34

İstanbul

Marmara Bölgesi

📍 Adalar

BÜYÜKADA; İskele Meydanı, Büyükada Meydan, Atatürk Meydanı, Büyükada-Atatürk'ün Heykeli, Büyükada Mini Park ve Deniz, Çankaya Meydanı, Mizzi Köşkü, İBB Taş Mektep, Troçki'nin Evi, Con Paşa Köşkü, Agasi Efendi Köşkü, Büyükada İsa Tepesi, Aşıklar Yolu Spor Alanı, Kaya/Manzara, İsa Rum Manastırı, Büyükada Rum Yetimhanesi, Kelali Seyir Terası, Büyükada Ecotourism Alanı, Ayayorgi Yokuşu, Büyükada Manzara Noktası, Hagios Georgios Koudounas Kilisesi, Aya Yorgi Rum Ortodoks Kilisesi, Küçük Yunan Ortodoks Katedrali, Yücetepe Restoran&Kafe, Seven Tepesi Manzarası, Hüseyin The Babo Seyir Tepesi, Nizam Plajı, Dilburnu Tabiat Parkı, Aşıklar Tepesi Mesire Alanı, Yörükali Plajı, The Roof Ada Beach, Manzara Noktası, Fethi Okyar Köşkü, Kireç Fırını, Halik Koyu Aile Plajı, Büyükadadaki Güneş Batışını En İyi İzleme Noktası, Viranbağ Plajı, Ortaç Koyu, Büyükada Kurşunburnu Şehitler Ormanı, Büyükada Kurşunburnu, Dağlık Trekking Alanı, Beltur Plajı, İBB Büyükada Halk Plajı, Büyükada Tabiat Parkı, Ank'Ada Ayanikola Plaj Kulübü, Aya Nikola Rum Manastırı (Maden), Aya Nicola Beach/Aya Nikola Plajı, Adalar Müzesi, Reşat Nuri Güntekin Evi, Kestirme Yolu Spor Alanı, Sahip Paşa Köşkü (Dudaktan Kalbe Dizisi), İBB İzzet Orbay Parkı, Sabuncakis Köşkü, Büyükada Su Sporları Kulübü Yüzme Havuzu, Kumsal Cami, İBB Balıkçı Barınağı Sahil Parkı, Horoz Reis Parkı, Büyükada Hesed Leavraam Sinagogu, Rum Kilisesi, Büyükada Edebiyat Müze Kütüphanesi, Dünya Sanat Atölyesi, Hamidiye Cami, İBB Aydoğdu Parkı, Şakir Paşa Köşkü, San Pacifico Latin Katolik Kilisesi, Büyükada Ermeni Katolik Kilisesi, SEDEF ADASI; İskele, Elio Sedef Restoran, Sedef Adası Plajı, BALIKÇI ADASI; Süleyman Karacadağ Hatıra Ormanı Yürüyüş Alanı, HEYBELİADA; İskelesi, Deniz Harp Okulu ve Lisesi Yerleşkesi, Aya Nikola Rum Ortodoks Kilisesi, Bet Yaakov Sinagogu, Heybeliada Pazar Meydanı, Heybeliada Değirmen Burnu Mesire Yeri, Private Swim, Değirmenburnu Tabiat Parkı, Değirmenburnu Plajı, Eski Un Değirmeni, Boğazın Efendileri, Heybeliada Su Sporları Kulübü, Aqua Green Beach Heybeliada, Cevahir Aqua Beach, Ayatriada Manastırı, Rum Kilisesi, Abbas Paşa Köşkü, İnönü Evi Müzesi, Heybeliada Cami, Hüseyin Rahmi Gürpınar Müzesi, Rus Esirler Anıtı, Deniz Harp Okulu Yukarı Yerleşkesi, Liz Alvarado Beach, Güneş Batımı İzleme Noktası, Alman Koyu, Alman Plajı, Uçurum Manzara, Terki Dünya Manastırı Rum Ortodoks Kilisesi, Cliff Of Mazur Doğa Koruma Alanı, Çam Limanı Plajı, Nirvana Beach Club&Cafe, Ada Beach Club, Eski Sanatoryum, Heybeliada Burak Tesisleri, Kangelaris Ailesi Anıt Mezarı-Süslü Mezar, Dz.K.K.lığı Şafak Sosyal Tesisleri, Değirmen Tepesi Kutrulomilo, Heybeliada Manzara, Bahriye Çeşmesi Parkı, İBB Şehit Atilla Altıkat Parkı Yeşil Alan, Şehit Bnb. Metin Sülüş Parkı, KAŞIK ADASI; Kanat Yürüyüş Yolu, Kaşık Adası Sahili, BURGAZADA; İskele, Aya Yani Kilisesi, Saik Faik Abasıyanık Müzesi, Burgazada Cami, Çamakya Aile Plajı, Aya Yorgi Karipi Manastırı, Rum Vakıf Evleri, Burgazada Cennet Bahçesi Etkinlik Alanı, Mimi Koy, Burgazada Düşler Sahili Plajı ve Kamp Alanı, Aşıklar Manzarası Yürüyüş Alanı, Madam Marta Koyu, Manzara Noktası, Burgazada Ahırları, Levent Lavi Kovos Korusu, Kalpazankaya Plaj&Bistro, Kalpazankaya Plajı, Kilise ve Kalıntılar, Top of the Island Yürüyüş Alanı, Manzara Noktası, Adalar Trekking Parkuru, Marzara 1, Burgazada Halk Plajı, KINALIADA; İskele, Prens Adaları Sahil, Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi, Kınalıada Kilisesi, Kınalıada Port Beach, Kınalıada Maviyeşil Beach, More Beach Kınalı Ada, Kınalı Ada Su Sporları Kulübü, Orsa Cafe-Kumlu Plajı, Seyir Parkı, Baranna İskelesi, Wilde Beach, BUDO Sporları Gençlik ve Spor Kulübü Milli Takım Kamp Merkezi, Ülker Plajı, Kınalıada Halk Plajı, Noya Beach, Kamo Beach Club, Aya Fortini Ayazması, Manzara Noktası, Günbatımı İzleme Noktası, Onur Yeri, Poyraz Cafe Barbekü Alanı, Çıkarma iskelesi, Jarden Gazino, İBB Lefter Saha Yanı Spor Alanı, Teos Kınalıada Beach&Restorant, Asil Han Plajı, Ayka Beach, Onur Beach, YASSIADA (Demokrasi ve Özgürlük Adası); Yassıada Müze, Fatin Rüştü Zorlu Cami, Adnan Menderes Müzesi, Demokrasi ve Özgürlükler Müzesi, 27 Mayıs Müzesi, Bizans Sarnıcı, Henry Bulwen Şatosu, Yassıada Feneri, SİVRİ ADA; Talha Aslan Dağı, Arek Yardım Dağı

📍 Arnavutköy

Bunker Balaban, Durugöl, Durugöl Çayı, Dürüstlük Çayı Yürüyüş Alanı, Balaban Sahil Alanı, Fade Plajı (Balaban), Durusugöl, Durusu Terkos Tekne Turu Balık Avı, İstanbul Su Medeniyetleri Müzesi (Terkos), Havuzlu Park (Terkos), Yeniköy Plajı, Karaburun Plajı, Karaburun Halk Plajı, Kara Burun Plajı, Kayalık İskelesi, Karaburun Liman, Karaburun Cam Teras, Karaburun Aktivite Deniz Feneri, Lanterne Tepesi, Laterne Tepesi, Karaburun Sahili Halk Plajı, Yako Plajı, Şamlar Tabiat Parkı (Hacımaşlı), Kayabaşı Şamlar Milli Parkı, Kayabaşı Piknik Alanı, Kamp Alanı, Sazlıdere Barajı, Sazlıbosna Parsı, Sazlıbosna Gölü, Arnavutköy Şehir Parkı, Osmanlı Cami, Halk Gölü Yürüyüş Alanı (Mavigöl), Mavi Göl (Bolluca), Bolluca İhsaniye Gölü Yürüyüş Alanı, İmrahor Göleti, Orman Bakanlığı İmrahor Mesire Alanı, İmrahor Gençlik Kampı, Leylanın Kamp Alanı (İmrahor Göleti)

📍 Ataşehir

📍 Avcılar

📍 Bağcılar

📍 Bahçelievler

📍 Bakırköy

📍 Başakşehir

📍 Bayrampaşa

📍 Beşiktaş

Beşiktaş Meydanı, Barbaros Meydanı, Barbaros Hayrettin Paşa Heykeli, Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi, Deniz Müzesi Komutanlığı, Milli Saraylar Deposu, Resim Müzesi, Dolmabahçe Sarayı, Dolmabahçe Saat Kulesi, İBB İtfaiye Müzesi, Kedi Müzesi, Yıldız Parkı, Cihannuma Kasrı, Yıldız Hasbahçe, Yıldız Sarayı Marazgozhanesi, Yıldız Sarayı Kütüphanesi (Yıldız Sarayı'nın en dikkat çekici yapılarından biri olan Yıldız Sarayı Kütüphanesi, 19. yüzyıl sonlarında Sultan II. Abdülhamid tarafından inşa ettirilmiş olup, hem mimari hem de iç düzenleme bakımından saray kompleksinin en özgün bölümlerinden biridir. Kütüphane, Şale Köşkü'nün hemen doğusunda, sarayın entelektüel ve bürokratik yaşamının merkezi olacak şekilde konumlandırılmıştır. İnşa tarzı, dönemin Osmanlı eklektizmini yansıtan neoklasik ve oryantalist öğelerin bir arada kullanıldığı bir düzen sunar. Dış cephesi sade olmakla birlikte, iç mekânı son derece zengin bir estetik karkas üzerine kuruludur. Tavanlarda kalemişi süslemeler, duvar yüzeylerinde ahşap yüklük sistemleri ve pencerelerde renkli cam kullanımı, yapıya hem hafif hem de sıcak bir atmosfer kazandırır. Kütüphanenin iç düzeni, özel tasarlanmıştır. Salon, çevresini tamamen saran yerleşik ahşap kitaplıklarla donatılmıştır; bu kitaplıklar Avrupa kütüphanelerinden esinlenerek iki katlı ve galeri sistemlidir. Üst kata çıkan döner merdivenler, çalışma masaları, okuma kürsüleri ve özel yazışmalar için ayrılmış çalışma köşeleri, mekânın hem estetik hem işlevsel düzenini tanımlar. Koleksiyonunda, Abdülhamid'in özel olarak toplattığı çok sayıda coğrafya, tarih, diplomasi, fen ve sanat kitabı bulunuyordu. Ayrıca sarayın yazışma kayıtları, Yıldız Evrakı'nın bir bölümü ve padişahın istihbarat raporları burada muhafaza edilmiştir. Bu yönüyle kütüphane yalnızca saray üyeleri için bir okuma salonu değil, aynı zamanda devlet idaresinin bilgi merkezlerinden biri olarak görev yapmıştır. Kütüphane, hem padişahın kişisel çalışma ortamı hem de saray bürokrasisinin belgeleri taradığı bir arşiv mekânı işlevi görmüştür. Günümüzde yapı, aslına uygun biçimde restore edilmiş olup, ziyaret edilebilen bölümleri Osmanlı'nın geç dönem kütüphane kültürünü gösteren nadir örnekler arasında yer almaktadır. Yıldız Sarayı Kütüphanesi; aydınlatma tekniği, ahşap işçiliği, mekânın bütünsel kompozisyonu ve korunmuş arşiv düzeni ile 19. yüzyıl İstanbul saray mimarisinin en rafine yapılarından biri olarak kabul edilir), Yıldız Sarayı (İlk kez Sultan III. Selim'in (1789-1807) annesi Mihrişah Sultan için yaptırılmış, özellikle Osmanlı padişahı II. Abdülhamid (1876-1909) döneminde Osmanlı Devleti'nin ana sarayı olarak kullanılmış olan saraydır. Günümüzde Beşiktaş ilçesinde yer alır. Dolmabahçe Sarayı gibi tek bir yapı hâlinde değil, Marmara Denizi sahilinden başlayarak kuzeybatıya doğru yükselip sırt çizgisine kadar tüm yamacı kaplayan bir bahçe ve koruluk içine yerleşmiş saraylar, köşkler, yönetim, koruma, servis yapıları ve parklar bütünüdür. Türkiye'deki Dünya Mirasları geçici listesine dâhildir. 2024 yılında müze olarak ziyarete açılmıştır. Bu bölge I. Süleyman döneminden (1520-1566) başlayarak padişahlar için bir avlanma yeri olmuştur. Saray arazisi ile ne oranda örtüştüğü kesin olarak bilinmese de "Civan Kapucıbaşı Bahçesi", "Kazancıoğlu Bahçesi" adını taşıyan bahçe ve koruluklar büyük olasılıkla Yıldız Sarayı arazisini de içermekteydi. Bu bahçeler I. Ahmed döneminde (1603-1617) padişah bahçeleri arasına katıldı. Yıldız Sarayı'nın bulunduğu bölge, 17. ve 18. yüzyıllarda çeşitli padişahların av ve dinlenme alanı olarak kullanılıyordu. III. Ahmed ve I. Mahmud dönemlerinde bölgede küçük köşkler bulunmasına rağmen, saray kompleksinin temelleri esas olarak Sultan III. Selim tarafından atıldı. Bundan sonra bölgeye değişik zamanlarda, gereksinim oldukça birçok yapı eklenmiştir. Devrinin en özenle yapılmış yapıları arasında sayılabilecek olan bu yerler, burayı yapı bakımından bir yaşam alanı haline getirmiştir. II. Abdülhamid'in 1876'da iki devrime sahne olan Dolmabahçe Sarayı'nı duygusal nedenlerle terkederek daha korunaklı olan Yıldız'a çekildiği anlatılır. Bu dönemde Yıldız siyasi yönetimin ana odağı haline gelmiş, hükûmet biriminin bulunduğu ve Tanzimat döneminde siyasi yaşamın asıl eksenini oluşturan Bab-ı Ali'yi gölgede bırakmıştır.[^[6]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Y%C4%B1ld%C4%B1z_Saray%C4%B1#cite_note-eldem3-6) 1882'de Mithat Paşa ve Mahmud Celaleddin Paşa)'nın idamını buyruk eden saray mahkemesi Yıldız Sarayında gerçekleşmiş ve bu nedenle Yıldız Mahkemesi adını kazanmıştır. Bu tarihten sonra Yıldız Sarayı, II. Abdülhamid'in yönetimine istinaden bir korku ve dalavere merkezi olarak ünlenmiş ve bir dönem "yıldız" sözcüğünün Osmanlı basınında kullanımı, siyasi çağrışımları olabileceği gerekçesiyle, II. Abdülhamid'in sansür idaresi tarafından engellenmiştir. Sultan Abdülhamid'in 1909 yılında 31 Mart Vakası'ndan sonra tahttan indirilmesi üzerine saray bir halk kalabalığı tarafından yağmalanmış ve kısmen yakılmıştır. Bu yağmalama eylemi sırasında, Abdülhamid'e bildiri vermiş veya polis ajanı olarak çalışmış olan kişilerin kendilerine ait belgeleri arayarak yok etmeye çalıştıkları anlatılır. 2019 yılında başlayan restorasyon çalışması, 2024'te tamamlanmıştır.Yıldız Sarayı'nın mimarisi, 19. yüzyıl Osmanlı eklektizminin en gelişmiş örneklerinden birini oluşturur ve saray, tek bir ana yapıdan değil, geniş bir koruluk içine dağılmış çok sayıda köşk, kasır ve hizmet yapısından meydana gelir. Bu yerleşim düzeni, hem doğal arazi eğimine uyumlu hem de Sultan II. Abdülhamid'in güvenlik önceliklerine göre planlanmış bir kompozisyon sunar. Sarayın bütününe hâkim olan mimari yaklaşım, Osmanlı saray geleneğini korurken Batı etkili yeni üsluplarla harmanlanan karma bir estetik ortaya koyar.[^[8]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Y%C4%B1ld%C4%B1z_Saray%C4%B1#cite_note-goodwin2-8) Yıldız saray bahçesi ayrıca İstanbul'da herkesçe tanınan bir dinlenme yeriydi. Bir köprü Yıldız Sarayı ile Çırağan Sarayı'nı Boğaz üzerinde bu bahçeye bağlıyordu.), Limonluk Kasr-ı Hümayun-u, Büyük Mabeyn Köşkü (Sarayın idari ve protokol hayatının merkezi olan Mabeyn-i Hümâyun, Yıldız Sarayı'nın en resmî bölümüdür. Devlet kabulleri, diplomatik görüşmeler, padişahın günlük çalışmaları ve gizli yazışmalar burada yürütülürdü. İç dekorasyonda koyu renkli ahşap paneller, kristal avizeler, Avrupa tarzı şömineler ve geniş kabul salonları ön plana çıkar. Mabeyn, saray içindeki sivil ve bürokratik işleyişin yönlendirildiği bir çekirdek işlevi taşır. Osmanlı İmparatorluğu zamanında Yıldız tepesinde Osmanlı Saray mimarisinin son dönemini yansıtan çeşitli üsluplarda (barok, Art Nouveau, Neoklasisizmvb.) yapılar inşa edilmiştir. Mabeyn köşkü 1866 yılında Sultan Abdulaziz tarafından Sarkis Balyan'a yaptırılmıştır. II. Abdülhamid döneminde ise resmi toplantılar ve bazı ziyaret ve davetleri Büyük Mabeyn' de vermiştir. Avusturya-Macaristan Veliahtı Rudolf ve eşi 1884 yılında; Alman İmparatoru II. Wilhelm ise 1889 yılında, 2. Abdülhamid tarafından bu binada ağırlanmıştır. Şu anda Cumhurbaşkanlığı kabul sarayı olarak kullanılmaktadır), Çit Kasrı, Yıldız Şale Köşkü (Kompleksin en görkemli yapılarından biri olan Şale Köşkü, üç ayrı inşa evresinin (1870, 1880 ve 1890'lar) birleşiminden oluşur. Köşk, Avrupa saray mimarisini yakından takip eden bir anlayışla tasarlanmış olup, geniş merdiven holleri, yüksek tavanları, Hereke'de dokunmuş dev halıları ve ahşap işçiliğinde gösterilen ustalıkla dikkat çeker. II. Wilhelm'in İstanbul ziyaretine özel olarak düzenlenen büyük salon, köşkün en etkileyici mekânlarından biridir ve Osmanlı--Alman ilişkilerinin sembolik bir temsili olarak görülür), Cihannüma Kasrı (Cihannüma, yani "her yöne bakan" anlamı, köşkün panoramik manzarasına atıfta bulunur. Köşk, Boğaz ve çevresini geniş bir açıdan görecek şekilde konumlandırılmıştır. En üst katı bir tür gözlem ve seyir alanı işlevi görür. Bu bölümden padişah hem İstanbul Boğazı'nı hem de Yıldız Sarayı'nın diğer bölümlerini izleyebilirdi. Köşkün içinde kütüphane, çalışma odası, toplantı salonları ve hizmetkâr odaları bulunur. Burası aynı zamanda II. Abdülhamid'in dış dünyayı izlediği ve gelişmeleri takip ettiği yerdir; istihbarat ve diplomasiyle ilgili bazı belgelerin de burada hazırlandığı bilinir), Cihannüma Köşkü, İBB Kır Kahvesi Sosyal Tesisi, Yıldız Hamidiye Silahhanesi, Malta Köşkü (Yıldız Sarayı'nın parklara ve avlulara dağılmış köşkleri, hem padişahın gündelik hayatının hem de diplomatik ve sosyal faaliyetlerin parçasıdır. Malta Köşkü, geniş koruluğun içinde konumlanan ve yaz aylarında dinlenme amacıyla kullanılan bir yapıdır; taş ve ahşap malzemenin birlikte kullanıldığı zarif bir dış cepheye sahiptir. Çadır Köşkü ise daha küçük ve sade bir yapı olup, manzara seyir noktası olarak düzenlenmiştir. Ayrıca saray içinde Hamidiye Camii, tiyatro binası ve çeşitli hizmet köşkleri yer alır; tümü 19. yüzyıl Osmanlı mimarisinin eklektik karakterini yansıtan ayrıntılarla bezenmiştir), Yıldız Cami (II. Abdülhamid Yıldız Camii'ni 1885-1886 yılları arasında yaptırmıştır. Gerek kitlesi ve plan şeması, gerekse dekorasyonu ile son dönem Osmanlı mimarisinin en tipik örneklerindendir. Aynı zamanda yapı, dönemin hakim mimari anlayışlarından olan Neogotik özellikler barındırmaktadır. Yıldız Camii BeşiktaşBarbaros Bulvarı'nın kuzey kesiminde, Yıldız Sarayı yolu üzerinde yer alır. Asıl adı Hamidiye olmasına karşılık daha çok Yıldız Camii olarak bilinmektedir), İBB Yahya Kemal Parkı, Yahya Kemal Heykeli, Fatih Sultan Mehmet Heykeli, Abdülhamit Han II Çeşmesi (Cami Avlusunda), Ertuğrul Tekke Cami, Şeyh Muhammed Zafir Türbesi, Bezmialem Valide Sultan Çeşmesi (Serencebaey Yokuşu No. 29), Süleyman Ağa Çeşmesi, Asmalı Salkım Sokak Çeşmesi, Hamidiye Çeşmesi, Yıldız Parkı Manzara Noktası, İBB Yıldız Korusu, Andonyan Ermeni Katolik Manastırı, Çevirmeci Sokak Sarnıç Kalıntısı, Mehmet Sadık Çeşmesi, Taş Basamak Sokaktaki Çeşme, Meryem Ana Ermeni Kilisesi, Karlı Dede Türbesi, Yahya Efendi Dergahı, Yahya Efendi Çeşmesi, Beşiktaşlı Şeyh Yahya Efendi Hazretleri, Güzelce Ali Paşa Türbesi, Şeyh Yahya Efendi Külliyesi, Hz. Süreyya ve Hz. Mehmet Ali Özkardeş, Yedisekiz Hasan Paya Kabri, Çırağan Sarayı, Feriye Sarayı, Kabataş Erkek Lisesi, Ortaköy Meydanı, Tarihi Sebil Çeşmesi, Hibetullah Hanım Çeşmesi, Tarihi Çeşme, Ortaköy Büyük Mecidiye Cami (Neobarok tarzında bir camidir. Cami,Sultan Abdülmecid tarafından Ermeni Mimar Nigoğos Balyan'a 1853 yılında yaptırılmıştır. Bütün selatin camilerinde olduğu gibi harim ve hünkar bölümü olmak üzere iki kısımdan oluşur. Geniş ve yüksek pencereler Boğaz'ın değişken ışıklarını caminin içine taşıyacak biçimde düzenlenmiştir. Merdivenle çıkılan yapının tek şerefeli iki minaresi vardır. Duvarları beyaz kesme taştan yapılmıştır. Tek kubbenin duvarları pembe mozaiktendir. Mihrap mozaik ve mermerden, minber ise somaki kaplı mermerden yapılmıştır ve ince bir işçiliğin ürünüdür. Statik açıdan oldukça narin olan yapı 1862'de ve 1866'da onarılmış, 1894 depreminde büyük zarar görünce 1909'da Evkaf Nezâreti'nce yeniden tamir edilmiştir. Bu tamirde yıkılan eski yivli minareler yivsiz olarak yapılmış, minarelerin petek ve külâh kısımlarıyla yapının çeşitli bölümleri yenilenmiştir. 1960'larda binada yeniden çatlamaların oluşması sebebiyle Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün başlattığı restorasyon çalışmalarında zemin takviye edilmiş, kubbe yenilenmiştir. Bu onarımda ibadete kapatılan cami 1969'da yeniden açılmıştır. 1984'te büyük bir yangın sonucu kısmen harap olan bina tekrar restore edilmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2011 ile 2014 arasında yaklaşık üç yıl süren restorasyon çalışmaları 06 Haziran 2014 tarihinde tamamlanmış ve cami dönemin başbakanı şu anki cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katıldığı tören ile yeniden ibadet ve ziyarete açılmıştır), Ortaköy Boğaz Manzarası ve Fotoğraf Çekilme Yeri, Esma Sultan Yalısı (Neo-klasik üsluptaki yalının mimarı Sarkis Balyan'dır. Ortaköy Camisi'nin yanındadır. Geçirdiği bir yangından sonra uzun yıllar metruk halde kalan yalının iç mekanı 2001 yılında cam ve çelik kullanılarak yeniden yapılmıştır ve turizm amaçlı hizmet vermektedir.Esma Sultan Yalısı adını Osmanlı Sultanı Abdülaziz'in kızı Esma Sultan)'dan (1873 - 1899) alır. Esma Sultan 16 yaşında iken devrin önemli devlet adamlarından Çerkes Mehmet Paşa'yla evlendirilmiş; Ortaköy Camii yanındaki 17. yüzyıldan kalma yalı yeniden yaptırılıp kendisine düğün hediyesi olarak verilmiştir. Bölgenin en büyük ahşap yapısı olan bu yalı, o zamana dek *Tırnakçı Yalısı* olarak biliniyordu. I. Abdülhamit'in kızlarından Esma Sultan'la) evlenen Kaptan-ı Derya Küçük Hüseyin Paşa da Tırnakçı yalısında oturmuştu. Abdülaziz'in kızı Esma Sultan'ın 1899 yılında ölümünden sonra II. Abdülhamit yalıyı kız kardeşi Cemile Sultan'a vermiş; onun ölümünden sonra V. Murad'ın kızı Fatma Sultan, II. Abdülhamit'e rica ederek sahilhaneyi satın almıştır. Yalı, 1915'e kadar Osmanlı Hanedanı'nın mülkiyetinde kaldı. 1918 yılından itibaren Rum okulu olan yapı; 1920'lerde büyük bir yangın geçirdi ve 1922 yılından itibaren tütün deposu olarak kullanıldı. 1952'de Saffet Baştımar tarafından satın alınıp marangozhane, mobilya deposu ve kömür deposu olarak kullanılmıştır; *Baştımar Yalısı* olarak da bilinir. Yalı, 1975 yılı başlarında sahipleri tarafından satılığa çıkarıldı ancak o sırada çıkan bir yangında yandı ve sadece dış duvarlarından oluşan bir harabe şeklini aldı. Bahçesi konser ve davetler için kullanılan metruk bina 1990'lı yıllarda The Marmara oteller zinciri tarafından satın alınıp dış duvarları korunup içi mekana camdan duvarlar giydirilmiş; böylece kapalı mekan elde edilmiştir. Günümüzde yapının giriş katında bar ve restoran, çelik kavisli merdiven ile girilen ikinci katta konferans salonu veya etkinlik alanı olarak kullanılabilen mekanlar bulunmaktadır. Esma Sultan Yalısı'nın, iki kat ve çatı katı ile oluşmuş, hacimli bir kitlesi vardır. Yüzölçümü 884m², bahçesi 4030m²'dir. Boyutları, malzemesi ve yönü bakımından geleneksel yalı mimarisinden farklıdır. Dışı kâgir, içi bağdadi ahşap olan yalıda iki oda, yalının deniz cephesinde yer alır ve merkeze sofa ile bağlanır. Salon, cephenin ortasında çıkma yapar ve yapının merkezinde büyük bir merdiven görülür. Çıkmaları üç pencerelidir ve üzerinde üçgen alınlık vardır. Yapı 2226 m² 'ik bir alan içinde yer alır. Zemin katı 31,5 m genişliğinde, 27 m uzunluğunda ve 3,80 m yüksekliğindedir. İkinci kat ile birleşen ilk kat 31,5 m genişliğe, 31 m uzunluğa ve 6,80 m yükseklikliğe sahiptir Sadece binanın dış duvarlarını ihtiva eden harabe, 1990 yılında Marmara Otel zinciri tarafından satın alınmıştır. 1999 yılında yapı mimar Gökhan Avcıoğlu ve GAD Mimarlık tarafından işlevli hale getirildi. Çerçeve şeklinde kalmış tuğla duvarlar içinde kalacak şekilde hafif çelik bir strüktür ve camdan oluşan bir kutu tasarlandı. Proje müellifleri Mimar Haluk Sezgin ve Mimar Philippe Robert tarafından bir yenileme ve ilave dizaynlarını takiben yalı, 2001 yılında çok amaçlı buluşma yeri olarak açıldı. Günümüzde Marmara Otel zinciri tarafından çeşitli toplantılar ve konferanslara hizmet vermek amacıyla çalıştırılmaktadır^.^ Ayrıca İstanbul Uluslararası Caz Festivali gibi sanatsal etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır), Temel Yalısı, Fehime Sultan Yalısı (Fehime Sultan Yalısı, İstanbul Boğazı'nın muhteşem manzarasına sahip tarihi bir yalıdır. Osmanlı döneminden günümüze kadar gelen bu tarihi yapı, mimari zarafetiyle dikkat çeker. Yalının adını II. Abdülhamid'in kızı Fehime Sultan'dan alır. Restorasyon çalışmaları sayesinde eski ihtişamını koruyor. Boğaz'ın eşsiz güzelliklerini yansıtan bir konumda bulunan yalı, düğünler, etkinlikler ve özel davetler için popüler bir mekan. Tarih kokan duvarları arasında zamanda yolculuk yapmak mümkün. Eşsiz manzarası ve tarihi atmosferiyle ziyaretçilerine unutulmaz anlar yaşatıyor), Naime Sultan Yalısı (İstanbulBeşiktaş İlçesi'nde, Ortaköy'de bulunan yalı. 1876'da, II. Abdülhamid tarafından yaptırıldı ve 1883'te Gazi Osman Paşa'ya hediye edildi. 1924'te, Naime Sultanın sürgüne gidişiyle boş kaldı ve 1944'te kamulaştırıldı. Son olarak yalı 1901 yılında V. Murat'ın kızı Fehime Sultan'a hediye ediliyor. 2002 yılına kadar Gaziosmanpaşa İlköğretim Okulu olarak kullanıldı, 2002'de çıkan yangında kullanılamaz hâle geldi), Hatice Sultan Yalısı (1800'lerin sonunda II. Abdülhamid tarafından V. Murad'ın kızı Hatice Sultan için inşa edilen yalı Osmanlı Hanedanı'nın yurt dışına sürülmesiyle birlikte yetimhane ve ilkokul olarak kullanıldı.Yine bir yangına kurban edilen yalı tekrar restorasyondadır ve otel yapılacaktır), Ortaköy Polisevi Sosyal Tesisleri (0505.3183476), Emin Vafi Korusu, Defterdar İbrahim Paşa Cami (Defterdarburnu'nda bulunan cami. Defterdar İbrahim Paşa Camisi, 17.yy'ın ikinci yarısında (1661) Defterdar İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Cami, "Defterdarburnu Camisi" ve "İhmal Paşa Camisi" olarak da bilinmektedir), Naime Sultan Korusu, Kuruçeşme Açık Hava Konser Alanı, İBB Cemil Topuzlu Parkı, Atatürk'ün Yatı Savarona, Halide Hanım Korusu, Kuruçeşme Limanı, İBB Kuruçeşme Parkı, Kuruçeşme Yerevman Surp Haç Ermeni Kilisesi, İBB Ulus Parkı, Divan Kuruçeşme, Ali Vafi Korusu, GS Adası, Kuruçeşme Ayios Yani Rum Ortodoks Kilisesi, Renkli Ahşap Evler, Arnavutköy iskelesi, Ayşe&Dilara Bankı (Canoşki), Arnavutköy Parkı, Tevfikiye Cami (İstanbulBeşiktaşArnavutköyOsmanlı Dönemi "Arnavutköy Camii" ve "Akıntı Burnu Camii" olarak da bilinmektedir. Mülkiyeti Vakıflar İdaresine aittir. Sultan II. Mahmud, camiyi oğlu Şehzade Tevfik adına yaptırmıştır, mimarı bilinmemektedir. Yapımına 1832 yılında başlanan cami 1838 yılında ibadete açılmıştır. Geniş bir avlu içerisinde dikdörtgen planlı, kâgir duvarlı, ahşap çatılı, tek minareli, dört giriş kapısı olan cami toplam 3499 metrekare alana sahip olup iç alanı 287 metrekaredir. Tek şerefeli minaresi kesme taştan yapılmıştır), Reyhan Sultan Çeşmesi (1804 tarihinde inşa edilmiştir. Çeşme bir duvar çeşmesidir. Çeşmenin banisi Beyhan Sultan, Sultan III. Mustafa'nın kızı, Sultan III. Selim'in kız kardeşidir. Halep Valisi Silahtar Mustafa Paşa ile evlendirilen Beyhan Sultan pek çok eserin yapımını sağlamıştır. Beyhan Sultan 1824 yılında ölmüş ve Eyüp'te Mihrişah valide Sultan Türbesi'ne defnedilmiştir. Çeşme anıtsal ve dalgalı cephe düzeniyle barok üslubun güzel bir örneğidir. Dörder sütun üstünde yükselen ikişer paye ile cephe üç bölüme ayrılmıştır. Üstte yer alan üç oval madalyonun ortadakinde Sultan III. Selim'in tuğrası bulunmaktadır. Oval madalyonun altında üç bölüm halinde dörder satırlık kitabe dalgalı silmelerin arasında yer almaktadır. Üç ayna taşının üzerinde stilize akantus kabartmaları bulunmaktadır. Muslukları yoktur. Tekneleri sağlam gözükmektedir), Akıntı Burnu, Bebek Yat Limanı, Mısır Arap Cumhuriyeti Başkonsolosluğu, İBB Türkan Sabancı Bebek Parkı, Sacre Coeur (Kutsal Kalp) Katolik Kilisesi Bebek, Fransız Kilisesi, Bebek Ayios Haralambos Rum Ortodoks Kilisesi, Bebek Manastırı, Manolya Ağacı, Bebek Su Terazisi, Yoğurçu Zülfü Sokak Çeşmesi, İBB Bebek Çınarlı Bahçe Parkı, Bebek Koyu, Bebek iskelesi, Bebek Sahili, İbrahim'in Favori Kapısı, Tarihi Alp Çelik Bankı, Ahmet Muhtar Beyaz Köşk, Kayalar Mescidi (İstanbul'un Beşiktaş İlçesinde, Bebek ile Rumelihisarı arasındaki kayalar mevkiinde, sahil yolu üzerinde Leb-i Deryada karanın denize dudak uzattığı noktada yer almaktadır. Mescidin bânîsi, daha önce Reis'ül Küttâblık da yapmış olan Sultan IV. Mehmet dönemi (1648--1687) devlet adamlarından, padişahın üç tuğlu Nişancıbaşısı Sıdkı Ahmet Paşa'dır. Mimarı bilinmiyor.\

