. Kaleye ait en eski izler 5 ya da 6. yüzyıla ait olup kalenin bu yıllarda var olduğu bilinmektedir. Yapının inşa edildiği kayalıklar doğal bir kale özelliğine sahip olmakla beraber surlar ve kale içerisindeki odalar insanlarca yapılmıştır. İlk yerleşimcileri kim olduğu bilinmeyen yapının bilinen geçmişine bakıldığında en eski yerleşimcilerinin Komana Pontiki'den göçen Hristiyan gruplar olduğu bilinmektedir. İnşasının ardından uzun yıllar Doğu Roma İmparatorluğu'nun elinde kalan kale 1074 yılında Dânişmend Gazi tarafından ele geçirilmiş ve Büyük Selçuklu Devleti kaleye hakim olmuştur. Selçuklular'dan sonra Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetine giren kale Selçuklu ve Osmanlı döneminde onarım görmüş, özellikle savunma amaçlı kullanılmıştır. Kimi zaman isyancılar ve devlet yöneticilerine hapishane olarak kullanılan yapı bu nedenle Çardak-ı Bedevi adıyla da anılmıştır. Drakula olarak da bilinen III. Vlad bu kalede hapis hayatı yaşayanlardan biridir. Kale, Türkiye Cumhuriyeti döneminde ise savunma amaçlı kullanılmaktan ziyade kültürel olarak önem kazanmıştır. Kızıliniş Geçidi ve Gıjgıj adı verilen tepeyi yukarından gören ve kontrol eden bu nokta kale savunması açısından oldukça güvenli ve saldırı açısından da oldukça avantajlıdır. Günümüzde ise Tokat'ın merkezinde kalmaktadır ve merkez ilçe kale etrafında kurulmuştur. Kale, şehrin en yüksek noktasıdır. Kalenin günümüze dek ulaşan kısımları Orta Çağ mimarisini andırmaktadır. Sur duvarları iç ve dış surlar olmak üzere kesme taş ve molozlar kullanılarak kademeli olarak kaya kütlelerine oturtulmuştur. Beşgen plânla oluşturulan yapı sekiz burç ile güçlendirilmiş, kuzeydeki doğal kayalıkların kapı olarak kullanılmasına izin verilecek şekilde dizayn edilmiştir. Kalenin en çok hasar gören kuzey ve güney yönlerindeki duvarlar depremler ve bakımsızlıktan yıkılmış, bugüne yalnızca ana kaya üzerindeki yapılar kalmıştır. Ayrıca yapının doğal yollarla meydana gelen kayalık surları yine doğal tahribatlara karşı oldukça dayanıklıdır. Kaleye giriş kuzey yönündeki bir oyuktan yapılmaktadır. Mazgalları, kuleleri, burçları, sarnıcı, cephaneliği ve kulelerinin bir bölümünün günümüze ulaştığı kalenin içerisinde birçok oda bulunmaktadır. Bu yapılardan geriye kalan ise temel kalıntıları ile tonozlardır. Evliya Çelebi 1656 yılında kaleyi ziyaret etmiş ve deneyimlerini *Seyahatnâme*) adlı eserine not düşmüştür. Kalenin o zamanki yapısı hakkında bilgi verilen eserde kaleden şu şekilde bahsedilmektedir:
*"Kale yüksek bir tepe üzerinde, kesme taş ile yapılmış olup o kadar büyük değildir. Etrafı burçlar ve kuleler ile süslenmiş olup, etrafında hendek yoktur. Korkusuz bir surdur ki Samanyolu gibi göğe baş uzatmıştır. Dört tarafı çok sarp olduğundan asla hendek olacak yeri yoktur. Bütün etrafı şahin, kartal ve zağanos yuvaları, çeşitli rengârenk kayalardır. Batıya bakan bir kapısı vardır. Kalenin içinde dizdar evi, kethüda, imam, müezzin ve kale mehterhaneleri, cephane odaları, zahire ambarları, su sarnıçları, Ceylan Yolu adlı suyolları vardır ki tam 362 basamak taş merdivenle nehre inilir. Batı tarafındaki Ayar Kayası bu kaleye havaledir. Yıldırım Han Camii var diğerlerden bir şey yok. Göğe kadar yükselmiş bir kale olmakla değme adam bir saatte çıkamadığından gece gündüz kapısı kapalıdır. Bekçileri daima bekleyip, silahla hazır dururlar. Çünkü aşağı şehir ahalisinin bütün kıymetli malları kalede muhafaza olunur. Tokat'ın bütün suçlu ve katilleri burada mahpustur ki Kudüs-ü Şerif zindanına ve Acemlerin Kahkaha Kalesi'ne benzer."* Kalede kanıtlanamayan iddialara göre civardaki diğer kalelere bağlanan bazı gizli geçitler mevcuttur. Bu geçitlerin ise kalenin, Turhal Kalesi ve Niksar Kalesi ile bağlantı yolları olduğu iddia edilmektedir. 2010 yılında kalede yapılan son restorasyon çalışmaları sırasında bu geçitler araştırılmış fakat hiçbir bulguya rastlanamamıştır.), Bülbüllük Mağarası (Sulusokak, ibn-i sina ortaokulu arka tarafı civarından gidiliyor. Duvarlarda falan tabelalar var okla yön gösteriyor. Tabelaları takip etmezseniz bulmanız zor çünkü sokaklar dar ve karmaşık. Bu mağaraya konuşamayan ya da yürüyemeyen çocuğunuzu 3 perşembe üst üste getirirseniz zamanla konuşup/yürüyeceği inanışı mevcut. Mağara içerisinde bayağı güvercin var. Kuş yemiyle gidip içeriyi yemleyin. Mağaranın içinde ortada kendini belli eden çıkıntılı bi taş var. Etrafında 3 tur atıp dua edilmesi gerekiyor. Ayrıca dikkat edin giriş kısmındaki taşlar çok kaygan.), Tokat Taşhan-Voyvoda Han (Tokat tarihî kent merkezi içinde bulunan, 17. yüzyılda inşa edilmiş Osmanlı eseri yapı. Gaziosmanpaşa Bulvarı üzerinde yer almaktadır. Kuzey-güney konumunda, kesme taş ve tuğladan dikdörtgen planlı, açık avlulu, iki katlı bir yapıdır. Kuzey ve doğu yönlerde içeride açık hava dükkânları bulunan kapısız dükkânlar, güney ve batı yönlerde ise kapısız dükkânlar yer almaktadır. İkinci kata giriş, giriş koridorunun sonunda sağda ve soldadır. İkinci katta, tüm odalar salona açılmaktadır. Girişin üzerinde konsollardan çıkıntı yapan kubbeli bir mekan vardır. Her odada dışarıya açılan birer pencere, şömine ve niş bulunmaktadır. Günümüzde 112 odalı yapının avlusu çay bahçesi, odaları el sanatları dükkanları ve atölyeleri olarak kullanılır. 1600'lü yılların ortalarından itibaren Tokat voyvodalık) olmuştur. Voyvodalar tarafından şehre kazandırılan eserlerden biri olması sebebiyle Taş Han "*Voyvoda Han*" olarak da isimlendirilir. Hanın avlusunda üzerindeki figür ve motiflerle işlenmiş bir çeşme bulunur. Çeşmenin 19. yüzyılda veya daha geç inşa edilmiş olduğu düşünülür. 1939 depreminden sonra doğu yönündeki revak tonozların ve avlu sundurmanın bir bölümü yıkılan Han, 1997- 2007 arasında kapalı, şehirden kopuk bir dönem geçirdi. 1998 yılında otel yapılmak üzere ihale edildi ancak ihale Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün girişimiyle iptal edildi. 2007'de yapılan restorasyonla orijinal haline getirildi ve yeni bir işlevle kullanılmaya başladı. 76 adet açık ve kapalı olmak üzere toplam 103 adet etkinlik mekanı bulunmaktadır.), Gök Medrese 1277 (Kabul edilen yaygın görüşe göre Muînüddin Süleyman Pervâne tarafından dârüşşifâ olarak yaptırılmıştır. Taçkapı nişi içinde kemerin üzerinde yer alan kitâbe taşı yazısızdır ve bu durum, Muînüddin Pervâne'nin 1277 tarihinde İlhanlılar tarafından idam edilmesinden sonra kazındığı şeklinde yorumlanmaktadır. Yapı 1930 yılında onarılarak müze haline getirilmiştir. Yapı, biri daha yüksek ve büyük olan iki eyvanıyla açık avlulu iki eyvanlı medrese grubuna girer. Bugün ikinci kat hizasına kadar cadde tabanından aşağıda kalmış olup kapısına merdivenle inilmektedir. Mukarnaslı âbidevî giriş fazla bozulmadan günümüze kadar gelmiş, ancak yan taraflarındaki yıpranmış bazı yumuşak taşlar yenilenmiştir. Yapının dış yüzlerinde tamamen moloz malzeme kullanıldığı, sadece aralardaki destek pâyelerinin kesme taştan olduğu görülmektedir. Sivri kemeri kırmızı ve kirli sarı taşlardan yapılmış kapının içinde yer aldığı mukarnaslı nişi çevreleyen ve düz bir niş oluşturan geometrik bezemeli satıh köşelerde sütunçelerle nihayetlenmekte ve sütunçelerin tepelerinde yüksek kabartma halinde işlenmiş sütun başlıkları bulunmaktadır. Bu geometrik bezemeli düz nişin üzerinde, yüksek bir çerçeve teşkil eden bordürün köşelerine gelecek yerlerde yine sivri kemerli iki pencere açıklığı görülmektedir. 20,50 × 12,40 m. ölçülerindeki avluya geçit veren giriş eyvanı, avluyu çevreleyen on iki sütunlu dikdörtgen revaka açılmaktadır; sivri kemerlerin oturduğu devşirme sütunlar kaidesiz olarak dikilmiştir. Avlunun güney cephesinde yer alan 7,50 × 6,90 m. ölçülerindeki eyvan kuzeydekinden daha büyüktür ve yer yer turkuaz çinilerin bulunduğu duvarlarında üç adet nişe sahiptir. Yapıya Gökmedrese denilmesinin sebebi de özellikle büyük eyvanın iki yanında sağlam kalmış olan çinilerdir. Bu eyvanın kuzeyinde yer alan 8,30 × 6,50 m. boyutlarındaki mihraplı odanın binanın mescidi olduğu anlaşılmaktadır. Eyvanın güneyinde bulunan 11,80 × 6,50 m. ölçülerindeki salon ise medresenin türbesi olarak kullanılmıştır. Bu salonun bitişiğindeki odalar avlu etrafına sıralananlardan daha büyüktür. Bu odalardan sonra üç küçük hücre, ardından dikdörtgen bir kapalı mekân, daha sonra da giriş eyvanının sağında ve solunda ikişer oda ile bunların bitişiğinde aynı zamanda üst kata geçit veren merdivenli dikdörtgen bir hol yer almaktadır; bu hol ile mescid arasında altı küçük oda daha bulunmaktadır. Üst katta sütunların yerini holü çepeçevre dolaşan küçük bodur pâyeler almıştır. Büyük eyvan üst kata kadar devam etmekte ve yapıya hâkim olmaktadır. Üst kat ana hatlarıyla alt katın bir tekrarı niteliğindedir. Medresenin dış tarafında mevcut bazı yıkıntılar bitişikte başka yapıların da bulunduğunu göstermekte, ancak bunların mahiyeti ve medrese ile münasebeti hususunda yeterli bilgi vermemektedir. Yapı süsleme açısından oldukça gösterişlidir. Bugün değişik kısımlarda görülen çeşitli kalıntılardan, iç cephelerle iki katlı avlu revaklarının tamamen çini ve sırlı tuğlalarla kaplı olduğu anlaşılmaktadır. Çini süslemelerin merkez sahnesini teşkil ettiği görülen ana eyvan cephesinde, köşelerde fîrûze renkte altıgen levhaların aralarına küçük mor üçgen levhalar yerleştirilerek bir bordür elde edilmiş ve tabandan tavana kadar uzatılmıştır. Bunun hemen yanında yine aynı renklerde uzun bir âyet friziyle onun yanında ahşap sanatlarında sıkça görülen birbirine geçmeli on köşeli yıldızlardan oluşan motiflerin bulunduğu bir süsleme kuşağı yer almaktadır. Kuşaklarla kemer arasında da bitkisel motiflerden ince bir şerit uzanmaktadır. Bu hareketli ana eyvan cephesinin yanı sıra giriş eyvanının hemen yan cephelerinden başlayan ve ikinci kat revaklarının kemerlerine kadar yer yer devam eden aynı tarz çinilerin türbe mekânı ile bazı lahitlerin üzerinde de bulunduğu görülmektedir. Taçkapının üstünde de fîrûze üzerine mor harflerle "Ali" ismi yazılmış çini bir mühüre rastlanmaktadır. Süslemeleri içinde bazı arabesk motifler de görülen Gökmedrese, gerek mimarisi gerekse tezyinatı ile Anadolu Selçuklu sanatının en ilgi çekici örneklerinden biridir.), Tokat Öğretmen Evi (0356.2142705), Halef Gazi Türbesi-Halef Sultan