🍴 Yöresel Notlar

Mescid 17.yüzyılın ikinci çeyreğinde inşa edilmiştir. Caminin mimarî şekli fevkâni, duvarları kâgir, ahşap çatılı ve minareli bir yapıdır. Altında bir ayazma ve bitişiğinde de bir çeşmesi vardır.\

🍴 Yöresel Notlar

Bu çeşme de Tavukçu Reis diye bilinen meşhur Reis'ül Küttâb Mustafa Efendi'nin hayratıdır ve kabri Eyüp Sultan haziresindedir. Nişancıbaşı Sıdkı Ahmet Paşa, bugünkü Romanya'nın Osmanlı döneminde Erdel diye bilinen Transilvanya bölgesindeki Tameşvar 'da h.1073/m.1762 yılında vefat etmiş ve oraya defnedilmiştir. Nişancıbaşı Sıdkı Ahmet Paşa'nın yaptırdığı bu mescid tespit edilemeyen bir tarihte ortadan kalmış ve yerine h.1294/m.1877 de Kadiri Tarikatına mensup Şeyh Ahmet Niyazi Efendi tarafından bugünkü ahşap yapı inşa edilmiş ve vakfiyesi düzenlenmiştir. Bu tarihten, tekkelerin kapatıldığı 1925 yılına kadar, mescid-tekke olarak faaliyetini sürdürmüştür. Kaynaklarda; " Kayalar mescidi", "Şeyh Mehmet Efendi Tekkesi", "Sıdkı Efendi Mescid'i", "Ahmet Sıdkı Efendi Tekkesi" olarak da geçen bu mescid-tekke, 1925 yılında tekkelerin kapatılmasından sonra terk edildiğinden ve kadro harici bırakıldığından 62 sene kapalı kalmış, çürümüş harap olmuştur. 1987 yılında hayırseverlerin yardımlarıyla aslına uygun biçimde onarılmış ve yeniden cami (mescid) olarak ibadete açılmıştır. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde; Ön Kayalar denilen Sıdkı Efendi Mescidi'nin de bulunduğu mevkide o dönemde 40--50 ev olduğunu ve mescidin haziresinde de h.935/m.1529 yılında Şeyhül İslâm İbn-i Kemal'in fetvasıyla at meydanında katledilen Bayrami-Melâmî Şeyhlerinden "Oğlan Şeyh" lakaplı İsmail Maşuki'ye ait bir makam kabrinin de bulunduğunu ve İsmail Maşuki'nin serüvenini ve anıt mezarını efsanevi bir tarzda anlatmaktadır.\

🍴 Yöresel Notlar

Vakainüvistler ve arşiv belgeleri 16.yüzyılda bu sahilde eşkıyanın ve haydutların mekân tuttuklarına işaret etmektedir. 17.yüzyılda ise başka bir efsanevi kişilik de, gemicilerin dostu olan ve Akkirman'dan İstanbul'a gelerek Kayalar Köyü mezarlığının bittiği yerde, daha önce de var olan bir tekkeye postunu seren Sultan 1. Ahmet Devri (1603--1617) gönül sultanlarından Durmuş Dede'dir. Ne yazık ki bugün Durmuş Dede Tekkesinden günümüzde hiçbir iz kalmamıştır. Biraz ilerde Rumeli Hisarından önceki sahilin yamacında Aşiyan Mezarlığında tepelere sırtını vermiş yatan bir başka ebediyet yolcusu, bir kahraman, Peygamber sevdalısı bir başka efsane, Medine Müdafii Fahrettin Paşa. Bilenimiz kaç kişidir? Hatırlayanlarımız var mıdır, ne kadardır? 17.yüzyıl yazarlarından Kömürciyan ve 18.yüzyıl yazarlarından İncicyan da Kayalar semtinde Türk'lerin oturduğunu, sahilde küçük bir mescid, bahçeler ve biraz ilerisinde de servi ağaçlarının yükseldiği bir Müslüman Mezarlığının olduğunu kaydeder. Mustafa Özdamar'ın Dersaadet Dergâhlarından; Hayrat-ı Şerife defterindeki kayıttan nakledildiğine göre, "tekke-mescid-tevhithanenin yanı sıra tahtani ve fevkani beş oda, bir sofa, bir matbah ve iki helâyı içeren bir harem bölümü bulunmaktaydı. Mescid-tevhidhanenin batı yönündeki sette yer aldığı ve iki katlı mütevazi bir ahşap mesken olduğu tahmin edilebilen söz konusu bina da ortadan kalkmıştır. Bugün izi dahi belli değildir", bilgilerini öğreniyoruz. Bugün Kayalar Köyü'nün ismi, burada bulunan cami dışında tamamen unutulmuştur. Günümüz idari yapılanmasına göre Kayalar Semti Bebek Mahallesi bünyesinde görülmekte, sahil ve sırtlar Aşiyan semti olarak bilinmektedir. 1987 yılında, aslına uygun olarak onarıldıktan sonra yeniden ibadete açılan Kayalar Mescidi; 174 M² toplam alanda, 84 m² iç mekânla dikdörtgen plânlıdır. Kâgir duvarlı, ahşap çatılı fevkâni olan bu yapı sırtını kayalık bir yamaca dayamış, bu yüzden zemin katta istinat duvarı niteliğindeki arka duvarlarda pencere açılamamıştır. Mescidin girişi sahil yolu üzerinde, zemin katın güney cephesinde mihrap ekseninin solundadır. Dikdörtgen şeklinde ve çift kanatlı kapının üzerinde küçük bir kitabe vardır. Bu kitâbenin her iki tarafında küçük pencereler vardır. Gerek bu pencereler gerekse kapının solundaki tepe penceresi dikdörtgen plânlı taşlığı aydınlatmaktadır. Batı yönünde abdest alma yeri bulunan taşlığın doğusunda bir oda, bunun gerisinde üç basamakla inilen bir eyvan, kuzeyinde ise yine üç basamakla çıkılan daha büyük bir oda yer alır. Zemin kattaki taşlığın batı duvarındaki kapıdan çıkıldığında, solda bir tuvalet bulunmakta, tuvalet kapısından sonra başlayan ve iki kırılmayla kuzeye yönelen merdivenler, fevkâni mescid-tevhidhanesiyle aynı kotta bulunan zemini taş kaplı sete (taşlığa) çıkılmaktadır. Üst katın yegâne girişi de bu taşlığa açılmaktadır.\

🍴 Yöresel Notlar

Zemin katla üst kat arasında daha önce mevcut olan iç döner ahşap merdiven(8) son onarımda iptal edildiğinden günümüzde mescid- tevhidhaneye ancak bu yolla ulaşılmaktadır.\

🍴 Yöresel Notlar

Mescid, her ikisi de dikdörtgen plânlı kapalı son cemaat yeri ile bunun güneyinde yer alan harimden meydana gelir. Ahşap iskeletli olan duvarlar içten bağdâdî sıva, dıştan ahşap doğramalarla kaplanmıştır. Son cemaat yerinin batı duvarında bulunan giriş, büyük taşlığa açılmakta, açılan bu kapının üzerinde dikdörtgen şeklinde ve demir parmaklıklı bir tepe penceresi bulunmaktadır. Ayrıca doğu duvarına da bir pencere konmuştur. Son cemaat yerinin üstü fevkânî kadınlar mahfilidir. Son cemaat yerinin doğu tarafındaki ahşap merdivenlerle bu mahfile çıkılır. Son cemaat yerini harimden ayıran duvarın mihrap ekseninde harime açılan bir kapı ve kapının her iki tarafında birer pencere vardır. Harimin kuzeyinde, girişin yanlarında, zemini bir basamakla yükseltilmiş ve ahşap korkuluklarla kuşatılmış müezzin mahfilleri yer alır. Cami içi bütün mekânlar "çubuklu" tabir edilen türde dikdörtgen taksimatlı tavanlarla donatılmıştır. Harimin, doğu ve güney duvarlarında dörder, batı duvarlarında ise iki pencere bulunmaktadır. Güney (kıble) duvarındaki pencerelerin arasında yer alan mihrap, cephesi dışarı taşan yarım daire plânlı mihrap nişi, yanlardan daire kesitli ahşap sütunlarla kuşatılmış ve yuvarlak bir kemerle taçlandırılmıştır. Ahşap minberle vaaz kürsüsü basit olup kayda değer bir özelliği bulunmamaktadır. Mescidin cephelerinde herhangi bir bezeme görülmemektedir. Köşeleri dar başlıklı plastrlarla belirlenen ahşap kaplamalı cephelerde dikdörtgen ve kare şeklinde demir parmaklıklı pencereler sıralanmaktadır. Harimdeki pencereler diğerlerinden daha büyük tutulmuştur. Mescidin çatısı kiremit örtülü kısa saçaklı ve kırma çatılıdır. Mescidin batı cephesindeki duvara bitişik olan kısa boylu minare yapının kitlesiyle uyum içindedir. İlk mescidden kalma olduğu anlaşılan kare tabanlı kaideyle kesik piramit biçimindeki pabuç kısmı kesme taşla, silindir biçimindeki gövdesi ile peteği tuğla ile örülmüştür. Kaidenin güneybatı köşesi, zemin kattan gelen merdivenin dönüşümünü engellememek için alt kesimine pahlanmış, pahlı yüzey mukarnaslı bir dolguyla taçlandırılmıştır. 1877'de yenilenmiş olan minare koni biçiminde, şerefesi kesme taştan kurşun kaplı ahşap bir külah ile son bulmakta ve semaya ser çekmektedir. Mescidin yanında bir haziresi ve altında bir lojmanı bulunmaktadır.\

🍴 Yöresel Notlar

Mülkiyeti Vakıflar İdaresine ait olan mescidin bir müezzin-kayyum kadrosu vardır), Durmuş Dede Hz. Türbesi, , Sabancı Üniversitesi Sagıp Sabancı Müzesi, Aşiyan İskelesi, Aşiyan Feribot İskelesi, İBB Aşiyan Parkı, Boğaziçi Üniversitesi Manzara, Aşiyan Müzesi (Şair Tevfik Fikret`in 1906-1915 yılları arasında yaşadığı ev Aşiyan Müzesi olarak hizmet vermektedir. 1940 yılında eşi Nazime Hanım`dan İstanbul Belediyesi tarafından satın alınıp, 1945 yılında Edebiyat-ı Cedide Müzesi olarak açılmıştır. Daha önceleri Eyüp mezarlığında bulunan naaşı, 1961 yılında doğal görünümü ile çok beğendiği bu bahçeye nakledilmiş ve bu tarihten sonra müze "Aşiyan Müzesi" adını almıştır. Tevfik Fikret, evinin projelerini kendisi çizmiş, Farsça "yuva" anlamına gelen aşiyan kelimesini de buraya isim olarak koymuştur. Bahçe içerisinde ahşap 3 katlı olan Aşiyan Müzesi'nin zemin katı bugün idari işler için kullanılmaktadır. Birinci katta Edebiyat-ı Cedidecilerin fotoğraf, kitap ve özel eşyalarının sergilendiği Edebiyat-ı Cedide Odası, Abdülhak Hamit`e ait kişisel eşyalar, tablolar, fotoğraflar, çalışma masası ve koltukların bulunduğu Abdülhak Hamit Salonu, kadın şairlerimizden Nigar Hanım`a ait kitaplar, fotoğraf, resimler, şahsi arşiv ve eşyalarının sergilendiği Şair Nigar Hanım Odası bulunmaktadır. Tevfik Fikret`e ayrılmış olan ikinci katta; şairin yatak odası ve çalışma odası yer almaktadır. Şairin yaşadığı yıllarda yatak odası olarak kullandığı odada; şahsi eşyaları, vefat ettiği yatak ve Mihri Hanım tarafından şairin yüzünden alınan maskın kopyası gibi objeler sergilenmektedir. Çalışma odası olarak kullandığı odada ise; çalışma masası ve koltuğu, kendisi tarafından yapılan resim çalışmaları, tablolar bulunmaktadır. Şehzade Abdülmecit Efendi'nin, Tevfik Fikret`in "Sis" şiirinden esinlenerek yaptığı ünlü "Sis"tablosu da buradadır), Atatürk Enstitüsü, Etiler Muhtarlık Parkı, Sanatçılar Parkı, Alman Deresi Yürüyüş Parkı, Özlem 1 Parkı, Akatlar Kültür Merkezi, Ressam Ömer Uluç Parkı, Beşiktaş Belediyesi Yenilevent Sportcular Parkı, AkMerkez, İBB Konaklar Parkı, Sabancı Center, Barbaros Hayrettin Paşa Cami, Zorlu Center, Balmumcu Parkı, Daphane ve Damga Matbaası GenelMüdürlüğü, Yeni Gelin Parkı, Emirhan Parkı, İBB Dikilitaş Parkı, Muhtar Abdullah Sızmaz Parkı, Dikilitaş Anıtı, Beşiktaş Fulya Hakkı Yeten Tesisi, Azerbaycan Dostluk Parkı, Çetin Emeç Parkı, Ihlamur Kasrı (Beşiktaş, Yıldız ve Nişantaşı arasında kalan Ihlamur Vadisi'nin, 18. yüzyılda, tersâne eminlerinden Hacı Hüseyin Ağa'ya ait olan ve bu yüzden "Hacı Hüseyin Bağları" adıyla tanınan bir mesire yeri olduğu bilinmektedir. Sultan III. Ahmed (1703-1730) döneminde Padişah'a ait bir "Hasbahçe"ye dönüştürülmüştür. 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar "Hacı Hüseyin Bağları" olarak bilinen bu alan, Sultan I. Abdülhamid (1774-1789) ve Sultan III. Selim (1789-1807) dönemlerinde de kullanılmıştır. Sultan Abdülmecid'in (1839-1861) Osmanlı tahtına geçmesiyle birlikte, Ihlamur Mesiresi'nin bulunduğu bu alanda Ihlamur Kasırları'nın yapımına başlanmıştır. Yer yer yüksek çevre duvarları ve bazı kısımlarda da döküm parmaklıkların sınırladığı 24.724 metrekarelik ağaçlıklı bir alan içinde yer alan iki yapı; yapıldıkları 1849-1855 yıllarından bu yana kimi zaman "Nüzhetiye" kimi zaman da "Ihlamur Kasırları" adıyla anılmıştır. Ana yapı olan Merasim Köşkü ön cephesinde, dönemin beğenisini yansıtan barok çizgiler taşıyan merdiveni, ilginç ve hareketli kabartmalarıyla çarpıcı bir mimarlığa sahiptir. Kasrın iç süslemelerinde Osmanlı sanatında 19. yüzyılda tercih edilen Batılı dekorasyon anlayışına uygun bir tarz tercih edilmiştir. Kullanılan bu süsleme tarzı mobilyalar ve döşeme öğeleri ile bir bütünlük sergilemektedir. Padişahın maiyeti, kimi zaman da haremi tarafından kullanılan Maiyet Köşkü ise daha sade bir yapı olmasının yanı sıra, bir orta sofaya açılan köşe odalarından oluşan mekân düzenlemesiyle de daha geleneksel bir görünüm sergiler. Maiyet Köşkü'nün odalarında duvarlar farklı renklerde ve mermer görünümü veren şutuk işçiliği ile kaplanmıştır. Merasim Köşkü bir müze-saray olarak hizmet vermektedir), Dünya Barış Parkı, Ihlamur Parkı, Ihlamur Cami, Muradiye Cami 1889 (H.1316/M.1898-1899), Abbas Ağa Parkı, Abbas Ağa Hamidiye Çeşmesi (IV. Mehmed'in Kızlar Ağası Abbas Ağa tarafından, 1699 ya da 1670 yılında yaptırıldı. 1972 yılında suyunun aktığı kaydedilmişti İstanbul'un Beşiktaş ilçesinin Sinanpaşa Mahallesi'nde, Akmaz Çeşme Sokağı üzerinde ve Abbas Ağa Camii'nin yanında konumlanır.[^[1]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Abbas_A%C4%9Fa_%C3%87e%C5%9Fmesi_(Be%C5%9Fikta%C5%9F)#cite_note-%C4%B0SK%C4%B0-2) Kesme taştan yapılan, klasik Osmanlı mimarisi tarzındaki bir duvar çeşmesidir. Ön cephesindeki basık sivri kemerli nişin) içinde mermer aynataşı yer alır. Aynataşının içinde, dalgalı kaş kemer motifinin altında bir rozetkabartması bulunur. Teknesi ile her iki yanındaki setleri küfeki taşındandır. Nişin yukarısında konumlanan dört satırlık kitâbesi, Abbas Ağa tarafından Üsküdar'da yaptırılan çeşmeyle) aynı metne sahiptir. Cülûs tekniğiyle işlenen kitâbe metni şu şekildedir.

🍴 Yöresel Notlar

Dedi Dârü's-sa'âde hazret-i Abbâs Ağa yâ Rab

🍴 Yöresel Notlar

Çok şükür ihsânına lûtfeyledin cûd-u nevâl

🍴 Yöresel Notlar

Hasbeten li'llâh içindir hep bu sa'yim rûz-u şeb

🍴 Yöresel Notlar

Cümle hâlim sana ma'lûm sen bilirsin lâ-yezâl

🍴 Yöresel Notlar

Cürm-ü isyânıma bakma ol habîbin hörmeti

🍴 Yöresel Notlar

Yâ İlâhī rahmetin izhâr edip göster cemâl

🍴 Yöresel Notlar

El açub dergâhına geldim sanadır minnetim

🍴 Yöresel Notlar

Eyle hayrâtımı makbâl yâ kerîm-i zü'l-celâl

🍴 Yöresel Notlar

Rahmet olsun cânına her kim okursa fâtihâ

🍴 Yöresel Notlar

Rûhumu şâd eyleyen hîç olmaya bir dem melâl

🍴 Yöresel Notlar

Söyledim bu târîhi dil-teşneler bulsun hayât

🍴 Yöresel Notlar

Nûş-ı cân olsun içün bu çeşmeden âb-ı zülâl sene 108

📍 [Saçaklı](https

//tr.wikipedia.org/wiki/Sa%C3%A7ak) çatısının üzerindeki dikdörtgenler prizması şeklindeki kütlenin ön cephesinin iki kenarında birer lale, ortasında ise bir madalyonkabartması bulunur. Bu kütlenin alınlığının ortasında bir çarkıfelek) kabartması yer alır.), Arap Ömer Hatıra Bahçe Duvarı, Abbas Ağa Cami 1655 (Abbas Ağa Camii İstanbul'un Beşiktaş ilçesi'ndeki Abbasağa Mahallesi'nde yer alan bir Osmanlı camisidir. Mahalleye adını vermiştir. Darüssaade Ağası (Kızlar Ağası) Abbas Ağa tarafından 1655'te inşa edilmiş, padişah II. Mahmut zamanında tamir edilmiştir. Duvarları kagir ve çatısı ahşap olan camide Hünkar mahfili vardır. 1665 yılında osmanlı sarayında darüssaade ağalığı, yani kızlar ağası görevinde bulunmuştur. Kendi adını taşıyan semt İstanbul Beşiktaşta yer almaktadır. Kendisi Beşiktaşta bir camii, Laleli de Kızlarağası çifte hamamı, Sirkeci de Küçükağa hamamı olmak üzere hamamları bulunmaktaydı. Şimdi bunlar artık yok. Ayrıca caminin yanında 1637 tarihli çeşme bulunur), Musluklar Yokuşu Çeşmesi, Beşiktaş Öğretmen Evi (0212.3270152), Panayia Rum Ortodoks Kilisesi (Türkiye'nin İstanbul kentinin Beşiktaş ilçesinde bulunan Rum Ortodoks kilisesi.Yapı Bizans döneminde 16.yüzyıla kadar dayanmaktadır.Kilise'nin ismi Meryem Ana'nın ölümüne ithafden konulmuştur.Mimarı bilinmemekle birlikte taş ve moloz yoluyla inşa edilmiştir.Şu anda Beşiktaş köyiçi meydanı sokakta bulunmaktadır), Ahmet Gücüyen Heykeli (Kartal Heykeli), Sinan Paşa Camii Su Sarnıcı, Sinan Paşa Cami (Sinan Paşa Külliyesi içinde bulunan Sinan Paşa Camii, Sadrazam Rüstem Paşa'nın kardeşi Kaptan-ı Derya Sinan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Külliye Sinan Paşa'nın ölümünden sonra, kitabesine göre 963/1555'te bitirilmiştir. Aynı tarih avludaki şadırvanın kitabesinde de bulunmaktadır. Sinan'ın bu cami ile aynı dönemde gerçekleştirdiği yapılar arasında, Lüleburgaz Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi ve Silivrikapı Hadım İbrahim Paşa Camii bulunmaktadır.Caminin içinde yer aldığı külliyede medrese ve günümüzde yerinde olmayan çifte hamam bulunmaktadır. Cami ile birlikte yapılmış olması gereken hamam, caminin uzağında, bugün Dolmabahçe Sarayı'nın dış avlusu sınırında yapılmıştır. Sinan'ın Samatya'da 1547'de yaptığı Yakub Ağa Hamamı'na benzeyen hamam, Tophane-Beşiktaş yolu genişletilirken 1957 yılında yıktırılmıştır. Medrese, H. 1051/ M. 1641-42'de Kösem Sultan tarafından yaptırılmıştır. Bu caminin önemli bir özelliği planının Edirne Üç Şerefeli Cami planına benzemesi ve farklı boyut ve oranlarda onun tekrarı şeklinde yapılmış olmasıdır. Camide merkezi kubbe altıgen bir ayak sistemi üzerine oturtulmuş, iki yana genişletilmiş caminin sağ ve sol yanları ikişer kubbeyle örtülmüştür. Taşıyıcı sistemin hacim içinde kalan öğeleri oldukça küçük boyutlara indirgenmiş ve mekân bütünlüğü sağlanmıştır. Donanmanın her yıl Beşiktaş'tan ayrılmadan önce camide kalabalık cemaat halinde namaz kılmalarına olanak sağlamak amacıyla büyük bir iç mekânı tasarlanmıştır. Beş açıklıklı son cemaat mahalli, ortada büyük ve derin bir aynalı tonoz ve yanlarda ikişer kubbe ile örtülüdür. Yapı cepheleri taş ve tuğla almaşık duvar tekniğiyle örülüdür. Yapının geçirmiş olduğu onarımlarda medrese odalarının bazıları ve belki de cami girişi yıkılarak, son cemaat mahalli caminin iç mekânına katılmış, medrese odalarının önü kapatılmıştır. Caminin 19. yüzyılın seçmeci üslubu ile bezenmiş olan içi, klasik üslupta bir bezeme ile değiştirilmiş, Günümüzdeki bezeme ve vitraylar eklenmiştir. Yapının batı cephesinde bulunan hünkâr mahfili yapıya sonradan dâhil edilmiştir. Sinan Paşa Camii, klasik dönemin strüktürel formuyla, Edirne'de denenen bir şemadan çok farklı, boyutları minimuma inmiş, kolayca kendini tanıtan ve boyutları küçülmüş yapı elemanlarıyla daha aydınlık bir mekândır. Bundan önceki yapılarında daha gelişmiş dış yapı tasarımları uygulayan Sinan, burada isteyerek, basit bir dikdörtgenler prizmasından oluşan alt yapıda hiçbir hareket yapmamış, 12,60 m genişliğindeki kubbeyi geometrik şeklinin bütün sadeliği ile bu dikdörtgenin üzerine basit bir kasnakla oturtmuştur. Sinan bu camisinde, son cemaat mahallinin önünde Mihrimah Sultan Camileri'nde yaptığı gibi ikinci bir saçak uygulamış, camilerinde ilk kez olmak üzere avlu revakları arkasına medrese odaları yerleştirmiştir.), Uğur Mumcu Parkı Çeşmesi, Uğur Mumcu Anıtı, Saray Koleksiyonları Müzesi, Dolmabahçe Sanat Galerisi, Tarihi Akaret Sıraevler Caddesi, Akaretler Mustafa Kemal Müzesi, Şairler Sofası Parkı, Şairler Kahvesi, Bezmi Alem Valide Sultan Çeşmesi, Bezm-i Alem Valide Sultan Namazgahı (Vişnezâde Mahallesi Spor Caddesinde yer alan 698 ada, 1 parsel sayılı Bezmi Alem Valide Sultan namazğâhı aslına uygun şekilde korunan Namazgahlardan birisidir. 328.50. metrekarelik namazgahın tamamı bir metreye yakın bir yüksekliğe sahip bir set halindedir. İçinde ve çevresinde çevreye cıvıltı sunan yüksek ağaçlar vardır. Hemen yanında yer alan ünlü Çeşmesi, su mimarimizin en zarif örneklerindendir. 1985 yılında hem namazgâh hem çeşme aslına uygun şekilde restore edilmiş ve tarihi fonksiyonlarına kavuşturulmuştur. Çeşmeye su bağlanmış ve namazgah teravih namazlarına açılmıştır. Namazgâh taşının ön yüzünde, celisülüs bir hat ile "Küllemü dehale oleyhû Zekeriyya-l mihrah" âyeti, arka yüzünde ise "İsmetlû Valide Sultan Hazretlerinin hayratıdır. 1255 /.(1839)" ibâresi bulunmaktadır. İlâhî kaderin esirelikten Sultanlığıa yükselttiği. Sultan 2.Mahmud'a eş ve Sultan Abdulmecid'e anne yaptığı Bezmi Alem Valide Sultan'ın 1807 doğduğu 1852'de öldüğü sanılmaktadır. Hayatı hakkında ayrıntılı bilgi ve belge bulunmayan ve Vâlide Sultan'ın bıraktığı pek çok hayır eseri. Onun ruhundaki zarafeti yaşatıyor. Mühründe yer alan şu iki mısra' ise, evrenin erdeminden yansıyan evrensel sevginin i k l i m i n i taşıyor: MUHABBETTEN MUHAMMED OLDU HASIL MUHAMMEDSİZ MUHABBETTEN NE HASIL), Valide Çeşme, Ekmekçibaşı Ali Ağa Cami, (Caminin ilk caminin banisi, Fatih Sultan Mehmet Han'ın Ekmekçibaşılarından Ali Ağa'dır. 1485 yıllarında yaptırılmıştır. 1941 senesinde tamamen yanan caminin sadece mihrabı kalmıştır. Beyoğlu Müftülüğü ile Türkiye Diyanet Vakfı'nın gayretleriyle 1990 yılında temeli atılan Ekmekçibaşı Aliağa Camii, aslına uygun olarak inşa edildikten sonra 1991 Mart ayının ilk Cuma günü ibadete açılmıştır. 200 m2 toplam arsa üzerine inşa edilen camii betonarme yapıdır. Tek şerefeli minaresi olan camii, 150 m2 alan üzerine kuruludur.\

🍴 Yöresel Notlar

Camii 200 kişilik kapasiteye sahiptir. Bir İmam Hatibin görev yaptığı caminin tuvaleti ve abdest alma yeri mevcut olup görevli lojmanı bulunmamaktadır.), Eski Esma Sultan Namazgahı, Şenlikdede Cami, Amber Ağa Çeşmesi 1808, (Beşiktaş'ta Şenlik Dede Cami yakınında (Maçka Meydana Sokak) bir meydanın ortasında bulunan bu çeşme gördüğü tamirler sebebiye eski şeklini kaybetmiştir. Tonoz haznesinin yarım daire şeklindeki kemerinin altında şu kitabe okunmaktadır.