Zaviyesi 13.yy. ((İvaz Paşa Mahallesi'nde bulunan yapının batı cephedeki taç kapısında dört satırlık kitabe yer alır. Kitabeye göre yapı; Sultan II. Gıyaseddin Mesud döneminde, Halef bin Süleyman tarafından H.691(M.1291-92) yıllarında inşa ettirilmiştir. İnşa kitabesi dışında yapının taç kapısı yanında yer alan iki pencere üzerinde ayet kitabeleri bulunmaktadır. Kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen planlı yapı giriş mekanı ve birimleriyle bir ana mekan ve eyvandan oluşmaktadır. Yapıya batı cephenin ortasında yer alan taçkapıyla girilmektedir. Taç kapıdan girilen doğu-batı doğrultulu dikdörtgen giriş mekanına kuzeyden tonoz örtülü dikdörtgen giriş mekanına kuzeyden tonoz örtülü dikdörtgen iki oda, güneyden birbiriyle bağlantılı kare planlı iki oda açılmaktadır. Güneydeki odalardan birincisinin güney duvarında mihrap nişi, batı duvarında bir pencere yer alır ki, özelliklerinden buranın mescit olduğu anlaşılmaktadır. Mescit odasının güney duvarı kçşesinden bir kapıyla geçilen kare planlı ikinci odanın batı ve doğu duvarlarında birer pencere yer alır. Doğu duvardaki pencere eyvana açılmaktadır. İkinci oda türbe olarak kullanılmıştır. Kare planlı bu iki oda kubbeyle örtülüdür.), Sümbül Baba Zaviyesi, Sentimur Türbesi (Sivri Tekke), Tokat Millet Bahçesi, Tokat Kent Park, Şeyh Meknun Zaviyesi, Tokat Etkinlik Anıtı, Taş Hıdırlık Köprüsü, Yeşilırmak, Kümbet Cami, Yazıcılar Hanı Otel Restoran, Taş Bina, Takyeciler Cami, Ulu Cami 11.yy (İlk olarak Dânişmendliler döneminde 11. yüzyılda yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Bir yangın veya deprem sonucunda yıkılan bina Hicri 1090, Miladi 1679 yılında aslına uygun kalınarak ve ilk binanın temellerinin üzerine yeniden yapılmıştır. Hicri 1090, Miladi 1679 yılına gelindiğinde ise bir yangın veya deprem sonuncunda yıkılan bina sultan 4. mehmed zamanında aslına uygun kalınarak ve ilk binanın temelleri üzerine yeniden yapılmıştır. Doğu ve batı yönünde 2 adet son cemaat yerine sahip olması özelliğiyle Anadolu'nun tek camii oldu. Bayram ve cuma namazını o beldedeki tüm cemaatin beraber kılması için tasarlanmış çok az sayıda camiden bir tanesi. Dikdörtgen planlı olarak inşa edilmiş ve devşirme sütunlarla ayakta duran bir camidir. Cami ahşaptan yapılmış tavan ile örtülüdür. Kalem işi bitkisel olan malzemelerle süslenmiş, tavanda yeşil ve kırmızı renklerin bulunduğu fonlar arasında kündekari tekniği ile yapılan bir kare tavan göbeği bulunmakta.), Sık Dişini Helası 15.yy. (Tarihî Sulu Sokak Çarşısı'na bitişik Halit Sokak'tadır. 15. asırdan kalma yapının, "*Anadolu'nun ilk umumi helası*" olduğu düşünülür. 2021'de Su ve Temizlik Müzesi olmuştur. Bir Osmanlı hamamının kubbeyle örtülü kare mekanlarından birisinin içte ahşap paravanlarla helaya dönüştürülmesi ile meydana getirildiği düşünülür. Güney cephede basık kemerli bir kapısı vardır. Beden duvarları moloz taşla, kubbe ve pandantifler) tuğla ile örülmüştür. Güney cephede giriş kapısı üst kısım duvarında taş-tuğla almaşık tekniği kullanılmıştır. Yapı, 19. yüzyıla kadar umumi hela olarak hizmet vermiştir. Kullanım yoğunluğundan ötürü halk arasında "*sık dişini helası"* olarak adlandırıldığı düşünülür. Süheyl Ünver, Tokat'a dair notlarında bu yapıyı "*Şeyh Tusi Helası*" olarak isimlendirmiştir. Yapı, 19. yüzyılda depo olarak kullanıldı ve tahribata uğradı. 2021 yılında Tokat Belediyesi tarafından restore edilerek *Su ve Temizlik Müzesi'*ne dönüştürüldü. Müzede, tarihi yapının tuvalet taşları ve geçmişte kullanılan hela taşları, maşrapalar gibi geleneksel ıslak hacim üniteleri sergilenir. Sık Dişini Helası, bu mekanda gerçekleşen bir cinayet etrafında kurgulanmış "*Sık Dişini Helası Cinayeti*" adlı romanın mekanıdır.), Ali Tusi Türbesi 1233, (Halit Mahallesi'nde Sulu Sokak üzerindedir. 1233 yılında Selçukluların önemli devlet adamlarından birisi olan Ebul Kasım bin Ali el Tusi (Necmeddin Tusi de denilmektedir), sağlığında bu türbeyi kendisi için yaptırmıştır. Kare planlı gövde, üstte üçgen prizmal geçişlerle sekizgene dönüşerek içten kubbe, dıştan konik biçimli külahla örtülmüş, külah dıştan kiremitle kaplanmıştır. Tamamı tuğla malzemeden inşa edilmiş türbede dış cephede mozaik çini tekniğinde süslemeler yer almaktadır. Güney cephedeki pencere alınlıklarında, firuze ve patlıcan moru renkli çinilerle yazı ve geometrik bezemeler yapılmıştır. Binanın cephesindeki sivri alınlıklı iki dikdörtgen pencereyi süsleyen geometrik motifli çini bezemeler ve üstlerinde yer alan çini ile yazılmış ayetler ilgili çekicidir.), Fazıl Mehmet Paşa Hanı (Deveciler Hanı : Fatih Mehmet Paşa Hanı olarak da bilinen Deveciler Hanı, Takyeciler Camii'nin güneyinde, Yağıbasan Medresesi'nin batısında yer alır. Kitabesi bulunmamaktadır. Hanın mimarisinin ve giriş kapısının iki yanındaki nişlerin üstündeki mukarnasların tarihi gelişimleri, uygulanan mimari ve süsleme teknikleri değerlendirildiğinde Çelebi Mehmet (1413-1421) veya oğlu II. Murat (1421-1451) döneminde yapılmış olduğu tahmin edilmektedir. Çünkü o dönemlerde bölgede yoğun bir imar faaliyeti olduğu bilinmektedir. Aynı dönemden günümüze kalan birçok eser bulunmaktadır. Han, Fatih Sultan Mehmet Vakfı'na kayıtlıdır. Han iki katlı olarak yapılmış, giriş kısmı kuzey cephesinin ortasındadır. Giriş kapısının önünde üzeri kubbe ile örtülmüş bir alan bulunmaktadır. Bu alanın her iki yanında üzerinde mukarnas süslemeler bulunan nişler bulunmaktadır. Kapının iki yanında yola cepheli doğu yönünde 10, batı yönünde ise 5 dükkan bulunmaktadır. Avluya üstü tonozla örtülü alandan geçilmektedir. Alt katta 27 oda, bir tuvalet, üst katta ise 28 oda bir tuvalet olmak üzere 55 oda ve iki tuvaletten oluşmaktadır. Her odada eşya koymak için bir dolap nişi ve ocak bulunmaktadır.Hanın doğu yönünde avlunun doğusunda bulunan kapıdan geçilen iki büyük tonozla örtülü develik kısmı bulunmaktadır. Develik kısmının dış kapısı yenileme sırasında kapatılmıştır. Günümüzde bu kısım konser/konferans salonu olarak kullanılmaktadır. Gaziosmanpaşa Üniversitesi tarafından konservatuar eğitimleri de handa yapılmakla birlikte ziyarete de açıktır. Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan Deveciler Hanı, döneminin tek kişilik konaklama imkanı sunan en eski şehir hanlarındandır.), Tokat Müzesi (Tokat'ta müzecilik çalışmaları ilk olarak 1926 yılında, emekli öğretmen Halis Turgut CİNLİOĞLU'nun çevreden topladığı tarihi eserleri, bir Anadolu Selçuklu medresesi olan, 13. yy yapısı Gökmedrese'de depo etmesiyle başlamıştır. Arkeolojik ve etnografik eserlerle sikkelerin sergilendiği karma müzeler grubundan olan Tokat Müzesi, 2012 yılında, 1926 yılından beri hizmet vermekte olduğu Gökmedrese'den, Sulusokak'ta yer alan Tokat Bedesteni'ne taşınmıştır. Bedesten binasında çağdaş müzecilik anlayışıyla teşhir-tanzim çalışmaları yapılan Tokat Müzesi, 18 Eylül 2012 tarihinde resmi olarak ziyarete açılmıştır. Bugün Müze binası olarak kullanılmakta olan Tokat Bedesteni, Tokat il merkezi Sulu Sokak'ta yer almaktadır. İnşa tarihini veren bir kitabesi bulunmayan yapının, mimari özellikleri nedeniyle, 15.yy.da Sultan I. Mehmed döneminde inşa edilmiş olabileceği düşünülmektedir. Tokat Bedesteni, ortada yer alan bedesten bölümü, doğu ve batı cephelerindeki arasta birimleriyle birlikte toplam üç hacimden oluşmaktadır. Bedesten bölümü dört çift payeyle dokuz birime ayrılmış ve her birimin üzeri kubbeyle örtülmüştür. Kuzey ve güney cephelerde yer alan kapılarla girilen bedestenin, doğu ve batıda arastalara açılan birer kapısı daha bulunmaktadır. Bedesten duvarlarından daha alçak tutulmuş arasta bölümünde, karşılıklı yirmi dükkan yer almaktadır. Moloz taş ve tuğla malzemeyle inşa edilmiş Tokat Bedesteni'nde, kemerler ve üst örtüde tamamen tuğla kullanılmıştır. Arastalı Bedesten ismiyle de tanınan Tokat Bedesteninin bedesten bölümü, arkeoloji salonu olarak düzenlenmiştir. Yapılan kazı ve araştırmalarla tarihi geçmişinin M.Ö.4000 yıllarına kadar uzandığı ortaya çıkarılan Tokat şehrinde yaşamış birçok medeniyete ait eserler, müzemizin arkeoloji salonunda sergilenmektedir. Müzemiz arkeolojik eserleri; Zile İlçesi Yalınyazı Kasabası'nda yer alan Maşathöyük kazı buluntuları, Komana Antik Kenti'nde halen devam etmekte olan kazı buluntuları, müze tarafından yapılan kurtarma kazıları sırasında ele geçen buluntular, ilimiz ilçe ve köylerinde ele geçen eserlerin bağış, satın alma ya da müsadere yoluyla edinilmiş bulunmaktadır. Müzemiz arkeoloji salonunda sergilenen önemli eserler arasında, Maşathöyük kazısı buluntusu Hititçe tabletler, Hellenistik Döneme ait kılıç ve Roma Dönemine ait Apollon, Poseidon, Nike ve tanrıların kutsal hayvanlarından oluşan bronz heykel grubu bulunmaktadır. Tokat Müzesi sikke seksiyonu, arkeoloji salonu içerisinde yer almaktadır. Müzemiz, sahip olduğu sikke sayısı ve çeşitliliği açısından, Anadolu müzeleri içerisinde önemli bir yere sahiptir. Sikke koleksiyonumuzun büyük bölümünü 1982 yılında Niksar'da Müzemiz tarafından yapılmış kurtarma kazısında bulunan Anadolu Selçuklu dönemi sikkeleri oluşturmaktadır. Tamamı gümüş sikkelerden oluşan bu definenin önemi, sayısal açıdan çok olmasının yanı sıra, basıldığı şehirler ve ait olduğu sultanların çeşitliliğinden de ileri gelmektedir. Sikke koleksiyonumuzun diğer önemli bölümünü ise 1985 yılında, şimdiki Vilayet Binasının ek inşaat hafriyatı sırasında çıkan Osmanlı ve Venedik altın sikkeleri oluşturmaktadır. Ayrıca; Müzemiz, tarihte basılan ilk sikkeler olan elektron grubu sikkelerden başlayarak, Osmanlı İmparatorluğu'nun sonuna kadar, Tokat'ta hüküm sürmüş bütün medeniyetlere ait sikkelerden oluşan, çeşitlilik açısından oldukça geniş bir koleksiyona sahiptir. Bedestenin arastalarından batı arastası, etnografya salonu olarak düzenlenmiştir. Halkın hayat tarzını, kültürünü temsil eden araç-gereçlerle, bilim ve din ile ilgili bilgi, belge değeri taşıyan, korunması gerekli eserler olan etnografik eserler yönünden Müzemiz, Tokat Etnografyasını tanımlayan zengin nitelikli bir koleksiyona sahiptir. Müzemiz etnografik eser koleksiyonu içerisinde bulunan ve etnografya salonunda sergilenmekte olan önemli eserler arasında, Anadolu Selçuklu dönemine ait, Anadolu müze ve kütüphaneleri içerisinde bilinen en eski Kur'an-ı