🍴 Yöresel Notlar

"Hazret-i Mahmud Hanın hazine-i valaları

🍴 Yöresel Notlar

Yani ol Amber Ağa kim menbe-i Cud-ü seha

🍴 Yöresel Notlar

Rah-ı abın itdi tamir çün bu dil-cü çeşmenin

🍴 Yöresel Notlar

Düşdi bir tarih-i ra'na bu çeşmenin tamirine

🍴 Yöresel Notlar

Ab-ı paki kıldı icra eyleye makbul hüda 1223" Çeşme çukurdadır. Dört basamaklı merdivan ile inilmektedir. Çeşmenin ilk defa kimin yaptırdığına dair bir bilgi yoktur. H. 1223 yılında Mahmud II devrinde iç hazine muhafızlarından Amber Ağa tarafından tamir ettirildiği anlaşılmaktadır)

📍 Beykoz

Tarihi Nişangah, Altın Elbiseli Adam Evi, Küçüksu Millet Parkı, Küçüksu Kasrı (Milli Saraylar), Küçüksu Kasrı Mesire Alanı, Küçüksu Parkı, Göksu Deresi, Anadolu Hisarı, Anadolu Hisarı Müzesi, Yıldırım Beyazıt Parkı, Anadolu Hisarı Namazgah, Anıt Ağaç, Muhaşşisinan Cami, Sadık Paşa Köşkü, Şaka Bayırı Sokak, Anadolu Hisarı Fatih Sultan Cami, Tarihi Göksu Meryemana Ayazması, Amcazade Yalısı, Amcazâde Hüseyin Paşa Yalısı (İstanbul'da Boğaziçi'nde Anadoluhisarı'nın biraz kuzeyinde bulunan yalı). 1699 tarihinde yapılmış olan yalı İstanbul'daki en eski konuttur. Köprülü ailesinden Sadrazam Amcazâde Hüseyin Paşa için yapılmıştır. Orijinali çok daha büyük bir kompleks olan yalıdan günümüze divanhanesi kalmıştır. Karlofça Antlaşmasının taslakları bu yalıda hazırlanmıştır. Yalı harem ve selamlık bölümlerinden oluşuyordu. Günümüze kalan divanhane selamlık bölümüne aittir. Özgün yapıda harem dairesi ile selamlık dairesini bir bahçe ayırıyordu. Harem, fotoğraflardan anlaşıldığına göre iki katlı, iki sofalı ve ortalama 15-20 odalı bir yapı olup, 1877-1878 Rus Savaşı sırasında buraya yerleştirilen göçmenler nedeniyle tahrip olmuştur), Otağtepe Su Sarnıcı, Otağ Tepe Parkı, Otağtepe Fatih Korusu, Muhtar Hayrullah Ersayın Parkı, Hekimbaşı Av Köşkü (Mimar Sarkis Balyan tarafından inşa edilmiştir. 19. yüzyıl eseri olan Hekimbaşı Av Köşkü, Rönesans tarzıyla yapılmıştır. Şehirde, alışılmış mimarinin dışında kalan köşk, özellikle merdiven kulesi ile dikkat çekmektedir. Birkaç yıldır restorasyonda olan köşk ziyarete kapalıdır), İstanbul Kuş Cenneti, Beykoz Spor Ormanı, Çavuşbaşı Kasrı, Elmalı Barajı,Çengel Dere, Beykoz Lions Hatıra Ormanı, Mihrabat Çocuk Parkı ve Macera Parkurları, Beykoz Belediyesi Başkanlığı Kanlıca Fidanlığı, Kanlıca İskelesi, İBB Çubuklu Silolar (1930 ' lu yıllarda Beykoz Çubuklu da yakıt depolama amacıyla inşa edilen tesis uzun yıllar atıl durumdayken Büyükşehir belediyesi tarafından restore edilerek bir kültür merkezi haline getirilmiştir. Hafta boyunca açık olan tesisleri biletsiz olarak gezebilirsiniz. İstanbul boğazı'na hakim bir tepede bulunan tesis sizlere inanılmaz güzellikte fotoğraflar çekmeniz için doğal bir platform olacaktır. İçerisinde kütüphane ve cafe bulunan mutlaka görmelisiniz), Çubuklu iskelesi, İstanbul Odesa Dostluk Anıtı, Beykoz Çubuklu Silolar Seyir Balkonu, İBB Çubuklu Siloları Kütüphanesi, Çubuklu Su Terazisi, Çubuklu 2 Su Terazisi, Çubuklu Doğal Kaynak Suyu, Göztepe Tabiat Parkı, 164. Yıl Polis Hatıra Ormanı, Aşkını Kaybeden Ağaç, İBB Burunbahçe Mesire Alanı 1, Paşabahçe Plajı, Beykoz Sosyal Tesisleri 2, İBB Burunbahçe Mesire Alanı 2, Paşabahçe iskelesi, İBB Paşabahçe Sahil Parkı, Atatürk Parkı, Şehit Cengiz Erdoğan Parkı, TC Beykoz Belediyesi Cumhuriyet Parkı, Soğuksu Meydanı Saat Kulesi, Sultan III. Mustafa Cami 1750 (Beykoz Paşabahçe'de Barbaros Caddesi üzerinde bulunan Sultan III. Mustafa Cami, 1750 yılında Sultan III. Mustafa tarafından yaptırılmıştır. İlk başta ahşap olarak yapılan cami, 1965-1971 yılları arasında yıktırılarak, maddi yönü Paşabahçe halkı tarafından karşılanarak yeniden yaptırılmıştır. Tek minareli ve tek şerefeli olan bu cami, Paşabahçe Cami olarak da bilinmektedir.), 216 istanbul (Etkinlik Mekanı), Şehit Cengiz Erdoğan Parkı, Paşabahçe Sahili, İBB Sultaniye Parkı, Paşabahçe Stadyumu, Beykoz Sahili Etkinlik Alanı, Beykoz Su Sporları Merkezi, Deniz ve Su Ürünleri Müzesi (Beykoz Barbaros Hayrettin Paşa Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Denizcilik ve Su Ürünleri Müzesi. Şirketin kuruluşundan beri gün ışığına çıkarılmayı bekleyen eserlerle, Türk deniz taşımacılığının geçmişten günümüze taşıdığı misyonu, geniş kitlelere duyurmak, tanıtmak, sevdirmek amacıyla 06.11.1995 tarihinde açılmıştır. Müze, İşletme Genel Müdürlüğü ile aynı binada bulunmaktadır. Bina 1912--1914 yıllarında yapılmıştır. Sergilenmekte olan eserler, İşletmenin kuruluşundan günümüze aktarılan, Mustafa Kemal Atatürk'ün gemi hatıra defterine yazdığı el yazmaları, resimler, (Diyarbakırlı Tahsin, İbrahim Çallı, Fikret Otyam vs.), maketler, gemi objeleri (pusula, telgraf, fener vs) şeklindedir. 1973 yılında Denizcilik ve Su Ürünleri Endüstrisi ve iş kollarında ihtiyaç duyulan bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını kazanmış orta kademedeki teknik elemanları yetiştirmek amacıyla açılmıştır. İlk mevzunlarını 1975-1976 Eğitim Öğretim Yılında vermiştir.1967-1979 yılları arasında Jayka projesi çerçevesinde Japon uzmanlarla güverte avlama, su ürünleri besin endüstrisi olarak bölümler açılmış bu dönemde Japonya'dan getirilen deniz kabukları ve bununla birlikte ülkemiz denizlerinden toplanan canlı örnekleri biriktirilmiş ayrıca Celile ZORLU,Salih SAKA ve Rıcherd BLECKNEY'in biriktirmiş oldukları dünya denizlerinde su ürünleri örneklerini ders metaryeli ve sergilenmek amacıyla okula hibe etmişlerdir.Bölüm öğretmenlerinin zaman içerisinde toplanan örnekleri sergi haline getirmişlerdir.İstanbul 2010 Avrupa Kültür Projesi çerçevesinde Oya ÖZBEY ve Ahmet Kıral Özbey kordinatörlüğünde günümüzdeki müze oluşturulmuştur.Sergilenen metaryel halka aık ve ücretsiz olarak sergilenmektedir.Okulumuz ve çevre okulları öğrencilerine Biyoloji ve Su Ürünleri'nin derslerinde sahip olduğu canlı deniz kaynakları örnek preparatları ders metaryeli olarak hizmet vermektedir.Deniz ve tatlı su örnekleri korunarak gelecek nesillere aktarılması olanak sağlanmaktadır. Alanında kurulmuş olan ilk müzelerden biridir. BU müze sayesinde Küresel Isınma sonucunda yok olan baskı altına giren ve istilacı türlerde sergilenmektedir. Müze ücretsizdir. Cumartesi Pazar ve Resmi tatil günleri kapalıdır.), Beykoz Belediye İskelesi, Gümüysuyu Parkı, Aşık Kerem Parkı, İBB Beykoz Koru Yanı Atatürk Çamlığı, İBB Beykoz Nato Parkı, Beykoz Nato Parkı, Tarihi Çeşme (Bu eser hakkında henüz tescillenmiş "detaylı" bilgi çok yok. Ancak bilinen şu ki; Çeşmenin adı Hacı Ali Bey Çeşmesi. Beykoz merkez mahallede ve korunun hemen bir alt yan yolunda kalıyor. Bölgede eski yapı oldukça var. Ve çeşme hala kullanımda. Eski bir Osmanlı çeşmesi olarak hizmet veriyor ve günümüze kadar hayatta kalabilmiş bir eser), İBB Beykoz Korusu, İBB Beykoz Koru Sosyal Tesisleri, İBB Beykoz Kır Bahçesi Sosyal Tesisleri, Mehmet Akif Ersoy Şiir Müzesi, Beykoz'da bulunan ücretsiz bir müze, Mehmet Akif Ersoy'un Beykoz'da yaşadığı sürece bu evde kaldığı rivayet ediliyor. İki üç hafta bu evde kaldığı söyleniyor. Üç katlı bir ahşap ev ve çıkışta yaprak şiir koparıp alıyorsunuz. Ünlü Rus Şairi Yevtuşenko"" Şiir aldanmaz.Şiir yalanı bağışlamayan kıskanç bir kadındır.ve elbette şiir yoğun bir şekilde HAYATTIR"" der.İşte bu MUHTEŞEM müze sizi HAYATIN içine alıyor,hem geçmiş zaman sürgünlerini,hemde şimdiki zaman sürgünlerinin hayatına ışık tutuyor,anı Bankanızdaki sayfaları çeviriyor,dışarıya adım attığınızda sizi MUTLULUK sarhoşu yapıyor.Şiirimize ne kadar damga vurmuş ŞAİR varsa bu müzede yerini almış ve bazılarının şiirlerini kendi sesinden dinleme imkanı veriyor), İshak Ağa Çeşmesi On Çeşmeler (Beykoz'un merkezinde yer alan Onçeşmeler, bölgenin en tanınan tarihî yapılarından biridir. Asıl adı İshak Ağa Çeşmesi olan bu yapı, 1746--1747 yıllarında yeniden inşa edilmiş olsa da kökeni Bizans dönemine kadar uzanır. Mermer sütunları, sivri kemerleri ve adını aldığı on adet lülesiyle klasik Osmanlı mimarisinin güzel bir örneğidir. Yüzyıllar boyunca Beykoz halkının su ihtiyacını karşılayan Onçeşmeler, aynı zamanda semtin sosyal hayatında da önemli bir buluşma noktası olmuştur. Günümüzde restorasyonlarla korunmuş hâlde, hem tarihi hem de estetik değeriyle Beykoz'un simgelerinden biri olmaya devam etmektedir), On Çeşme Meydanı, İBB Merkez Parkı, Tarihi Beykoz Hamamı, Tarihi Evler (Şahinkaya Cad.), Beykoz İskelesi, Yalıköy Sahili, Manzaralı Merdivenler (Manzara Seyir Noktası-Yalıköy Sevdalılar Çık Sok.), Boğaziçi Seyir Noktası, İBB Yalıköy Sahil Parkı, Orhan Veli Kanık'ın Evi (Orhan Veli Kanık, 1914 yılında bu evde doğdu. Türk şair ve Garip Hareketinin kurucularndandı. 1950 yılında vefat etti), Yalıköy Nostaljik Evleri, Hacı Ali Bey Cami 1899 (1899 yılında Hacı Ali Bey tarafından yaptırılmıştır. Tek minareli ve tek şerefeli olan bu cami, 43 yıl bu camide imamlık yapan Hacı Osman Bey'den ötürü Hacı Osman Cami olarak da bilinmektedir), Ahmet Mithat Efendi Yalısı (1892 yılında inşa edilen sahilhane, yalıdan çok köşk yapı ve hacminde olan ve çok tamirler geçiren yapı, ekleme balkonlarıyla estetiğini yitirmiştir. Ancak pencere, korniş ve frontonlarıyla neo-klasik üslubu göstermektedir.  Kare planlı, çıkmalı orta bolüme sahip, kuzey ve güney kompartımanları simetrik olan ahşap bağdadi teknikle yapılmış sahilhanenin üst sofayı örten ışık köşkü etkilidir. 1991 yılından sonra tamamen yenilenmiştir. Yalı adını, basın ve edebiyat dünyamızın önemli şahsiyeti olan Beykoz'da çiftliği ve kendisine ait sırmakeş suyunun da sahibi olan ve burada yaşayan Ahmet Mithat Efendi'den almış olup, bu varlıkları miras yoluyla değil kendi çabalarıyla elde ettiği bilinmektedir. Yalı, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Kurulu tarafından 1971 yılında koruma no 5 ile tescil edilmiştir. Yalıda Musikî Alemleri: Benim çocukluğumda, özellikle yaz aylarında, yalı çok kalabalık olurdu. Uzun ve geniş rıhtımı çok kişiyi birden barındırırdı. Büyüklerimiz, Ahmet Mithat Efendi'nin çok geniş olan sülalesinin, varislerinin, yalının değişik kesimlerinde oturduklarını söylerlerdi. Zira akıp giden bir asırlık zaman dilimi içerisinde, artık yalıda, dördüncü beşinci nesiller yaşıyordu (1960'lı yıllar). Beni yalıdaki kalabalıklardan çok, deniz tarafından sandalla geçtiğimiz yaz akşamları, yalının rıhtım katı pencerelerinden denize ve bazen daha uzaklara yayılan musiki sesleri ilgilendirirdi. Klasik Türk Musikisine tutkum nedeniyle, yalıda yapılan bu musiki toplantılarını çok merak ederdim. Sonradan öğrendiğime göre, büyük yalının rıhtım katındaki bu bölümde, Ahmet Mithat efendinin damadı olan meşhur edebiyatçı Muallim Naci'nin kızı Fatma Nigar Hanım ile eşi yaşamakta idi. Nigar Hanım iyi yetişmiş, kültürlü bir İstanbul hanımefendisidir. Türk musikisine çok meraklıdır ve piyano, keman çalarmış. İşte ben bu dönemin sonlarına yetiştim. Dedesi Ahmet Mithat'ın vefatından sonra, azalan bir tempoyla bu ananevi kültür toplantılarını, Fatma Nigar Hanım sürdürüyordu. Ahmet Mithat Efendi, ailesinin gelişmesini dikkate alarak, yalıyı çok bölümlü inşa ettirmiştir. Yalıda sosyal aktiviteler (toplantı ve tiyatro) için uygun mekânlar yaptırmıştır. Yalı zaman içinde, Ahmet Mithat'ın genişleyen çevresiyle, dostlarıyla paylaştığı bir kültür merkezi haline dönüşür. Her hafta cuma günleri, edebiyatçı ve yazarlar, şairler, musikişinaslar, yalıya davet edilir, herkes bu kültür ziyafetinden nasibini alırmış. Yalıda, yalnızca cuma günleri, genellikle musiki ağırlıklı yapılan böyle bir toplantıya, ben de misafir olarak katılma şansına erişmiştim. Yaz akşamları, açık pencerelerden denize akseden şarkı ve fasıl sesleri, belki de sona ermekte olan bir dönemin, o günlere son yansımalarıydı. Öyle sanıyorum ki, Ahmet Mithat Efendi'nin başlattığı bu müzikli toplantılar, geçmiş günlerden 1950'li yıllara kadar devam etti ve ettirildi. 1952-53 yıllarıydı... Anımsadığıma göre katıldığım bir toplantıda, ses sanatçısı Mülkiye Ecevit, kanuni Hüsnü Anıl, tamburi Necdet Anıl gibi sanatçılar vardı. Mehtaplı gecelerde, sandallarla denize çıkılır, şarkılar söylenir, çıt çıkmazdı, sadece, küreklerin suya giriş çıkışları ile küreklerden süzülen damlaların, şıpırtılarının yarattığı suların musikisi duyulurdu. Güzel, çok güzel zamanlardı onlar), Beykoz Kethüda Çeşmesi 1533-1534 (Yapılış Tarihi: H.940 / M.1533 -- 1534 Anadolu yakasının tesbit edilen en eski çeşmesi sayılır. 1978 yılında yol genişletme çalışmaları sırasında numaralandırılarak yıkılan çeşme beş sene sonra şimdiki yerine inşa edilmiştir. İlk banisi Defterdar Şıkk-ı Evvel İskender Çelebi'nin kethüdasıdır. Kethüdanın adı belirtilmemiştir. III.Selim devrinde Fettah Efendi, I. Abdülmecid devrinde Mehmed Ağa, Abdülaziz döneminde de Ali Bey isimli zatlar tarafından yenilenmiş ve yandaki küçük çeşmeler ilave edilmiştir. Düz çatılı mermer çeşme tek cephelidir. Saçağın üstünden geçen palmet süslemeli bir silme görülmektedir. Ayna taşının üzerinde istiridye formu görülmektedir. Üzerinde iki satırlık kitabesi bulunmaktadır. Bitkisel süslemeli bir silme çeşmeyi çerçevelemektedir.

🍴 Yöresel Notlar

Kemerin Üzerindeki Kitabesi;\

🍴 Yöresel Notlar

Cenâb-ı Kethüdâ-yı defteri kim Şıkk-ı evvel\

🍴 Yöresel Notlar

Rıza-yı Hakk içün bu ayn-ı pâki eyledi inşâ\

🍴 Yöresel Notlar

\

🍴 Yöresel Notlar

Olur dil-teşnegân yine her demde hayât- âver\

🍴 Yöresel Notlar

Attaş ehlini bir lûtfu ile eyledi ihyâ\

🍴 Yöresel Notlar

\

🍴 Yöresel Notlar

Dedim itmâmını gûş eyledikçe Abdiyâ târih\

🍴 Yöresel Notlar

Bu ayn-ı dil-güşâdan âb-ı zemzemdir olan icrâ

🍴 Yöresel Notlar

Sağdaki Çeşmeciğin Kitabesi;

🍴 Yöresel Notlar

1-Kisedâr-ı Defterî Fettah Efendi Hazreti\

🍴 Yöresel Notlar

Cûy-bâr-ı ma'rifetdir zâtı dürr-i aden\

🍴 Yöresel Notlar

\

🍴 Yöresel Notlar

Su be sû âsar-ı hayr itmek idi niyatı hep\

🍴 Yöresel Notlar

Kim zülâl-i lûtfu câri işte bu nev çeşmeden\

🍴 Yöresel Notlar

\

🍴 Yöresel Notlar

Âb-ü tâbı kalmamışdı öyle olmuşdu harab\

🍴 Yöresel Notlar

Delvi mîzâna çıkarsan behresi yok katreden

🍴 Yöresel Notlar

2-Menba'ından eyledi tecdid-i râh-ü meslekin\

🍴 Yöresel Notlar

İtdi icrâ hemçü çû-yi şîr gûya kûhken\

🍴 Yöresel Notlar

\

🍴 Yöresel Notlar

Âb-rû-yi hayr içün irvâ-yi atşân itmedir\

🍴 Yöresel Notlar

Eylesün makbûl dergâhında Hayy-i Zül-minen\

🍴 Yöresel Notlar

\

🍴 Yöresel Notlar

Çâr tâkında yazılsın Hâmida târih kim\

🍴 Yöresel Notlar

Oldu câri ayn-i zemzemdir bu zîbâ çeşmeden\

🍴 Yöresel Notlar

(1217)

🍴 Yöresel Notlar

Soldaki Çeşmeciğin Kitabesi;

🍴 Yöresel Notlar

1-Ser Kurena-yi Şeh-i a'zam Ali Bey sâbıka\

🍴 Yöresel Notlar

Kim ana ihsân ide Mevla uluvv-i derecat

🍴 Yöresel Notlar

Mâderi Fatıma Hanım dahi sevâb-ı Hak içün\

🍴 Yöresel Notlar

Eyledi bu çeşmeyi âbâd o memdûhü's sıfat

🍴 Yöresel Notlar

Teşnegân def'-i ta'attun eyledikçe her zaman\

🍴 Yöresel Notlar

Hak ana şehdâb-ı rahmet ile kılsun iltifât

🍴 Yöresel Notlar

Düşdü bâ-ilhâm-ı Hak târih-i tammın Râsimâ\

🍴 Yöresel Notlar

Çeşme-i hem-nâm-ı Haydar'dan için mâ-ül hayat\

🍴 Yöresel Notlar

(1285)

🍴 Yöresel Notlar

2-Eğer mü'min içer ise bu âbı\

🍴 Yöresel Notlar

Nasib olsun ana kevser şerabı\

🍴 Yöresel Notlar

Tokat ustası El-hac Muhammed Ağanın hayratıdır\

🍴 Yöresel Notlar

İmameyn ervah-ı tayyibeleri şâd ola\

🍴 Yöresel Notlar

(1262) )

🍴 Yöresel Notlar

Yalıköy Serbostani Mustafaağa Cami Beykoz'da Dönence Sokak'ta bulunan Serbostani Mustafa Ağa Cami, Bostancıbaşısı Mustafa Ağa tarafından yaptırılmıştır. Yapım yılı kesin olarak bilinmemekle beraber, Evliya çelebi bu camiden bahsettiğine göre, 17. yüzyıldan önce yapılmış olması gerekmektedir. Beykoz Cami olarak da bilinen bu cami, 2006 yılında yenilenmiştir. Cami kargir ve kare planlıdır. Ahşap son cemaat ve cami, aynı çatı altındadır. Kürsü, minder, iç tavan ve kadınlar mahfeli ahşaptır. Tek minareli ve tek şerefeli olan bu caminin bahçesinde şadırvan bulunmaktadır), Beykoz Stadyumu, T.C. Beykoz Belediyesi Yasemin Terzi Parkı, Beykoz Çayırı, Beykoz Millet Bahçesi, Kurtarma Su Altı Komutanlığı, Beykoz Mecidiye Kasrı 1854 (Beykoz "Mecidiye" Kasrı, İstanbul'un Beykoz ilçesinde yer alan tarihi bir kasırdır. Yalıköy semtinde Hünkâr İskelesi olarak anılan alanın güneyinde yer alır. Denizden başlayarak teraslar halinde yükselen bir peyzajın tepe noktasında ağaçlar arasında yer alan kasır, Batılılaşma dönemi mimarlığının bir örneğidir. Kasrın yapımı 1845 yılında Mısır valisi Mehmet Ali Paşa tarafından başlatılmış; paşanın ölümü üzerine, 1854'te oğlu tarafından tamamlatılmış ve dönemin padişahı Sultan Abdülmecid'e (1839-61) armağan edilmiştir. İki katlı ve simetrik yapılı olan binada orta sofalı şema tercih edilmiştir. Yapının bahçesinde iç duvarları istiridye kabukları ile bezenmiş "dağ hamamı" olarak anılan küçük bir dinlenme köşkü mevcuttur. Osmanlı geleneğinde bulunan serdap köşklerinin 19. yüzyıldaki bir uygulaması olarak görülen köşk, sıcak yaz günlerinde serin bir ortam sunmaktadır. Kasır ilk yıllarında, sultan tarafından bir biniş kasrı olarak günlük konaklamalarda; sonraki dönemlerde yabancı devlet erkânı ve elçi kabulünde kullanılmıştır. Bir saltanat yapısı olmakla birlikte kentin dışında ve temiz havalı bir yerde bulunduğu için, daha Osmanlı döneminde kamu hizmetine tahsis edilmiş ve Dârü'l-eytâm(Yetimler Yurdu) haline getirilmiştir. Cumhuriyet yıllarından hastane ve prevantoryum olarak kullanılmış olan binanın içyapısı, bu dönemde değişikliklere uğramıştır. Beykoz Kasrı, 1997 yılında Millî Saraylar Daire Başkanlığı'na tahsis edilmiş ve 1999'da boş olarak teslim alınmıştır. Kasrın Sultan II. Abdülhamid (1876-1909) döneminde çekilmiş fotoğraflarında ise, binanın ağır altın varaklı mobilya takımları, Hereke kumaşlarından döşemelik ve perdeleri, Baccarat vazoları, büyük kristal avize ve şamdanlarıyla gayet zengin bir şekilde döşenmiş olduğu görülmektedir. Beykoz Kasrı 2005'te Millî Saraylar Daire Başkanlığı tarafından yüksek mimar İ. Umut Kukaracı'nın şantiye sorumluluğunda, tecrübeli sanatkârlarla, kapsamlı bir restorasyon çalışmasına alınmış ve 2011'de bu çalışma tamamlanmıştır. Setlerden oluşan 70 dönümlük bahçesinin set duvarlarında yapılan onarımlar sonrasında, boğaz'ın en güzel noktasında taraçalar üzerinde yükselen, ilçenin en estetik taş yapılarından olan Beykoz Mecidiye Kasrı TBMM Milli Saraylar tarafından bütünüyle restore işlemi tamamlandıktan sonra ziyarete açılmıştır), Mecidiye Kasrı Terası, Kundura Hafıza (Kundura Hafıza Arşiv ve Araştırma Merkezi'nin tüm projeleri, Kundura Hafıza Kültürel Mirası Koruma Derneği çatısı altında hayata geçiriliyor. Aynı zamanda, birçok sosyal sorumluluk projesi de dernek bünyesinde yürütülüyor.  Dernek, çalışmalarında eğitimi önceliklendiriyor; korumanın ilk adımı olan *koruma bilincinin* yaygınlaştırılmasına katkı sağlamayı amaçlıyor. Bu doğrultuda, Millî Eğitim Bakanlığı ile yapılan protokoller kapsamında ilkokuldan liseye kadar öğrenciler için ücretsiz sergi turları ile müzecilik ve kültürel miras odaklı atölyeler düzenleniyor.  Öğretmenlere yönelik verilen eğitimlerle kültürel miras konusunun müfredata entegre edilmesi desteklenirken, üniversitelerle ortak yürütülen atölyeler ve çalışma gruplarıyla da akademik düzeyde iş birlikleri kuruluyor. Üniversite öğrencilerine yönelik Gönüllü Çalışma Programı ile gençlerin sürece aktif katılımı teşvik ediliyor. Tüm bu eğitim faaliyetleri yayınlarla da desteklenerek daha geniş kitlelere ulaşılması hedefleniyor. Dernek ayrıca her yıl belirli sayıda üniversite öğrencisine burs sağlıyor; Millî Eğitim Bakanlığı aracılığıyla çeşitli okullara onarım ve ekipman desteği veriyor. Bunun yanı sıra, arkeolojik kazılar ve restorasyon çalışmaları da derneğin destek alanları arasında yer alıyor.  Kundura Hafıza Kültürel Mirası Koruma Derneği Tüzüğü'nün 5. maddesi gereğince, derneğe üyelik yalnızca kurucu üyelerin önerisiyle mümkündür.), Kundura İskele, Kundura Kıraathane, Kundura Sinema ve Kundura Sahne, Beykoz Limanı, Selviburnu Askeri Lojmanları, Hacı Beşir Ağa Cami, İBB Hz. Yuşa Tepesi, Yuşa Hazretleri Tepesi, Akbaba Sultan Türbesi (Akbaba), Kırklar Sultan Türbesi ve Mescidi, Karakulak Menba Suyu Tesisi, Umuryalı Plajı, Çakabey Aile Gazinosu DKK, Çavdem Askeri Plaj, Beykoz Sahil Parkı, İBB Anadolu Kavağı Sahil Parkı, Destek Komutanlığı, Yunus Plajı, Anadolu Kavağı İskelesi, Anadolu Kavağı, Mareşal Fevzi Çakmak Parkı, A.Kavak Subay Lojmanları, A.Kavağı Asb. Lojmanları, Anadolu Kavağı Manzara Seyir Noktası, Nur Banu Sultan Seyir Terası, Yoros Kalesi (Anadolu yakasında bulunan ve Boğaz'ın Karadeniz girişinin doğu tarafında bulunan kale, Rumeli Kavağı üzerinde bulunan İmros Kalesiyle birlikte boğazın girişini kontrol etmek amacıyla kurulmuştur. Anadolukavağı Kalesi veya Ceneviz Kalesi olarak da bilinen bu kalenin adı, "kutsal yer" anlamına gelen Hieron'dan geliyor görüşü oldukça yaygın.Yoros adının doğrudan doğruya "dağ" anlamındaki "oros"tan gelmiş olması da düşünülebilir, belki de bu görüş daha doğrudur.  Yoros Kalesi'nin bir Ceneviz yapısı olduğuna inanılır. Oysa değildir. Kulelerinden birinde görülen tuğladan harflerle yazılmış Grekçe kitabe, buranın Bizans inşaatı olduğunu gösterir. 14. yüzyılın başlarında, 1305'te kale, Şile Kalesi ile birlikte Türklerin eline geçmiş, ancak fazla bir süre elde tutulamamıştır. 1348'den itibaren de, Karadeniz ticaret yolu hakimiyetine sahip bulunan Cenevizliler buraya hâkim olurlar. Fakat 14. yüzyılın sonlarında, Boğaziçi'nin Anadolu yakasına tamamen hâkim olan Osmanlılar tarafından tekrar fethedilmiştir. Yoros'un tarih içinde sıkça el değiştirdiği anlaşılıyor. Ceneviz idaresinde kaldığına dair belgelerden biri de L. Sauli'nin 1831 tarihli, Ceneviz idaresine dair kitabında yer alan ve Prof.Multedo adında bir kişi tarafından kalenin kapısı üstünden kopya edilen Latince bir kitabe. Tarih kısmı okunamayan bu kitabede "Cenevizli VincenzoLercari'nin kutsal burun üzerindeki kaleyi tamir ettirdiği" bildiriliyor. Yıldırım Bayezid'in, 1391'de karayoluyla Kocaeli'nden büyükçe bir kuvvetle gelerek Yoros'a çıktığını, buradan da Yahşi Bey'i göndererek Şile Hisarı'nı teslim aldığını Âşıkpaşazâde yazıyor. Bayezid bundan sonra Yoros Kalesi'ni bir üs gibi kullanır. Ardından, Güzelcehisar da denilen Anadolu Hisarı'nı yaptırır. Bu, Konstantinopolis'i fethetme yolundaki hazırlıkların en önemli ayaklarından sayılır. Kalenin yakınlarındaki ormanlık bölgede, içinde buranın zaptı sırasında şehit düşenlerin mezarları olan bir şehitlik vardır.  1399 yılına gelindiğinde, Mareşal Boucicaut Karadeniz Boğazı girişinde yaptığı akında, o sırada artık Türklerin elinde olan Yoros Kalesi'ne saldırmaya cesaret edemez. Yapabildiği şey kalenin eteğindeki köyü yaktıktan sonra geri çekilmek olur. 1402'deki Ankara Savaşı'ndan sonra 1. Bayezid'in oğullarından Çelebi Mehmed, kardeşi Musa'ya karşı harekâtı sırasında 1414'ten az önce Trakya'ya geçmek için Bizans imparatorundan yardım ister, kendisi de Bursa'dan çıkarak Yoros'a gelip konaklar. 1391-1414 arasında Yoros Kalesi Türklerin elinde. İspanya kralının elçisi olarak Timur'un yanına gönderilen RuyGonzales de Clavijo, Karadeniz'e açılırken gördüğü kaleyi "El Guirol de la Turquia" olarak adlandırır. Buranın bakımlı olduğunu ve içinde bir Türk garnizonu bulunduğunu bildirir. Hâlbuki karşısındaki kale harap ve terk edilmiş durumdadır; kalenin eteğinde, etrafında duvar olan bir kule bulunmaktadır, o kadar...Clavijo'nun yazdığına göre, buradan karşı kıyıdaki bir kuleye zincir gerildiği yolunda bir söylenti vardır. Ama zinciri gören yoktu... İstanbul'un fethinde Yoros da artık Türk hâkimiyetine girer. Osmanlı Devleti'nin hemen her tarafındaki kıyı kalelerini tamir ettiren veya yenilerini yaptıran II. Bayezid burasını da tamir ettiriyor, içine Yoros Kalesi Mescidi denilen bir ibadet yeri yaptırır. Sonraları kale dizdarı Mehmed Ağa da bir hamam inşa ettirir.  Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki 28 Recep 984/1576 tarihli bir belgeden, kale ile birlikte buradaki cami, çeşme ve hamamın da tamir edildikleri yazılı. Alman seyyahı, Brettenli M. Heberer 1580'e doğru İstanbul'a geldiğinde kaleyi iyi durumda buluyor ve seyahatnamesine gerçeğe oldukça uygun bir de gravürünü koyar. Ermeni yazar P. Ğ. İnciciyan, 18. yüzyılın sonları, 19. yüzyılın başlarında Yoros Kalesi içinde 25 evlik bir Türk mahallesi bulunduğunu, ayrıca muhafız olarak bir dizdar idaresinde 20 kişilik bir müfrezenin de burada kaldığını bildiriliyor. 2010 yılından bu yana Yoros Kalesi'nde devam eden kazı ve restorasyon çalışmalarını, İstanbul Üniversitesi Yoros Kalesi Kazısı Başkanı Prof. Dr. Asnu Bilban Yalçın eşliğinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcisi Koray Aybek, arkeologlar ve sanat tarihçileri yürütüyor), Japon'un Manzarası Yürüyüş Yolu, Keçilik Koyu, Tarihi Beykoz ormanları, Beykoz, Anadolu Kavağı Metih Fetih İçme Suyu Tesisi, SAT Grup Komutanlığı, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hatıra Ormanı, Off-Road, Kaynarca Piknik Alanı, Poyraz Garden-Poyrazköy Piknik Alanı, Poyrazköy Kalesi, Poyrazköy Cami1441 (İstanbul'un Beykoz ilçesinde, Poyrazköy Mahallesi'nde yer alan Poyrazköy Cami, hem tarihi hem de estetik yönüyle ziyaretçilerine eşsiz bir deneyim sunuyor. 1441 yılında inşa edildiği tahmin edilen bu cami, 500 yılı aşkın bir geçmişe sahip. Yapımında Askeri Tabur'un rol oynadığı söyleniyor; dolayısıyla hem mimari hem de kültürel açıdan önemli bir yapı olduğunu söylemek mümkün. Caminin mimari özellikleri, ziyaretçilerini etkileyen en önemli unsurlardan biri. Manzarası o kadar güzel ki, "bir caminin manzarası ne kadar güzel olabilirse o kadar güzel!" diyor bir ziyaretçi. Boğazın başlangıç noktasında yer alan bu yapı, çevresindeki kafelerde oturup dinlenirken gözlerimizi doyurmaktadır. Poyrazköy Cami'nin tarihi, sadece yapısal özelliğiyle değil, aynı zamanda Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın hikayesiyle de derin bir bağa sahip. Bu paşanın, Osmanlı'nın denizlerdeki hakimiyetini simgeleyen bir figür olması, caminin tarihi önemini artırıyor. "Palabıyık" lakabıyla tanınan Hasan Paşa'nın yanında gezdirdiği yavru aslan, Avrupa ressamlarının ilgisini çekmiş ve bu ilgi onu "Aslanlı Paşa" olarak da tanıtmıştır.), Poyraz Köy Plajı, İBB Poyraz Sevgi Parkı, Poyraz Köy Limanı, Beykoz Lavanta Bahçesi&Karavan Park Alanı, Niyazinin Karavanı Yürüyüş Alanı, Atatürk Korusu, Anadolu Feneri Plajı, Tarihi Anıt Çeşme (Sultan II. Mahmut Çeşmesi olarak da bilinir. Anadolu Feneri Köyü meydanında yer alır. Zeminden alçakta kaldığı için basamaklar inilir. 1823 yılında Sultan 2. Mahmut tarafından yaptırılmıştır. Çeşme yalanının üzerinde kitabeler ve mermer üzerine kazılı tuğra bulunmaktadır. Mermer yüzlü çeşme 1995 yılında restore edilmiştir), Anadolu Deniz Feneri 1834 (1658 yılında kurulmuştur. Beykoz'un en meşhur köylerinden biri olan Anadolufeneri, ismini burada bulunan deniz fenerinden almıştır. Anadolufeneri; 2014 yılı itibarıyla alınan kararlar gereği, mahalle statüsüne girmiş olsa da, mandıraları, çiftlikleri hala süregelen balıkçılık mesleği ile şehirleşmeden uzakta bir yaşam sürmektedir. Köyün ilk kuruluş sebebinin, köyde bulunan deniz fenerini yakmak için gelip gitmek zorunda kalan fenercilerin yavaş yavaş fener etrafına yerleşmeye başlamasıyla olduğu düşünülse de, aslında deniz fenerinin yapıldığı tarih net olarak bilinmemektedir. Yapılan araştırmalarda en net bilgi, 1755 yılında bölgede ahşap bir deniz feneri bulunduğu ve 1834'te günümüzdeki haline dönüştürüldüğü kabul edilmiştir. Köyde yaşamını sürdüren nüfusun bir kısmı Kafkasya'dan göç edenler, kalan kısmı da Girit'ten asker olarak gelip yerleşenlerden oluşmaktadır. Anadolufeneri'nin en büyük özelliklerinden birisi, İstanbul Boğazı'nın çıkışındaki son koya sahip olmasıdır. Bu sebeple Deniz kuvvetlerinin, Boğaz çıkışlarını kontrol ettiği nokta köyün altında bulunan bir radar birimi tarafından sağlanmaktadır. 1980'li yılların sonuna kadar Askeri bölge içerisinde olan Anadolufeneri ve Poyraz; 80'lerin sonunda, dönemin Anadolufeneri muhtarı Meliha Elçioğlu'nun girişimleri ile askeri bölge statüsünden kısmen çıkmıştır. Meliha Elçioğlu, Anadolufeneri'nin ilk ve tek kadın muhtarıdır. Yaptığı çalışmalarla köy yollarını genişletmiş, köye belediye otobüsü bağlanmasını sağlamış, köy ilkokulu binasını, Hacı Ayetullah Keser'in tüm maddi sorumluluğu almasıyla yeniletmiş ve öğrenimde kalmasını sağlamıştır. Ancak, MEB) uygulamaları sebebiyle, civar köylerin eğitimleri Anadolufeneri'ne bağlanmadığı için 9 derslikli, müdür yardımcı, müdür, öğretmenler odası, spor salonu ve laboratuvarı bulunan ilkokul, eğitim uygulama okullarına devredilmiş ve şu anda da Beykoz Eğitim Uygulama ve İş Eğitim Merkezi'nin öğrencileri ve öğretmenleri tarafından kullanılmaktadır. Askeri Bölge statüsünün kaldırıldığı döneme kadar, Akbaba'dan Poyraz ve Anadolufeneri'ne dönen yolun, Anadolu Kavağı ayırımında bulunan bir askeri kapıdan geçilerek bölgeye girilmekte idi. Bölgeye sadece köylerden yaşayanlar kartları ile rahatlıkla geçiş yapabiliyorken, köyde yaşayan akrabası olmayanlar gezme amaçlı köylere giremiyordu. Köyde akrabaları bulunanlar ise asker kontrolünde akrabalarının evlerine ulaştırılabiliyordu. Bu süreçte korunan ormanlar ve doğal yaşam, o dönemde Anadolufeneri ve civarındaki ormanlarda pek çok hayvanın varolmasını sağlamıştır. Ceylanlar, yaban domuzları, çakallar ve çeşitli kuş türleri Anadolufeneri ormanlarında bulunmaktadır. Ormandaki ağaç çeşitliliği ise yaklaşık 12 farklı türü barındırmaktaydı. Ancak askeri kapının kaldırılmasından yaklaşık on yıl sonra Poyraz ormanlarından çıkan büyük bir yangınla, ağaç ve hayvan türleri azalmış; bir kısmı ise tamamen görünmez olmuştur. En son, yapılan üçüncü köprü çalışmalarında mevcut ormanın büyük bir kısmı kaybedilmiştir. Anadolufeneri köyünde 1880 yılında; II. Abdülhamit tarafından yaptırılan "Hamid-i Evvel Camii" bulunmaktadır. Cami, Beylerbeyi ve Emirgan'da bulunan Hamid-i Evvel Camii ile aynı ismi taşımaktadır. Ayrıca Halayıkdere Mahallesi'nde 1996 yılında Mustafa Sözer adına yaptırılan bir cami daha mevcuttur. Anadolu Deniz Feneri, İstanbul Boğazıyla Karadeniz'in birleştiği bölgede Yon (Hrom) Burnu üzerinde bulunmaktadır. 1834 yılında yapılan Fener, 1858 yılında Fransızların yapıyı genişletmesi ve kulesini revize etmesi ile birlikte yeni halini almıştır. Denizden 75 metre yüksekliğinde bulunan fener, içindeki 1000 watlık ampulü ile aydınlık sağlamaktadır. Buradaki kristalin çevresindeki elektrik motoru ile dönen paravan sayesinde yanıp sönmektedir. Fener, elektrik olmadığı zaman gaz ile çalışmaktadır. Açık havalarda 16 deniz mili açıklığı gören fener inşa edildiği günümüzde de faal durumdadır.), Anadolu Feneri Kalesi Temel Kalıntıları, Kabakoz Riva, Kabakoz, Yom Burnu TGİ, Kulucahisar Kalesi (Osman Bey'in Fethettiği ilk Kale), Diriliş Ertuğrul Dizi Seti, Kuruluş Osman Filming Bölgesi, Kuruluş Osman Setleri, Osman Odası, Kayı Obası, Riva Halk Plajı, TFF Riva Tesisleri, Çayağız Deresi, Riva Kalesi