Kerim olan H.587 (M.1191) tarihli el yazması Kur'an-ı Kerim ile son yıllarda yapılan araştırmalarla Anadolu Türk Seramikçiliğinde İznik, Kütahya ve Çanakkale'den sonra dördüncü önemli üretim merkezi olduğu belirtilen Tokat üretimi seramikler yer almaktadır. Etnografya salonu içerisinde, Tokat'ta 600 yıllık bir geçmişe sahip geleneksel el baskısı yazma atölyesi canlandırma alanı oluşturulmuştur. Batı arastasının güneyinde, caddeye bakan bir odada, Osmanlı Döneminde önemli bir bakır işleme merkezi olan Tokat Bakırcılığının anlatıldığı bir bakırcı atölyesi canlandırması yer almaktadır. Doğu arastasının bir bölümü eser deposu, bir bölümü idari kısım olarak kullanılmaktadır. Ön bahçede ise taş eserler ve büyük boyutlu erzak küpleri sergilenmektedir. Bahçenin bir tarafında Roma Dönemine ait mezar stelleri, lahit ve sütun başlıkları, diğer tarafında Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait sandukalar, mezar baş ve ayak taşları teşhir edilmektedir.), Sulusokak Tarihi Kent Meydanı (Tokat'ın en eski uygarlıklardan bu zamana yegâne şehir merkezi noktası diyebileceğimiz bu alan, kervanların geçişi ile bilinen bir yer. Bundan dolayı temsili kervan heykelleri vardır tamda yukarı göbek kısmında. Ayrıca bu meydanda ve meydana çıkan yolda, dolu dizgin tarihi eserlerin sergilendiği eskiden kalma yapı eserler vardır. Türbeler, Danışmentlilerden kalan yapılar, Selçuklulardan kalan kervan saraylar ve cami, mescid, hamam, türbeler vb.), Sulu Han (Aşevi) 18.yy., (Sulu Han, Tokat'ta tarihi bir mekan olarak restore edilerek Türkiye'nin ilk çocuk müzesine dönüştürülmüştür. Çocuklar için kazı, restorasyon ve sikke basımı gibi eğlenceli ve eğitici etkinlikler düzenlenecek, böylece geçmişi deneyimleyerek öğrenme imkanı sağlanacaktır. İl Kültür ve Turizm Müdürü Yılmaz Kılınç'ın bilgilendirdiği Vali Numan Hatipoğlu, müzede ayrıca tarihi dersler için bir sınıf oluşturulduğunu ve idari bölümlerin üst kata taşındığını belirtmiştir. Daha önce Tokat Belediyesi Aşevi olarak kullanılan han, uzun bir aradan sonra bu yeni işleviyle Tokat halkına ve çocuklara hizmet verecektir. Vali Hatipoğlu, projenin hayırlı olmasını temenni etmiştir.), Fatih Mehmet Paşa Hanı (Deveciler Hanı) (Klasik Osmanlı şehir hanlarından biridir. Ortadaki revaklı avlu, iki katlı mimarisi, avluya bitişik ahır mekânlarıyla tipik bir şehir hanı şeması oluşturmaktadır. Bu yapının benzer örnekleri Tokat Voyvoda Hanı, Diyarbakır Deliller Hanı, Gaziantep Hişva ve Mecidiye Hanlarıdır. Fatih Mehmet Paşa Hanı olarak da bilinmektedir. Takyeciler Camii'nin güneyinde, Yağıbasan Medresesi'nin batısında yer almaktadır. Halk arasında Deveciler adının öne çıkması vaktiyle yanında bulunan ahırda develerin barınmasından olsa gerektir. Taşhan adıysa yapı malzemesinden dolayıdır. Kitabesi bulunmamaktadır. Osmanlı dönemi belgelerinde Taş Han adıyla da geçmektedir. Mimari ve süsleme teknikleri değerlendirildiğinde XV. ya da XVI. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Han, iki katlı olarak yapılmış, giriş kısmı kuzey cephesinin ortasındadır. Giriş kapısının önünde üzeri kubbe ile örtülmüş bir alan bulunmaktadır. Bu alanın her iki yanında üzerinde mukarnas süslemeler bulunan nişler bulunmaktadır. Avluya üstü tonozla örtülü alandan geçilmektedir. Alt katta 27 oda, bir tuvalet, üst katta ise 28 oda bir tuvalet olmak üzere 55 oda ve iki tuvaletten oluşmaktadır. Her odada eşya koymak için bir dolap nişi ve ocak bulunmaktadır. Han'ın doğu yönünde avlunun doğusunda bulunan kapıdan geçilen iki büyük tonozla örtülü develik kısmı (ahır) bulunmaktadır. Develik kısmının dış kapısı yenileme sırasında kapatıldı. 2009-2012 arasında geniş çaplı bir restorasyon geçiren Taşhan, 2015-2016 öğretim yılından itibaren Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Devlet Konservatuvarı olarak hizmet vermeye başladı. Bununla birlikte, ahır bölümü ise çeşitli sosyal etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır. Han haftanın bütün günleri ziyaretçilere ücretsiz olarak açıktır.), Kent Müzesi (Tokat seyahatimizin ilk ziyaret ettiğimiz yer, Eski Tokat Mahallesi. Çok sayıda tarihi bina restorasyon geçirmiş. Bunlardan biride Tokat Şehir Müzesi. Müze Tokat Halkının eski yaşamı ile ilgili sergilenmiş eserler dikkati çekmekte. Bu eserler genellikle Tokat'ın kültürel motiflerini ve el sanatlarını yansıtıyor. Örneğin, seramik örnekleri, yöresel kıyafetler ve modern sanatçıların eserleri de bulunabiliyor. Diğer taraftan Eski Tokat da esnafların meslekleri ile ilgili oldukça canlı tasvirler müzede yer almakta, bence müzenin en önemli en dikkati çeken bölümü burası. Tokat Kent Müzesi'ndeki bu tasvirler, eski Tokat çarşılarının canlı bir portresini sunuyor. Her bir tasvir, o dönemin emek ve alın terini yansıtan bir hikaye taşıyor. Örneğin, semercinin tasviri, o dönemin ulaşım aracı olan semerlerin yapımındaki ustalığı gözler önüne seriyor. Kalaycının tasviri ise, mutfak eşyalarının kalaylanarak kullanım ömrünün uzatıldığı bir döneme götürüyor bizi. Bakırcının tasviri ise, bakır işlemeciliğinin köklü bir geçmişe sahip olduğunu gösteriyor. Bu tasvirler, sadece meslekleri değil, aynı zamanda eski Tokat'ın sosyal ve kültürel yaşamına da ışık tutuyor. Hem ücretsiz hem de muhteşem bir dizayn sağlanmış. Belediye başkanı desteği ve bağışlar ile mükemmel eserler sergileniyor. Üst kısmı etnik alt kısmı ise zanaat üzerine düzenlenmiş. Ayrıca giriş kattaki şehir müzesi hatırası kısmında fotoğraf çektirmenizi şiddetle tavsiye ederim çok güzel çıkıyor.), Şehir Müzesi, Yağıbasan Medresesi 1152 (Çukur Medrese, Dânişmendliler Beyliği döneminde Tokat)'ta inşa edilen medresedir. Sulusokak'ta Takyeciler Camisi'nin güney tarafındadır. 1148 - 1157 yıllarında Danişmentli Sultanı Nizamettin Yağıbasan tarafından yaptırılmıştır. Yapı ve plan şeması bakımından tamamen eş olan Niksar Yağıbadan Medresesi) ile birlikte Anadolu'da bilinen en medreselerdendir. Bu iki medrese, ayrıca İslam dünyasında inşa edilen ilk merkezi kubbeli medreselerdir. Avlusu kubbe ile örtülüdür. Avlu kubbesi 14 metre çapındadır ve ortasında 10 metre açıklığı vardır. Moloz taştan yapılmış sade ve süsleme kullanılmadan inşa edilmiş yapı, iki yandan da eyvanlar ve tonozlu odalarla donatılmıştır. Tokat'ta inşa edilmiş olanı 1151-1152 yıllarında yapılmış olup, şehir merkezinde bulunmaktadır. Çukur Medrese adıyla da bilinmektedir. Dânişmendliler Beyliği döneminde Danişment Ahmet Gazi'nin torunu Nizâmeddin Yağıbasan tarafından yaptırılmıştır. Günümüzde ilk inşa edildiği haliyle varlığını sürdürmeyen medrese, Selçuklu sultanı II. İzzeddin Keykâvus döneminde onarım görmüş, Osmanlı döneminde de göçmen barınağı olarak kullanılmıştır.), Takyeciler Camii (Sulu Sokak'ta Yağıbasan Medresesi)'nin karşısında, Arastalı Bedestenin bitişiğinde yer alır. Caminin bânisi ve inşâ tarihine ilişkin bir kitabesi yoktur. Her ne kadar inşa tarihi hakkında kesin bir tarih olmasa da, çok kubbeli 15. yüzyıl Osmanlı camileriyle plan benzerliği ve minare kaidesinde görülen malzeme, teknik ve biçim özellikleri 15. yüzyıl yapısı olduğuna işaret etmektedir. Cami 1871-72 tarihlerinde ve I. Dünya Savaşı yıllarında onarım görmüştür. I. Dünya Savaşı yılları onarımında kubbeleri kaplamak için kurşun bulunamadığından kırma çatı ile kapatılmış, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün 1964-65 yılı onarımında ana şema değiştirilmeden duvarlar, destekler ve örtü yenilenmiştir. Caminin batısına bitişik şadırvan da üzerindeki kitabeye göre 1894-95 tarihinde yenilenmiştir. Eğimli bir arsada inşâ edilmiş yapı, kareye yakın dikdörtgen planlı, çok kubbeli bir Osmanlı camisidir. Batı ve kuzey cephelerindeki kapılarla girilen harem, ortadaki bağımsız dört paye ve sekiz adet duvar payesi üzerine atılmış sivri kemerlerle dokuz birime ayrılmış ve her birimin üzeri pandantif) geçişli kubbeyle örtülmüştür. Kubbeler sekizgen kasnak) üzerine oturmaktadır. Mihrap ekseni üzerindeki kubbelerin kasnakları diğerlerinden daha yüksektir. Batı cephesindeki girişin önüne son cemaat yeri gibi düşünülen bir mekan eklenmiştir. Az sayıdaki pencereler çok küçük tutulmuştur. Batı cephesinde iki, kuzey cephesi ve bedestenle bitişik doğu cephesinde üst seviyede üçüz pencereler ve güney cephede çift sıra pencere düzenlemesi görülür. Güneybatı köşeye bitişik kare kaideli, silindirik gövdeli ve tek şerefeli minarenin kaideden yukarısı yenilenmiştir. Caminin beden duvarları ve kubbe kasnakları moloz taş ile yenilenmiştir. Kubbeleri taşıyan payeler ve kemerler kesme taştan inşa edilmiş, pencere kemer ve çerçeveleriyle kubbelerde tuğla malzeme kullanılmıştır. Mihrap ve minberin malzemesi de taştır. Yapının hiç dokunulmamış görünen kısmı olan minare kaidesinde moloz taş ve tuğla ile düzensiz almaşık teknik uygulanmıştır. Harimde ortadaki serbest payeler üzerindeki kemer yüzeylerinde kalemişi süsleme izleri görülmektedir.), Mustafa Paşa Hamamı, Mustafa Ağa Hamam Müzesi (Mustafa Ağa Hamamı'nın yapım tarihi, mimarı ile ilgili kesin bir bilgi olmadığı gibi, kitabesi de günümüze ulaşmamıştır (Resim 2). Eravşar, hamamın isminin, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde kayıtlı Ahi Paşa namıyla bilinen Mehmedi Muhiddin Vakfı'na ait, 12 Ramazan 765 (Miladi 1364) tarihli vakfiyede, vakfın gelirleri arasında geçtiği bilgisini vermektedir. Aksulu ve Kuntay (2013) ise, bu vakfiye, yapım sistemi ve malzeme özelliklerine dayanarak yapıyı 14. yüzyıla tarihlemektedirler. Hamamın mülkiyeti günümüzde vakfın varislerine aittir Hamam, erkek ve kadın kısımları ayrı, çifte hamam olarak inşa edilmiştir. Zaman içerisinde geçirdiği tamiratlarla özellikle giriş ve soğukluk bölümlerinin orijinalliği bozulmuştur. Fakat ılıklık ve sıcaklık bölümleri özgünlüğünü korumaktadır. Aksulu ve Kuntay (2013, 113) erkekler kısmının sıcaklık bölümünde halvetler arasında bulunan ufak mermer şadırvanların, Tokat'ta bulunan diğer hamamlar arasındaki yegâne örneği oluşturduğundan, kente ünik olduğunu belirtmektedir. Hamamın duvarları yığma teknikle moloz taş malzeme kullanılarak inşa edilmiştir. Duvar kalınlıkları 75-150 cm arasında değişmektedir. Son dönem tadilatlarla zemin mozaik beton uygulanmak suretiyle değiştirilmiştir. Hamamın sonradan yapılan soyunmalık-soğukluk