🍴 Yöresel Notlar

Riva Plajı, Elmasburnu Tabiat Parkı, Riva Polis Sosyal Tesisleri, Elmasburnu Kadınlar Plajı, Elmasburnu Plajı, Elmasburnu Tabiat Parkı Seyir Terası, Riva 1. Koy, Riva 2. Koy, Saklı Plaj, Halis Koy, Riva Seyir Terası, Kaptanın Mezarı Kumsal, Karayiğit Koyu, Riva 3. Koy, Riva Gelara Koyu, Riva Piknik ve Kamp Alanı, Riva Piknik ve Yürüyüş Alanı, Aşkı Memnu Taş Ev, Zafer Koyu (Bozhane), Türkiye-Belarus Dostluk Ormanı, Dr. Rıza Ferruh İlter Korusu, Bozhane Barajı, Cumhuriyet Köy, Cumhuriyet Köyü Barajı, Cumhuriyet Köyü Baraj Piknik Bahçesi, Polinez Park Piknik Alanı, Polonezköy Zoo Park Kafe, Polonezköy (Polonezköy 1830 Polonya Ayaklanması sırasında hükûmet başkanı, daha sonra da Polonyalı sürgünlerin siyasi lideri olan Prens Adam Czartoryski tarafından 1842 yılında kuruldu. Köyün adı kurucusunun adı olan Adam'dan dolayı Adamköy (Lehçe: Adampol) olarak türetilmiştir. Köyün bulunduğu arazi, 1830'lu yıllarda Saint Benoît Fransız Lisesi'ni yönetmekte olan Lazarist rahipler tarafından çiftlik olarak düzenlenmişti. O zamanlar Polonyalıların siyasi göçünün merkezi Paris'ti. Prens Adam Czartoryski'nin amacı ise, ikinci bir siyasi merkezini Osmanlı Devleti sınırları içinde kurmaktı. Bu amaçla Michal Czajkowski'yi temsilcisi sıfatıyla Osmanlı Devleti'ne gönderdi. İstanbul'a geldikten sonra 1850 yılında İslamiyet'i kabul ederek Sadık Paşa adını alan Czajkowski, Osmanlı Devleti'nde faaliyet gösteren Lazaryen rahiplerden gelecekte Adampol'un kurulacağı ormanlık bir araziyi satın aldı. İlk başta ancak 12 kişinin oturduğu köye sonraki yıllarda en çok geliştiği dönemde 220 sakin yerleşti. Yıllar geçtikçe Polonezkoy/Adampol gelişti, köyün nüfusu 1830 Polonya Ayaklanması ve 1853 Kırım Savaşına katılan askerlerin yanı sıra Sibirya sürgünü ve Çerkes esaretinden kaçan Polonyalılarla arttı. İlk Polonezkoy sakinleri çiftçilik, hayvancılık ve ormancılıkla meşguldü. Daha II. Dünya Savaşı öncesinden başlayarak ilk tatilciler Polonezköy'e gelmeye başladı. 1938 yılında Polonezköy sakinleri T.C. vatandaşlığına kabul edildiler. 1968 yılında Polonezköy sakinleri işledikleri topraklar üzerinde tapu hakkına sahip oldular. Öte yandan, Czartoryski ailesinin vârisleri ise Polonezköylüler lehine iyelik haklarından vazgeçtiler. Ulaşım imkânları, coğrafî konumu ve güzel manzaraları sayesinde Polonezköy bir tarım köyünden tatil köyüne dönüşmüştür. Polonezköy'de toprak köy sakinlerine ya da Polonezköy'e dinlenmeye gelen zengin ve meşhur şahıslara aittir. Polonezköy'un gelişmesi ve köydeki ekonomik şartların düzelmesiyle birlikte 1980'li yıllarda yurt dışına göç eden gençler Polonezköy'e geri dönmeye ve köyde pansiyon, lokanta ve çayevi işletmeye başladılar. Polonezköy'e gelen ünlüler arasında Macar piyanist FranzLiszt (1847), Fransız yazar GustaveFlaubert (1850), Çek yazar Karel Droz (1904), Türkiye'nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk (1937), Papa XXIII. Ioannes 1935'te Vatikan tarafından Türkiye'ye ve Yunanistan'a *Delegato Apostolico* (dini temsilci) olarak görevlendirildi ve aynı zamanda da İstanbul'da *Apostolik Viker* (yerel Latin Katolik dinsel hiyerarşisinin başı) görevini ve kaleten yüklendi.[^[6]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Polonezk%C3%B6y#cite_note-co%C4%9F1-6) Papa XXIII. Ioannes'in Türkiye'de bulunduğu sıralarda iyi Türkçe öğrendiği, halka yakın olduğu, Polonezköy'de yaşayan Katoliklere yakınlık gösterdiği, Beşiktaş takımını tutup futbol maçlarına gittiği söylenmektedir. Türkiye Hükûmeti temsilcileri ile birlikte Polonezköy'e gelen, Polonya'nın II. Dünya Savaşı sonrasındaki dışişleri bakanı Adam Rapacki (1961) de bulunuyor. Ayrıca, dünyaca tanınan soprano Leyla Gencer de burada doğmuştur. Köyü 1985 yılında Türkiye cumhurbaşkanı Kenan Evren, 1994 yılında ise, Polonya Devlet Başkanı Lech Walesa ziyaret etti. Bir sonraki Polonya Devlet Başkanı Aleksander Kwaśniewski ise ilki 1996 ve ikinci 2000 yılında olmak üzere iki defa Polonezköy'ü ziyaret etmiştir. Son ziyareti esnasında Aleksander Kwaśniewski, Zofia Rizi Anı Evi'ni de gezmiştir. Bu ziyaretten iki sene sonra Polonezköy'un kuruluşunun 160. yıldönümü törenle kutlandı.Türkiye-Polonya ilişkilerinin gelişmesi sayesinde Polonezköylüler bir taraftan sık sık Polonya'dan gelenleri misafir ederken diğer taraftan da atalarının ülkesini ziyarete gitmektedirler. Günümüzde Polonezköy'de yaklaşık olarak 1.000 kişi yaşamaktadır. Bunlar arasında 40 kişi düzgün Lehçe) konuşmaktadır Adampol-Polonezköy'de her yaz Polonezköy'ün Polonya ile olan bağlarını vurgulayan Polonezköy festivali düzenlenmektedir. Polonezköylüler, bu festivale katılan folklor gruplarını kendi maddi olanaklarını kullanarak davet etmektedirler.), Polonezköy Kültür Evi, Arıcılık Müzesi (Polonezköy'de yaşayan kırk yıllık bir arıcı tarafından açılan müzede arıcılığa ilişkin araç-gereç ve giysileri sergilenmekte. Çok küçük bir yer olduğundan on dakikanızı ayırmanız yeterli olur), Polonezköy Açık Hava Ahşap Heykel Müzesi, Zosia (Zoşa) Teyze'nin Anı Evi (Zofia Rizi Anı Evi (Halkın ziyaretine açık olan Zofia Rizi Anı Evi'nde Polonezköy ve Rizi ailesiyle ilgili fotoğraf ve dokümanlar sergilenmektedir. Zofia Rizi Ani Evi, Zofia Rizi'nin babası Wincenty Ryży (Türkçe: Rıjı) tarafından 1881-1883 yıllarında inşa edilmiştir. Rizi (Lehce: Ryży) ailesinin evi köydeki en gösterişli evlerden biriydi. O dönemin tipik Polonya köy evi mimarîsini sergileyen bu ev, orijinalliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Köyü ziyaret eden turistlerce sık sık övülür, yemyeşil bahçesiyle birçok insanı etkiler. Bugün Zofia Rizi Ani evi Polonezköy tarihinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Polonya - Türk ilişkilerinde de dostluğun sembolü olarak anılan bu ev, resmî ziyaretlerde Polonezköy'ünde önemli bir rol aldırmıştır. Türk ve Polonya hükûmet temsilcileri Polonezköy'e yapılan resmî ziyaretlerde Zofia Rizi Anı Evi ziyaret etmeyi ihmal etmezler. Zofia Rizi Anı Evi Polonya ve diğer ülkelerden gelen turistleri de misafir etmektedir. Türkiye dışında, İnternette, kitaplarda, gezi turlarında sık sık anılan bir yer olmuştur.), Adampolotel (0216.4323156), Polonezköy Atatürk Evi, Polonez Köşkleri, Matka Boska Czestochowska Kilisesi, Adampol Alinda Dinlenme Tesisleri, Czestochova Kilisesi, İBB Polonez Köy Parkı, Polonezköy Doğa Koruma ve Milli Parklar Mühendisliği, Polonezköy Tabiat Parkı, Polonezköy Yürüyüş Parkuru Başlangıcı, Yangın Gözetleme Kulesi, Polonez City Doğa ve Yaşam Alanı, İstanbul Kelebek Çiftliği (Alanı gezmek 10-15 dakika sürüyor giriş ücreti 400 tl.-Doğa Koruma Alanı)

📍 Beyoğlu

Galata Kulesi (Galata Kulesi ya da müze olarak kullanılmaya başlaması sonrasındaki adıyla Galata Kulesi Müzesiİstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bulunan bir kuledir. Adını, bulunduğu Galata semtinden alır. Galata Surları dâhilinde bir gözetleme kulesi olarak inşa edilen kule, farklı dönemlerde farklı amaçlarla kullanılmasının ardından 2020'den itibaren bir sergi mekânı ve müze olarak hizmet verir. Hem Beyoğlu'nun hem de İstanbul'un sembol yapılarındandır. Bizans İmparatorluğu ile ittifak hâlinde olan Cenevizliler 1267'de, Haliç'in kuzeyinde bulunan Galata'da "Pera" adlı bir koloni kurmuş, bu koloninin hâkimiyet alanını da zaman içinde Bizans tarafından verilen izinlerle genişletmişti. Tepesindeki haçtan ötürü o dönem "Kutsal Haç Kulesi" (Turris Sancte Crucis) olarak adlandırılan kule, bu izinlere aykırı bir şekilde kuzeydoğu yönündeki tepeye doğru hâkimiyet alanı arttırılarak 1335-1349 yılları arasında bölgede yapılan tahkimatın bir parçası olarak inşa edildi. İki devlet arasında o yıl patlak veren savaş, ertesi yıl imzalanan antlaşmayla sona ererken kulenin bulunduğu tepe Ceneviz kontrolüne bırakıldı. Konstantinopolis'in 29 Mayıs 1453'te Osmanlı İmparatorluğu tarafından alınması sonrasında Pera'daki Cenevizliler, herhangi bir direniş göstermeden koloniyi Osmanlı'ya devretti. Kulenin de dâhil olduğu Galata'daki tahkimatta birtakım tahribatlar gerçekleştirilse de, Osmanlı Padişahı II. Mehmed'in fermanıyla kuledeki tahribatlar durduruldu ve tahrip edilen kısımlar yeniden inşa edildi. 1509'daki depremde hasar gören kule, 1510 itibarıyla onarıldı. 16. ve 17. yüzyıllarda, savaş esirlerini tutma yeri ve levazım ambarı, 18. yüzyıl itibarıyla Mehterhâne Ocağı ile yangın gözleyiciler tarafından bir yangın kulesi olarak kullanıldı. 1794'teki yangın sonrasında yapılan onarım çalışmalarında kulenin tasarımı değiştirilirken üst kısım kahvehaneye dönüştürüldü. 1831'deki yangın sonrasında tasarımı bir kez daha değiştirildi. 1875'teki bir fırtınada çatısının devrilmesinin ardından en üst katın üzerine kâgir iki ahşap kat çıkılarak bu kısım, şehirde çıkan yangınları gözleme ve haber verme amacıyla kullanılmaya başlandı. 1965-1967 yılları arasındaki restorasyon çalışmasıyla kule, katları farklı amaçlara hizmet eden turistik bir yapı olarak düzenlenirken kulenin çatısı da 1832-1876 yılları arasındaki tasarıma benzer şekilde yenilendi. Bu dönemde, Ünal Kardeşler ile sonrasındaki dönemde vârislerine ait şirket tarafından İstanbul Belediyesinden kiralanarak işletilmeye başlandı. 1999-2000 yıllarında dış cephesinde bir restorasyon yapıldı. 2013'te, İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı BELTUR işletmeyi devraldı. Bu dönemde kulenin en üst iki katında birer kafe ile restoran yer almaktaydı. Aynı yıl, UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi'ne dâhil edildi. 2019'da mülkiyeti ve işletmesi Vakıflar Genel Müdürlüğüne geçti. 2020'de yapılan çalışmalar sonrasında kule, müze ve sergi mekânı olarak düzenlendi. 2023'te, çatısında bir restorasyon gerçekleştirildi. Çatısının ucuna kadar olan yüksekliği 62,59 m olan Romanesk tarzdaki kâgir kulenin silindirik gövdesi taştandır. Birer bodrum), zemin ve asma kat dâhil olmak üzere 11 katı bulunur. Zemin katla altıncı kat arasında asansör yer alırken zemin kattan dördüncü kata kadar taş merdivenler, altıncı kattan sekizinci kata kadar ise çelik konstrüksiyon merdivenler yer alır. Tepesini kaplayan koni şeklindeki çatısı ise betonarmedir. Günümüzde kulenin zemin katı, bilet kontrol ve güvenlik noktası olarak hizmet verirken altıncı kata kadar ulaşan asansörün girişi de burada yer alır. Birinci kat müze mağazası iken sonraki üç kat sırasıyla Hezârfen Ahmed Çelebi'nin Galata Kulesi'nden süzülüşünün bir animasyonunun gösterildiği bir ekranla birlikte simülasyon alanı ile kulenin Takiyüddin tarafından kullanıldığı dönemini konu alan eserlerin; Kurtuluş Savaşı'na ait fotoğrafların; Galata Kulesi ve Surlarına ait bilgi ve eserlerin; Galata Kulesi ve İstanbul ile ilgili eserlerin yer aldığı kalıcı müze ve sergi alanlarıdır. Bir geçiş alanı niteliğindeki altıncı katın sonrasındaki geçici sergi alanı olan yedinci katta, İstanbul'un bir bölümünü gösteren bir maket ile pencere önlerine konumlanan seyir dürbünleri yer alırken sekizinci kat, bir seyir terası olarak düzenlenmiştir. Kulenin dış cephesi ile kuleyi çevreleyen alan ise bazı özel ve belirli günlerde farkındalık yaratma, anma ya da kutlama amacıyla kullanılır.). Arka plan, inşası ve Cenevizliler dönemi: Cristoforo Buondelmonti'ye ait *Liber insularum Archipelagi*'nin Marciana Millî Kütüphanesi'nde yer alan ve 1420'ler ile 1430'lar civarına tarihlenen kopyasındaki haritanın üst kısmındaki surların en tepesinde, Galata Kulesi yer alır. Bizans İmparatorluğu ile ittifak hâlinde olan Cenevizliler 1267'de, Haliç'in kuzeyinde bulunan Galata'da "Pera" adlı bir koloni kurdu. Hâkimiyet alanlarını bölgeyi kuzeydoğusundaki tepeye doğru izinsiz bir şekilde genişleten Cenevizliler, 1335-1349 yılları arasında bu tepenin yamaçlarında, hendeklerle çevrili sur ve kuleler inşa etti. Günümüzde Galata Kulesi olarak bilinen ve bir gözetleme kulesi olmasının yanı sıra karadan yapılabilecek bir kuşatmada, koloninin düzlükte bulunan kıyı kısmının korunması amacı güden surların baş kulesi, 1348'de inşa edildi. Kulenin önünde, yapıya iki yanından bitişik bir biçimde, düz sur hattından yarım daire şeklinde çıkıntı yapan bir barbakan vardı. Dört sur hattının kesiştiği ve Pera'nın ana girişinin bulunduğu bu kısım, üzerindeki levhaya göre 1 Nisan 1452'de tamamlanan inşasıyla Pera'nın Osmanlı İmparatorluğu kontrolüne girmesinden önce inşa edilmiş son tahkimattı. Bu dönem kule, tepesinde yer alan haçtan ötürü "Turris S. [Sancte] Crucis" ("Kutsal Haç Kulesi") olarak anılıyordu. Ağustos 1348'de Bizanslılar ile Cenevizliler arasında, ticari çekişmelerin yol açtığı bir savaş patlak verdi.[^[2]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Galata_Kulesi#cite_note-3) Savaşın Bizans zaferiyle 1349'da sona ermesinin ardından barış sağlanırken aynı yıl, Bizans İmparatoru VI. İoannis tarafından yayımlanan bir fermanla, Galata Kulesi'nin bulunduğu tepenin kontrolü Cenevizlilere teslim edildi. Osmanlı dönemi: Konstantinopolis'in 29 Mayıs 1453'te Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetine girmesi sonrasında Pera'daki Cenevizliler, herhangi bir direniş göstermeden koloniyi Osmanlı kontrolüne bıraktı. Bu dönemde kulenin tepesinde yapılan tahribat, Osmanlı Padişahı II. Mehmed'in Pera'ya yönelik fermanının ardından durduruldu ve Zağanos Paşa'nın başında bulunduğu çalışmalar kapsamında kule tekrar yükseltilerek tepesindeki haç, Osmanlı bayrağıyla değiştirildi. 1509'daki depremde, Galata Kulesi de dâhil olmak üzere Galata'daki tahkimatta birtakım hasarlar meydana geldi. Mimar Hayreddin önderliğinde yapılan onarım çalışmalarının 1510 yılı ortalarında tamamlanmasıyla kule tekrar yükseltildi. Kulenin gövdesinde, yerden 13,20 m (ikinci katın başlangıcı) ve 17,17 m (üçüncü katın başlangıcı) yüksekliklerinde olmak üzere yer alan iki tuğla kuşak, bu deprem sonrasında yapılan tadilatların izleri olarak değerlendirilir ve bu tadilatın kapsamı, kaynaklara göre farklılık gösterir. 16. yüzyılda Galata Kulesi ve Galata Surları üzerindeki diğer burçlar, Kasımpaşa'daki tersanelerde çalışan Hristiyan savaş esirlerinin barınağı ve bir zindan olarak kullanıldı. 17. yüzyıla tarihlenen *Seyahatnâme*)'sinde Evliya Çelebi, kulenin önceleri zindan, o dönemlerde ise tersanenin gemi levazım ambarı olarak hizmet verdiğini yazar. Takiyüddin de gözlemevinin inşası öncesinde kulede birtakım çalışmalar gerçekleştirdi. 18. yüzyıl itibarıyla kule, Mehterhane Ocağı ile yangın gözleyiciler tarafından bir yangın kulesi olarak kullanılmaya başlandı. 27 Temmuz 1794'te çıkan yangında meydana gelen hasarlar nedeniyle kulenin boyu kısaltılarak tasarımı değiştirildi. Bu çalışmalar kapsamında, en üst katın her bir yanına yapılan çıkmalı odalar, sofalar ve divanhane eklenerek bu kısım bir kahvehaneye dönüştürüldü. Yangınları duyurma amacıyla da bir kös yerleştirilirken tavan arası ise güvercinlik olarak kullanılmaktaydı. 2-3 Ağustos 1831'de çıkan yangında kulede tahribat oluştu. Kulenin üst kısmı, önceki farklı bir tasarımla onarılarak -1875'teki fırtınada devrilecek olan çatısı hariç- günümüzdeki görünümüne kavuştu. 1853 ya da 1854 yılında kulenin çatısında bir onarım yapıldı. Aralık 1857'de kurulan, Galata ve Pera'nın idaresinden sorumlu Altıncı Belediye Dairesi tarafından kullanılacak olan binanın 1864 yılındaki inşaat çalışmaları sırasında kulenin çevresindeki avlusu, surlardaki kapılar ve kıyıya doğru uzanan sur duvarlarının 30 Kasım 1863 tarihinde alınan kararla yıkımına, hendeklerinin ise doldurulmasına başlandı. 1875 yılında meydana gelen bir fırtınada çatısının devrilmesinin ardından en üst katın üzerine, her birinde birer odanın olduğu iki katlı kâgir ahşap bir kısım inşa edildi. Kalenin tepesi, hem 1874'te şehirde kurulan itfaiye teşkilâtının hizmetinde yangın haber merkezi hem de deniz kuvvetleri tarafından bir haberleşme merkezi olarak kullanılmaya başlandı. Cumhuriyet dönemi 1960'lara kadar kullanımı, 1965 restorasyonu ve sonrası; 1923'teki Türkiye'de cumhuriyetin ilanı sonrasında da kule, itfaiye teşkilatı ile deniz kuvvetleri tarafından kullanılmaya devam etti. Galata Kulesi'ne aktarılmak üzere Şubat 1930'da sökülerek Mart 1930'da kulenin tepesine yerleştirilen İngiliz Bahriye Hastanesi'ndeki vakit küresi, Kasım 1934 itibarıyla faaliyete geçti. 1959-1960 kışında, üst kısımdaki ahşap odaların kirişlerinin) çürüyerek çökmesinin ardından boşaltılan kulenin, İstanbul Belediyesi Başkanı Haşim İşcan'ın girişimiyle sonucunda onarım ve restorasyon çalışmaları yapılarak turistik bir tesise dönüştürülmesi kararlaştırıldı. Çalışmalar için 15 Eylül 1964'te yapılan ihaleyi Yapıtaş kazanırken 28 Eylül 1967'de gerçekleştirilen bir törenle kule tekrar açıldı. Çalışmalarla birlikte bodrum) katı, bir servis katı olarak düzenlendi. Zemin kat bir giriş katı niteliği kazanırken giriş ekseninin karşısına, bu kattan altıncı kata kadar ulaşan iki asansör eklendi. Birinci kat bir şark kahvesi, ikinci kat kulenin tarihiyle ilgili bir müze, üçüncü kat turistik eşyaların satıldığı satış reyonlarının yer aldığı bir kat, dördüncü kat Ceneviz Meyhanesi adını taşıyan bir meyhane, beşinci kat kuledeki yiyecek ve içecek servisi yapılan mekânlar tarafından kullanılacak bir mutfak, altıncı kat tuvaletler ile vestiyerin yer aldığı bir lobi), ziyaretçilerin ulaşabileceği son kat olan sekizinci kat ise bir gece kulübü olarak düzenlendi. Restoran kısmının inşasını gerçekleştiren Ünal Kardeşler, Şubat 1968'deki ihale sonucunda kulenin işletme haklarını da İstanbul Belediyesinden beş yıllığına kiraladı. Yapılan düzenlemeler sonrasında kulenin turistik tesis olarak açılışı ise 30 Mayıs 1969'da gerçekleştirildi. Kardeşler'in Belediye ile olan kiralama sözleşmesi, ilk beş yılın ardından her yıl yenilenmekteydi. 3 Eylül 1989 tarihli *T.C. Resmî Gazete*'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu kararıyla Galata Kulesi ve Çevresi adlı bir "turizm merkezi" oluşturularak kule ile çevresi, Turizm Bakanlığının yetki alanına girdi. 1999-2000 restorasyonu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesine devri; İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin Ekim 1996'da gerçekleştirilen bir toplantısında, kulenin müzeye dönüştürülmesi ve mülkiyetinin Belediyenin Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğüne verilmesi kararı alındı. Kulenin restore edilmesi ve müzeye dönüştürülmesi için o yıl açılan ihaleyi Pekerler İnşaat kazandı. Kulenin işletmesini sürdüren Ünal Kardeşler şirketinin kuleden tahliye edilmesi için aynı yıl açılan dava reddedildi. Aralık 1997'de ise Kültür Bakanlığının izni olmadan böyle bir değişimin yapılamayacağı belirtilerek kulenin müze olarak kullanılmasının uygun görülmemesinden ötürü uygulamanın durdurulması talimatı verildi. 1998'de Belediye tarafından kulede kütüphane yapılması girişiminde bulunulsa da bu girişim Anıtlar Kurulu tarafından reddedildi. İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulundan çıkan 7 Mayıs 1999 tarihli izin kararı sonrasında, 1996'daki ihaleyi kazanan Peker İnşaat'ın Haziran 2000'de tamamladığı dış cephedeki restorasyon çalışmalarının ardından kule 13 Kasım 2000'de tekrar kullanıma açıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından, iç restorasyonu için 2000 yılında açılan ihaleyi de Pekerler İnşaat kazandı. Ancak bu iç restorasyon için İstanbul Büyükşehir Belediyesinin İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kuruluna sunduğu ve kulenin bir müzeye dönüştürülmesini öngören proje, müze kurma izni vermesi gereken Kültür Bakanlığı tarafından verilen bir iznin olmadığı gerekçesiyle Kurul tarafından reddedildi. Bunun ardından aynı yıl, sergi salonu, hediyelik eşya satış kısmı ve kafenin yer aldığı yeni bir proje hazırlanarak Kurula sunuldu. Kulenin en üst iki katının Türk kahvehanesi, diğer katların ise hediyelik eşya reyonları ve turistik amaçlı diğer unsurlarla düzenlenmesine yönelik Anıtlar Kuruluna yapılan başvuru, Şubat 2004'te Kurul tarafından onaylandı. 28 Mart 2006 tarihli *T.C. Resmî Gazete*'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla Galata Kulesi ve Çevresi, "yenilenme alanı" olarak tanımlandı. 6 Temmuz 2006 tarihli *T.C. Resmî Gazete*'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla ise bu alanın, yenileme alanı çalışmaları kapsamında Beyoğlu Belediyesi tarafından kamulaştırılması belirlendi.^[[44]](https://tr.wikipedia.org/wiki/Galata_Kulesi#cite_note-Din%C3%A7er-45)[[45]](https://tr.wikipedia.org/wiki/Galata_Kulesi#cite_note-46)^ Bölge, 7 Temmuz 1993 tarihli İstanbul I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu kararıyla Beyoğlu'nun kentsel sit alanı ilan edilen kısımları içerisinde yer almasına karşın planlama alanı dışında bulunan yedi bölgeden biriydi. Kulenin işletmecilerini kuleden çıkarma amacıyla 1996'dan beri sürdürülen yasal girişimler, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile kulenin işletmecisi Kardeşler ailesi ile olan kira sözleşmesinin Belediye tarafından yenilenmemesi sonrasında, 16 Nisan 2013 İtibarıyla işletmenin Belediyeye bağlı BELTUR'a devredilmesiyle sona erdi. Belediye tarafından kulenin en üst iki katında yapılan yenilemeler sonucunda sekizinci kat restoran, yedinci kat ise kafe olarak düzenlendi. Dünya Miras Komitesinin 37. oturumu esnasında, 21 Haziran 2013'te alınan kararla Galata Kulesi, Türkiye'nin UNESCO Geçici Dünya Mirası listesindeki "Ceneviz Ticaret Yolu'nda Akdeniz'den Karadeniz'e Kadar Kale ve Surlu Yerleşimleri" adlı serideki mimari eserler arasında yer aldı. Vakıflar Genel Müdürlüğü dönemi ve 2020 restorasyonu: Vakıflar Genel Müdürlüğü 17 Nisan 2019 tarihli yazısıyla, Vakıflar Yasası'nın 30. maddesine dayanarak kulenin mülkiyetinin, Kule-i Zemin Vakfı adına kendilerine devredilmesi yönünde bir başvuruda bulundu. 13 Mayıs 2019 itibarıyla kulenin mülkiyeti, Kule-i Zemin Vakfı adına Vakıflar Genel Müdürlüğüne geçti ve Belediye, kulede kiracı statüsünde kaldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından bu devre karşı başlatılan yasal girişim sonuçsuz kalırken 31 Aralık 2019 itibarıyla BELTUR adına düzenlenmiş kira sözleşmesi sona erdi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy 18 Ocak 2020'de yaptığı duyuruyla, Galata Kulesi'ni de içeren "Beyoğlu Kültür Yolu" adlı turizm, kültür ve sanat projesi kapsamında kulenin etrafında kamulaştırma çalışmalarının yapılacağını ve kule çevresinde bir meydan oluşturulacağını açıkladı. Nisan 2020 itibarıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesinin kuleden tahliyesine dair süreç başlatılırken Belediyenin buna karşı başlattığı yasal girişim ise olumsuz sonuçlandı ve 16 Mayıs 2020 itibarıyla kulenin mülkiyeti, Kule-i Zemin Vakfı adına İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdürlüğüne geçti. Restorasyon çalışmaları için yapılan ihaleyi kazanan ES Yapı, 30 Haziran 2020 itibarıyla çalışmalarına başladı. 1960'lardaki çalışmalar ve sonrasında iç kısma eklenen tüm unsurlar ve dekorasyonlar kaldırılırken hem iç hem de dış cephede restorasyon ve yenileme çalışmaları gerçekleştirildi. Bir sergi merkezi ve müze olarak düzenlenen kule, İstanbul'un Kurtuluşu'nun yıldönümü olan 6 Ekim 2020'de, Galata Kulesi Müzesi adıyla tekrar hizmete girdi. Çalışmalar kapsamında kulenin dışında yer alan meydana, Taksim-Tünel nostaljik tramvayı) tasarımına sahip bilet gişesi konuldu. Zemin katı, bilet kontrol ve güvenlik noktası ile altıncı kata kadar ulaşan asansörün girişinden oluşacak şekilde düzenlendi. Birinci kat, müze mağazası hâline getirildi. İkinci kat, Hezârfen Ahmed Çelebi'nin Galata Kulesi'nden süzülüşünün bir animasyonunun gösterildiği bir ekranla birlikte simülasyon alanı olarak düzenlenmiş olup bunu ve kulenin gözlemevi olarak kullanıldığı dönemini konu alan bir sergi alanını da içermeye başladı. Üçüncü kat Kurtuluş Savaşı'na ait fotoğrafların, dördüncü kat Galata Kulesi ve Surlarına ait bilgi ve eserlerin, beşinci kat Galata Kulesi ve İstanbul ile ilgili eserlerin sergilendiği kalıcı sergi alanları olarak yenilendi. Geçiş alanı olarak kullanılan altıncı katın ardından ulaşılan ve geçici sergi alanı olan yedinci kata, İstanbul'un bir bölümünü gösteren bir maket ile pencere önlerine konumlanan seyir dürbünleri konuldu. Sekizinci kat ise seyir terası olarak düzenlendi. 1 Kasım 2023'te, Galata Restorasyon tarafından kulenin çatısında restorasyon çalışmalarına başlandı. Konumu ve Mimarisi: Konumu, dış mimarisi ve gövdesi; Galata Kulesi, İstanbul'un Beyoğlu ilçesinin Bereketzade Mahallesi'ndeki Büyük Hendek Caddesi üzerinde yer alan 2 numaralı yapıdır. Kendisine ismini veren Galata semtinde, 35 m rakımlı bir tepenin üzerinde konumlanır. Romanesk tarzdaki silindirik kâgir kulenin, zeminden çatısının ucuna kadar olan yüksekliği 62,59 m'dir. Kayalık ve killi şistli bir zemin üzerinde yer alan yapının temeli masif taşlıdır. Zeminden yüksekte olan güney eksenindeki giriş kapısına, iki yanında yer alan mermer basamaklı merdivenlerle ulaşılır. Kulenin mermerden yapılan Ampir üsluplu söveli giriş kapısının üzerinde, 1831-1832 yıllarında gerçekleştirilen onarım ve restorasyon çalışmalarını konu alan, üzerine Şair Pertev'e ait bir manzumenin işlendiği kitâbe bulunur. Nuri Dede tarafından mermer üzerine kabartma tekniğiyle işlenen kitâbededeki celî talik üslubuyla yazılan metin, 4 paftaya ayrılmış 16 dizenin 4 satır hâlinde dendanlı kartuşlardan meydana gelir. Metin üzerindeki üç elips kartuşta sırasıyla "Ya Hafiz", "Maşallah" ve "Ya Rafi" yazar. Kitâbede daha önceleri yer alan II. Mahmud'un tuğrası ise cumhuriyetin ilanı sonrasında kazınmıştır. Kulenin güneye bakan cephesinin dış tarafının zemin katı hizasındaki kısmında yer alan, İstanbul Fethi Derneğinin girişimi sonrasında İstanbul'un Fethi'nin 500. yıldönümüne denk gelen 1953 yılında asılan ve Emin Barın tarafından hazırlanan levhada, büyük harflerle şu metin yazılıdır: 29 Mayıs 1453 Salı sabahı Cenevizlerin Galata kolonisi anahtarlarını Fatih Sultan Mehmed'e takdim etmiş ve Galatanın teslimi 1 Haziran Cuma günü tamamlanmışdır.\

🍴 Yöresel Notlar

İstanbul Fethi Derneği. 1953 EB Kulenin dışında yer alan meydanda, Taksim-Tünel nostaljik tramvayı) tasarımına sahip bilet gişesi yer alır. Kulenin etrafındaki sur kalıntılarına bitişik ve ön cephesi kule meydanına bakacak şekilde, 1957 yılında eski yerinden sökülerek getirilen Bereketzade Çeşmesi konumlanır. 208 m^2^ alana sahip zemin katının iç çapı 8,95 m, dış çapı ise 16,45 m'dir. Dördüncü kata kadar 3,75 m olan duvar kalınlığı, bu kattan kulenin sonra dışa doğru bir meyille örülmesinden ötürü 3 m'ye kadar iner. Giriş kapısı hizasındaki dış duvarlarda 5 m'lik bir kısım daireselliğini kaybetse de bu durum birinci silmeye kadar azalır ve yapı tekrar daire şeklini alır. 4,2 m kotu ve giriş ekseninde, üstü tuğla tonozlu, 72 × 150 cm ölçülerinde bir kanal çıkması vardır. Anadol, bu kanalların daha önceleri kule dışına çıkarak surlar altında devam edip tahkimat arasında bağlantı sağlama olmasının mümkün olduğunu ifade eder. Kulenin iç mimarisi ile duvarda kullanılan malzemeler, dördüncü kata kadar aynı şekilde devam eder. Kat planlarındaki düzensiz mazgallar ile güney cephesindeki basıklık, zemin kattan dördüncü kata kadar kesintisiz bir şekilde sürerken bu kattan itibaren düzenli mazgallar ile gövdede tam silindirik bir şekil görülür. Kulenin gövdesinde, 13,20 m (ikinci katın başlangıcı) ve 17,17 m (üçüncü katın başlangıcı) kotlarında olmak üzere iki tuğla kuşak yer alır. İlk kuşağın altındaki kısım; kabaca yontulmuş ve kare şeklinde, farklı türlerdeki koyu sarı, açık kahverengi, koyu gri ve koyu mavi renklerdeki düzensiz yapılı taş blokları ile bunların arasına eklenen tuğla kırıklarına sahiptir. Bu kuşağın üstündeki kısımda ise görece daha küçük ve daha ince yontulmuş, genelde yatay dikdörtgen biçimli ve görece düzenli taş blokları varken taşlar arasında tuğla parçaları yer almaz. En çok kullanılan taş tipi kireç taşı olan bu kısımdaki taşlarda sarı ve kahverengi tonlara neredeyse hiç rastlanmazken koyu gri ve mavimsi renkler yine mevcuttur. Bu verilerden yola çıkarak Sağlam, "ne ...ilk kuşağın ne de ... ikinci kuşağın Ceneviz ve Osmanlı dönemlerini ayıran seviyeyi tek başına temsil ettiğini söylemek mümkündür" ifadelerini kullanarak 1509'daki depremde meydana gelen çökmenin, "önceki araştırmacıların varsaydığı" üzere düz değil, iç kesimde daha yüksek bir seviyeye sahip olacak şekilde düzensiz bir yapıda olduğunu belirtir. İlk kuşak sonrasında değişen taş işçiliğinden yola çıkarak dış cephedeki hasar ve malzeme kayıplarının ikinci kata kadar eriştiğini, gövdedeki kalın duvarlı kısım ile içerisindeki tonozlu galerinin dördüncü kata kadar "büyük ölçüde" korunduğunu, dış cephede ikinci kattan itibaren oluşan hasarın da onarıldığını yazar. Dördüncü kat itibarıyla tüm seviyenin düzlenip daha ince duvarlı ve farklı bir merdiven sistemine sahip yeni bir kısmın başladığını, tuğla kuşakların ise onarılan kısımlarla özgün gövde duvarları arasında dengeli bir ağırlık aktarımı sağlama amacıyla hatıl görevi gördüğünü ifade eder. İkinci tuğla kuşağın güneye bakan bölümünde, tuğlalarla yapılan Osmanlı karakterinde bir süsleme yer alır. Bu kısmın birleşim yerlerinde yer alan çaprazlama çatlaklarla farklı bir düzen meydana gelmiştir. Sağlam'a göre bu durum, "Ceneviz döneminden kaldığı varsayılan kısmın üzerinde, aslında tek bir evre değil en az iki evre bulunduğuna" işaret eder. Kulenin tepesini, koni şeklindeki kurşun kaplı betonarme bir çatı örter. Çatının üzerinde, her biri dört bir yöne bakan ve üst sınırları 50,29 m kotuna ulaşan dört pencere vardır. Tepesinde, Anadol'un ifadesine göre 7,41 m, imalatını gerçekleştiren Şevket Usta'nın ifadesine göre 6,75 m boyundaki, altın kaplı bronz bir âlem yer alır. Bu alemin tepesine, bir paratoner ile görülebilir olmasına olanak sağlayan yanıp sönen kırmızı bir ışığa sahip 50 cm'lik bir fener yerleştirilmiştir. İç Mimarisi; Biri bodrum), biri zemin katı, biri asma kat olmak üzere toplam on bir katlı yapının ilk dört katı, birbirine tuğladan tonozlu ve direkt olarak gövde duvarlarının içerisine konumlandırılmış, üzeri epoksi ile kaplanmış ahşapla korunan taş merdivenli bir galeri yoluyla bağlanır. 1960'lardaki çalışmalar kapsamında yapılan sondaj kazılarında -4,3 m kotuna kadar herhangi bir döşemeye rastlanmamış ve temel takviyeleri yapma amacıyla bu kısmın boşaltılmasıyla -3,8 m kotunda bir bodrum kat oluşturulmuştur. Buradan zemin kata, zeminde dairesel pano ile kamufle edilmiş betonarme bir merdivenle çıkılır. Zemin kattan üst katlara çıkışı sağlayan 22 basamaklı merdiven; kulenin iç yüzünden 42 cm içeride, 80 cm genişliğinde ve 150 cm yüksekliğindedir. Tavanı altıgen şeklindeki doğal taşla kaplı giriş katında, giriş kapısının ekseni üzerinde ve kapının karşısında duvarı dayalı bir şekilde, altıncı kata kadar ulaşan sekizer kişilik iki asansör konumlanır. Asansörlerin kabinlerinde uygulanan video duvar tekniğiyle, duvarlar ile tavanlara konulan ekranlarda kuleden çekilen videolar oynatılır. 4,45 m kotundaki, Ampir profilli korkulukların) olduğu betonarme asma katın üstünde, 8,97 m kotundaki birinci kat yer alır. Birinci katın pencere açıklıkları dışarıdan 20 × 45 cm, içeriden ise 200 × 180 cm ölçülerindedir. 13,20 m kotunda yer alan ikinci kat, 8,85 m'ye düşen iç çapı dışında birinci katla aynı mimari özellikleri taşır. 17,17 m kotunda yer alan üçüncü kat duvarının nişlerin) içerisinde, Anadol'un Rumeli Hisarı'ndaki Zağanos Paşa Kulesi'ne "benzettiği" bacalar vardır. 20,80 m kotunda, 14 dikdörtgen pencerenin bulunduğu dördüncü kat yer alır. Tuğla işçiliklerinin olduğu galeri kısmı, gövde duvarını incelttiğinden dolayı yalnızca koloni yerleşimine bakan güvenli yön olan güneye doğru konumlanmış ve bu sayede dışarıdan gelebilecek olası saldırıları karşılayacak olan duvarın tam kalınlıkta olması sağlanmıştır. Bu incelmeyle birlikte iç çap 10,4 m'ye çıkar. İlk dört katın tonozlu galerisinde kullanılan tuğlaların ortalama ölçüleri, Galata'daki diğer 14. yüzyıl tahkimat ile ve şehirdeki geç Bizans dönemi tuğlalarının ortalama ölçüleriyle benzerlik gösterir. Sağlam, kulenin inşaatında yerel malzemelerin kullanmış olmasını "makul bir olasılık" olarak görür. Bu katla birlikte pencere sayısı 7'ye yükselir. 24,35 m kotunda başlayan beşinci katta yer alan 14 pencerenin; top) ateşleme amacıyla konulan 7'si 35 cm çaplı dairesel, diğer 7'si ise 115 × 180 cm ölçülerinde ve sivri kemerlidir. Kattaki tüm pencereler dışarıdan, kemerleri tuğla örgüsüyle yapılmış nişli payelerin içerisine oturur. Ahşap yarım katların sonuncusu olan 27,90 m kotundaki altıncı katta, bir alt kattakilere benzer ancak boyut olarak daha küçük, 14 adet sivri kemerli pencere vardır. Bu katın ardından 32,60 m kotundaki yedinci kattaki tepe köşküne ulaşılır. Altıncı, yedinci ve sekizinci katlar birbirine çelik konstrüksiyon merdivenlerle bağlanır. Kattaki 14 pencereyi, aralarında 150 cm bulunan ve kemerlerle birbirine bağlanan 120 × 225 cm kesitli 13 kâgir ayak meydana getirir. 40,04 m kotundaki iç genişliği 12,40 m olan sekizinci kat, 50,5 m kotuna kadar ulaşır. Bu katın 14 penceresi, yedinci katın ayaklarıyla aynı eksenlerde yer alan ve aralarında 170 cm aralıkların olduğu 110 × 100 cm kesitli ayakların, kemerlerle birbirine bağlanmalarıyla meydana gelir. Sekizinci katın dış kısmında, iki kat arasındaki kesit farkının oluşturduğu 1,20 m genişliğinde bir teras yer alır. İçerideki ayakların eksenlerinde konumlanan 14 kâgir babanın) her birinin üzerinde, düşme ihtimallerine karşı ankrajla önlem alınmış 35 cm çaplı taş küreler vardır. Babalar arasındaki 110 cm yüksekliğindeki demir korkuluklarda Ampir süslemeler bulunur. 2020'deki restorasyon sonrasında duvarların iç kısımları ile tavanlara alçı sıva kaplamalar uygulanmıştır. Müze mağazası olarak hizmet veren ikinci kat ile sergi alanı ve müze olarak hizmet veren üçüncü, dördüncü, beşinci ve yedinci katlarda bunlara dair eserler sergilenir. Yedinci katta, İstanbul'un bir bölümünü gösteren 1:2.500 ölçekli bir maket ile pencere önlerine konumlanan seyir dürbünleri bulunur. Seyir terası olarak kullanılan sekizinci katta ise banklar yer alır. Önceki dönemlerdeki mimari farklılıklar 1348-1509 Arası; İnşası tamamlandığında kule, parçası olduğu surların ana kulesi konumundaydı. Kulenin önünde, yapıya iki yanından bitişik bir biçimde, düz sur hattından yarım daire şeklinde çıkıntı yapan ve surların dış kısmı hendeklerle çevrili olduğundan kule ile arasındaki kısımda bir avlu meydana getiren, günümüzde ise bazı kalıntıları bulunan bir barbakan vardı. Ceneviz döneminde kulenin tepesinde bir haç yer almaktaydı. Üzerindeki izlere göre kule, gerektiği zaman kaldırılabilen, şehrin içiyle hendeklerin dışı arasındaki ulaşımı sağlayan ve günümüzde varlığını sürdürmeyen bir ahşap köprüye de sahipti. Cristoforo Buondelmonti'ye ait *Liber insularum Archipelagi*'nin, günümüzde çeşitli arşivlerde yer alan farklı sürümlerinde kule, farklı şekillerde tasvir edilmiş olup aralarında tutarsızlıklar mevcuttur. Bu tasvirlerdeki silindirik yapıda olanlar, gerçeğe en yakın olanlarıdır. 1420'ler ile 1430'lar civarına tarihlenen Marciana Millî Kütüphanesi kopyasındaki Konstantinopolis haritasında kule; konik çatısı, bir sağır kemer dizisiyle çıkma yapan üst katı ve silindirik yapısıyla, diğer kulelerden daha yüksek bir şekilde tasvir edilir. Aynı eserin 1485-1490 yılları arasında tarihlenen Düsseldorf Üniversite ve Eyalet Kütüphanesi kopasındaki haritada, kulenin tepesinde Ceneviz bayrağı yer alır. Bu iki tasviri karşılaştıran Sağlam; ilkinde kulenin "dar ve yüksekçe" koni şeklindeki çatısının mazgallı bir siperle çevrili, ikincisinde ise çatının "çok daha basık ve geniş" olduğunu ve saçaklarının da mazgallardan dışarı taştığına dikkat çeker. Bununla birlikte ikinci kopyada, "kulenin beden duvarını bir tamirat izi gibi tam ortadan enine ikiye bölen tek bir kuşağa sahip" olduğunu ve bu durumun 1453'teki tahribat ve onarımı "doğrularcasına ...bir varsayım" olduğunu belirtir.