kısımlarının üst örtüsü içten sekizgen kırlangıç kubbe olup, günümüzde mevcuttur. Ahşap kubbe konstrüksiyonu dışarıdan kırma çatı ile kapatılmıştır. Ilıklık ve sıcaklık bölümlerinin üzeri kubbe ve tonoz çatı ile kapatılmıştır. Çatı günümüzde alaturka kiremit ile kaplıdır (Genç, 2016, 22; Sağıroğlu, Genç, 2016, 516). Mustafa Ağa Hamamı'nda Tokat'ta hiçbir hamamda görülmeyen sıcaklık eyvanları ve halvetlerinin ortasında üst kısmı içi oyulmuş silindir şeklinde ufak mermer şadırvanlar yer almaktadır. Türkler akarsuyu seyretmek ve onun sesini dinlemekten büyük bir zevk almışlardır. Şadırvanların ortasında yer alan delikten çıkan suyun devamlı akışı göz ve ruha ferahlık veren bir mekân kazandırmıştır (Aksulu, Kuntay, 2013, 113). Bu şadırvanlar erkekler bölümü köşe halvetlerinden birisinde ve kadınlar sıcaklık merkez mekânının ortasında daha büyükçe dairesel planlı şadırvanlar olarak yer almaktadır (Şekil 2). Çevrede yaşayan insanlar bir zamanlar Tokat'ta yaşayan Musevi vatandaşların özellikle erkekler halvet mekânının merkezinde yer alan şadırvanda çocuklarını yıkayarak dini ritüellerini gerçekleştirdiklerini belirtmektedirler. Bu da Mustafa Ağa Hamamı'nda benzersiz (unique) olan şadırvanların çok amaçlı kullanıldığını göstermektedir), Hisariye Medresesi (Tokat'ın tarihi dokusunu yansıtan Hisariye Medresesi, ilk olarak 1411-1412 yıllarında Haçdağı eteklerinde inşa edilmiş. Kitabesinde zaviye olarak geçiyor ve darül-fukara (fakirler evi) adıyla da anılıyor. Vakıf defterinde medresenin banisi olarak "Hisar Ağası" lakaplı bir kişi geçiyor. Medrese, zaman içinde onarımlar görmüş ve günümüze kadar ulaşmış. Tokat'ta bir dönem jandarma karakolu olarak da kullanılan tarihi Hisariye Medresesi sakinleri, binanın yıkılmaktan kurtarılmasını istiyor. Camikebir Mahallesi Halit Sokak'ta 1411 yılında inşa edildiği kaydedilen ve Cumhuriyet döneminde bir süre karakol olarak da kullanılan yapı, geleneksel Anadolu mimarisinin güzelliklerini de yansıtıyor. Ev sahiplerinden 53 yaşındaki Sadi İnci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tarihi yapının yaklaşık 90 yıldır kendilerine ait olduğunu söyledi. Dedesi Teyfik Akyüzoğlu tarafından yapının 1936 yılında satın alındığını ifade eden İnci, "Dedem tarafından bina alınıyor, 90 yıla yakındır biz de burası." dedi. İki katlı ve "U" formundaki ahşap yapının üst kısmının dershane olarak kullanıldığını belirten İnci, "Burada üst kısım gençlerin eğitim gördüğü yermiş. Hisariye Medresesi daha sonra jandarma karakolu olarak kullanılmış. Sonra bize geçmiş. Biz de şu an ev olarak oturuyoruz. Çocukluğum burada geçti. Burada yaşamak çok güzel bir duygu. İçeri girdiğiniz zaman bir avluya açılan bir bölümümüz var. Bahçeli iç kısmın ayrı bir güzelliği var." diye konuştu. Yapının bazı süsleme ve eşyalarının 1953 yılında müze tarafından alındığını anlatan İnci, "Meydan Cami kapısının buranın kapısı olduğunu söylüyorlar. Burayı çok gezmek isteyenler oluyordu, ziyaretçisi çok oluyordu. Hala da gelenler oluyor. Kapıya, 'özel mülktür rahatsız etmeyin' diye yazdık. Ön tarafında bir kısım yıpranmış durumda buranın yapılmasına da izin verilmiyor. Tavan kısmını yaptıralım dedik ama Vakıflar Bölge Müdürlüğü bize izin vermedi. Bilemiyoruz ileride ne olacak, devlet mi alacak, biz mi yaptıracağız? Bulunduğumuz avluda oda oda labirent şeklinde yerler olduğunu söylüyordu rahmetli annem. Binanın 1100 metre kare alanı var. Binanın arka cephesi de bize ait. 150 metre kare bir bölüm. Sipahi Pazarı olarak geçiyor. Küçük dükkanlar varmış ve ticarethane olarak kullanıyormuş. Medreseye gelir getiriyormuş. Yapının bir kısmı da dayımlara ait. Annem ile dayımlar ortak. İkisi de rahmetli oldu. Binada toplamda 21 oda var." ifadelerini kullandı. Müze tarafından yapının kayıtlarının bulunduğunu, üniversite tarafından da medresenin kitabının hazırlandığını ifade eden İnci, "Biz bu binanın devlete kazandırılmasını istedik ama nasip olmadı. Elimizden geldiği kadar muhafaza etmeye çalışıyoruz ama binanın restorasyonunun yapılması gerekli." şeklinde konuştu.), Tokat Kültür Evi (Tokat) ilinin merkezinde bulunan eski konak ve kültür merkezi. Tokat'a özgü tüccarlar ve yolcular için özel kiralanabilir odaları olan yapı, Sulu Sokak'ta bulunan içinde medrese, türbe, şehir hanı, hamam, bedesten, cami gibi güzel yapıların arasına gizlenmiş, barok üslupta inşa edilmiş, Türkiye mimari mirasına uyan sivil mimari örneğidir. Ön cephesi 17. yüzyıldan kalma bir Paşa hanının duvarlarına bakan evin bodrum katı hariç kerpiç dolgulu ve tatlı kireçle sıvalı iki katlı ahşap çatılı bir evdir. Odalar, her iki katta da sofanın solunda ikili olarak yerleştirilmiştir. Mahremiyet amacıyla bahçeye bakan odalar, caddeye bakan odalardan çok daha düzenli şekilde, oymalı tavanlar, malakari alçılı şömineler ve dolaplar dekore edilmiştir. Kervansarayların etrafında tacirlere kiralanan birçok hususi odalar mevcuttur.), Alaca Mescidi (Alaca Mescit Camii, Tokat) kentinde Rüstem Çelebi Mahallesi'nde Plevne İlkokulu'nun hemen yanındadır. Selçuklukların İlhanlı Sultanı Gazan Han ile ortak yönetimleri vaktinde inşa edilmiştir. Sonra büyük bir zarara uğrayan caminin minaresi dışında kalan kısımları, Abdurrahman bin Ahi Eda'nın ismine ithafen Abdülaziz bin İbrahim tarafından 1505 yılında inşa edilmiştir. Selçuklu döneminde inşa edilmiş olan minaresinin tuğla işçiliği oldukça göz alıcıdır. Alaca Mescit Caminin üç adet kitabesi vardır. Avlu duvarının sokak tarafına bakan tarafında yer alan çeşmeye ait olan kitabe, cami giriş kapısı üzerindeki kitabe ve diğeri de minare kaidesinde var olmak üzere bu üç kitabeden anlaşıldığı üzere cami, Alaeddin Keykubat döneminde H.700 lü senelerde İbrahim oğlu Abdülaziz tarafından yaptırılmış, II. Bayezid zamanında 1505-1506 senelerinde ise yenilenmiştir. 1939 depreminde zarar gören minare yenilenmiş, 1952 yılında ise son cemaat yeri restore edilmiştir. Kare mekanın kubbesi sekizgen kasnak üzerinde yükselir ve dıştan kiremit ile kaplı koni şeklinde külah ile kaplıdır. Kuzeyde yer alan kapıyla girilen harim, ikili şekilde düzenlenmiş pencerelerle ışıklandırılmaktadır. Güney duvarda var olan yarım daire şeklinde sade mihrap mukarnas kavsaralıdır. Minberi yalın değildir. Kuzeybatı köşede çokgen şekilli, silindir şeklinde gövdeli minare var olmaktadır. Caminin kuzeyinde var olan avluyu çevreleyen duvarın kuzeyinde sokağı gören cephede çeşme, avluda ise bir şadırvan yer almaktadır. Yığma tekniğiyle inşa edilmiş beden duvarlarlarında moloz taş; minare, pencere şekilleri ve kemerlerde düzgün kesme kayalar kullanılmaktadır. Tuğla malzemesi üst örtü, minare gövdesi ve batı cephede arzu edilmiştir. Giriş Kapısı ise mermer yapıdadır.), Paşa Hanı (Abaza Mehmed Paşa tarafından inşa ettirilmiştir. Günümüzde Paşa Hanı, taçkapısı ve beden duvarları dışında tamamen yıkılmış bir durumdadır. Onarım görmemiştir ve günümüzde kullanıma kapalı bir durumdadır Kesme taştan inşa edilmiş, dikdörtgen planlı yapının ortasında bir avlusu, süslü bir taç kapısı ve kapalı beden duvarları vardır. Günümüzde ise taç kapısı ve dış duvarlar dışında harap haldedir; herhangi bir onarım görmemiş, kullanıma kapalıdır ve şahıs mülkiyetindedir), Tatarcı Camii 17.yy (Tokat merkezdeki Tatar Hacı Camii'nin kesin inşa tarihi kitabesi olmadığı için bilinmemekte olup mimari özellikleriyle 17. yüzyıla tarihlenmekte, bazı kaynaklarda cami olarak kaydedilmesine karşın bir diğer kaynak orijinal amacının sıbyan mektebi (ilkokul) olduğunu belirtmekte. Ayrıca yapının H.810 (M. 1407) tarihli bir vakfiyesinden bahsedilse de bu durum mimari tarihlemesiyle çelişmekte ve nihayetinde 14 Eylül 1984 tarihinde tescillenmiş bir kültür varlığıdır.), Kadı Hasan Cami 15. yy ( Düdükçü Ağası Cami olarak da bilinmektedir. Caminin, 15. yy başlarında yapıldığı söylenmektedir. 1982 yılında onarılmıştır. Cami yol seviyesinden yüksekte kaldığından, altı basamaklı bir merdivenle çıkılmaktadır. Giriş kapısının doğusunda iki tane penceresi bulunan yapının dış cephesi sonradan sıvanmıştır. Mescit olduğu için küçük bir yerdir. Girerken kapısı da alçaktır eğilerek girilmektedir.), Tokat Garnizon Şehitlik Anıtı, Erenler Türbesi, Rüstem Çelebi Cami 15yy. (Rüstem Çelebi Cami ya da Güdük Minare Cami, Tokat)'ta bulunan bir camidir. Yapılış tarihi tam olarak belli değildir. Yapılma şekline ve dış mimarisine bakılarak 15. yy zamanında yapıldığı öne sürülmektedir. Bütün kubbeler pandantif) geçişlidir. Ortada büyük bir kubbeyle örtülü kare mekanın, doğu ve batı yönlerde ikişer küçük kubbeli yan mekanlarla genişletildiği bir plan şemasına sahiptir. Orta mekanı daha geniş tutulmuştur.), Şeyh Necmettin Cami, Ali Paşa Hamamı 1572 (Ali Paşa Hamamı, Tokat il merkezinde bulunmasından dolayı kolay bir ulaşım yoluna sahiptir. Aynı ismi taşıdığı Ali Paşa Camii' nin hemen doğusunda yer alır. 1572 yılı ile tarihlendirilen Ali Paşa Hamamı, 1866 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yenilenip tekrar hizmete açılmıştır. Hamamın mimarisine bakıldığında yapımı sırasında kesme taş kullanıldığı görülmektedir. Osmanlı hamam mimarisinin örneklerinden biri olan hamamda kadın ve erkek bölümü ayrı olup, bu bölümler bitişiktir. Kadın bölümü ılıklık, sıcaklık ve soyunmalıktan oluşurken; erkek bölümü yine kadınlar bölümüyle aynı şekilde inşa edilmiştir. Sadece erkek bölümünün sıcaklık bölümü haç planlı bir özellik taşıyıp, göbek taşının üzeri kubbe ile örtülmüştür. Ali Paşa Hamamı, Tokat' a yolunuz düşerse mutlaka gidip görmeniz gereken bir tarihi mekan olup, işlevselliğini hala devam ettirmektedir.), Ali Paşa Camii 1572 (Ali Paşa Camii, Tokat) şehir meydanın da bulunan ve aynı ildeki en uzun geçmişi olan Camii olarak bilinir. II. Selim zamanında 1572 yılında yaptırılan caminin önünde asırlık bir ağaç bulunmaktadır. Caminin bitmesine yakın Ali Paşa'nın vefat etmesi üzerine ortaya çıkan maddi sorunlar sebebiyle, doğu ve batı tarafındaki duvar kalıntılarından anlaşıldığı üzere son cemaat yerinin dıştan ikinci bir kademe ile kapatılması planlandığı halde bundan vazgeçilmiştir. Ayrıca aynı sebeple avluya dönemin imkanlarına göre daha mütevazi olan ahşap şadırvan yapılmış bu sebeple Tokat) XVI. yüzyıldan günümüze orijinal süslemeleri ile ulaşan tek ahşap şadırvana sahip bir yer