🍴 Yöresel Notlar

Bölgenin 1453'te Osmanlı hakimiyetine girmesiyle kule, Ahmed Vefik Paşa'nın aktardığı anonim Osmanlı kaynaklarına göre yaklaşık 7,5 m kadar kısalmasına yol açan tahribata maruz kaldı. Pera'ya yönelik padişah fermanının ardından bu tahribat durdurularak kule tekrar yükseltildi ve tepesindeki haç, Osmanlı bayrağıyla değiştirildi. 1509-1794; 1509'daki deprem sonrasında hasarların meydana geldiği kulede yapılan onarım çalışmalarının 1510 yılı ortalarında tamamlanmasıyla kule tekrar yükseltildi. Kulenin gövdesinde, 13,20 m (ikinci katın başlangıcı) ve 17,17 m (üçüncü katın başlangıcı) kotlarında olmak üzere yer alan iki tuğla kuşak, bu deprem sonrasında yapılan tadilatların izleri olarak değerlendirilir. Köksal Anadol ile Ersin Arıoğlu, bu kuşaklara bakılarak bu hizalardan itibaren kulenin yeniden inşa edildiğini ifade ederler. Semavi Eyice ise, tuğlayla oluşturulan motiflerin "tipik bir Osmanlı süsleme karakteri taşıdığı"nı belirterek görece "yalın" birinci kuşağın kulenin dış kısmında gerçekleştirilen yüzeysel bir onarımı işaret ettiğini; ikinci kuşaktan itibaren üst kısmının ise tümüyle Osmanlı döneminde inşa edildiğini yazar. Matrakçı Nasuh'un 1537 tarihli eserinde yer alan bir minyatürdeki Galata Kulesi tasvirinde; 1/2 orantılı bir şekilde kulenin tepe köşkü ile onun üzerindeki kat ve tepe köşkü katındaki yaklaşık 8 kemerli) açıklık bulunur. 1965-2020; 1965'teki restorasyon sırasında kulenin çevresi, yalnızca yayaların dolaşımına tahsis edilerek trafiğe kapatılırken aynı zamanda birtakım turistik eşya dükkânlarının yer alacağı şekilde düzenlendi. Kuleye girişi sağlayan merdivenler ile girişin önündeki teras, mermer ayaklar arasında demir korkuluklarla çevrelendi. Giriş kapısı, "devrin özelliklerine yakın" bir şekilde detaylandırılarak yenilendi. Ahşap döşemeler, betonarme döşemelerle değiştirildi ve "genel olarak" doğal taşlarla kaplandı. Taş merdivenlerin basamakları da doğal taşlarla kaplandı ve merdivenler aydınlatıldı. Bir restoran olarak düzenlenen yedinci katın ortasında bulunan ahşap merdiven kaldırılarak altıncı, yedinci ve sekizinci katları birbirine bağlayan çelik konstrüksiyon merdivenler konuldu ve bunlara Ampir proporsiyonlu) ahşap korkuluk ile basamaklar eklendi. Kattaki pencerelerin çerçeve kısımları ile duvarlardaki süslemeler sadeleştirildi, pencerelerdeki camın daha çok gözükmesi sağlandı. Kulenin çatısı, görece daha az sivri olsa da 1832-1876 yılları arasındaki konik tasarımı taşıyacak şekilde, kurşun kaplı betonarme bir sistemle inşa edildi ve üzerine altın kaplama bronz bir âlem yerleştirildi. Kule duvarlarında oluşan çatlaklar onarıldı ve taşıyıcı sistem betonarme unsurlarla güçlendirildi. Asansörün zemin kattaki girişinin üzerine, Tankut Öktem ile Haluk Tezonar tarafından yapılan ve Matrakçı Nasuh'un Galata tasvirini gösteren minyatürünün bir kabartması konuldu.), Galata Kulesi Müzesi, Bereketzade Çeşmesi 1732 (Lale Devri üslûbunun bir şaheseri kabul edilen çeşme, halkın su ihtiyacını karşılamak üzere 1732 yılında şu anki konumundan farklı bir yerdeki (Bereketzade Sokağı'ndaki) küçük eski bir çeşmenin yerine yaptırılmıştı. 1844'te Sultan Abdülmecid'in annesi Bezmialem Valide Sultan'ın isteği ile tamir edilmiş; 20. yüzyılda yeniden onarım görmüş ve bugünkü yerine taşınmıştır. Tamamen mermer malzemeden inşa edilmiş olan çeşmenin cephesi, kitabeler ve barok mimarinin etkisinde çok zengin natüralist süslemelerle kaplıdır. Şu anda Galata Kulesi'nin Beyoğlu yönündeki yarım daire planlı avlusunu kuşatan duvarın üstünde; Büyükhendek caddesiyle Fırçıçı sokağının kesiştiği köşede yer almaktadır. Çeşme I. Mahmud devrinde 1732 yılına yaptırılmıştır. *Hafız* adlı şairin yazdığı 12 beyitlik yapım kitabesinde açıklandığına göre "Galata ve Tophane semtlerindeki halkın çektiği su sıkıntısını sarayın öğrenmesi üzerine padişah I. Mahmud'un annesi Saliha Sultan) tarafından Galata'ya bol su akıtılması için gerekli tedbirleri alınmış ve şıkk-ı evvel defterdarı (başdefterdar) Mehmed Efendi'nin bir 15. yüzyıl çeşmesinin yerine bugün görüleni yaptırmıştır". Söz konusu 15. yüzyıl çeşmesi, Bereketzade Ali Efendi Cami adlı caminin yanında Fatih döneminde Galata Kulesi'nin dizdarı Bereketzade Hacı Ali tarafından yaptırılmış ancak harap hale gelmiş çeşmedir. Bereketzade Sokağı'ndaki eski küçük çeşmesinin yerine yapılmış olduğu için "Bereketzâde Çeşmesi" adıyla anılagelmiş olsa da I. Mahmud devrinde padişahın annesi Saliha Sultan namına bu çeşmeyi yaptıran Defter-i Şıkk-ı evvel Mehmet Bey'dir. Çeşmedeki yedi beyitlik *Nazîf* imzalı tamir kitâbesinde belirtildiğine göre, çeşme 100 yıl sonra yeniden harap oldu ve Sultan Abdülmecid'in annesi Bezmiâlem Vâlide Sultan'ın isteği doğrultusunda hazinedar Azm-i Cemâl'in hayratı olarak 1844'te bir daha ihya edildi Çeşme 20. yüzyılda yeniden harap olmuş ve İstanbul Şehri Muhipleri Cemiyeti tarafından 1910 yılına doğru onarılmıştır. Celal Esat Arseven'in kitabında şu bilgiler verilir: "*Bir zamanlar çok harab bir hale gelmiş olan bu çeşme İstanbul Muhipler Cemiyeti tarafından yapılan teşebbüs ile Evkaf Nezareti ser Mimarı Ziya Bey'in nezareti altında tamir edilmiştir. Çeşmenin kırık mermerleri ve çalınmış olan dilimli müsenna kurnaları yeniden yapılmış ve üzerinde bir saçak inşa edilmiştir.*", Hakkı Göktürk ise, "*Birinci Cihan Harbinden az evvel Bereketzade Çeşmesi tesadüf eseri bir alaka ile zamanın sanat konularından biri oldu, Fransa'nın Türkiye Büyük elçisinin zevcesi Madam Pompar İstanbul'un tabiat güzellikleri ile İstanbul'un sanat eserlerinin hayranı ve Türk dostu pek münevver bir kadındı. "İstanbul Şehri Muhibleri Cemiyeti" adı ile bir cemiyetin kurulmasında büyük himmet göstermişti. Bir gün bu cemiyetin azalarından birkaç kişi ile şehri dolaşırken Bereketzade Çeşmesini gördü. Cephesi tamamen alçak kabartmalarla bir biblo gibi işlenmiş sanat eserinin metruk, perişan halinden son derece üzüntü duydu; evvela yarısı Türkçe yarısı Fransızca bir risale neşredildi, icab eden yerlere dağıtıldı ve cemiyet adına teşebbüse geçerek toplanan para ile güzel çeşme tamir edildi.*" şeklindeki cümlelerle Arseven'in söz ettiği onarımı daha ayrıntılı anlatmaktadır. Bereketzade Ali Efendi Camii 1948-1952 yıllarında belediye tarafından yıkıldı; yanındaki harap durumda çeşmenin ise 1957'de bulunduğu yerden sökülerek Galata Kulesi dibindeki sur duvarı parçasına yapıştırılması uygun görüldü. Çeşmenin şu an tek cephesi bulunmaktadır. Ancak, Süheyl Ünver koleksiyonunda bulunan, İbrahim Hilmi Tanışık tarafından,"*Bereketzade Çeşmesinin 150 sene önceki gravürü*", ibaresiyle yayınlanan fotoğraf, yapının birkaç cepheli meydan çeşmesi olarak inşa edildiğini düşündürmektedir. Bu gravürde çeşmenin bulunduğu yer farklı görünmektedir. Bugünkü çeşmenin cephesi Galata Kulesine bakmaktadır. Çeşmenin monte edildiği duvar, gravürde yer almamakta ayrıca bir cephenin arkasında Galata Kulesi seçilmektedir. Burada Galata Kulesi, Beyoğlu yönünde değil Haliç yönünde yer almaktadır. Oysa günümüzde Bereketzade Çeşmesi kulenin karşısındaki bir duvar üzerindedir. Çeşme Lale Devri üslûbunun bir şaheseri kabul edilir.[^[1]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Bereketzade_%C3%87e%C5%9Fmesi#cite_note-suvakfi-1) Tamamen mermer malzeme ile inşa edilmiştir. Yüksekliği 4 metre genişliği ise 3,65 metre olan yapının cephesinde biri ortada büyük, diğerleri bunun iki yanında daha küçük birer çeşme vardır. Çeşmenin etrafına 0,44 metre genişliğinde kesme taşların koyulması ile cephe genişliği 6,02 metreye ulaşmıştır. Ana kullanım alanı 0,16 metre derinliğinde, 1,51 metre genişliğinde dilimli kemerle sonlanan nişten oluşur. Üzeri yarım bir çatıyla örtülüdür. Çeşmenin cephesi, kitabeler ve barok mimarinin etkisinde çok zengin natüralist süslemelerle kaplıdır. Üst kısmında içi incir dolu iki tabak; incir tabaklarının iki yanında ise ayaklı birer yemiş tabağı içinde armutlar vardır. İncirler ortadan yarıktır. Yemiş tabaklarının arası çiçeklerle kaplanmıştır. Meyvelerden oluşan natürmortlarla süslenmiş panonun altında yapım kitabesi yer alır. Sülüs hatlı yapım kitabesinde altı kıtalık bir manzume ile çeşmenin tarihi anlatılmıştır. Şairin, düşürdüğü tarihlerle ün salmış *Galatalı Hafız* olduğu sanılmaktadır. Kitabede her bir kartuşun arasına bir çiçek motifi yerleştirilmiştir. Kitabe ve panonun iki yanında içinden çiçekler çıkan, sehpa üstüne yerleştirilmiş uzun boyunlu vazolar işlenmiştir. Sehpalı vazoların altında iki sıra yazı şeridi, onların da altında şişkin ve dilimli tabanı olan uzun boyunlu vazodan çıkan gül, gonca, krizantem gibi çiçeklerden oluşan birer natürmortlu pano yerleştirilmiştir.Yapım kitabesinin altında, ayna taşının üstünde palmet ve kıvrık dallardan oluşan arabesk motifi) vardır. Hemen altında "*Allahın dileği olur*" yazan kitabe yer alır. Ayna taşının üstünde taik hattı ile yazılmış üç buçuk kıtalık tamir kitabesi vardır. 19. yüzyıl şairi Nâzif tarafından kaleme alınmıştır. Tamir kitabesinin altında üzerinde sülüs hatla yazılmış Enbiya Suresi'nin 30. ayeti yazan kitabe bulunmaktadır: "*...ve her şeyi sudan hayat verdik. Hala inanmayacaklar mı?*" Ayna taşının iki yanında birer adet şişkin ve dilimli tabanı olan uzun boyunlu vazodan çıkan gül, gonca, krizantem gibi çiçeklerden oluşan natürmortlu pano yerleştirilmiştir. Vazolardan birinin iki yanında birer erik, diğerinin iki yanında birer armut vardır. Musluğun iki yanında ise birer servi motifi işlidir. Çeşmenin iki yanında kareye yakın birer panoda ortasında çiçek bulunan rozetler işlidir. Üstünde yazı şeridi ve istiridye ile sonlanan bir niş bulunur. Sağ taraftaki yazı şeridi Besmele kitabesidir, sol taraftaki ise İnsan Suresi'nden bir ayet içerir (*Bu orada bir pınardır ki, adına "selsebil" denir.'*) Her iki taraftaki nişin altında birer dilimli kurna vardır.), Bereketzade Ali Efendi Cami (İstanbul'un Beyoğlu semtinde, Galata Kulesi'nin hemen altında 15. yüzyılda inşa edilmiş cami. İstanbul'un fethinden sonra Galata da inşa edilen ilk cami olarak bilinir. İçinde bulunduğu Bereketzade Mahallesine adını verir. Günümüzde Beyoğlu Göz Hastanesi olan eski İngiliz Bahriye Hastanesi'nin yakınında bulunan ibadethane, ahşap çatılı klasik bir mahalle mescididir. Banisi, Galata Kulesi dizdarlarından Bereketzade Hacı Ali Bin Hasan'dır. Kaynaklarda bir medrese ve çeşmesinden de bahsedilir. Medrese günümüze ulaşamadı; zaman içerisinde harap olan çeşmenin yerine ise 1732 tarihinde Defterdar Mehmed Efendi tarafından yeni bir çeşme yaptırıldı.1920'li yıllarda ibadete kapatılan cami, 1939'da İstanbul Anıtlar ve Müzeler Müdürlüğü tarafından "korunması gereken yapı" statüsüne alındı. Koruma kararına rağmen 1948-1952 yıllarında belediye tarafından yıllarda tamamen yıkıldı; arsası otoparka çevrildi.[^[1]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Bereketzade_Ali_Efendi_Camii#cite_note-dunyabizim-1) Bereketzade çeşmesi ise bulunduğu yerden kaldırılıp Galata Kulesi'nin Beyoğlu yönündeki duvar kalıntısının önüne nakledildi. Cami, 1990'lı yıllarda Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu'nun onayı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından aslına uygun olarak yeniden inşa edildi. Cami kitabesinde, Galata Kulesi'nden mescidin minaresine ve buradan da aşağıya Karaköy eski limana inen, ancak bir kişinin geçebileceği gizli bir geçidin olduğu yazılıdır. Hüseyin Ayvansarayî'nin "*Hadikatül Cevami*" adlı eserinde cami civarında üzerinde yazı olmayan ve Bereketzade Ali Efendi'ye ait olduğu belirtilen bir mezar taşından söz edilir.[^[3]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Bereketzade_Ali_Efendi_Camii#cite_note-3) Ancak günümüze böyle bir mezar kalıntısı ulaşmamıştır.), Bereketzate Mescidi (Galata kulesi ile Beyoğlu Göz Hastanesinin arasındaki sokakta 2007 yılında yeniden yapılmıştır. Eski Yapı Galata Kulesi civarında idi. Eski İngiliz Deniz Hastanesi iken, şimdi Beyoğlu Göz Hastanesi olan binanın yakınında ki Bereketzade Mescidi Galata Kulesi Dizdarlarından Bereketzade Hacı Ali Bin Hasan tarafından vakfedilmiş ve kapısı üstündeki kitabeye göre 1825 de bir tamir görmüştür. Bir müddet kadro dışı bırakılan mescit 1947 de tamamen yıktırılmış, haziresinde kalan asırlık ağaçlar ve mezarlarda 1952 de komşusu olan hastaneye otopark yapılmak üzere yok edilmiştir. Klasik üslupta, üstü kiremit örtülü küçük bir ibadet yeri olan mescitten hiçbir iz kalmamışken, Mahalle sakinleri tarafından eski planına göre yeniden yaptırılarak 02.03.2007 tarihinde tekrar ibadete açılmıştır.), Galata Surları, Tarihi Çeşme Hamamı, Ceneviz Podesta'sı, Voyvoda Han, Sen Piyer Kilisesi, St. Piyer Hanı, Austrian st. George Parish İstanbul Katolik Kilisesi, Kamondo Merdivenleri 1850 (Art Nouveau üslûbundaki merdivenlerdir. 1850'li yıllarda yapılan merdivenler, Osmanlı İmparatorluğu'nun en önemli banker ailelerinden biri olan, Sefarad Yahudileri'nden Kamondo Ailesi tarafından Abraham Salomon Kamondo adına yaptırılmıştır. Merdivenlerin yapıldığı dönemde Banker Sokağı da, Fransızca *Rue Camondo* (Türkçe: *Kamondo Caddesi*) olarak bilinmekteydi. Neobarok ve erken Art Nouveau üsluplarının bir karışımı olarak tasarlanan saç örgüsünü andıran merdiven, Camondo'nun evinden yürüyerek iş yerinin bulunduğu Bankalar Caddesi'ne ulaşması ve yine Avusturya Lisesi'nde okuyan çocuklarının da okula rahat gidebilmeleri için kestirme bir yol olarak inşa edilmiştir. Altıgen şeklinin, çocuklarının kaymaları halinde basamaklardan aşağıya düşmelerini önlemek için tasarlandığı düşünülmektedir.), SALT Galata (Sergi alanı, kafesi ve eski bir banka binasında yer alan sanat merkezi), TC Merkez Bankası Osmanlı Bankası Müzesi (Osmanlı Bankası Müzesi, Türkiye'de bir özel banka tarafından kurulmuş ilk müzedir. Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi bünyesinde 2002 yılında kurulan müze, yapıdaki kasa dairelerinin içinde ve katlarda düzenlenmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun merkez bankası ve hazinedarı olarak görev yapmış olan Osmanlı Bankası'nın tarihine ışık tutan Osmanlı Bankası Müzesi, içerdiği nesne ve belgelerin yanı sıra yaratıcı tasarımıyla da geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemlerinin dünyasını yansıtır. Osmanlı Bankası'nın, kuruluşundan özel ticari banka statüsüne geçtiği 1933'e kadarki seksen yıl içinde yaşadığı önemli değişiklik, gelişme ve krizlerin kronolojik olarak ele alındığı müzede, dönemin şube binaları, müşterileri ve faaliyet alanları vurgulanır. Müze koleksiyonundan seçilmiş belge, fotoğraf, mimari çizim, illüstrasyon ve gazete kupürleri aracılığıyla hem bir kurum olarak Osmanlı Bankası'nın tarihi hem de bir dönemin toplumsal panoraması gözler önüne serilir. Bankanın kuruluş ve dönüşümü, şube ağının oluşumu ve personel hikâyeleri Salt Galata'nın -1. katında aktarılırken, genel müdürlük binasının yapımına ilişkin sunum giriş katında yer alır. Bu interaktif sunumlara, Salt Araştırma Ferit F. Şahenk Salonu'ndaki kasa dairesinde görülebilen banknot, defter, hisse senedi, sicil ve müşteri dosyaları ile personel fotoğrafları gibi fiziksel arşiv materyalleri eşlik eder. Ottoman Bank [Bank-ı Osmanî], Britanyalı girişimciler Peter Pasquali ve Stephen Sleigh tarafından, Kraliçe Victoria'nın 24 Mayıs 1856 tarihli fermanıyla İstanbul'da kuruldu. Osmanlı İmparatorluğu'nda gelişmekte olan ticari bankacılık alanına girmeyi hedefleyen banka, Galata'daki Saint Pierre Han'da yaklaşık yirmi memurla hizmete başladı. Sultan Abdülaziz'in 4 Şubat 1863 tarihli fermanıyla Bank-ı Osmanî-i Şahane adını alarak devlet bankası görevini üstlenen kurumun şube ağı, yıllar içinde Libya'da Trablus ve Bingazi, Hicaz'da Hudeyde ve Irak'ın güneyinde Basra'ya kadar Osmanlı coğrafyasına yayıldı. Merkez Bankası'nın hizmete girmesiyle resmî işlev ve sıfatlarını kaybederek 1933'te bir özel bankaya dönüşen Osmanlı Bankası, 1996'da Doğuş Grubu tarafından satın alındı ve 2001'de aynı grup bünyesindeki Garanti Bankası ile birleşerek faaliyetlerine son verdi. Osmanlı Bankası Müzesi Koleksiyonu'nun Google Arts & Culture'daki çevrimiçi sunumları, bankanın 145 yıllık tarihini arşiv belgeleriyle detaylandırır.), Mesleme bin Abdulmelik r.a mezarı, Arap Cami (Arap CamiiTürkiye'nin İstanbul iline bağlı Beyoğlu ilçesindeki Galata semtinde yer alan cami. Önceleri Aziz Paolo *(San Paolo)* veya Aziz Domeniko Kilisesi *(San Domenico)* olarak bilinen ibadethane, 1453 yılında şehrin Osmanlı egemenliğine girmesinin ardından camiye çevrildi. Galata kentsel dokusunda beton bloklar arasında, sivri külahlı hayli yüksek kare biçimli kulesiyle hala fark edilebilen Arap Camii; fetih öncesinden kalan İstanbul'un tek Gotik kilisesidir. Bir rivayete göre, İstanbul'da ezan sesinin yükseldiği ilk yerdir. Yapılışı hakkında iki farklı rivayet vardır. Birincisine göre, 717 yılında yapılmış olan İstanbul'un ilk cami hüviyetini taşıyan eser Arap Camii'dir. İstanbul'un Fethi için 717 yılında gelmiş olan Müslüman Arap kumandanlarından ve sahabe neslinden meydana gelen bir ordu başında Mesleme bin Abdülmelik adındaki komutan bir cami yaptırmış ve adına da Arap Camii denilmiştir. Hicri 95 Senesinin Zilhicce ayında 15 Ağustos 717'e Mesleme bin Abdülmelik, Karadan bir ordu, denizden kuvvetli bir donanma ile Bizans'ı kuşatmıştır. Muhasara bir yıl kadar devam etmiş ancak Kostantiniyye alınamamıştı. Ama Galata zapt edilmişti. Mesleme ve İmparator Leon arasında varılan bir anlaşma sonucu Arap mescidi inşa edilmiş ve ibadete açılmıştır. 7 yıl kadar İstanbul'da kalmış olan Arap Müslüman Ordusu ibadetini burada yapmıştır. Daha sonra Şam'da çıkan bir isyan üzerine Arap ordusunun Şam'a gitmesi üzerine Dominiken Papaz ve Rahipleri burasını kilise haline sokmuş, şimdi minare olarak kullanılan çan kulesini bu esnada ilave etmişlerdir. 1453 İstanbul'un fethinden sonra kilise yeniden camiye çevrilerek öndeki mihrap ve minber ilave edilmiş ve Osmanlı kayıtlarında yine Arap Mescidi ismini almıştır. İkinci rivayete göre Dördüncü Haçlı Seferi'nde Kudüs yerine Konstantinopolis'i ele geçirmeyi amaçlayan Katolikler, 1200'lerin başlarında Pavlus'a adadıkları bir kiliseyi ve yanına Dominikan Tarikatı'na bağlı bir manastırı Galata'da yaptırmışlardır. Papaların da yakın ilgisini çeken bu manastır ve kilise, bir süre sonra mezhebin kurucusu olan Aziz Dominik'in adının da eklenmesiyle tanınır: San Paolo ve San Domeniko. 1475'te Fatih, kiliseyi camiye çevirerek vakfına katmıştır. Yirmi yıl sonra da, İspanya'dan çıkartılan Endülüs Arapları'nın bir kısmının, çevredeki mahallelere yerleştirilmesiyle cami, "Arap Camii" olarak tanınır. Caminin Araplara mal edilmesinin bir nedeni de, minareye çevrilen eski çan kulesinin 714'te Şam'da yaptırılan ünlü Emeviye Camii'nin özgün minaresini çağrıştırmasıdır. III. Mehmed ve I. Mahmud'un annesi Saliha Sultan) ve II. Mahmud'un kızı Adile Sultan değişik dönemlerde Cami'yi onartmış; hünkar mahfilisebilçeşmeşadırvan gibi ögeler ekletmişlerdir. Özellikle Saliha Sultan'ın yaptırdığı onarımdan sonra caminin iç düzeni, mahfillerinmihrabın barok ahşap tasarımlarıyla hayli değişmiş, tiyatral bir görümün egemen olmuştur. 1913-1919 yılları arasındaki kapsamlı onarım sonucu yapı yeniden büyük bir değişime uğrar: Avlu duvarı yıkılır, Cami genişletilerek yeniden yaptırılır. "Arabesk)" bir son cemaat mahalli ekletilir. Döşeme altında kalan yüzü aşkın Latin soylusunun mezar taşları müzeye taşıtılırken, mihrabın yanındaki "Mesleme'nin Çilehanesi", "Arap Baba Merkadi" ve çevrede sahabelere ait oldukları ileri sürülen birkaç kabir de Arap kimliğini daha güçlendirerek vurgular. Yapı her ne kadar büyük ölçüde İslamlaşmış (Osmanlılaşmış) ise de, dikkatli bir göz, çok az da olsa Gotik geçmişini belgeleyen birtakım mimarî ögeleri fark edebilir.), Arap Cami Çeşmesi, Şahsuvarbey Cami, 50. Yıl Vakfı Türk Museviler Müzesi, Neve Şalom Sinagogu, Şişhane Meydanı, Şişhane Metro, Mezquita Santa Sophia, Beyoğlu Belediyesi Binası, Şaban Kaptan Cami 1463 (Cami, 16. yüz yılda Şaban Kaptan (Kaptan-ı Derya) tarafından yaptırılmıştır. Mescit yapıldığı tarihten itibaren 1942 yılına kadar ibadete açık olarak kalmış, bu tarihlerde yıkılıp arsası satılmıştır. Banisinin mezar taşı (1053) -- (1463) tarihli olup, Loğusa Kadın Türbesine nakledilmiştir. 1972 yılında istimlak yoluyla Vakıflarla yapılan alma neticesinde mescidin yeri yeniden alınmış ve eski hüviyetine kavuşturularak ibadete hazır duruma getirilmiştir. 130m2 toplam arsa üzerine inşa edilen cami taş yapı olup, çatısı beton, tuğla ile örtülüdür. Tek şerefeli bir minaresi vardır. Mihrap Kütahya çinisi, minber ve kürsü ahşaptır. Cami avlusu içinde üç katlı müstakil bina bulunur, üst katlar görevli lojmanı, alt katı ise tuvalet ve şadırvandır.), Yolcuzade Cami 15.yy.(Beyoğlu ilçesinde olan cami Cami, 15. yüzyılda Yolcuzade Hacı Ömer Efendi tarafından yaptırılmış. Uzun zaman harabe olarak kaldıktan sonra bir Yahüdi vatandaşa kiralanmış, 1951 yılında ise cemaat tarafından yapılan girişimler sonucu geri alınarak ibadete açılmıştır.), II. Mahmut Çeşmesi, Pir Mehmet Çeşmesi, Saliha Sultan Sebili ve Çeşmesi, Yolcuzade Cami, Yeşildirek Hamam, Galata Surları, Saliha Sultan Sebili ve Çeşmesi, Sokullu Mehmet Paşa Cami, Ceneviz Mahkeme Binası 1316 (Ceneviz Sarayı, eski isimleri ile Palazzo del Comune ve Podestà Sarayı diğer adıyla "Bereket Han", [[İstanbul]{.underline}](https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0stanbul)'un [[Beyoğlu]{.underline}](https://tr.wikipedia.org/wiki/Beyo%C4%9Flu) ilçesine bağlı [[Galata]{.underline}](https://tr.wikipedia.org/wiki/Galata) semtinde bulunan tarihî bir yapı. Saray, [[Bankalar Caddesi]{.underline}](https://tr.wikipedia.org/wiki/Bankalar_Caddesi) ile Kart Çınar sokağının kesiştiği noktada bulunur. Ceneviz Sarayı veya Palazzo del Comune olarak bilinir. 1261 tarihinde Latinler İstanbul'u terk ettiğinde, Bizans yönetimi Galata'da faaliyet halinde olan İtalyan kolonilerini de bu alandan tasfiye eder. Bu bölgenin yönetimi Latin İstilası sırasında tarafsız kalan Cenevizlilere verilir. Osmanlıların [[İstanbul'u fethinden]{.underline}](https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0stanbul%27un_Fethi) önce Galata'da bulunan Ceneviz kolonisi "Podestà" adlı [[Cenova Cumhuriyeti]{.underline}](https://tr.wikipedia.org/wiki/Ceneviz_Cumhuriyeti) tarafından atanan vali ile yönetilmektedir. Podestà isimli vali aynı zamanda [[Bizans İmparatorluğu]{.underline}](https://tr.wikipedia.org/wiki/Bizans_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu)'nda bulunan Cenova Cumhuriyeti elçisi niteliğinde bir görev üstlenmektedir. 1314 yılına tarihlenen Podestanın görev yaptığı ve Ceneviz kolonisinin idare merkezi olan yapı "Palazzo del Comune", Cenevizli yönetici [[Montani de Marinis]{.underline}](https://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Montani_de_Marinis&action=edit&redlink=1)'in sarayı olarak inşa edilmiştir. 1315'te yandığı için 1316'da yeniden inşa edilmiştir. 19. yüzyılda Franchini Han olarak bilinen bina, zaman içinde değişime uğramıştır. Bereket Han'ın bugünkü haline gelmesi, caddenin 19. yüzyılın sonlarına doğru tramvay yolu için genişletilmesi sırasında, ön tarafının yıkılmasından kaynaklanır. 19. yüzyılda ağırlıklı olarak Fransız, İngiliz ve Alman sigorta şirketlerinin kullandığı bir yapı olmuştur. 2000'li yıllarda iş adamı Nizam Hışım tarafından satın alınan bina 2016 yılından bu yana restorasyon sebebiyle kapalıdır. Bugün Bereket Han olarak bilinen yapı, 220 metrekarelik bir taban alanına sahip olup beş katlıdır. [[19. yüzyılda]{.underline}](https://tr.wikipedia.org/wiki/19._y%C3%BCzy%C4%B1l) atlı tramvay hattı için ön cephesi yıkılan binanın yerine büro/han yapı karakteristiğinde bir cephe eklenmiştir, bu sebeple günümüzde parçalı bir görünüme sahiptir. Yapının özgün yapım tekniği tuğla ve taş almaşık örgüdür. Üst katlar, giriş katın üzerinde kemerli bir çıkma üstünde yükselir. Günümüze gelen arka cephesi rasyonel bir pencere düzenine sahiptir. Yıkılmış olan ön cephesi ise bir kemer altında birleştirilmiş parçalı pencereleriyle [[14. yüzyıl]{.underline}](https://tr.wikipedia.org/wiki/14._y%C3%BCzy%C4%B1l) Venedik yapılarına benzerlik taşımaktadır. Bunun yerine 19. yüzyılda inşa edilen yeni cephenin düzeni ise dar ve yüksek pencereleri, kat silmeleri ile dönemdaş olduğu büro yapılarının karakteristiğini taşımaktadır.), Tarihi Fatih Çarşısı 1453 sonrası (Perşembe Pazarında üzerinde "Fatih Çarşısı" yazan yapı asıl ismiyle Galata Bedesteni fetih sonrası (1453-1481) bölgede insa edilen en büyük ticaret yapısıdır. Ayasofya vakfına gelir getirmesi amacıyla yapılan bu bedesten (bedesten=değerli eşya satılan çarşı) günümüzde iş aletleri ve hırdavat satışı yapan dükkanlar tarafından kullanılıyor. Fatih'in inşa ettirdiği bu yapıyı Evliya Çelebi "On iki kubbeli, kursun örtülü, iki yüz dolaplı, kal'a gibi" diye tanımlar. (Evliya çelebinin bahsettiği 12 kubbe günümüzde 9 kubbe...), Tarihi Bina Kalıntıları, Verdizar Kadın Çeşmesi, Kethüda Yahya Çeşmesi (Yahya Ağa Çeşmesi, O dönem, Osmanlı Sadrazamı Hekimoğlu Ali Paşa'nın kâhyası Yahya Ağa tarafından 1732 ya da 1733 yılında yaptırıldı. Osmanlı Sadrazamı Hekimoğlu Ali Paşa'nın kâhyası Yahya Ağa tarafından 1732 ya da 1733 yılında yaptırıldı. İbrahim Hilmi Tanışık, 1945 tarihli eserinde çeşmenin arka cephesine doğru eğimli olduğunu ve ne ayna taşının ne de teknesinin görünür olduğunu kaydeder. Haziran 1975 tarihli *Hayat*) dergisinde; çeşmenin arka cephesine bitişik bir han inşa edildiği, suyunun kesik olduğu, çevresindeki dükkânlar tarafından "istismar" edildiği, teknelerinin çalındığı, çevresine gecekondu demirci dükkânları ve ocaklarının inşa edildiği belirtilir.[^[2]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Yahya_A%C4%9Fa_%C3%87e%C5%9Fmesi#cite_note-2) 1993'te yayımlanan eserinde Affan Egemen, çeşmeyi "bir taş yığınından ibaret denecek kadar haraptır" ifadeleriyle nitelerken ayna taşı ile teknesinin görülmediğini ekler. İstanbul'un Beyoğlu ilçesinin Arap Cami Mahallesi'nde, Yelkenciler Caddesi üzerinde konumlanır. Kesme taştan yapılan çeşmenin ön yüzü Haliç'e bakar.), Karaköy Tünel (Dünyanın en eski ikinci metrosu ünvanına sahip olan tarihî Karaköy Tüneli, Karaköy-Beyoğlu arasında tam 144 yıldır yolcu taşımaya devam ediyor. İstanbul'un simgelerinden biri hâline gelen bu tarihî ulaşım aracı ve peron, şehre gelenlerin mutlaka görmesi gereken ziyaret noktalarından biri. İşte dünyanın en eski ikinci metrosu Beyoğlu Karaköy Tüneli'nin 19. yüzyıla dayanan etkileyici hikâyesi! Genç Fransız mühendis Gavan, kendisine methedilen İstanbul'a turistik bir gezi amacıyla 1867'de gelir. Doğu'nun en ihtişamlı kentlerinden biri olan İstanbul, büyüleyici bir şekilde 2 yakaya ayrılır ve Haliç, doğu ve batı yakaları arasında âdeta köprü görevi görür. O dönemde Haliç'in "İstanbul Yakası" olarak adlandırılan sol yakasında genellikle Müslüman kesim, "Beyoğlu" ve "Galata" denilen bölgede yani sağ yakasında ise daha çok Avrupalılar yaşar. İstanbul'un en görkemli otelleri ise Avrupalıların yaşadığı Beyoğlu bölgesinde yer alır ve Fransız mühendis Gavan da bu görkemli otellerden birinde kalır. Eugène Gavan, Beyoğlu'nda kalmasına rağmen İstanbul Yakası'na hayran olur. Fırsat buldukça şehri gezen Gavan, neredeyse her sabah Beyoğlu'ndan kalkıp Yüksek Kaldırım Yokuşu'nun başına gelir. Yüksek Kaldırım'dan Karaköy'e uzanan Gavan, bu dik yokuşu yürüyerek geçer. Tabii dik yokuşta sadece Gavan yok, büyük bir kalabalık da her gün bu yokuşu inip çıkar. İşte bu kalabalığı fark eden mühendisin aklında harika bir fikir canlanır.  Böyle işlek bir bölgeye yer altı asansörü inşa etmek isteyen mühendis, bu fikri odak noktası yapar. 1 aylık turistik tatile geldiği İstanbul'da projesini gerçekleştirmek için 2 yıl kalan Gavan, çalışmalarına hızla başlar. Yüksek Kaldırım olarak bilinen yokuşun hemen yanındaki bölgeye yer altı asansörü yapabilmek için gerekli planlarını hazırlamaya koyulur. Planları hazırladıktan sonra yüksek bir bütçeye ihtiyaç duyar. Bütçeyi temin etmek için öncelikle Fransa'ya başvurur fakat başvuru reddedilir. Daha sonra İngiltere'ye başvuran Gavan, İngiltere'den olumlu cevap alır. Artık sadece geriye Osmanlı Hükümeti'nden yani Sultan Abdülaziz'den onay almak kalır. Fikrine tutkuyla bağlanan Gavan, hükümetteki birçok adamla çetin mücadeleler vererek ilişkiler kurar ve sonunda onları tek tek ikna etmeyi başarır. 1869'da çıkan ferman ile tünelin inşası için hemen işe koyulan Gavan, yolunda emin adımlarla ilerler. 5 yıl süren inşaat sonunda 1874'te biter. Fakat bu projeye tutkuyla bağlanan Eugène Gavan, 1869'da İstanbul'dan ayrılır ve tünelin bittiğini göremez. Atlı arabalarla ulaşıma alışan İstanbul halkı o dönemde bu teknolojiyi yadırgar. İnsanların ilgisini çekmek için küçükbaş hayvanları taşıyabilecek furgon eklenmesi ve 5 yaşından küçük çocuklarından ücretsiz seyahat edebilmesi gibi uygulamalar sayesinde tünelin popülerliği artırılır. Böylelikle Karaköy Tüneli şehrin bir parçası olarak İstanbulluların kalbini kazanmayı başarır. Yapılışı Osmanlı Dönemi'ne dayanan tünel, dünyanın ilk yer altı füniküler sistemi. Yer altı toplu taşıma sistemi açısından da Londra metrosunun ardından dünyanın ikinci metrosu olma özelliğini taşıyan Karaköy Tüneli, dünden bugüne İstanbulluların buluşma noktası. Karaköy Tüneli'nin yer aldığı Beyoğlu ise önceden Pera olarak bilinirdi. İstanbul kültürünün bir parçası olan Pera, tarihimizin dokusunu yansıtan en özel semtlerden biri. Tarihe tanıklık eden onlarca bina, muhteşem Galata Kulesi ve dünyanın en eski ikinci metrosu Karaköy Tüneli; Pera'nın görkemli duruşuna eşlik ediyor.), Surp Pırgiç Ermeni Katolik Kilisesi (İstanbul'un Beyoğlu ilçesi Karaköy semtinde bulunan bir kilisedir. II.Mahmud 6 Nisan 1830 tarihinde bir ferman yayınlar ve bu fermanla "Katolik Milleti" adıyla ayrı bir cemaat oluşturur. Kilise Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan Katolik Ermenilerin, Sultan II. Mahmud'un verdiği 7 Ekim 1831 tarihli fermanla İstanbul'da inşa ettikleri ilk kilisedir. 12 Mayıs 1832'de Başpsikopos Andon Nuriciyan ve Nazır Agopos Çukuryan tarafından temeli atılmıştır. İsa'nın sünnet gününde ibadete açılmıştır. (13 Ocak 1834) Kilise Ermeni Katolik cemiyetinin bağışlarıyla kâgir olarak inşa edilmiştir. Kilisenin içinde Lübnan Emiri Beşar Şıhabi'nin mezarı yer almaktadır. Kilisenin yapımı sırasında Karaköy'de ortaya çıkan veba salgınına karşın 25 Mart günü sokaklarda Meryem ana resmi dolaştırılmıştır. Bu eylem vebanın düşmesine etki yapınca Sultan II.Mahmut tarafından kiliseye elmas taşlı bir hediye verilmiştir. Halen kilisede muhafaza edilen ikona Paskalya döneminde nişanın üzerine koyulmaktadır.Bu olay o tarihten beri Paskalya yortusunun ertesinde "Ölüler günü" olarak 25 Mart'ta kutlanmaktadır. Yüksekliği 10,uzunluğu 45 ve genişliği 31 arşındır. Kilise basamaklarla avluya açılmaktadır. Yapının kare payelerle vurgulanan girişi anıtsaldır. Payeler düzgün kesme taştan yapılmıştır. Kilise kaba taş molozlarla inşa edilmiştir. Kârgir binanın ana mihrabı dışında dört küçük mihrabı daha bulunmaktadır.Yapının batısındaki narteks üç bölümden oluşur. Naos üç nefli haç şemasındadır. Kilise dış cephesindeki yarım yuvarlak kemerli pencereler ve anıtsal giriş hareketliliği dışında sade bir tezyinata sahiptir.), St. Benoit Katolik Kilisesi, St. Benoit Fransız Lisesi, Or Hodeş Sinagogu, Cat Museum İstanbul Sanat Müzesi, Galata Mevlevihanesi Müzesi (Galata Mevlevihanesi 1491 yılında Galata sırtlarında kurulmuştur. Kulekapısı Mevlevihanesi ve Galipdede Tekkesi adlarıyla da anıldı. "Küçük Kıyamet" adı verilen 1509 İstanbul depreminden muhtemelen zarar gören Mevlevihane yapılarının onarımına ilişkin 1651 tarihli onarım kitabesinde Matbah Emini İsmail Efendi'nin Mevlevihaneyi onardığı yazmaktadır. 1765'deki Tophane yangınında hasar görünce Sultan III. Mustafa tarafından Yenişehirli Osman Efendi bina emini tayin edilerek onartıldı. Sultan III. Selim ile dostluğu bilinen Şeyh Galib'in 1791'de tekkenin postnişinliğine gelmesiyle Sultan III. Selim tarafından yenilendi. Sultan Abdulmecid döneminde 1851-1859 yıllarındaki imar faaliyetleriyle Mevlevihane son şeklini aldı. 1925'te Mevlevihane işlevi bittikten sonra, bir süre İlk Mektep olarak kullanıldı. 1967-1975 yılları arasında gerçekleşen düzenlemelerle 1975'te "Divan Edebiyatı Müzesi" olarak açıldı. 2008-2011 yılları yenileme ve çevre düzenlemeleri sonucunda "Galata Mevlevihanesi Müzesi" olarak hizmet vermeye devam etmektedir. Müze sergilemesi Semahane binasında olup alt kat derviş odalarında tasavvuf, tarikat eşyaları, Galata Mevlevihanesi tarihçesi ve güzel sanatlar bölümleri; giriş katta Sema alanı; üst kat mahfillerde hat levhaları ve müzik aletleri görülebilir. Bunun haricinde Cümle kapısı, Şeyh Galip Türbesi, Halet Efendi Türbesi, Sebilküttap (sebil, muvakkithane ve kütüphane kompleksi) ve Hamuşan adını verdiğimiz hazire görülebilecek diğer taşınmaz kültür varlıklarıdır.), Mevlevi Tapınağı, Galata Mevlevihanesi Çeşmesi, Hamuşan (Sessizler Yeri), Özel Alman Lisesi, İsveç Konsolosluğu, İsveç Araştırma Enstitüsü, Beyoğlu Tünel, Narmanlı Han, İllüzyon Müzesi, Passage Orientale Pasajı, Rusya Federasyonu İstanbul Başkonsolosluğu, İstiklal Sanat Galerisi, Suriye Pasajı, Santa Maria Sraperis Katolik Kilisesi, Latin Katolik Kilisesi, Capella Hospitium Terrae Sanctae Kilisesi-Terrasanta Mekan (Eski bir dini yapı içerisinde Beyoğlu belediyesi tarafından işletilen bir mekan. Beyoğlu Belediyesi tarafından restore edilmiş. Şu an kapalı mekanları halka açık değil ama bahçesi kullanıma açık. Kafesinde birşeyler yiyebilir, mekanın tadinı çıkarabilirsiniz. Postacılar sokağından aşağı inerken tabelasını göreceksiniz.), Yunus Emre Enstitüsü Terra Santa İstanbul, Fransız Mahkemesi, Terra Santa Kilisesi (Sina Baldukyasko) Mekan, Pierre Loti French High School Fransızca Dil Okulu, Venedik Sarayı Yabancı Ülke Konsolosluğu, Hollanda Konsolosluğu, Tarihi Tramvay, Muammer Karaca Tiyatro Salonu, Türkiye iş Bankası Resim Heykel Müzesi (Türkiye İş Bankası tarafından yıllar içerisinde biriktirilmiş ve özenle korunmuş bu seçkin Koleksiyon, Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi'nin oluşumunun da temel dayanağıdır.  Cumhuriyetimizin 100. Yılı'na armağan olarak 29 Ekim 2023 tarihinde ziyarete açılan Müze'nin kalıcı sergi seçkisi, Türk Resim ve Heykel sanatının gelişimine ışık tutmak amacıyla Prof. Dr. Gül İrepoğlu küratörlüğünde; kronolojik, tematik ve kavramsal olarak hazırlandı. "Türk Resmini İzlemek" başlıklı kalıcı sergi, Müze'nin beşinci ve dördüncü katında konumlanıyor.  Sergi rotasının da başlangıcı olan beşinci katta; 19. yüzyılın sonu-20. yüzyılın başı Türk resim sanatının öncüleri, 1914 Kuşağı ressamları ve Cumhuriyet'in ilk dönem sanatçılarının eserleri yer alıyor. Deniz Coşkusu, Anadolu Esinlenmeleri, Kadın Portreleri gibi tematik sergilemeye izin veren özel başlıklar da bu sanat yolculuğuna canlılık katıyor. Bu katta Osman Hamdi Bey, Süleyman Seyyid Bey, Şeker Ahmed Paşa, Hoca Ali Rıza, Mihri Hanım'ın da aralarında olduğu Türk Resim Sanatı'nın öncü isimlerinin eserleri görülebilir.  Kalıcı sergi dördüncü katta devam ederken 20. yüzyılın ortalarından günümüze uzanan bir seçkiyi izleyiciye sunuyor. Sergilemede ziyaretçi, d Grubu sanatçılarının renkli ve yenilikçi eserleriyle buluşuyor, Eyüboğlu dünyasına tanıklık ediyor, çağdaş bireyselliğin yansımalarını, Özdemir Altan, Bedri Baykam, Burhan Doğançay, Devrim Erbil, Nazlı Ecevit, Neş'e Erdok gibi sanatçıların yapıtlarını izleyebiliyor. Bu kattaki sergi yolculuğuna eşlik eden tematik özel başlıklar ise Yaşantının Getirdikleri, Hayvanlar Âleminden, Apartman Salonunda Sanat.), İş Sanat Beyoğlu, Odakule, Salt Beyoğlu Modern Sanat Müzesi, Pera Müzesi, Pera Palas Otel ve Atatürk Odası (Yaşama dokunan mekânların hafızası, geçmişle geleceğin buluştuğu her yerde varlık gösterir. Öyle ki her hafıza, yeni bir sözün ya da eski bir hikâyenin anlatısına yaklaşırken zamanı çoğaltır, anlamına anlam katar ve büyümeye devam eder. Böylece yaşamın kıymeti sonsuzluğa ulaşır, kültürlere ev sahipliği yapar ve birbirinden güzel hatıralar bırakır. Yeryüzünde bazı mekânlar vardır ki yaşadıkları tarihe tanıklık ettikleri gibi tarihin kendisi de olurlar. Pera Palace Hotel de şüphesiz ki o mekanlar arasındadır. 