olmuştu[^[1]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Ali_Pa%C5%9Fa_Camii_(Tokat)#cite_note-1) Ayrıca bölge halkı arasında *Meydan Camii'nin kapısı Ali Paşa Camii'nin yapısı* da cami için denilmektedir. Caminin tek kubbesi vardır. Osmanlı komutanın ismini aldığı Ali Paşa'nın oğlu Mustafa Bey ve eşinin mezarı da bulunmaktadır. Ali Paşa Camii, klasik Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşır. Kare planlı ana ibadet alanı, kubbe ile örtülüdür. Caminin minaresi, geleneksel Osmanlı minare tasarımına uygun olarak inşa edilmiştir. Caminin iç ve dış süslemelerinde geometrik desenler, hat sanatı ve Osmanlı motifleri bulunur. Taş işçiliği ve ahşap oymacılığı, caminin estetik değerini artırır. Ali Paşa Camii, zaman içinde çeşitli restorasyon çalışmalarına tabi tutulmuş ve orijinal mimari özelliklerini korumaya yönelik çaba sarf edilmiştir. Bu çalışmalar, caminin uzun ömürlülüğünü ve tarihî değerini sürdürebilmesini sağlamaktadır.), Ali Paşa Türbesi, Burgaç Hatun Türbesi (Burgaç Hatun Türbesi, Ali Paşa Camii avlusu güneydoğu tarafında yer alan türbe, Bibi hatun ismi ile de bilinmektedir. Kitabesi bulunmayan bu yapı, alternatif bir taş ve tuğla yapım yöntemiyle bazı araştırmacılar tarafından 13.yüzyıla, bazı araştırmacılar tarafından da 14.yüzyıla atfedilmektedir. Altıgen türbe, bir asma kubbe ile örtülmüştür. Turbenin kuzeyinde kapı bulunmaktadır. Ancak yapı şu anda yer altında olduğundan kuzey cephesinde bulununan pencereden giriş yapılır. Yapının her iki yanında üçgen duvarlarıyla cephede yer alan sağır kemerlerde pencereler yer almaktadır. Bu yapı üçgen düzeni ile Anadolu'daki tek örnek olarak kabul edilir. Pandantif, kemer ve üçgen alınlıklarda tuğla malzeme kullanılmıştır. Cephedeki kemerlerin alt ve üst kısmında dekoratif unsur olarak dekoratif karolar yer almaktadır.), Belediye Yeraltı Çarşısı, Ebuşems Hanegahı ve Cami, Meşhul Asker (Mezar), Latifoğlu Konağı 1874 (Latifzâdeler, Tokat'ın nüfuzlu âyan ailelerinden biri olup tapu sicil kayıtlarından öğrenildiğine göre konak 1291 1874 yılında Latifzâde Mûsâ ve Osman tarafından yaptırılmıştır. Tokat merkez Gaziosmanpaşa Bulvarı üzerinde bulunan Latifoğlu Konağı'nın, 1746 yılında Osmanlı Barok üslubunda inşa edildiği bilinmektedir. "L" şeklinde bir plan üzerinde ahşap karkas arası kerpiç dolgu malzemeyle inşa edilmiş iki katlı konak, alaturka kiremit kaplı kırma çatıyla örtülüdür. Konağın taş döşemeli avlusunda kare planlı bir havuz yer almaktadır. Odaları "L" şeklinde bir sofanın etrafında şekillenen konak, serbest plan anlayışına sahiptir. Birinci katta yer alan sofaya, günlük işlerin yapıldığı aynı zamanda mutfak olarak da kullanılan *"aşevi"* veya *"işevi"* denilen bölüm,* "hamam odası"* da denilen oturma odası ve küçük bir oda açılmaktadır. Hamam odasından kare planlı, tek kubbeli hamama geçilmektedir. Küçük bir soğukluk-soyunmalık kısmı bulunan alttan ısıtmalı bu Türk hamamı, yapının dışına çıkma yapmaktadır. İkinci kattaki sofa, konağın haremlik-selamlık bölümünü ayırmaktadır. Konağın bu katında *"Paşa Odası"* denilen selamlık bölümü *"Havuzbaşı Odası"* denilen harem bölümü, Bir yatak odası ve küçük bir oda yer almaktadır. Latioğlu Konağı oldukça zengin ahşap, alçı ve kalem işi süslemelere sahiptir. Hamam odasının ahşap tavan, kapı, yüklük ve dolap kapakları bitkisel motiflerle bezenmiştir. Paşa odasının barok formlu ahşap tavan göbeği, dolap ve yüklük kapakları, kapısı ahşap işçiliğinin güzel örneklerini yansıtmaktadır. İkinci kattaki havuzbaşı odası yaldız boyalı ahşap tavan göbeği yanında pano içinde çiçek motifleri ve İstanbul tasvirleriyle süslenmiş duvarlarıyla da dikkat çekmektedir. Alçı işçiliği, Paşa odası ve havuzbaşı odasının alçı kalıp üzerine boya bezemeli ocaklarında ve tepe pencerelerinde görülmektedir. Alçılı vitray tepe pencerelerinde "Mühr-ü Süleyman" denilen motif kullanılmıştır. Latifoğlu Konağı, 1988 yılında Tokat Müzesi bünyesinde, yörenin eşyaları ve kıyafetleriyle donatılıp mankenlerle canlı ve gerçekçi bir teşhir yapılarak, Tokat'ın geleneksel ev kültürünün yansıtıldığı *Müze-Ev* olarak hizmet vermektedir.), Hatip Hamamı, Behzat Konağı, Öğretmen Evi Tokat, Behzat Cami 1536 (Behzad Veli Cami: Hacı Behzad-ı Veli Vakfına aittir. H.942 M. 1536 Şirvanlı Hoca Behzat tarafından yaptırılmıştır. Kabri Caminin Kıble tarafındadır. İlk kitabenin altında kapı lentosunun üzerinde üç kıta halindeki şiir şeklindeki kitabede caminin II. Abdulhamid döneminde halk tarafından genişletildiği yazmaktadır. Duvarlar ve pencereler dikkatli incelendiğinde kubbe ile örtülen kısım ile tonoz ile örtülü kısım arasında duvar örgüsünde ve tuğla pencere kemerleri arasında farklar olduğu görülmektedir İlk defa tek kubbeli ve son cemaat yeri üç kubbe ile örtülü olarak dönemin mimari anlayışına uygun olarak inşa edilmiş olmalıdır. Caminin ilk kapısı ve kemer şeklindeki talik hatlı kitabesi muhtemelen kubbenin oturduğu kuzey duvarı ortasında idi. Genişletme sırasında kuzey duvarı yıkılarak kubbeli alan ile tonozlu alanı birleştiren geniş bir kemer açıklığına dönüştürülmüştür. İlk kitabe barok süslemelere sahip tonozlu alanın kuzeyindeki oldukça sade yeni kapı üzerine taşınmıştır. Minare bu genişletme esnasında eklenmiş olmalıdır. 1950'li yıllarda çekilen fotoğraflardan anlaşıldığı üzere ilk son cemaat yeri mermer sütunları tekrar kullanılarak yeni bir son cemaat yeri yapılmış ancak üstü düz olarak düzenlenerek içerdeki fevkani mahfil bu alanda dışarı doğru genişletilmiştir. Batı duvarında 1908 yılında meydana gelen sel sebebiyle caminin kısmen tahrip olduğu Tokat'lı Ahmet Lütfi Paşa tarafından tamir edildiği yazmaktadır.), Merdiven Sokağı (Tamamı merdiven olan bir sokak. Himalayalardaki Şaolin Tapınakları'na çıkar gibi. Çok yorgun olmasam basamak sayısını sayardım. Spor amaçlı kullanmaya kalkılsa dizleri perişan eder. Yoksa bir tırmanmada harika kalori yakılır.), Ishak-ı Zencani Hazretleri Türbesi, Saat Kulesi 1902 (Tokat) ilinin merkez ilçesinde) bulunan saat kulesi. II. Abdülhamid'in tahta çıkışının 25. yılı şerefine diktirilmiş saat kulelerindendir ve şehrin önemli simgelerinden birisidir. Hristo adlı ustaya yaptırılmıştır. 1902 yılında 3 katlı olarak yapılan Tokat Saat Kulesi 1915 yılında 1 kat daha eklenerek 33 metreye yüksekliğe ulaşmıştır. Kule kesme taştan yapılmıştır. Halkın yardımıyla, Mutasarrıf Bekir Paşa ve belediye reisi Mütevellioğlu Enver Bey tarafından yapılmıştır, Behzat semtinde kentin her yerinden görülebilecek şekilde yapılmıştır. Kule tek bir mekanizma üzerinde 4 kadranı çalışan ve her yarım saat ve saat başlarında iki dakika ara ile tam çalar durumdadır. Sesi kentin her yerinden çok rahat bir şekilde duyulmaktadır. Bu kule zamanın en büyük şahidi olarak biliniyor. Birçok yerde bulunan saat kuleleri çalışmaz haldeyken bu kule günümüzde çalışmaktadır. Son 25 yıldır Ahmet Unan isminde bir hayırsever, babadan kalma saatçilik mesleğini saat kulesinin altında sürmektedir. Ahmet Unan 8 günde bir 133 basamak merdiven çıkıp bacadan aşağıya doğru sarkıtılmış 2 halat ucundaki ağırlıklarla çalışan bu saati kuruyor. Saat terzisi hassas bir çubuk üzerinde durmakta ve bu çubuk 4 saati birden çalıştırıyor. Ufak bir terazi kaymasında saat bozulabiliyor o sebepten ötürü buraya Ahmet Unan dışında kimse giremiyor. Bu saat sessiz ve durulmuş şehri adeta hareketlendiriyor.), Tokat Mevlevihanesi 18.yy. (18. yüzyılda kurulan Mevlevi tekkesidir. 1638'de inşa edildikten sonra Sultan Abdülmecit döneminde yenilenen ahşap yapı, 19. yüzyıl Barok sanatın Anadolu'daki önemli örneklerinden birisidir. Behzat Deresi'nin geçtiği, Bey Sokak girişinde tarihi doku içinde yer alır. Günümüzde müze olarak kullanılmaktadır. I. Ahmet'in vezirlerinden Sülün Muslu Ağa tarafından 1638 yılında yaptırıldı. 1945 yılına kadar kadınlar hapishanesi, daha sonra kız Kur'an kursu olarak kullanıldı. 2005 yılında restorasyonu tamamlandı. Günümüzde müze olarak kullanılır. Mevlevihane'nin ana binasında semahane, derviş hücreleri, şeyh odası, meydan odası bulunmaktadır. Zemin katta "derviş odaları" olarak adlandırılan beş oda bulunmaktadır. Bunlardan "Şeyhin Kabul Odası" olarak bilinen baş oda haricindekiler, çeşitli hizmetlerin görüldüğü mekanlardır. Dışardan ahşap bir merdivenle ulaşılan üst kat yapıdan L şeklinde bir çıkma yapmıştır. Semahane kısmı zemin kat cephesine oldukça hakim bir vaziyettedir. Girişin iki yanında ayini izleyenler için ayrılmış kısım ve sazendelerin bulunduğu mahfil; girişin hemen karşısında ise alçı bir mihrap vardır. Semahanenin üstü ahşap sütunlarla taşınan kubbe ile örtülüdür. Kubbede ve yine bu katta batı tarafında yer alan odanın tavanındaki ahşap göbekler oyma tekniği işlenmiş bitkisel motiflerle bezenmiştir. Giriş kapısı kanatlarında da oyma tekniği kullanılarak yazılmış bir dua mevcuttur. Semahanenin doğusunda ara kat şeklinde organize edilmiş bir harem bölümü bulunur. Semahanenin bitişiğinde bulunan hamam ve arkasında bulunan konut Mevlevihane'nin müştemilatı durumundaydı. Günümüzde konut, müzenin bir parçası durumundadır. Hamam ise asıl işlevine uygun olarak kullanılmaya devam etmektedir.) Mahmut Paşa Cami 17.yy. (Mahmut Paşa Mahallesi'nde yer alan caminin kitabesi bulunmamaktadır. Camiye adını veren Mahmut Paşa ismine dayanarak yapı 17'nci yüzyıla tarihlenmektedir. Tarihte Tokat'ta yaşamış olan iki Mahmut Paşa'dan söz edilmektedir. Biri; Halep Beylerbeyliği de yapan ve 1616 yılında ölen Mahmut Paşa'dır. Diğeri ise 1681'de ölen Kemankeş Mahmut Paşa'dır.), Gazi Osman Paşa Plevne Müzesi, Atatürk Evi & Etnoğrafya Müzesi (Mustafa Kemal Atatürk, Milli Mücadele yıllarında ve Cumhuriyet Döneminde altı kez Tokat'ı ziyaret etmiş, ziyaretlerinden üç tanesinde Mustafa Vasfi SÜSOY'a ait bu evde konaklamıştır. Mustafa Vasfi SÜSOY(1876-1934); Atatürk'ün Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı sırasında Kurmay Subaylığını yapmış bir asker, Bandırma Vapuru'nda yanında bulunan silah arkadaşı ve Cumhuriyetle birlikte dört dönem Tokat Milletvekilliği yapmış, her zaman Atatürk'ün yakınında bulunmuş, çalışmalarını ve fikirlerini desteklemiş yakın çalışma arkadaşıdır. Atatürk'ün Tokat'ı ziyaretlerinde, her zaman kendi evinde evinde misafir etmiştir. Atatürk'ün Tokat'ı ilk ziyareti 26 Haziran 1919 tarihinde, Milli Mücadele yıllarında olmuştur. Silah arkadaşı Mustafa Vasfi SÜSOY'a ait bu evde bir gece kalmıştır. İkinci ziyaretleri 25 Eylül 1924 Perşembe günü, Latife Hanımla birlikte olmuştur. Atatürk ve Latife Hanım bu evde iki gece konaklamışlardır. Atatürk'ün Tokat'ı bir diğer ziyareti olan 19 Eylül 1928 Çarşamba günü, Tokat Hükümet Konağı Vilayet Meclis-i Umumi Salonunda memurlara ve halka yeni alfabe dersi verip, öğle yemeğini Mustafa Vasfi SÜSOY'a ait bu evde yedikten sonra Sivas'a hareket etmiştir. Tokat Atatürk Evi ve Etnografya Müzesi, il merkezi Devegörmez Mahallesi'nde bulunmaktadır.), Devegörmez Cami 19.yy. ( Kuzeyde yer alan çift kanatlı, sundurmalı kapıdan yapıya giriş yapılmaktadır. Esas ibadet mekânı kare plânlı, kubbelidir. Kubbe dört köşede tromplarla geçiş yapılan, sekizgen kasnak üzerine oturmaktadır. Kuzeyde kapalı, ahşap tavanlı son cemaat yeri bulunmaktadır. Son cemaat yerinin üzeri üst mahfille devam etmektedir. Tek şerefeli, kesme taş malzemeli, ince gövdeli minarenin pabuç kısmı kavislidir. Sivri külahla sonlanmaktadır. Ahşap-kerpiç malzeme ile inşa edilen camiyi altta kare, üstte dikdörtgen formlu pencereler aydınlatmaktadır. Orijinal olmayan mihrap ve ahşap minbere sahiptir. Süsleme yoktur. İbadete açıktır.),Taş Hıdırlık Köprüsü 1250 (Selçuklu padişahlarından Gıyaseddin Keyhüsrev'in üç yıl savaşmış üç oğlu İzzeddin, Rükneddin ve Alaaddin'i barıştırmak için yapılmıştır. 1250 yılında Selçuklular döneminde yapılan Hıdırlık Köprüsü bugün hala kullanılmaktadır. Doğu ve güney kervan yollarının kesiştiği noktadadır. Köprünün orta ayağı üzerindeki kitabe köşkünde, Selçuklu Sülüsü ile yazılmış özgün kitabesi bulunmaktadır. 5 adet sivri kemere sahip olan köprü, 117 metre uzunluğunda ve 6,90 metre genişliğindedir. 2020 yılında başlayan restorasyon uygulama çalışmaları kapsamında; köprünün özgün döşemesi açığa çıkarılmış ve her ayağında tonozlu hafifletme odacığı olduğu tespit edilmiştir. Tarihi Hıdırlık Köprüsü'nün restorasyon uygulama çalışmaları Genel Müdürlüğümüzce tamamlanmıştır.), Yeşilırmak, Tokat Şelale (Oğulbey), Tokat Polisevi (0356.2298465), Kemal Aşık Ormanı, Güzel Sanatlar Spor Lisesi Ormanı, Gıj Gıj Baba Türbesi, Şehir Ormanı, jandarma Hatıra Ormanı, Çalıca Yaylası (Sarıtarla), Erbaa Yayhıl Yaylası (Sarıtarla), Çalıca Yaylası (Sarıtarla), 48. Piyade Alayı Hatıra Ormanı, Komana (Komana Pontiki) Antik Kenti (Gümenek köyündeki Yeşilırmak Nehri kıyısında bulunan antik Pontus şehri. Yeşilırmak yanında kurulmuştur, merkezi konumu onu tercih edilen bir ticaret merkezi haline getirmişti. Şehirde, Ay Tanrıçası'na tapınılırdı. Bu tapınakta hizmet gören köle sayısı 6000 kişiden az değildi. İoannis Hrisostomos, Konstantinopolis'ten sürgüne Aladağlar'da bulunan Cocysus şehrine giderken burada ölmüştür. Komana'dan kalanlar, Tokatın) yedi kilometre uzağındaki Gümenek köyü yakınlarındadır. Komana Pontiki, Pontus bölgesinde (günümüzde Türkiye'nin bir parçası) yer alıyordu. 2009 yılında yer radarı kullanılarak yeri tespit edilmiş ve kısa süre sonra dış surlarda kazılara başlanmıştır. Ankara'da bulunan Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), kazıların kontrolünü üstlenmiştir. KARP - Komana Arkeolojik Araştırma Projesi kapsamında seçilen dört yerden üçünün şehir yerleşimi alanı olduğu ortaya çıktı. Dış şehir surlarından başlayarak her katman kaldırıldıkça, eserlerin yanı sıra iskelet kalıntıları da Osmanlı İmparatorluğu, Bizanslı Rumlar, Roma İmparatorluğu ve Yunanlıların varlığını ortaya çıkardı.Her sonraki katmanla birlikte, Asurluların, Hititlerin, Lidyalıların ve Kimmerlerin varlığına dair kanıtların doğrulanması umulmaktadır. Bu antik şehirde, Hitit döneminde Komana'da yaşayan kadınların kutsal fuhuş yaptığı düzenli festivaller düzenlenirdi. Pontus bölgesi, MÖ 281'de Pontus Kralı I. Mithridates)'in (Pers Mithridates Hanedanı) tahta çıkışıyla başlayarak, MÖ 63'te Pontus Kralı VI. Mithridates'in Romalı General Pompey tarafından Lycus Muharebesi'nde yenilgisine kadar Pontus Krallığı olarak kendi kendini yönetmiştir. VI. Mithridates, yakalandığında Roma'ya kafes içinde götürülmek yerine zehir içerek intihar etmeyi tercih eder. Pontus Kralı VI. Mithridates'in krallığının topraklarında yer alan Komana Pontiki, MÖ 323'te İskender'in ölümünden, MÖ 31'deki Aktium Muharebesi ile belirginleşen Roma İmparatorluğu'nun yükselişine ve ertesi yıl antik Mısır Ptolemaios Krallığı'nın fethine kadar olan antik Yunan (Hellen) tarihi ve Akdeniz tarihini kapsayan Helenistik dönemde faaliyet gösteren büyük bir tapınak devletiydi. Komana Pontiki, günümüzde Tokat) şehrinin hemen yakınında yer alır. Komana Pontiki'deki Hitit tapınağı tanrıça Ma'ya adanmıştı. Burayı coğrafyacı Strabon ve Jül Sezar ziyaret etmiştir. Mabed'in (tapınak alanı) etrafındaki geniş topraklar, Pontus Kralı tarafından tapınağa devredilmişti. Toprak işleniyor ve tapınak, bakımı için tüm geliri alıyordu. Tapınağa, çoğu Pers olan 6.000 serf (vassal/hizmetkar/köle) bakıyordu (Strabon 12.3.34). Komana Pontiki'nin yönetimi, Pontus Kralı'ndan sonra ikinci sırada gelen Baş Rahip tarafından sağlanıyordu. VI. Mithridates, Büyük İskender'in doğrudan soyundan geldiğini iddia ediyor ve Romalı Generaller Sulla, Lucullus ve Pompey'e karşı savaşmıştı. Strabon'a göre (12.3.32), Komana Pontiki tapınağı Kapadokya)'daki tapınağın bir kopyasıydı ve kutlama yöntemleri aynıydı. Komana'nın toprakları Pontus Kralları döneminde ve Roma İmparatorluğu boyunca genişledi. Roma'daki Pompey, tapınak topraklarına 2 schoenus veya 60 stadia) (11.100 metre) ekledi. Bunun sonucunda, şehrin alanı yaklaşık 4 km'lik bir çapa ulaştı (Magie 1950, 371, Wilson 1960, 229). Romalı imparatorlardan Sezar veya Antonius, Komana Tapınağı Rahiplerine dört schoenus daha (22.200 metre) değerli toprak verdi (Wilson 1960, 229). Bu yeni toprakların şehrin doğu, güney ve batı taraflarına eklenmiş olması muhtemeldir. Bu alanlar Zelitis ve Megalopolitis olarak bilinir. Kuzey tarafında ise Magnopolis) ve Neocaesareia şehirlerinin çok yakın olduğu ve bu nedenle sınırlı kaldığı varsayılabilir. Augustus döneminde şehrin alanının bölgedeki *civitas* (şehir devleti) büyüklüğüne ulaşacak kadar genişlediği bilinmektedir. Komana, M.S. 34-35 yıllarında Pontus'un Galaticus topraklarına katıldığında, Magnopolitic şehrin büyük olasılıkla Komana Pontiki'ye dahil edildiği düşünülmektedir (IGR III, 105; Waddington vd. 1904, 109). Şehir, Titus) dönemine (M.S. 39-81) kadar hem *Hierocaesareia* hem de Komana olarak biliniyordu (IGR III, 105,106). Tapınağın çöküşü Hristiyanlığın yayılmasını hızlandırdı. İsim, Komana Pontiki'den *Comana Pontica*'ya Romalılaştırıldı. Çevresindeki topraklar çok daha küçük ama merkezi bir yerleşim olan Daximon'a (günümüz Akçatarla) dahil edildi. Yaklaşık M.S. 310 yılında idam edilen Komanalı Basiliscus, Komana'nın piskoposuydu. Aziz İoannis Hrisostomos, M.S. 407 yılında Komana'da, Aziz Basiliscus kilisesine ait Presbyterium'da veya ruhban topluluğunda vefat etti. Tapınak devletinin ana tanrıçası Ma, resmî imparator Caligula döneminden beri sikkeler üzerinde yer almaktadır. Tapınağın mimari görüntüsü için elde bulunan tek veri, Caracalla, Septimius Severus ve daha sonraki Trajan dönemine ait sikkelerdir. Bu sikkeler üzerinde tetrastil (dört sütunlu) bir tapınak tasvir edilmiştir. Tokat) il merkezindeki Ali Paşa Camii)'nin yapımında kullanılan 8 gri sütunun tapınağa ait olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca Hollanda'nın Utrecht şehrindeki Ulu Camii&action=edit&redlink=1)'nde kullanılan sütun ve sütun başlıklarının da antik Komana şehrinden getirilmiş olması mümkündür. Strabon, Komana'yı İris Nehri üzerinde, Dazimonitis'ten (Kazova) yukarıda, *Dazimon* (Osmanlıca Dazmana, günümüzdeki Akçatarla, Turhal'ın 8 km KD'sunda) şehrinin adını taşıyan ovada konumlandırır. Anthony Bryer ve David Winfield), Bizans döneminde tarihi kayıtlardan kaybolan Komana'nın, Pers) ve Arap akınlarına karşı daha iyi koruma sağlayan bitişikteki Tokat alanına veya çevredeki bazı Hellenistik mezarlarla özdeşleştirdikleri ve Roma dönemi Komana'sının Helenistik öncüsü olarak gördükleri Dazimon'a taşınmış olması gerektiğini öne sürmüşlerdir. Ancak Dazimon ve Komana, Kazova ovasının zıt uçlarında yer alır (838'deki Dazimon Muharebesi'nin yapıldığı yer). Paul Wittek'in işaret ettiği gibi, Dazimon ve Tokat her ikisi de 13. yüzyılda İbn Bîbî tarafından anılırken, Komana 1347'de Komada (Κόμαδα) olarak ayrı olarak kaydedilmiştir. Komada adı, Hamdullah el-Müstevfî ve ʿAzīz b. Ārdaşir Āstarābādī'nin 14. yüzyıl eserlerinde ve 1919/20 gibi geç tarihlere ait yayınlarda belgelenmiş olan tarihi Türkçe formu *Qōmanāt*'a karşılık gelir (Tokat'ın *Dokeia*, geç antik *Eudocia*'dan türemesiyle karşılaştırın). Günümüzdeki Gümenek adı buradan gelmektedir. Komana, Gümenek köyünün hemen güneyinde, Yeşilırmak'ın (antik Iris) batı kıyısında, Tokat'ın 9 km kuzeydoğusunda, Niksar'a (antik Neokaisareia) giden yol üzerinde, doğal bir tepe üzerinde yer almaktadır (Proc.Pers.i.17.14). Bu büyük tepenin şehrin bulunduğu bölgedeki verimli ovaya hakim olduğu tepedeki duvar kalıntılarından tahmin edilmektedir. Bu küçük ve biçimsiz taşlardan oluşan duvarların, tapınak duvarının temelinin iç dolgusunu meydana getirmiş olabileceği düşünülmektedir. Tapınağın bugün kayıp olan bir köprüyle Yeşilırmak Nehri'nin karşı tarafına bağlı olduğu düşünülüyordu ve bu, 2004 yılı araştırmalarında köprünün su regülatöründe bulundu. Tepenin etrafındaki verimli topraklar, tapınak devletinin ekonomik yapısında önemli bir rol oynamış olmalıdır (Strabon 12.3.34). Maalesef, alan modern sulama kanalları ve yeni inşa edilen bir otoyol nedeniyle zarar görmüştür. Anderson Keşif Gezisi (1896--99); Temmuz 1899'un ikinci yarısında, İngiltere'deki Oxford Üniversitesi'nden Christ Church) Üyesi J. G. C. Anderson, Pontus'u gezerek Küçük Asya'nın orta ve doğu bölgelerini keşfetti. Pers Kralı I. Darius (yaklaşık MÖ 549--486) tarafından başlangıçta inşa edilen ve Pontus Krallığı'nın ortaya çıkışına kadar Romalılar tarafından bakımı yapılan, Pontus Dağları boyunca vadileri takip eden yollar boyunca kendilerini götüren antik Pers ve Roma haritaları kullanılarak detaylı topoğrafik haritalar