19. yüzyılın sonlarına doğru İstanbul'un kalbi Pera'da açılan Pera Palace Hotel'in hikâyesi, aynı zamanda kadim bir tarihin de hikâyesidir. Dünyaca ünlü Orient Express, 1888 yılında Paris-İstanbul seferini yapmaya başladığında trendeki yolcuların İstanbul'da konaklayabilecekleri yüksek standartlara sahip lüks bir otel bulunmuyordu. Bunun üzerine 1892 yılında yapımına başlanan Pera Palace Hotel, 1895'te düzenlenen bir açılış balosuyla birlikte ilk misafirlerini ağırlamaya başladı. Pera Palace Hotel, açıldığı ilk günden itibaren dünyanın pek çok ülkesinden binlerce konuğu ağırladı. Sanatçılar, yazarlar, oyuncular, yönetmenler, devlet adamları, birbirinden ünlü isimler... Hepsi de İstanbul'la birlikte Pera Palace Hotel'in bir parçası oldular ve yaşadıkları tarihin kendisine dönüştüler. Pera Palace Hotel, Tepebaşı'ndan eşsiz Haliç manzarasını seyrederken 130 yıllık kadim bir tarihe tanıklık etti. Osmanlı'nın çöküşünü, Cumhuriyetin kuruluşunu, savaşları ve göçleri gördü. Zaman akarken o hep aynı yerden baktı İstanbul'a. Odalarında, yüksek tavanlarında, koridorlarında, manzaralarında ve duruşunda binlerce hikâye barındırdı; anılara ev sahipliği yaptı, uzun ve güzel mevsimler gördü. Pera Palace Hotel, aynı zamanda ilklerin yaşandığı bir mekândı da. İstanbul'da, Osmanlı sarayları dışında elektrik verilen ilk yapı olarak tarihe geçti. Aynı zamanda ilk elektrikli asansör ve ilk akar sıcak su Pera Palace Hotel'deydi. Bir güzel zaman yaşanıyordu ve dünyanın dört bir yanından gelen misafirler bu ihtişama tanıklık ediyorlardı.  Pera Palace Hotel, artık İstanbul'un kalbinin attığı Pera'da, bir zamanlar Küçük Avrupa olarak adlandırılan bu güzide semtte konuklarını ağırlıyordu. İhtişamı, büyüleyici atmosferi ve sunduğu lüks imkânlar herkesin ilgisini çekiyordu. Pera Palace Hotel'in en değerli misafirlerinden biri de Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk oldu. 1917 yılı sonrasında özellikle cepheden döndüğü zamanlarda Pera Palace Hotel'deki odasında konakladı; önemli kararlar aldı, ülkenin geleceğine dair çalışmalarda bulundu ve üst düzey misafirlerini yine aynı odada ağırladı. Pera Palace Hotel'deki 101 numaralı oda, Mustafa Kemal Atatürk'ün doğumunun 100. yılında kişisel eşyalarının da sergilendiği bir müzeye dönüştürüldü. Böylece Pera Palace Hotel, kıymetli varlığına müze-otel olarak bir güzellik daha eklemiş oldu. Pera Palace Hotel, yıllar boyunca büyüttüğü birikimiyle konaklama deneyiminin de ötesinde bir yerde duruyordu artık.  İstanbul denilince akla gelen ilk mekânlardan biri olması, dünyaca ünlü isimlerin ziyaretleri sırasında Pera Palace Hotel'i tercih etmesi onu her zaman için farklı bir yerde konumlandırıyordu. Çünkü taşıdığı hikâye, geçmişten geleceğe uzanan ve daha da büyüyen bir ihtişamı güzelliyordu. Pera Palace Hotel, İstanbul'un kalbi Pera'da daima ilk günün heyecanıyla yaşamaya devam ediyor. Pera Palace Hotel'in Ünlü Konukları; Başta Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere İsmet İnönü, Kral VIII. Edward, Kraliçe II. Elizabeth, Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph, Şah Rıza Pehlevi, Yugoslavya Devlet Başkanı Tito, General Franz von Papen, Zsa Zsa Gabor, Greta Garbo, Sarah Bernhardt, Alfred Hitchcock, Pierre Loti, Jacqueline Kennedy, Ernest Hemingway, Ninette de Valois, Mata Hari, Cicero ve Mikis Theodorakis Pera Palace Hotel'de konaklayan misafirler arasında yer aldı. Pera Palace Hotel'in en ünlü konuklarından biri de dünyaca ünlü polisiye roman yazarı Agatha Christie oldu. Sık sık İstanbul'u ziyaret eden yazar, bu ziyaretleri sırasında Pera Palace Hotel'de konakladı. Ayrıca ünlü Doğu Ekspresi'nde Cinayet romanını da bu ziyaretleri sırasında Pera Palace Hotel'deki odasında kaleme aldığı rivayet edilmektedir ve sırrı henüz çözülememiş olan kayıp 11 gününde de İstanbul'da, Pera Palace Hotel'de olduğu düşünülmektedir.), İtalyan Kültür Merkezi, Asmalı Cavit Meyhanesi, Beyoğlu Öğretmen Evi (0212. 2524343), Tarihi Pasaj-Elhamra (Beyoğlu, Asmalımescit Mahallesi, İstiklal Caddesi no.130'daki Elhaınra Pasajı ve ham bitişik nizamda inşa edilmiş bir yapıdır. Reşat Ekrem Koçu'nun İstanbul Ansiklopedisi 'nde yer alan bilgilere göre 1920-22 arasında iş adamı Said Adapazarlı tarafından yaptırılmış olan binanın, mimarı hakkında kesin bir bilgi yoktur. Bununla beraber Elhaınra Hanı ve Pasajı'nın yöneticisi, mimarın İtalyan olduğunu belirtmiştir. İstanbul 'un en güzel ve eski sinemalanndan biri de burada bulunur ve pasajın adıyla anılır. Goad sigorta haritaIanna göre şimdiki yapının yerinde daha önceden Kristal Tiyatrosu vardı (Goad, 1905). Salalı Birsel aynı binadan bahsederken "Abdülhamid devrinin ünlü şarkılı kahvehanelerinden ( cafe-chantant) Palais De Cristal burada bulunuyordu" demektedir (169). Günümüzde, %80 hissesi SaidAdapazarlı'nın oğlu Cevat Adapazarlı'nın varislerine ait olan yapı, Anıtlar Yüksek Kurulu'nun 15.6.1971 tarih ve 5899 sayılı kararıyla tescil edilmiş korunması gerekli eski eserdir.), Aziz Antuan Bazilikası (İstanbul'un en büyük ve cemaati en kalabalık Katolik kilisesidirBeyoğlu'ndaki İstiklal Caddesi üzerinde Galatasaray'dan (Galatasaray Lisesi tarafında) Tünel)'e doğru giderken sol tarafta bulunur. Kilise Fransiskenler tarikatına bağlıdır. 1230'da rahipler, kurucuları Assisili Aziz Fransua adına, Galata civarında bir kilise inşa ettiler. 1639 ve 1660 yangınlarında iki kez yanan ve her yangından sonra yeniden aynı yerde kurulan Aziz Fransua Kilisesi en son geçirdiği yangın olan ve bütün çevresini yutan 1696 yangınından sonra Beyoğlu'ndaki yeni konumuna taşındı. 1724 yılında Pera'da Aziz Antuan adı verilen bu yeni bir kilise Osmanlı İmparatorluk saray ve devlet hizmetinde bulunan ve ayrıca ticaretle uğraşan Katolik ülkelerin (ekserisi İtalyan-Fransız) vatandaşları ve onların aileleri için inşa edildi ve kutsandı.), Iglesia San Antonio de Padua, Galiri Nev İstanbul, Mısır apartmanı 1910 (Galatasaray semtinde, İstiklal Caddesi ile Acara Sokağı'nın kesiştiği noktada yer alır ve 303-305 kapı numarasına sahiptir. İstanbul'un en büyük kiliselerinden Sent Antuan Katolik Kilisesi'yle komşudur. 1910 yılında, yıkılan Trocadero Tiyatrosu'nun yerine, Mısırlı Abbas Halim Paşa tarafından kışlık konak olarak yaptırılmıştır. Mısır Apartmanı, İstanbul'un ilk betonarme yapılarından bir tanesidir. Zarif dekoratif süslemelerin ön plana çıktığı, kıvrımların ve bitkisel desenlerin sıklıkla kullanıldığı Art Nouveau tarzını yansıtır. Osmanlı devlet adamı, Mısır eyaleti yöneticilerinden Abbas Halim Paşa tarafından Ermeni asıllı mimar Hovsep Aznavuryan'a yaptırılmıştır. Art nouveau tarzındaki yapının inşasına 1905 yılında başlandı. İnşaat malzemelerinin büyük bir bölümü Fransa'dan getirildi. Yaklaşık 4,5 yıl süren inşaat çalışmalarının ardından yapı, 1910 yılında tamamlanarak Paşa'ya teslim edildi. Orijinal planda bina, zeminde dükkânlar olmak üzere toplam 6 kattan oluşuyordu. En üst katın bir bölümü çamaşırhane, kalan kısmı teras olarak kullanılıyordu. İstiklal Caddesi (eski adıyla Cadde-i Kebir), Acara Sokağı ve Akarsu Sokağı olmak üzere üç cepheden yola bakan yapının giriş kapısı ve ön cephesi İstiklal Caddesi'ndedir. Ön cephede gösterişli balkonlar loca boşlukları ve ilk katta geniş pencereleriyle dikkat çekmektedir. Dış cephenin en karakteristik özelliği ise yalın süslemelerle bezenmiş kesme taştan yapılma duvarlar ve cephe heykelleridir. Konağın Sahibi Abbas Halim Paşa tarafından kişisel konut olarak yaptırılmışsa da, Paşa'nın ölümünün ardından yapı, varisleri tarafından katlara ayrılmak suretiyle apartmana dönüştürülmüş ve 1940 yılında dönemin ünlü işadamlarından Hayri İpar'a satılmıştır. İpar ailesinin mülkiyetinde yapıda birtakım değişiklikler yapılmıştır. Mevcut binaya 2 kat daha eklenmiş ve 9. katın da ruhsatı alınmıştır. Ancak 9. katın yapımı hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Apartmana sonradan bir asansör de eklenmiştir. Asansör zemin katla 8. kat arasında çalışmaktadır. Apartman'ın ikinci sahibi Hayri İpar'ın İstanbul'dan ayrılıp Brezilya'ya yerleşmesiyle birlikte, yapı büyük ölçüde boşalmış oldu. Bakımsız kalan binanın %70'i, 2000 yılında Koray Holding adlı firma tarafından satın alındı. Bunun ardından apartmanda genel bir onarım başlatıldı ve 5 yıl içinde yapı tümüyle restore edildi. Depreme dayanıklılık testlerinin olumlu olduğu açıklandı. 100 yılı aşkın süredir ayakta olan apartmanın dairelerinde pek çok önemli kişinin yaşadığı bilinmektedir. Türk şair Mehmet Âkif Ersoy, görevi gereği 10 yıl kaldığı Mısır'dan 16 Haziran 1936 tarihinde Türkiye'ye döndüğünde bu apartmanda bir daireye yerleşti ve ölümüne değin burada yaşadı. Bir diğer Türk şair Mithat Cemal Kuntay da bu apartmanda yaşadı ve öldü. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün dişçisi Musevi asıllı Sami Günzberg'in muayenehanesi de Mısır Apartmanı'nda bulunuyordu. Diş muayeneleri için Atatürk'ün binaya ziyaretlerde bulunduğu bilinmektedir. Apartmanda ayrıca Cumhuriyet'in ilk yıllarında önemli moda ve dikimevleri da vardı. Günümüzde apartmanın çeşitli katlarında restoran, tiyatro, sanat galerileri, lokaller ve çalışma ofisleri bulunuyor. Galerist'e ait sanat galerinden birisi de bu binada bulunmaktadır.), Bir Otakunun Müzesi (Heykel Müzesi), Yapı Kredi Araştırma Kütüphanesi, Mehmet Akif Ersoy Hatıra Evi, Yapı Kredi Kültür Sanat Müzesi, Tarihi Aznavur Pasajı 1893 (İstanbul'un Galatasaray semtinde, İstiklâl Caddesi üzerinde yer alan tarihî bir pasajdır. 1893 yılında pasajın şu an bulunduğu yerde yer alan *Cafe Commerce* ve *Cafe de Pera* adlı yapıların yıkılması ile yerine inşa edilmiştir. Yapının mimarı, Mısır Apartmanı'nı da tasarlamış olan Ermeni Mimar Hovsep Aznavuryan'dır. Aslen iki katlı olarak inşa edilen pasaj günümüzde 9 katlıdır. Başta yarım pasaj şeklinde inşa edilen yapı, 1924 yılında Tepebaşı'na doğru binanın mimarı Hovsep Aznavur'un oturduğu evin altından bir geçitle birleştirilmesi ile bugünkü halini almıştır. Yapı dönemin İtalyan mimarisinden izler taşır. 1940'lara kadar içinde Alexander Vasiliyadis'in kimyahanesi ve laboratuvarını barındırmıştır. Pasaj, 1993 yılında özgün yapısı korunarak restore edildi). Binanın ön yüzünde yer alan süs çıkıntıları bölgenin binalarında sık sık rastlandığı gibi yer yer gelişerek üst bölümü balkon halini almış. Bina cephesi Art Nouveau süslemeler ile kaplıdır. Günümüzde pasajın girişi ve alt katlarında giysi ve hediyelik eşya satıcıları bulunur. Gençlere yönelik eski giysi ve dergi, tütsü benzeri ürünler de pasaj içerisinde satılmaktadır. Üst katlar ise büro, işyerleri ve dernekler tarafından kullanılır.), Galatasaray Meydanı, Galatasaray Lisesi, Turnacıbaşı 30 (İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde yer alan tarihi bir yapıdır ve 19. yüzyıl mimarisi ile dikkat çeker. Bu yapı, İstanbul'un zengin tarihi ve kültürel mirasını yansıtan bir örnektir ve çevresindeki sokaklarla birlikte canlı bir atmosfer sunar. Mekan, genellikle sergiler ve yerel sanat etkinlikleri için bir buluşma noktası olarak kullanılır. Kullanıcı yorumlarına göre, Turnacıbaşı 30, güzel bir atmosfere sahip olup, yaratıcı ve açık fikirli insanların bir araya geldiği bir yer olarak tanımlanmaktadır. Ziyaretçiler, mekanın etkinliklerini ve sanatsal atmosferini övgüyle karşılamaktadır.), Modern Tarih-Tarih Müzesi (Burası Doğu eserleri ve Çin eşyalarının muhteşem bir vahası El yapımı kilimler, enfes bakır işçiliği sergilenmektedir), Ağa Hamamı 1454 (Ağa Hamamı 1454 yılında Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet tarafından inşa ettirilmiştir. Fatih Sultan Mehmet'in ve şehzadelerinin özel hamamı olarak kullanılmıştır. O yıllarda Beyoğlu bölgesi yerleşim yeri değildi ve padişahlar avlanmak için Beyoğlu bölgesine gelirlerdi. Fatih Sultan Mehmet'de 1454 yılında av evi olarak Beyoğlu'nda bu binayı inşa ettirtmiştir. Üst iki kat daire altında da hamam olarak tasarlanmıştır. 1844 yıllarında Abdülmecid tarafından büyük bir tadilat görmüştür. Osmanlı Hükümetinin son yıllarına kadar padişahlar ve şehzadeleri tarafından kullanılmıştır. 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması ile Osmanlı Hükümeti isona ermiştir. Ağa Hamamı da bu tarihlerde Ermeni bir kadın tarafından satın alınmıştır ve ilk defa halka açılmıştır. 1940 yılında Ağa Hamamı'nı Hüseyin Yılmaz'a satışını gerçekleştirmiştir. Hüseyin Yılmaz otuz dört sene Ağa Hamamı'nı işlettikten sonra yaşının ilerlemesi sebebi ile 1974'ün mayıs ayında yeğeni Ali Yılmaz'a satışını yapmıştır. En son tadilatını Ali Yılmaz tarafından 1986 yılında görmüş. On yılı aşkın bir süredirde sadece turistlere hizmet vermektedir.), İstiklal Caddesi, Keldani Katolik Cemaati Merkezi, Çiçek Pasajı 1870 (Çiçek Pasajı (*Cité de Péra*), İstanbul'un Beyoğlu ilçesindeki İstiklal Caddesi üzerinde 19. yüzyılda inşa edilmiş, meyhane ve birahanelerle özdeşlemiş yapı. Beyoğlu'nun "en süslü binası" olarak bilinir. Grand Rue de Pera (İstiklal Caddesi) ile Tiyatro Sokağı (Sahne Sokağı) arasında dükkanların sıralandığı bir pasaj niteliğindedir. Mütareke yıllarından itibaren çiçekçileriyle nam salmasından ötürü "Çiçek Pasajı" denilen pasaj, 1950'lerin sonunda tamamen meyhane kimliğine bürünmüştür. 1870 yılındaki Büyük Beyoğlu Yangını'nda yanarak yıkılan Naum Tiyatrosu'nun arsası üzerine inşa edilmiştir. Arsayı, çarşı ve apartman bulunduran yeni bir tip bina yaptırmak üzere, dönemin en zengin insanlarından biri olan *Hristaki Zografos Efendi* satın aldı, projeyi Rum mimar *Cleanthy Zanno'ya çizdirdi.*[^[1]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87i%C3%A7ek_Pasaj%C4%B1#cite_note-:0-1) Yapının İnşaatı 1876'da tamamlandı. İstiklal Caddesi'ne ve Tiyatro Sokağı'na açıldığı açılan birer girişi olduğundan pasaj niteliğinde olan yapıda 24 dükkân, 18 lüks daire bulunuyordu. Dükkânların yer aldığı pasaja "Hristaki Pasajı", dairelerin bulunduğu binaya "*Cité de Pera*" adı verildi. Pasajda çoğu Rumlar ve Ermeniler tarafından işletilen çiçekçi, kürkçü, terzi, tütüncü, ciltevi, pastane gibi işletmeler yer aldı. Binanın mülkiyeti 1908 yılında Sadrazam Küçük Said Paşa'ya geçti. Yeni sahibinden ötürü "Sait Paşa Geçidi" olarak da anılır oldu. Rusya'daki 1917 İhtilali'nin ardından İstanbul'a göç eden ve Pera'da çiçek satarak geçimini sağlamaya çalışan Rus kadınlar, mütareke yıllarında, işgalci askerlerin sataşmalarından kaçabilmek için pasaja sığınıp burada çiçek satmaya başladılar. 1940'lı yıllarda ise pasajdaki dükkanlarda faaliyet gösteren çiçekçilerin sayısı arttı. Artık çiçek mezatları bu alanda yapılıyordu. Beyoğlu'ndaki çiçekçilerin pasajda toplanmaya başlamasıyla halk arasında *Çiçek Pasajı olarak anılır oldu*. 1940'lı yıllarda pasajda asıl müşteri kalabalığı çeken yerler meyhaneler idi. Pasajdaki ilk meyhaneyi Yorgo Efendi açmıştı. Vallaury'nin pastanesi iken Mastoraki'nin tuhafiye dükkânı olan yerde açılan Nektar Birahanesi uygun fiyatlarıyla kısa sürede popüler oldu. 1950'lerde çiçekçiler başka sokaklara doğru kaymaya başladı ve boşalan yerlere yeni yeni meyhaneler açılmaya devam etti. 1950'lilerin sonunda pasaj tümüyle meyhane kimliğine büründü. Pasajı 1970'li yıllarda Kayserili bir iş insanı satın aldı fakat sonra anlaşmazlık nedeniye sattı. Bakımsız bina, 10 Mayıs 1978'de bir gecede aniden çöktü. Olayda 12 kişi hayatını kaybetti. Bina, 1988'e kadar yıkık ve dağılmış biçimde kaldı. Belediyenin ve pasajı kurtarmak için kurulan "Çiçek Pasajını Yaşatma ve Güzelleştirme Derneği" nin girişimiyle onarılıp, eski haline sadık kalarak hizmete sokuldu. Müşteri tipi değişerek daha çok turistlere hitap etmeye başladı. Çiçek Pasajı Güzelleştirme ve Yaşatma Derneği, Beyoğlu Belediyesi ve Mey İçki) arasında yapılan anlaşmayla dış cephe bakımı, cephe yenilemesi, çiçeklendirme ve aydınlatma gibi sorunlu kısımları yenileme çalışmaları için kısa bir süre kapalı kalan Çiçek Pasajı Aralık 2005'te tekrar hizmete girdi. Girişle birlikte 3 katlı bina geniş bir alan üzerine oturur. Ana malzemesi taştır. İstiklal Caddesi üzerindeki ana girişi Sahne Sokağı'ndaki girişi birbirine bağlayan ve birbirini kesen iki koridordan oluşan tonoz örtülü geniş geçidin her iki yanında dükkânlar sıralanır. Pasajın kuzeydoğu cephesi, üç kat boyunca, yarım yuvarlak bir formdadır. Beyoğlu'nun en süslü binalarından biri olan Çiçek Pasajı'nın ön yüzünde gösterişli bir cephe mimarisi hakimdir. Kuzey cephede kullanılan karyaditler, en üst katın orta bölümünde yer alan aslan ve insan başları ile ilgi çekicidir. Süslemeler ve mimarideki hareketli düzenleme göz önüne alındığında bu bina 19. yüzyıl Seçmeciliğinin tipik örneklerinden biridir. İstiklal caddesine bakan girişin üçüncü kat seviyesine kadar yükselen basık yuvarlak kemerli bir alınlık vardır. Alınlığın içine kare bir yüzeye yuvarlak kadranlı bir saat yerleştirilmiştir. Pasajın cephesinde bulunan saat 1876 yılında yapının kendisiyle birlikte tamamlanmıştır. Binanın İstiklal Caddesi'ne bakan girişinin en üst katının orta bölümünde yer alan saatteki rakamlar Roma rakamlarından ibaret olup saat çalışmamaktadır. Başta *Degustasyon* olmak üzere Çiçek Pasajı'ndaki meyhaneler Türk edebiyatının ünlü yazarlarından Yahya KemalFaruk Nafiz ÇamlıbelErcüment Ekrem TaluEşref ŞefikEdip CanseverTarık Buğra ve Sait Faik'in sık sık uğradığı mekanlardı. Oğuz Atay, Beyaz Mantolu Adam, öyküsünü meyhanelerin önünde koluna astığı kemerlerle cansız bir manken gibi duran bir meczup adam karakterinden almış; Orhan Veli iki mısralık *Canan* şiirine Degüstasyon Meyhanesini konu etmişti. Bu bakımdan Çiçek Pasajı, bir edebiyat mekanı olarak kullanılmıştır.), Üç Horan Ermeni Kilisesi 1805 (Surp Yerrortutyun Ermeni ya da Beyoğlu Üç Horan Ermeni KilisesiTürkiye'de İstanbul iline bağlı Beyoğlu ilçesi Galatasaray semtinde bulunan Ermeni kilisesi. Kilisenin yaım tarihi bilinmese de 16. yüzyılda mevcut olduğu bilinmektedir. 1503 tarihli "Üç Horan" adındaki elyazması ve sultanın mührünün bulunduğu bir senede göre kilise arazisi satın alınmıştır. 1805'te Krikor Amira Kevorkyan-Çerazyan cemaat üyelerinin çabalarıyla başka elyazmaları da bulunur ve araziye Surp Eçmiyadzin Çocuk Okulu inşa edilir. Daha sonra elde edilen fermanla kilise izni alınır ve okul kiliseye çevrilir. "Amenasurp Yerrortutyun" adıyla 1807'de kutsanan kilise 1810'da bir yangın geçirmiş ve 1836'da Dolmabahçe Sarayı'nın da mimarı olan Garabed Amira Balyan ile birlikte Hovhannes Amira Serveryan ve Usta Minas Ağa tarafından mimari çizimleri yapılarak tekrar inşa edilir ve 1838'de İstanbul Ermeni Patriği Isdepanos Ağavni tarafından ibadete açılır. 1845 yılında bir onarım gören kilise'nin cemaati, 1915 Ermeni Soykırımı'ndan sonra küçülmüştür ve Hristiyan ziyaretçilerinin sayısı azalmıştır. Kilise 2000 yılında son onarımını görmüştür ve ibadete açıktır.), Tarihi Tokatlıyan İş Hanı ve Pasajı, İstanbul Sinema Müzesi, Ortaoyuncular Sahnesi, Ses-1885 Ortaoyuncular Tiyatrosu, Grand Pera AVM, Hüseyin Ağa Cami 1596 (Hüseyin Ağa Cami ya da yaygın bilinen adıyla Ağa CamiiTürkiye'nin İstanbul ilinin Beyoğlu ilçesinde, İstiklal Caddesi üzerinde yer alan cami. 1596 yılında ibadete açılmıştır. Galata Sarayı ağalarından Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmıştır. Bazı kaynaklarda ilk halinin kubbeli olduğu kaydedilmektedir. II. Mahmud döneminde iki defa ihya edilmiştir. Uzun müddet bakımsız kaldıktan sonra 1934'te Vakıflar İdaresi'nce ihata duvarlarına kadar yeniden onarılan caminin mihrabı, duvarları ve minare gövdesinin eski yapıdan kaldığı anlaşılmaktadır. 1950'de de pencereler arasına Halim Özyazıcı tarafından kuşak yazısı çekilmiştir. Şadırvanın Mimar Sinan'ın eseri Sinan Paşa Camii)'nden, şadırvanın yanı sıra birçok kaynakta "Türk taş oymacılığının en şaheser örneği" olarak geçen fıskiye ise Eyüp'teki Oluklu Bayır Tekkesi'nden getirilmiştir. Mihrap önünde yine Galata Sarayı ağalarından Dâvud Ağa'nın 1056 (1646) tarihli kabri bulunmaktadır. Önceleri ana caddeye doğru uzanan hazîrenin taşları 1934 tamiri sırasında kaldırılmıştır. 1999 Gölcük depreminde zarar gördü. Daha sonra yakınında yapılan bir inşaat kazısı sebebiyle yapıda tekrar hasar oluştu. 2014 yılında onarımı yapılarak tekrar ibadete açıldı.), Rumeli Han 1894 (Rumeli Han, 1894 yılında Sarıcazade Ragıp Paşa tarafından inşa edilmiş önemli bir yapı. Dışarıdan bakıldığında restorasyon geçirmiş gibi dursa da iç kısmı ve üst katlar oldukça kötü durumda. Üst katlar harabe hâlinde, yapısal bozulmalar ve güvenlik sorunları dikkat çekiyor. Özellikle terasa çıkan merdivenler ve teras katı çöp, moloz ve düzensizlik içinde. Manzara etkileyici olsa da fiziksel koşullar nedeniyle çıkmak kesinlikle güvenli değil. Teras için 100 TL ücret talep ediliyor. Alt kattaki "gizli tünel" olarak lanse edilen alan ise aslında bir bodrum katı. 130 yıllık olduğu ve hanlar arasında gizli geçitler barındırdığı söyleniyor ama bu tarihi özellikleri görebileceğiniz bir düzenleme ya da içerik yok. Alan karanlık, temizlenmemiş, mazgallardan atılan izmaritler içeride birikmiş. Ne bir rehberlik var ne de tarihî dokuyu anlatan materyal. Buna rağmen bu alan için de 100 TL alınıyor. Tünel ve teras birlikte gezilmek istenirse toplam 150 TL ödemeniz gerekiyor. Bu fiyatlara rağmen ne güvenlik önlemleri alınmış ne de içerik anlamında doyurucu bir deneyim sunuluyor. Bilgi verilmeden, kendi başınıza gezmeniz bekleniyor. Girişte sizi karşılayan görevliler kısıtlı bilgi veriyor ve deneyim genel olarak plansız görünüyor. Yapının mimarî potansiyeli çok yüksek ama şu anki sunumu tamamen ticari amaçla yapılmış, kültürel yönü boş bırakılmış. İstiklal Caddesi gibi tarihî ve turistik bir alanda bu denli köklü bir yapının daha özenli ele alınması gerekirdi. Şu an için hem fiziksel durumu hem içerik eksikliği hem de yüksek giriş ücreti ile beklentinin oldukça altında kalıyor. Kapsamlı bir restorasyon ve içeriği yeniden kurgulayan bir yaklaşım olmadan ziyaret etmeye açıkçası gerek yok.), Asvazoni Kilisesi, Afrika Han 1906 (Afrika Hanı (Afrika Kapısı/Geçidi), Sultan II. Abdülhamid'in saray nedimelerinden Ragıp Paşa tarafından 1906 yılında inşa edilmiştir. Ragıp Paşa, İstiklal Caddesi üzerinde inşa ettirdiği üç kapıya/geçide, imparatorluğun yayıldığı üç kıtanın adını vermiştir: Rumeli, Anadolu ve Afrika. Şu anda geçidin bulunduğu bina bir oteldir ve geçit otelin lobisine dönüştürülmüştür.), Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi 1880 (Taksim Meydanı'nın güneybatısında; Meşelik Sokağı, İstiklal Caddesi ve Sıraselviler Caddesi'nin kesişiminde bulunan kilise, İstanbul'daki en büyük Rum Ortodoks mabetlerinden biridir. Halen Rum cemaati tarafından aktif olarak kullanılmaktadır. Kilisenin bulunduğu arazide daha önceleri eski bir Rum Ortodoks mezarlığı ve Aya Yorgi'ye atfedilmiş ahşap bir kilise bulunmaktaydı. Dönemin Rum Ortodoks cemaatinin ihtiyaçlarına karşılık veremediği gerekçesiyle kilisenin mezarlıkla birlikte yıkılıp yerine daha görkemli bir kilisenin yapılması kararlaştırıldı. Rum mimar Potesaros'un çizimlerine dayanarak Vasilaki İoannidis Efendi'nin inşaatını yürüttüğü binanın, Sultan Abdülaziz döneminde verilen izinle 13 Ağustos 1876'da temelleri atılmıştır. Patrik III. İoakim döneminde, Haç Yortusu'na denk gelen 14 Eylül 1880 Pazar gününde resmi açılışı gerçekleştirilmiştir. Daha önceleri yerinde bulunan mezarlık, 1876 yılında Pangaltı semtine nakledilmiştir. Etrafı yüksek duvarlarla çevrili geniş bir bahçe içerisinde bulunan kilise binası, Yunan haçı planlı, merkezî kubbeli ve kâgir olup doğu-batı ekseninde uzanmaktadır. Giriş cephesinin ve aynı zamanda narteksin her iki yanında simetrik konumlanmış dört katlı, çinko kubbeli, neoklasik tarzda birer adet çan kulesi bulunmaktadır. İki kat sıralı, her katı beşer kemerden oluşan bir portik ve bunun tepesinde yer alan gül pencere, yapının neogotik ve neobizans etkileri taşıyan ön cephesinin önemli elemanlarıdır. Tüm bu farklı mimari stilleri bünyesinde barındırması itibarıyla yapı, eklektik bir üsluptadır. Kemerler, açık-koyu sıralı taş işçiliğiyle vurgulanmıştır. Cephede bulunan sütunlar, Korint başlıklıdır ve başlıkların üzerinde yer alan abakuslar haç ve çiçek motifleriyle bezenmiştir. Kubbe kasnağında) yer alan on iki pencere, İsa'nın on iki havarisini simgelemektedir. Kasnağın iç tarafında, her bir pencerenin yanında birer adet havari, kubbenin altında da İsa ikonası bulunmaktadır. Kilisenin zemini mermer kaplıdır. Orta nefin kuzeyinde bulunan ambon ve güneyinde bulunan despot koltuğu da mermerden yapılmış ve her ikisi de çeşitli kabartmalarla bezelidir. Binanın içindeki İsa, Meryem ve aziz tasvirleri usta ikonograf Sakellarios A. Maglis tarafından resmedilmiştir. Mermer süslemelerini ise heykeltıraş Aleksandros Krikelis yapmıştır. Tıpkı Ayasofya'da olduğu gibi, kubbeyi taşıyan dört pandantifin) her birinin üzerinde altı kanatlı Seraf meleklerinin freskleri bulunmaktadır.), Akbank Sanat Kütüphane, Fransa Başkonsolosluğu, Surp Ohan Voskiperan Katolik Kilisesi 1837 (Türkiye'de İstanbul iline bağlı Beyoğlu ilçesinde bulunan bir Ermeni Katolik kilisesi. 1837 yılında ahşap olarak inşa edilen 600 kişilik kilise zamanla eskiyip yanınca, yerine mimar Garabet Tülbentçiyan tarafından 1860'ta yeni bir kâgir yapının temeli atılmış. Ancak Garabet, 1861 yılında ölünce binanın inşaatı kardeşi Andon Tülbentçiyan tarafından 1863'te tamamlanabilmiş. Kilise, 1979 yılında Papa II. Jean Paul tarafından ziyaret edilmiştir.), Tarihi Çeşme, Taksim Maksemi 1732 (Osmanlı döneminde İstanbul'un su ihtiyacı, Halkalı Suları, Kırkçeşme Tesisleri, Üsküdar Suları, Hamidiye Suyu Tesisleri ve Taksim Suyu Tesisleri gibi ana isale hatları aracılığıyla karşılanıyordu. Bu sistemle kaynaktan alınan temiz su, kemerler ve kanallar yardımıyla şehre taşınıyor; çökeltme havuzlarında dinlendirildikten sonra maksemlere ulaştırılarak dağıtılıyordu. İşte bu yapılardan biri olan Taksim Maksemi, I. Mahmud tarafından 1732-33 yılları arasında inşa ettirildi. Bugün İstiklal Caddesi üzerinde yer alan tarihi giriş kapısındaki kitabe, yapının inşa tarihini ve bağlamını günümüze aktarıyor. Tesisin en önemli işlevi, Taksim Suyu Tesisleri ile şehre getirilen suyun dağıtımını sağlamaktı. Maksemdeki "sandık" adı verilen bölüme gelen su, duvardan dışa doğru uzanan çörten (bir tür taş su oluğu) aracılığıyla akıtılıyordu. Bu çörtenin iki yanında yer alan kitabeler ise, dönemin önemli devlet adamları olan Sadrazam ve Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa ile Sadrazam Yusuf Paşa tarafından yaptırılan çeşmelere tahsis edilen su miktarlarını belgeliyor.Taksim Maksemi'nin hemen arkasında, sistemin önemli bir parçası olan Taksim Su Deposu yer alıyor. Bu depo, hem suyun düzenli akışını sağlamak hem de dağıtımın kontrolünü kolaylaştırmak amacıyla inşa edilmişti.), Taksim Cumhuriyet Müzesi (18. yüzyılda inşa edilmiş Taksim Maksemi bitişiğindeki tarihî su deposunun içinde yer alır. 8 Haziran 2024'te ziyarete açılmıştır. Atatürk'ün müşir üniforması, çizmesi, triko süveteri, kalpağı gibi kişisel eşyalarını içeren bir koleksiyon ile cumhuriyet tarihine ilişkin görseller, belgeler, anılar sergilenmektedir. Müzenin içinde yer aldığı yapı, 18. yüzyılda I. Mahmut döneminde inşa edilen Taksim Suyu Tesisleri ile şehre ulaşan suyun taksim edildiği yerdeki su deposudur. Tarih boyunca değişik işlevlerde kullanılan yapı, 2008 yılından itibaren İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından bir sanat galerisi olarak düzenlenmiş ve "*Cumhuriyet Sanat Galeri*" adıyla hizmet vermişti. Bir süre kapalı kalan sanat galerisi, 2021'de "*Kültür İnsanı Atatürk*" sergisi için, ardından farklı özel sergiler için mekân olarak kullanıldı.[^]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Cumhuriyet_M%C3%BCzesi_(%C4%B0stanbul)#cite_note-2) 2022'de Büyükşehir Belediyesi içindeki *İBB Miras* biriminin ekipleri Maksem ve su deposunun restorasyonuna başladı ve yapı, iki yıl süren çalışmanın ardından bir müze olarak yeniden işlevlendirildi. Müze, Cumhuriyetin 100. yılında, 8 Haziran 2024 günü açıldı. Müzede Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu, hukuk devrimi, Cumhuriyet devrinde eğitim, nüfus ve sağlık politikası, ulaşım ve haberleşme, ekonomi, altyapı, imar ve kentleşme Cumhuriyetin bayramları temaları işleyen çeşitli bilgilendirme araçları ve görseller yer alır. Müzede ayrıca cumhuriyetin kurucusu Atatürk'ün kişisel eşyalarını içeren bir koleksiyon bulunmaktadır. Bu koleksiyonda Atatürk'ün müşir üniforması, çizmesi, triko süveteri, kalpağı yer alır. Koleksiyon; Osmantan Erkır, Cengiz Kahraman, İBB Atatürk Müzesi), İBB Atatürk Kitaplığı ve British Pathe'nin katkıları ile oluşturulmuştur.), Taksim Cami ve Kültür Merkezi, Taksim Meydanı, Taksim Cumhuriyet Anıtı 1928 (Taksim Cumhuriyet AnıtıİstanbulTaksim Meydanı'nda bulunan anıt. İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica'ya yaptırılan,[^[1]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Taksim_Cumhuriyet_An%C4%B1t%C4%B1#cite_note-1) iki genç Türk; Hadi (Bara) Bey ve Sabiha (Bengütaş) Hanım'in yardımlarıyla, anıt 1928'de tamamlanmıştır. 8 Ağustos 1928'de açılan anıtın, kaide ve çevre düzeni mimar Giulio Mongeri tarafından yapılmıştır. Cumhuriyet dönemi anıtları, ilk defa figüratif bir anlatımla Atatürk'ü ve kurulan yeni düzeni topluma tanıtan heykellerdir. Bu döneme ait anıtların yerleşim planlamasında önlerinde tören yapılacağı göz önünde tutularak çevre düzenlemesi yapılmıştır. Sunay Akın tarafından aktarılan bilgiye göre; bu sebeple cumhuriyetin yeni gösteri alanı olarak seçilen Taksim Meydanına anıt yapılması için dünya çapında bir yarışma düzenlenir. Yarışmayı İtalyan Pietro Canonica kazanır. Bunun üzerine 1925 yılında dönemin İstanbul milletvekili Hakkı Şinasi Paşa'nın başkanlığında oluşturulan komisyon, Pietro Canonica ile bağlantı kurmuş ve anıt sipariş etmiştir. Ağırlığı 84 tonu bulan anıt, 2,5 yıl sonra tamamlanınca Roma'dan İstanbul'a gemi ile getirilmiştir. Anıtın yapımında taş ve bronz kullanılmıştır. Mali kaynak için ise halktan bağış toplanmıştır. En yüksek bağışı ise Osmanlı bankacı Berç Keresteciyan yapmıştır. Dairesel bir meydanın ortasında yükselen ve bir meydan çeşmesi gibi tasarlanan anıtın iki yüzündeki bronz figürler, geleneksel mimariden esinlenerek oluşturulmuş kemerli taş bir kaide içerisinde yer alırlar. 11 metre yüksekliğindeki anıtın kaidesinde pembe Trentino-Alto Adige/Südtirol ve yeşil Suza bölgesi mermerleri kullanılmıştır. Anıtın dar yüzleri altında birer ayna taşı ve önlerinde mermer yalaklar bulunmaktadır. Heykeltıraş bu yalaklara akacak su ile meydan çeşmelerini anımsatan bir proje oluşturmuş, ancak daha sonra ise su ögesi kullanılmıştır. Anıt 8 Ağustos 1928 tarihinde açılmıştır. 1988'de TaksimTarlabaşı ve Şişhane'de gerçekleşen çeşitli yıkımlar sonrasında, anıtın oturduğu dairesel taban İstiklal Caddesi'nin bir parçası haline gelmiştir. Günümüzde araç trafiğine kapalı olan alanda, ulusal günlerde yapılan törenler anıt önünde gerçekleşmektedir. Anıtın bir yüzü Türk Kurtuluş Savaşı'nı, diğer yüzü ise Cumhuriyet Türkiye'sini temsil etmektedir. 1928'de Talimhane Caddesi ve İstiklal Caddesi - Sıraselviler aksı üzerine yerleştirilen anıtın kuzey yüzünde Mustafa Kemal, askerlerinin önünde görülmektedir. Diğer yüzünde ise sivil giysileri ile Mustafa Kemal Atatürk yanında İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak, askerler ve halkla birlikte betimlenerek genç Türkiye'nin kuruluşu canlandırılmaktadır. Ayrıca bu yüzde Atatürk'ün ardında bulunan Sovyet general Mihail Frunze ve Kliment Voroşilov'un heykelleri de Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye'ye yapılan Sovyet yardımına duyulan minnettarlığı simgeler. Anıtın yan yüzlerinde birer asker heykeli, üstlerindeki madalyonlarda ise iki kadın portresi yer almaktadır. Aynı zamanda şimdiki adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde de bir yarışma düzenlenir ve birinci olan kişi, tüm masrafları devlet tarafından karışlanmak üzere İtalya'ya Canonica'nın atölyesine anıtın yapımında çalışmak üzere gönderilir. Bu yarışmayı kazanan Sabiha Ziya, 21 yaşında bekar bir kadın olmasından dolayı bazı çevreler tarafından yurt dışına gitmesi istenmese de, dönemin Millî Eğitim bakanı Mustafa Necati'nin de desteğiyle İtalya'ya gönderilir. Sunay Akın, anıtın yan yüzlerinde olan kadın portrelerinin, yarışmayı kazanan maket üzerinde olmadığını, Sabiha hanımın Roma'ya gitmesinden sonra Canonica tarafından bu figürlerin eklendiğini söylemektedir.Pietro CanonicaTaksim Meydanı'nın adının İstanbul'a suların bu meydandan taksim yapılması nedeniyle verildiğini öğrenerek anıtı bir havuz şeklinde tasarlamıştır. Anıtın maketine göre; anıtın iki yanındaki yalaklara akan sular, anıt çevresindeki havuzda toplanacaktır. Ancak anıt havuz özelliğine sahip olamaz, çünkü Canonica ile yapılan anlaşmaya göre heykeltıraşa 6 taksit şeklinde yapılacak ödemenin son taksiti parasızlık yüzünden verilemez. Bu nedenle Cumhuriyet anıtı tamamlanmamış şekilde havuzsuz olarak kalır.), Atatürk Kültür Merkezi, Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü, Atatürk Kitaplığı, İBB Taksim Gezi Parkı, Gümüşsuyu Parkı, Alman Başkonsolosluğu, Kabataş Füniküler Metro, Kabataş İskelesi, Kabataş Meydanı, Hekimoğlu Ali Paşa Çeşmesi (Sadrazam Hekimoğlu Ali Paşa (ö. 1171/1758) tarafından, Sultan I. Mahmud'un kurduğu Beyoğlu, Galata, Tophane ve Fındıklı semtlerinin ihtiyacını karşılayan Taksim Suyu Tesisleri'ne bağlı olarak 1145 (1732) yılında yaptırılmıştır; Meclis-i Meb'ûsan caddesinin Kabataş İskele Meydanı'na açıldığı kesimde ve Kabataş Parkı'nın önündedir. Vaktiyle, iskelenin karşısında yer alan merdivenli set üzerinde iken 1958'de bugünkü yerine nakledilen çeşmenin biri deniz yönünde, diğeri caddeye bakan yüzde olmak üzere iki kitâbesi vardır. Deniz yönündeki Seyyid Vehbî'ye ait üç kıtalık ta'lik kitâbenin, yedincisi hariç on bir mısraının her birinde ebced hesabı ile 1145 tarihini vermesi çeşmeye ayrı bir özellik katar. Caddeye bakan yüzdeki aynı tarihi taşıyan altı kıtalık kitâbenin şairi ise Bursalı müderris Vâkıf Mahmud Efendi'dir. Hekimoğlu Ali Paşa Çeşmesi, iskele başlarında yapılması âdet haline gelen dört cepheli meydan çeşmelerinden biridir. Cadde ve denize bakan cephelerinde muslukların yer aldığı ayna taşları, tekneler ve oturma yerleri bulunmakta, yan cephelerin ise boş ve süslemesiz bırakıldığı görülmektedir. Kübik gövdeli hazne mermer levhalarla kaplanmıştır. Musluklu cephelerin süslemeleri benzer kompozisyonludur; ancak denize bakanı daha dikkat çekicidir. Bu cephelerdeki burmalı ince sütunçelerle sınırlandırılmış olan asıl çeşme kısımları ana kütleden dışa doğru çıkıntılı yapılmış ve nisbeten sade bezemelerle süslenmiştir. Nişi çevreleyen sivri kemerin kilit taşında bir rozet, üstünde de geçmeli örgü motifi göze çarpar. Dikdörtgen çerçeveli ayna taşında dilimli dekoratif bir kemer içinde, yanlarda uçları birbirine dönük iki servi ağacı ve aralarında da bir rozet vardır. Dilimli kemerin köşelerinde kalan üçgen alanlar kıvrık dal ve yaprak motifleriyle süslenmiştir. Palmetlerden meydana gelen bordürün üstüne, yarım palmetle sonuçlanan dilimli kemerle oluşturulmuş bir tepelik ve köşe boşluklarına da birer rozet kondurulmuştur; tepeliğin içi kıvrık dal dolguludur. Bu merkezî panonun yanlarına, dikdörtgen çerçevelere alınmış uzun boyunlu vazolar içinde gül ve lâlelerden oluşan birer natürmort yerleştirilmiştir; çiçekler farklı açılardan resmedilmek suretiyle perspektif denemesi yapıldığı görülür. Dilimli bir kemerle örtülen bu üç mermer panonun üstünde, kemer ayaklarının iç kısımlarında da devam eden bir sıra mukarnasla ona oturan palmet, rûmî ve kıvrık dallardan bir bordür yer almaktadır. Sivri kemerin içi ve köşelerde kalan üçgen boşluklar kıvrık dal, yaprak ve çiçeklerden meydana gelen bir kompozisyonla dolgulanmıştır. Kemerin üstüne oturtulan yazı ve kartuşları yaldızlanmış kitâbenin ve dışa taşkın asıl çeşme kısmının etrafı bitkisel bezemeli bir bordürle çerçevelenmiştir. Bu kısımdaki mermer kaplamalar silmelerle kare ve dikdörtgen alanlara ayrılırken yan cepheler tamamen süslemesiz bırakılmış, sadece köşelere ince sütunçeler yerleştirilmiştir; en üstte ise mukarnas ve palmetlerden oluşan bir korniş saçak altını çepeçevre dolanmaktadır. Hekimoğlu Ali Paşa Çeşmesi, Taksim Suyu Tesisleri'nden beslenen hayrat çeşmelerin en güzellerinden biri olup Azapkapı'daki Vâlide Sâliha Sultan (Azapkapı Çeşmesi ve Sebili), Tophane Meydanı'ndaki Sultan I. Mahmud ve Kuledibi'ndeki Bereketzâde çeşmeleri gibi, Osmanlı-Türk sanatının XVIII. yüzyılda başlayan yeni akımına öncülük yapmış eserlerdendir. Türk barokuna geçiş dönemini işaret eden çeşme merdivenli set üzerinde iken bilinmeyen bir tarihte geniş saçaklı çatısını kaybetmiş ve üstü, Tophane Çeşmesi'nde de olduğu gibi parmaklıklarla çevrili bir teras şekline sokulmuştu (Tanışık, II, 86, 88). 1958 yılında şimdiki yerine indirildiğinde bugün görülen geniş saçaklı çatı örtüsü ihya edilmiş, 1986-1987 yıllarında gerçekleştirilen onarım sırasında da kırmızı, mavi kalem işi süslemelerle bezenmiştir.), Hadika Taşı (Sultan Abdülmecid'in 1850 yılında Kabataş Limanı'nı inşa ettirdikten sonra koydurduğu hatıra taşıdır. Üzerinde sultanın tuğrası bulunan taşın bir yüzünde limanın faydaları, diğer yüzünde Sultan Abdülmecid'e söylenen dualar yazılmıştır. 1988'de onarımdan geçmiştir.