oluşturuldu. VI. Mithridates'in ölümünden sonra bölge Roma ve Bizans kontrolüne girdi. Bizanslıların yenilgisi ve Konstantinopolis'in düşüşüyle, Osmanlı İmparatorluğu ele geçirene kadar Komnenos hanedanı altında Trabzon İmparatorluğu kuruldu. Romalıların bölgenin kontrolünü bırakmasından sonra yol bakımı neredeyse yok denecek kadar azdı. 1899'da Anderson, orijinal yolun çoğunun hala mevcut olduğu Pontus bölgesinde öküz arabasıyla seyahat etti. Kaleler, köprüler ve tapınakların olası görüldüğü yerleri tespit etti ve not aldı. Yol arkadaşı J. A. R. Munro, D. G. Hogarth ile birlikte "Küçük Asya'nın Doğusunda Modern ve Antik Yollar" (*Modern and Ancient Roads in eastern Asia Minor*) başlıklı bir kitap yayımladı; bu kitapta "Pontus'ta Yollar, Kraliyet ve Roma" (*Roads in Pontus, Royal and Roman*) üzerine bir bölüm bulunuyordu. Haritaları, orijinal yolların erozyon nedeniyle bazı farklılıklarla birlikte iki bin yıl sonra hala kullanılmakta olduğunu kanıtladı. Komana Pontiki'ye yaklaşık 15 mil uzaklıkta, Türkiye'nin Tokat iline bağlı Bizeri'de (günümüz Akbelen) bir Ermeni darphanesine rastladılar. Komana'daki koyu renk mermer ocağından olduğu belirlenen taşlar bol miktarda bulundu. Komana'da, Iris'i geçen bir köprünün yakınında bir höyük bulundu. Bir yazıt, buranın Komana olduğunu belirtmektedir.), Yeşilırmak Gümenek Piknik Alanı (Ballıdere), Gümenek Köprüsü, Nergis Ana Türbesi, Kurbantepe Festival Alanı (Şenköy), Hıdırönü Yaylası, Dedeli Yaylası (Çamlık), Güllüalaca Yaylası (Çamlık), Çağağzı Yaylası (Musalla), Çamdere Yaylası, Harami Yaylası (Fatih), Akbelen Göleti (Fatih), Boyalı Göleti (Binecek), Yakacık Yaylası (Yaylaevleri), Akbelen Yaylası (Fatih), Güllüğün Tepe, Sorhun Yaylası (Şehitler), Sokutaş Yaylası (Gölcük), Avlunlar Yaylası (Musalla), Erbaa Yayhıl Yaylası (Sarıtarla), Ese Yaylası (Musalla), Çılgınyurt Yaylası (Sarıtarla), Çalıca Yaylası (Sarıtarla), Akcabel Yaylası (Yaylada Yaylası), Nergis Ana Türbesi (Sırçalı), İkipınar Yaylası (Emirseyit), Bozatalan Yaylası (Emirseyit), Biskeni Yaylası (Yayladalı), Topçam Yaylası Mesire Alanı, Günevi Yaylası, Akbelen Yaylası, Çamağzı Yaylası (Akbelen), Gökçeyol Göleti, Eze Köyü Mesire Alanı, Gökçeyol Kemer Mesire Alanı, İşeri AquaPark (Geyras Mevki), Dereyaka (Miskincik) Harmangediği Yaylası (Dereyaka), Arapyurdu Yaylası (Dereyaka), Tokat Tahtoba Köyü Kervansarayı (Tahtuba), MADAS Pınarbaşı (Kabatepe), Hilal Gölü ve Gezi Alanı (Akın-Çamlıbel), (Beşören), Kervansaray Köyü Kilisesi (Kervansaray), Çamlıbel Kervansarayı (Karkın), Tarihi Çamlıbel Mescidi (Karkın), Delikkaya Mağarası (Karkıncık), Deliklikaya (Oyma Dağ) (Karkıncık), TBMM 100. Yıl Hatıra Ormanı (Kızılkaya), Güzelce Barajı, Dinar Irmağı (Çayören), Günçalı Yaylası (Çayören), Çayören İncesu Yaylası (Çayören), Beşören İncesu Yaylası (Beşören), Karaca Barajı (Semerci), Nebi Çamyazı Yaylası (Nebi)
Almus Baraj Gölü, Almus Barajı, Tokat Öğretmen Evi, Akarçay Büyük Yayla, Altun Dede Türbesi, Külhimmet Türbesi (Akarçay Görümlü), Keklik Pınarı (Çevreli), Yukarı Bedrenlik Mezrası (Çevreli), Demirözü Yaylası (Çevreli), Çevreli İnceboyun, Çatak Yaylası Mesire Alanı (Çevreli), Çalboynu, Becek Yaylası (Babaköy), Aydiğin Yaylası, Sarıçiçek Yaylası, Becek Yaylası (Kızılelma), Tokat Almus Babaköy Pelitli Yaylası (Babaköy), Elmalı Yaylası (Kızılelma), Karapınar Yaylası (Mescitköy), Dumanlı Yaylası (Mescitköy), Kızıldere Yaylası, Çilehane Köyü Yaylası, Çiftlikköy Yaylası, Tederi Piknik Alanı, Çaykıyı Yaylası, Dokuz Göz Asma Dağı (Bağtaşı), Bağtaşı Yaylası, Tekeli Yaylası, Tekeli Dağı
Artova Öğretmenevi (0356.6112411), Artova Barajı, Silisözü Deresi, Aktaş Köyü (498 yıllık nizami planlı alevi Türkmen köyü eski adı AYAZMA), Samruh Yaylası (Bayırlı), Heris (Bayırlı), Silisözü Deresi ve Göleti, Arpa Çukuru Yaylası (Evlideresi), Süleyman Deresi, Karasu Deresi ve Gölü, Boyunpınar Mağarası, Evliya Baba (Ulusulu), Cici Dere ve Gölü (Güzelbeyli), Mehmetçik Ormanı, Belpınar Gölü, Devretboğazı Deresi
Başçiftlik Kayak Yaylası, Hatipli Kasabası Yaylası, Gerdengeç Yaylası (Bozçalı), Işıklar (Maşala) Yaylası (Bozçalı), Çamlıoba Yaylası, Keltepe Yaylası (Mağdut Obası), Karabaş Yurdu Yaylası (Günlüce), Güdüklü Köyü Yaylası, Somun Tepesi
Silahdar Ömer Paşa Cami (Menderes), Kelkit Deresi, Yeşilırnak, Boğazkesen (Kale) Köprüsü, Park Vadi, Çardakbelen Şenlik Alanı (Erdemli), Düden Gölü (Gökal), Gökal Gökbel Yaylası (Gökal), Çandır Yaylası (Kırıkgüney), Kırınca Yaylası, Çerçe Yaylası (Şükür Köyü), Emeri Kalesi (Bağpınar), İbrahim Duman Göl Evi ve Korusu (Doğanyurt), Kilise Suyu (Çamdibi), Günebakan Seyir Balkonu, Kevgir Kalesi (Akgün-Kaleboynu)
Tarihi Talazan Köprüsü 13.yy. (Talazan kelime anlamıyla sağlam, güvenilir demektir Niksar'ın Buzköy köyünü Erbaa-Reşadiye yoluna bağlayan köy yolunda Kelkit Çayı üzerindedir. Erbaa-Reşadiye yoluna 1,5 km mesafededir. Kitabesi günümüze ulaşamadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamakla birlikte, yapı üslubundan ve bazı kaynaklardan 13. yüzyılın ilk yarısında inşa edildiği tahmin edilmektedir. Köprü kesme ve moloz taştan yapılmış olup sivri kemerlerden oluşan 8 açıklığı bulunmaktadır. Boyu 147 metre eni 10 metre yüksekliği 9 metredir. Duvar örgüleri arasındaki taş işçiliğinin farklılığından ötürü değişik zamanlarda onarıldığı anlaşılmaktadır. Köprünün ortasındaki en büyük kemer depremlerde yıkıldıktan sonra bu açıklık çelik kirişlerle birleştirilerek kullanılmaya devam edilmiştir. Tescilli tarihî eser statüsünde bulunan köprü 2010 -2012 yılları arasında Karayolları 7. Bölge Müdürlüğünce yürütülen restorasyon çalışması ile eski haline getirilmiş olup koruma altına alınmıştır.), Kelkit Çayı, Niksar Leylekli (Serpentine) Köprüsü, Arasta Cami, Çilhane Meydanı, Çilhane Köprüsü, Arasta Çarşısı, Yağıbasan Medresesi, Nizameddin Yağıbasan Türbesi, Niksar Kalesi, Taş Mektep, Melikgazi Türbesi, Kulak Tekkesi, Akyazı Kümbeti, Niksar Ulu Cami, Çanakçı Deresi, Taşköprü Parkı, Hüseyin Gazi'nin Mezarı, Sulu Göl, Dilim Kayalar (Gökçeli), Akpınar Yaylası (Gökçeli), Çamiçi Yaylası Niksar (Ardıçlı), Roma Arsenali, Eski Hamam Mevki, Işıklar (Maşala) Yaylası, Bilgili Yaylası, Özalan Yaylası, Cin Ahmet Yaylası, Eğricesu Yaylası (Gürçeşme Yaylası), Beyocağı Yaylası, Düz Dağ, Akgüney Şelalesi (Bozcaarmut), Gökçebayır Deresi, Boyraz Gülü Baba Türbesi, Yakınca Kalesi (20. yüzyıl başlarında Rum Ortodoks yerleşimi olan köy Lozan Antlaşması nihayetinde yapılan tehcir ile göç eden Rumlardan kalan yerlere civar köylerden göç eden Sünni Türkler yerleşmiştir. Köyün çevresinde 1939 Erzincan depreminde tamamen harap olmuş bir kilise yıkıntısı vardır. Daha önceleri köy iken 2013 yılında Gökçeli'ye mahalle olarak bağlanmıştırYakınca Köyü)
Tavukçu Köprüsü, Yeşilırmak, Mahperi Hatun Kervansarayı, Bilal Habeşi Cami, Sinan Paşa Cami, Seyyid Ali Cami, Kaz Gölü, Kaz Gölü Milli Parkı, Kaz Gölü Mesire Alanı, Ocaklı Şelalesi, Ballıca Mağarası Tabiat Parkı, Gamişlik Yaylası (Yeşildere)
Emir Şeyh Yakup Türbesi (Soğukpınar), Reşadiye Travertenleri, Reşadiye Termal Kaplıcaları, Kolcağız Cami, Kelkit Deresi, Selemen (Selimhan) Yaylası, Zinav Gölü Tabiat Parkı ve Kanyonu, Bozçalı Tavşan alanı Göleti (Bozçalı), Masala Piknik Alanı (Bozçalı), Gerdengeç Yaylası (Bozçalı), Bozçalı Tavşan Alanı Göleti, Taşlıca Köyü Yaylası, Güvendikköyü Yaylası, Çakraz Yaylası, Hebüllü ve Yaylası, Hebüllü Yaylası ve Göleti, Hebüllü Yaylası Mesire Alanı, Keteniği Yaylası, Hasanşeyh Kasabası Gündoğan Mahallesi, Yiğitetmangal (Hasanşeh Gölet), Dipsiz Göl (Baydarlı), Çağlayan (Patırdak) Şelalesi (Çakırlı), Deve Çayırları, Yanık Göl, Göl Çayırı, Melik Çayırı, Taş Tekne, Çağlayan Şelalesi (Kızılcaören), Arpa Yeri, Yukarı Turnalık, Yazlık Maşatlar, Tavara Yaylası, Keti Yaylası, Kurt Gölü (Kuzılcaören), Karanlık Dere, Batmış Yaylası (Çamlıkaya), Gedik Yaylası (Çamlıkaya)
Sebastopolis Ören Yeri, Taş Eserler Mozaik Müzesi, Çekerek Deresi, Dutlu Köşk, Engin'in Şiir Dergahı (Bayazıt)
Panorama Erenli, Mahmut Dede Türbesi, Aziz Baba Türbesi, Gazi Baba Türbesi (Sarıkaya), Hayder Yaylası (Kuytul), Deli Çay, Üçyol Köyü Gölet, Gülin Deresi, Ortaalan Yaylası (Yazıtepe), Bahçecik Yaylası (Yazıtepe Köyü), Necip Köyü Yaylası, Koçak Yaylası (Karkın), Bidevi Yurdu
Yeşilyurt Belediyesi Yeşil Park, Çekerek Çayı, Sarıhamza Deresi ve Gölü, Damlalı Köyü Torunun Pınar, Karacaören Köyü ve Gölü, Çaydere Deresi ve Gölü (Ekinli), Etne Hasan Türbesi (Sekücek)
Zile Kalesi (Kalenin içi araştırıldığında çevrede Roma ve Bizans dönemlerinden kalma mimari parçalar ve kitabeler bulunmuştur. Bu eserlerden yola çıkılarak bu kalenin Milattan Sonra 1. yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Akropol özelliği taşıyan kalenin hangi dönemde ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, sur duvarlarındaki yükselti farklılıkları, kulelerin biçimleri ve duvar örgüsündeki çeşitlilik, yapının farklı dönemlerde onarımlar ve eklemelerle uzun süre kullanıldığını göstermektedir. Eskiden Kolhis Kralı Mithridatis) adında birinin burayı şato olarak kullandığı ve aynı zamanda buranın altından geçitlerin geçtiği ve askeri amaçlarla da kullanıldığı rivayet edilir. Kale kesme ve moloz taştan yapılmış olup duvarları çeşitli yuvarlak burçlar ile de güçlendirilmiştir. Kalenin bir burcu üzerine 1336'da inşa edilen minareye Ziya Paşa tarafından 1875 yılında eklettirilen saat ile oluşan kulenin saati günümüze kadar gelememiştir. Kalenin eskimiş olan su sarnıçları ise günümüzde belediye tarafından restore edilerek açılmıştır. Kalenin kuzeydoğu tarafına inşa edilmiş ufak bir antik tiyatro alanı bulunmaktadır. Ünlü komutan Jül Sezar'ın katıldığı bir savaş sonrası Zile kalesinde "Veni Vidi Vici" (Geldim Gördüm Yendim) sözünü söylemiş olduğu ise diğer rivayetler arasındadır. Ayrıca Kale'de 41 milyon yıllık ağaç fosilleri sergilenmektedir.), Zile Kent Müzesi (Zile Kalesi'nin giriş kısmında yer alan eski kışla binasında hizmet vermektedir. 2022 yılında ziyarete açılan müze, Veni Vidi Vici Kent Müzesi olarak da bilinmektedir. Müzenin adı, Roma İmparatoru Sezar'ın Zela Savaşı (MÖ 47) sonrasında, galibiyetinin ifadesi olarak taş bir sütuna yazdırdığı ve "geldim, gördüm, yendim" anlamına gelen "veni, vidi, vici" sözünden gelmektedir Yaklaşık 900 metrekarelik bir alanda hizmet veren müzede, Roma döneminden Osmanlı dönemine kadar geniş bir tarihsel yelpazede Zile'nin coğrafi, kültürel, sosyal ve ekonomik zenginliklerine yer verilmiştir. Vitrin, duvar, stant üzeri veya yere konumlandırılan eserler; çeşitli dekorların içinde, kostüm, fotoğraf, maket, manken ve balmumu heykellerin yardımıyla sergilenmektedir, Yörenin geleneksel el sanatları, mutfağı ve ev yaşamına dair objeler; tarihi Zile evlerinin ve camilerin maketleri, tarihi "Zile Panayırı"nın minyatür ölçülerdeki canlandırması ve Sezar'ın tam boy heykeli, müzedeki dikkat çekici eserlerden bazılarıdır. Müzede ayrıca kağnılar, savaş topları, at arabaları, top arabaları ve tablolar ile geleneksel kıyafetler, sandıklar, müzik aletleri, beşikler, semaverler, bakır ve taş objeler gibi gündelik yaşamın parçası olan çok sayıda değişik eser teşhir edilmektedir. Kent Müzesi'nin avlusunda da mezar taşı, lahit ve eski bir itfaiye aracı gibi eserleri görmek mümkündür.), Zile Kalesi Sarnıcı, Ulu Cami 1614 (Hicri 665 Miladi 1266 veya 1267 senesinde yaptırılmış, Nasuh Paşa'nın Zile voyvodalığı esnasında (1611-1614) sağladığı maddi yardımla onarılmıştır. Zaman içerisinde harap olan ilk yapı 1906 yılında yıktırılarak ikinci bir yapı yaptırılmıştır), Zile Antik Tiyatro (5 bin yıllık höyük üzerinde kurulu Zile Kalesi Bu Anzilya daha sonra antik çağda Zera olarak karşımıza çıkmaktadır. Zera'dan sonra günümüzde Zile'ye dönüşmüştür. Dolaysıyla Anzilya'dan Zile'ye uzanan çok önemli tarihe ev sahipliği yaptığını görüyoruz. Zile Kalesi'nin surlarının kuzey doğusunda kayalar oyularak yapılmış bir antik tiyatro söz konusu. Bu antik tiyatro Tokat'taki tek antik tiyatro olması özelliği ile önem kazanmaktadır. Bununla birlikte Karadeniz Bölgesi'nin de sayılı antik tiyatrolardan bir tanesidir. Kayalara oyularak yapılmış bu antik tiyatronun bir kısmı gün yüzündedir. Bir kısmı ise toprağın altındadır. İleride yapılacak arkeolojik kazılarla ülke ekonomisine katkı sağlayacaktır. Kayalara oyulmuş olması bu antik tiyatroyu Türkiye'deki tiyatrolar arasında önemli ve özel kılıyor. Çünkü kayalara oyulmuş örnekleri çok fazla görülmemiştir." Zile Kalesi'nin çevre düzenlemesi yapılıyor Roma İmparatorluğu'nun en etkili askeri ve politik liderlerinden biri olan Jul Sezar'ın unutulmaz sözü "veni, vidi, vici" yi kaleme aldığı Zile Kalesi, dünya tarihinin en önemli noktalarından biridir. Zile Kalesi ve çevre düzenlemesi için Tokat Valiliği ve Tokat İl Özel İdaresi ortaklığı ile 1 Milyon 200 bin Türk Lira bütçeli proje gerçekleştiriliyor. Kale içinde bulunan saat kulesi ve su sarnıcı Tokat Belediyesi'nin çalışmaları ile onarılmıştır. Henüz kazısı bitmemiştir. Kale'nin etrafında daha büyük bir şehir yerleşimi olduğunu göstermesi açısından önemlidir.), Alacamescit Cami, Davunlu Dede Türbesi, Zile Antik Tiyatro, Elbasoğlu Cami 1801 (Caminin giriş kapısında yer alan kitabesine göre 1800-1801 yılında Elbaşoğlu Ahmet Ağa tarafından yaptırılmıştır. Caminin girişi kuzey duvarı ortasına yakın bir yerde yer almaktadır. Cami, ahşap yapılıdır. Aynı zamanda cami kesme taştan yapılmıştır. Yapımında çivi kullanılmamıştır. Anadolu'da çivisiz inşa edilen camilerden biri olma özelliğini taşımaktadır. Yapı dört cephelidir. Kuzey batı köşesinde tek şerefeli bir minaresi yer almaktadır. Toplamda 22 penceresi vardır. Caminin üzeri kiremit kaplıdır. Caminin beden duvarları kesme taşın yanı sıra moloz taşla da inşa edilmiştir. Yarım daire şeklinde nişli mermer bir mihraba ve ahşap bir minbere sahip olma özelliği taşımaktadır. Caminin minberi oldukça sade bir özellik göstermektedir. Mihrabın taç kısmı barok tarzında işlenmiştir. Yine caminin mihrabında renkli mermerler kullanılmıştır. Elbaşoğlu Ahmet Ağa camiye bir Hatıra Defteri bırakmıştır. Duvarlarda kullanılan bitkisel motifli kalem işi süslemelere rastlanmaktadır. Caminin yapımında mekanda yer alan sekizgen bir göbekten görüldüğü üzere oyma tekniği kullanılmıştır. 2011 yılında ustalar tarafından yapılan basit onarım sırasında tesadüf eseri yağlı boyaların 3 milim şeklinde düştüğüne rastlanmıştır. Boyalar düştükten sonra muazzam bir işlemenin yanı sıra kök boya bezemelerinin ortaya çıktığı görülmüştür. Sonrasında kurula ihbar edilerek onarım durdurulmuş ve Vakıflar Genel Müdürlüğünce yeniden ahşap kısımlar kazılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü, camiyi büyük bir özenle restore etmiş, kalem işçiliği ihale etmişlerdir. Aynı zamanda tavandan bir Fetih Suresinin çıktığına rastlanmıştır. Camii, Vakıflar Genel Müdürlüğünün en nadide eserlerinden biri olma özelliğini taşımasının yanı sıra, dönemin en zengin örneklerinden birisidir.), Kubbe Cami (Tokat'taki Kubbe Cami, Osmanlı dönemine ait önemli bir ibadethanedir. Yapım yılı ve mimari özellikleri hakkında detaylı bilgiler, bölgedeki tarih araştırmaları ve arşivler aracılığıyla günümüze ulaşmıştır. Cami, genellikle 16. yüzyıl Osmanlı mimarisinin izlerini taşımakta olup, zengin detayları ve dayanıklı yapısıyla bölgenin dini hayatında merkezi bir rol üstlenmiştir. Tarih boyunca farklı dönemlerde çeşitli restorasyon ve onarımlar geçiren Kubbe Cami, günümüzde bölge halkı ve ziyaretçiler tarafından aktif olarak kullanılmaktadır. Tokat'taki Kubbe Cami, geleneksel Osmanlı cami mimarisinin tipik özelliklerini taşımaktadır. Cami, büyük ve görkemli bir kubbe ile taçlandırılmış olup, bu kubbe yapıya estetik bir görünüm sağlar. Ayrıca, minareleri ve iç avlusu ile uyum içinde tasarlanmış olan yapının mimarisi şu temel özellikleri içerir:
Ana kubbe, merkezi plan düzenine sahip olup, iç mekânda geniş ve ferah bir ibadet alanı sunar.
Camiye karakteristik bir görünüm kazandıran yüksek ve ince minareler, genellikle tek veya çift olarak tasarlanmıştır.
Osmanlı tarzı hat ve kalem işleri, renkli seramikler ve ahşap oymalar ile süslenmiş iç dekorasyon detayları bulunur.
Taş ve tuğla kullanımıyla yapılmış olan Kubbe Cami, dayanıklı ve uzun ömürlü malzemelerle inşa edilmiştir.
İnşa süreci ve mimarisi hakkında detaylı bilgiler, bölgedeki arkeolojik ve mimari araştırmalar sayesinde günümüzde de incelenmektedir. Cami, genellikle dikdörtgen planlı olup, iç avlusu ve avlusuna açılan kapılarıyla zengin bir düzen sağlar. Ayrıca, iç avlusu ve avlusuna yakın bölümlerde bulunan şadırvanlar ve taş malzemeler, bölgesel mimari özellikleri yansıtmaktadır. Tokat'taki Kubbe Cami, günümüzde aktif olarak ibadete açık olup, bölge halkı ve ziyaretçiler tarafından yoğun ilgi görmektedir. Ayrıca, tarihi ve mimari değerleri korunması amacıyla çeşitli restorasyon ve bakım çalışmalarına tabi tutulmaktadır. Bu çalışmalar sayesinde, caminin özgün mimari yapısı ve estetik değerleri gelecek nesillere aktarılmaktadır. Restorasyonlardaki temel amaç, yapının dayanıklılığını arttırmak ve tarihi dokusunu koruyarak, modern ihtiyaçlara cevap vermektir.), Şeyh Ethem Efendi Cami-Bayezid Cami (Zile ilçe merkezinde Şeyh Ethem Çelebi Sokakta yer alan cami, Bayezid Cami adıyla bilinmektedir. Cami mimarisi ve mihrap süslemeleriyle 19.yy Osmanlı özellikleri göstermektedir. Kare planlı, düz dam örtülü camiye kuzey cephede yer alan bir kapıyla girilmektdir. Doğu, batı ve güney cephelerden mazgal pencerelerle aydınlatılan harimin kuzeyinde ahşap kadınlar mahfili yer almaktadır. Alçı mihrap yoğun bitkisel bezemelerle süslüdür. Ahşap minber ise sadedir. Kuzeybatı köşede ise silindirik gövdeli, tek şerefeli minare bulunmaktadır. Caminin kuzeydoğusunda Şeyh Ethem Türbesi yer alır. Kare planlı, pandantif geçişli kubbeyle örtülü türbe, batı ve kuzey yönlerden ahşap örtülü bir revakla çevrilmiştir. İçinde altı adet sanduka bulunan türbede kubbe içi, pandantifler ve duvar yüzeyleri kalemişiyle bezenmiştir. Duvarlarda Kabe tasviri ve manzara tasvirleri betimlenmiştir. Pandantiflerdeki şemse motifleri içine dört halifenin isimleri yazılmıştır.), Yavuz Selim Meydanı, Şeyh Ali Cami, Muharrem Efendi Ziyaret Türbesi, Pervane Baba Türbesi (Yıldıztepe), Kurucak Deresi, Boztepe Barajı, Kuşdenir Deresi, Evrenköy Göleti, Gençler Konağı (Zile'de iki Safranbolu olacak kadar; 3500 e yakın tarihi Türk evi vardır. Anadolu'da tarihi doku anlamında bozulmamış tarihi sokak dokusuna sahip, özgün mimari ve işlemeli ahşap doğramalarıyla geleneksel mimarinin en güzel örnekleri olan, 300 yıllık Zile evlerini bünyesinde bulunduran Amasya Caddesi'ni ve diğer cadde sokaklarını görüp, tarihi dokunun oluşturduğu atmosferi koklamadıysanız ve bu zengin sivil mimari yapıları henüz fotoğraflamadıysanız en güzel Türk evlerini henüz görmemişsiniz demektir. Zile sokaklarını gezerken kendinizi adeta bir Osmanlı sokağında hissedebilirsiniz. Bu tarihi dokuya yeniden hayat verme çalışmaları bugün de devam ediyor. Osmanlı'dan beri günümüze kadar korunagelmiş bu evler, yenilenerek, 0 eski imrenilen gelenekler bu evlerde can bulabilecek, asırlık ve doyurucu kültür birikimleri yeni nesillere ve gezginlerle buluşturulabilecektir. Şimdilerde "adı var dünyası yok mahalleler" e inat bu yaşlı mahallelerdeki "ölümsüz evler" geleneksel şehir hayatımızın birer kültür mirası olarak modern kent yaşamındaki yerine, Zile düşkünlerinin çabalarıyla er geç alacaktır. İlçe merkezinde bulunan çok sayıda tescilli yapı ve tarihi doku yer almaktadır. OKA ve Zile Belediyesi işbirliğiyle yapılan Tarihi Sokaklarda Sağlıklaştırma ve Restorasyon Çalışmaları devam etmektedir. Dört sokakta yer alan toplam 141 tarihi evin restorasyonu yapılmaktadır.-Hacımehmet), Küçük Özlü Köyü Çanakçı Mezrası (Üçkaya), Çanakçı Mezrası, Çal Dede Türbesi (Alıçözü), Göyneksiz Dede Türbesi (Kozdere), Çererek Deresi, Veli Baba Türbesi (Acısu), Hacıbüz Köprüsü (Yücepınar), Rüstem Baba Türbesi (Karşıpınar), Kaygusuz Abdal, Kırkbudak Ağacı (Kepez Köyü), Karaahmet Yaylası (Olukman), Kozluca Yaylası (Kireçli), Dikmen Dede Türbesi (Yaylayolu), Kırkbudak Ağacı-Şeyh Ahmet Çamlığı (Kepez), Hüseyin Gazi Tepesi, Ağbaba Zile (Şeyhali), Hicip Deresi, Pervane Baba Türbesi (Yıldıztepe), Kurucuy Çayı, Boztepe Barajı, Devretboğazı Deresi, Belpınar Barajı, Belpınar Köyü, Hocabeden Türbesi Ziyaret Yeri Çakırcalı Köyü, Kospınar Yaylası (Çakırcalı), Kastavur Deresi, İmam Ali Tepesi (Karabalçık), Deveci Dağları Etekleri, Güzelbeyli Köyü Baraj Parkı (Silis), Yaylakent Köyü Yaylası, Sapoğlu Deresi