📍 Hadika Taşı Tuğrası'nın Okunuşu

🍴 Yöresel Notlar

Abdülmecid Han bin Mahmud el-muzaffer daima

📍 Hadika Taşı Kitabesi'nin Okunuşu

🍴 Yöresel Notlar

Şeh-i deryâ-nevâl-i saltanat Abdülmecid Hân'dır

🍴 Yöresel Notlar

İden feyz-i cevâdi berr ü bahre her zamân icrâ

🍴 Yöresel Notlar

Bu sulardan geçince furtuna hengâmı kayıklar

🍴 Yöresel Notlar

Hatar-ı havfı ile nasa gelürdü dehşet-i 'uzmâ

🍴 Yöresel Notlar

Bu limânı o cevher-rîz ihsân edecek icâd

🍴 Yöresel Notlar

Kabataş oldu gevherpâre-i emniyet-i derya

🍴 Yöresel Notlar

Rehâ buldukça tünd-bâddan zevrâkçalar bunda

🍴 Yöresel Notlar

O şâhı rüzgârın fitnesinden saklasın Mevlâ

🍴 Yöresel Notlar

Sezâ tersi' ederse seng-i tarihin kalem-i Ziver

🍴 Yöresel Notlar

Bu limân-ı rasîni kıldı Han Abdülmecid inşâ 1267 M. (1850-51) )

🍴 Yöresel Notlar

Molla Çelebi Cami (Fındıklı Cami) (Fındıklı Camii olarak da bilinir. Banisi kadı Molla Mehmet Çelebi'dir. Mimar Sinan, 1589'da yapmıştır. Deniz kenarındadır. Kubbesi altıgen bir destek sistemine oturur. Anakubbe 4 sütun üzerindedir, çevresinde beş yarım kubbe vardır. Yarım kubbeler köşelerde yer alır ve birbirlerine bitişiktir. Beşinci yarım kubbe ise mihrap çıkıntısının üstündedir. Cami, duvarla çevrilidir. Kubbeye destek olan ayaklar duvarlara gömülüdür. Külliyesinden bugüne bir şey kalmamıştır.), Ayşe ve Ercüment Kalmık Müzesi (Skarlatos Evi) (*Gümüşsuyu'nda eski bir konak... Ercümend Kalmık Müzesi. 1964 sürgününde bir akşam yemeğinde kapıya gelen polisler ve 30 yıl dönülmeyen o ev.* İstanbul Gümüşsuyu'nun en özel binalarından biri; kapısındaki tabelaya göre Ercümend Kalmık Müzesi ancak yıllardır kapalı. Daha önce Kazım Taşkent'in Ayaspaşa'da yaşadığı Doğan Apartmanı hakkında yazdığımda, pek çok aile üyesinin komşu binalarda yaşadığını aileden olan ve bana yurtdışından yazan İpek Alp'ten öğrenip o binaları da yazmıştım. Apartman 23 ve orada yaşayan Ayşe Kalmık da bahsettiğim kişilerden biriydi. Ayşe Hanım ressam eşinin ölümünden sonra 1997'de Türkiye'nin tek bir ressama ayrılmış ilk müzesini açmıştı (Fotoğrafta karı-koca görünüyorlar). 1964 SÜRGÜNÜNDEN SONRA... Peki 90'lar öncesinde mesela 50'lerde bu yapıda oturanlar kimlerdi? Bunu öğrendim. Hislerimi belli etmeden yazmaya çalışayım. İstanbul Gümüşsuyu'ndaki -adı belki de 1955'ten beri kullanılmayan- Lambropoulos Apartmanı hakkında yazarken, bina hakkında pek çok bilgiyi öğrendiğim avukat Osman Kuray ve yine onun gibi avukat olan babası Ahmet Tevfik Kuray'dan bahsetmiştim. Yıllar içinde ülkedeki varlıkları azalan Rum cemaatin güvendiği avukatlardan olan Kudayların pek çok ilginç, hüzünlü, derin hikâye duyduğu tahmin edilebilir. 16 Mart 1964 de İstanbul Rumları için Türkiye'den sürülmelerinin, travmatik bir dönemin başlangıcı. Osman Bey ile Gümüşsuyu sohbeti ederken Saray Arkası Sokak'taki 'kırmızı bina'dan da konu açıldı. Daha önce hakkında yazdığım; Ercümend Kalmık Müze binası...), Süryani Katolik Kilisesi (Türkiye Süryani Katolik Patrikhanesi ( gayriresmi olarak Süryanilerin Türkiye'si ) Süryani Katolik Kilisesi'nin Türkiye'deki varlığıdır .Bu,Süryanicedilinde ayinlerini gerçekleştiren ve Batı Süryanice ayinini kullanan Doğu Katolik özel bir kilisesi olan Süryani Katolik Kilisesi'nin bir parçasıdır . Burası Antakya Süryani Katolik Patriği'nin yetki alanındadır. 1991 yılında, daha önce bu kiliseye ait uygun bir piskoposluğun) bulunmadığı bir bölgede Türkiye Patrikhanesi Eksarhlığı olarak kuruldu; daha önce bu kilise tarafından patrikhane vekilliği olarak yönetilmiş ve ilk vekili ilk eksarhlığa terfi ettirilmiştir. 2018 yılında İstanbul'daki Süryani Katolik cemaatine, şehrin Beşiktaş semtindeki Kutsal Kalp Kilisesi, hükümet tarafından sonraki 49 yıl boyunca ücretsiz olarak kullanılmak üzere kiralandı. Kilise aslen 1910 yılında Cizvitler tarafından inşa edilmişti, ancak kısa süre sonra Türk devletinin mülkiyetine geçti ve harabeye dönüştü. 1970'lerde İstanbul'a yerleşen Süryani Katolik cemaati, başka bir kilise bulamayınca bu kiliseyi kullandı. 1997 yılında cemaate, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kilise 99 yıllığına tahsis edilmişti, ancak bu durum )Hazine ve Maliye Bakanlığı) tarafından tartışıldıktan sonra nihayet 23 Temmuz 2018'de onaylandı.), İBB Fındıklı Parkı, Anne ve Bebek Heykeli, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Zevki Hatun Sıbyan Okulu, Zevki Kadın Çeşmesi 1755 (III. Osman'ın eşlerinden Zevki Kadın tarafından 1755 ya da 1756 yılında yaptırıldı. 1945'te yayımlanan eserinde İbrahim Hilmi Tanışık, çeşmenin işlevsiz olduğunu kaydeder. İstanbul'un Beyoğlu ilçesinin Pürtelaş Hasan Efendi Mahallesi'nde; Zevki Kadın Sıbyan Mektebi'nin Meclis-i Mebusan Caddesi'ne bakan ön cephesinin, küfeki taşıyla kaplı zemin katı kısmına gömülü yapılmış bir duvar çeşmesidir. Parçası olduğu binanın girişine, yol kotunun altında kaldığından merdivenle ulaşılır. Çeşmenin önündeki alanın kotunun da zaman içerisinde yükselmesiyle, teknesi ve dinlenme taşlarının kaideleri zemine gömülü hâldedir. Tamamen beyaz mermerle kaplı olan çeşmenin cephesi; her iki yanından birer dikey, yukarısından ise bir yatay silmeyle sınırlandırılan dikdörtgen bir çerçeve içindedir. Çeşme, Rokoko üslubundadır. Kitabesi şöyledir: "

🍴 Yöresel Notlar

Şehinşah-ı semahat-keş-ü zıll-u'llah hayr-endiş"

🍴 Yöresel Notlar

" Cenab-ı hazret, i Sultan Osman-ı kerem-ferma"

🍴 Yöresel Notlar

" Dırahşan gevher-i bahr-i hilafet menba'-ı re'fet"

🍴 Yöresel Notlar

" Şeref-bahşâ-yi taht-ı saltanat Hakaan-ı adl-ârâ"

🍴 Yöresel Notlar

" Ne şahinşeh ki mazhar eylemiş tevfikine Mevlâ"

🍴 Yöresel Notlar

" Hulûs-i kalbine birhan-ı vâzıhdır o Hakaanın"

🍴 Yöresel Notlar

" Ki cümle bendegânı mâil-i hayratdır hatta"

🍴 Yöresel Notlar

" Şebistan-i hârim-i hassının perverde-i insi"

🍴 Yöresel Notlar

" Yegâne dürr-i ismet şeb-çerag-ı perde-i ulyâ"

🍴 Yöresel Notlar

" O yektâ iffet-i gevher-kârin-i pertev-i şevket"

🍴 Yöresel Notlar

" Üçüncü kadın ol âli-güher bânû-yi bâ-takva"

🍴 Yöresel Notlar

" Veli-i ni'meti ya'ni o Şahinşah-ı zî-şanın"

🍴 Yöresel Notlar

" Atâsından olub bende cû eltâf-ı lâ-tuhsâ"

🍴 Yöresel Notlar

" Muvaffak oldu ihsân-ı hümâyuna olub şâyan"

🍴 Yöresel Notlar

" Rıza-u-'llah içün bu çeşme-sârı eyledi inşa"

🍴 Yöresel Notlar

" Hüdavend-i cihan-bânın olub ikbâli rûz-efzûn"

🍴 Yöresel Notlar

" İde bânisini Hak sâyesinde mazhar-ı i'ta"

🍴 Yöresel Notlar

" Emînâ msıra'-ı târihi hem-kadr-i cevahirdir"

🍴 Yöresel Notlar

" Üçüncü Zevki Kaadın kıldı icrâ gel zülâl iç mâ" (1169) Zevki Kadın III. Osman'ın üçüncü kadınıdır.), Meclisi Mebusan, Süheyl Bey Cami 1591 (1591 yılında Süheyl bey tarafından Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Cami sekizgen planlı ve zarif kubbesiyle dikkati çeken bu cami, uzun yıllar boyunca pek çok ibadete ev sahipliği yapmıştır. Süheyl Cami, Mimar Sinan'ın eserlerinden biri olması sebebiyle İstanbul'un kültürel mirasında önemli bir yere sahiptir. Ancak restorasyonun tarihi yapıya uygun olmadığına dair eleştiriler, camiyi ziyaret edenler arasında tartışmalara yol açmıştır. Eleştirmenler, caminin yeniden inşa edilmesi gerektiğini ve geçmişin ruhunu yansıtacak şekilde restore edilmesi gerektiğini savunuyor. Bu noktada, eski dönemlerine ait fotoğrafların varlığı da, caminin ne denli bir önemli yapı olduğunuu bir kez daha gözler önüne sermektedir. 1957 senesinde yıkılmış Restorasyon Sonrası Yeni Bir Camiye Çevrilmiş Süheyl bey camii 1957 yılında yapılan yol çalışmaları sebebiyle yıkılan Fındıklı'daki Süheyl Bey camisinin restorasyonu çok tartışılmıştı. Ömer Erbil, 3 Aralık 2015 tarihli Radikal Gazetesinde caminin restorasyon öyküsünü şöyle kaleme almıştı: Mimar Sinan'ın sekizgen planlı inşa ettiği cami cam cepheli bir ucube olarak ihya edildi. İstanbul 2 Numaralı Koruma Kurulu da cam cepheli adı restorasyon (!) olarak nitelendirilen cami projesini onayladı. Proje hayata geçtiğinde ise minareli AVM tarzı bir mimari ortaya çıktı. Kamuoyunda eleştirileri yağmuruna tutulan cami projesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı soruşturma başlattı. Kurul üyelerinden bu projeye neden imza verdikleri soruldu. Kararda imzası olan Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu, ''caminin ihyası için arazinin yeterli olmadığını, adının yaşaması için modern görünümlü camiye onay verdiklerini'' söylemiştir), Kedilerle Dolu Merdiven, Cihangir Cami (Cihangir CamiiBeyoğlu, Pürtelaş mahallesinde, Cihangir yokuşundadır. İlk cami Kanuni Sultan Süleyman tarafından Şehzade Cihangir için Mimar Sinan'a yaptırılmıştı (1559). Sonra cami deprem ve yangınlarda defalarca yıkılıp yapılmış, en son 1889'da II. Abdülhamid yenilemiştir. Bugünkü cami dikdörtgen planda, eğimli arazide kurulmuştur. İstinat duvarlı avlunun iki kapısı vardır. 14 m çaplı kubbenin 4 kemerinin köşeleri kulelidir. Kemer duvarları geniş yelpaze pencerelerle kaplıdır ve üst taraflar süslemelidir. Kubbe ve pandantifler kurşun kaplıdır. Caminin çeşmesi duvara bitişiktir. Hazirede tekke şeyhi Hasan Cihangiri yatmaktadır. Doğu duvarında bir sarnıç ve kuzey duvarında bir mermer levha üzerinde kabartma işi bulunmaktadır. Son cemaat yeri kapalı olup iki yanı kubbe, ortası çapraz tonozdur. Caminin iki köşesinde tek şerefeli ikiz minareleri vardır. Cami, Vakıflar Genel Müdürlüğünce 2015 yılında restorasyona alınmış 3 yıl süren restorasyon çalışmalarının ardından 2018 yılında tekrar ibadete açılmıştır. Restorasyon sürecinde 1868-1890 yılları arasına tarihlenen otuz dokuz hüsnü hat levhası hırsızlık vakaları sebebiyle camiden alınıp müzeye kaldırılmıştır. Bu eserler Mustafa İzzet, Hâfız Ahmed Sünbülî, Sâmi, Râkım, Hasan Rızâ, Sabri, Şefik, Muhammed Fehmi, Muhammed Nazif, Nazif, Ârif, Mehmed Tâhir, Seyyid Ali, Alâeddin, Hasenî, Cerî, Mısrîzâde Ali Rızâ Üsküdârî ve Şevki gibi hattatlar tarafından yazılmıştır.), Pir Hasan Burhaneddin Cihangir Haziresi (Harput'ta doğdu. Uzun yıllar İstanbul'un Cihangir semtindeki tekkesinde faaliyet gösterdiği için Cihangîrî lakabıyla anılır. Halifesi Seyyid Mustafa Nehcî'nin *Tuhfetü's-sâlikîn ve hediyyetü'l-mürşidîn* adlı eserinde bizzat kendisinden dinlediğini belirterek verdiği bilgiye göre Celâlî isyanları sebebiyle Bursa'ya hicret etmek zorunda kaldı. On sekiz yaşlarında Halvetiyye-Ramazâniyye şeyhlerinden Yâkub Fânî Efendi'ye intisap etti. Celâlî isyanları Bursa'yı da tehdit etmeye başlayınca şeyhiyle birlikte İstanbul'a giderek Eyüp'te Baba Haydar Tekkesi'ne yerleşti. Bu yıllarda mürşidinin şeyhi Şerbetçi Mehmed Efendi ile onun şeyhi ve Halvetiyye'nin Ramazâniyye kolunun pîri olan Mahfî Ramazan Efendi'nin sohbetlerine katılma fırsatını buldu. Sekiz yıl hizmetinde bulunduğu Ramazan Efendi tarafından kendisine 1020 (1611) yılında hilâfet verildi ve Cihangir Camii'ne meşihat konularak buraya şeyh tayin edildi. Bu bilgilere göre Hasan Burhâneddin yirmi beş otuz yaşlarında hilâfet almış olmalıdır. Diğer kaynaklarda yer alan Hasan Burhâneddin'le ilgili bilgiler oldukça çelişkilidir. Şeyhî onun İstanbul'a 1068 (1658) yılında geldiğini söyler (*Vekāyiu'l-fuzalâ*, I, 559-560). Aynı tarihi veren Ayvansarâyî ise 970'te (1562-63) dünyaya geldiğini, 1000 (1591-92) yılında Yâkub Fânî'den hilâfet aldığını kaydeder (*Hadîkatü'l-cevâmi'*, II, 72, 73). Bu bilgiler daha sonraki bazı kaynaklarda da tekrarlanmıştır. Hüseyin Vassâf'a göre ise 1000 (1591-92) yılında doğmuş, bulûğ çağına erince İstanbul'a gelmiştir (*Sefîne*, V, 26). Hasan Burhâneddin Efendi Cihangir Camii'ne şeyh tayin edildikten sonra caminin yanına yaptırdığı tekkede vefatına kadar elli iki yıl irşad faaliyetini sürdürmüş, bu uzun süre içinde birçok halife yetiştirmiştir. Halifeleri İstanbul ve civarıyla Gebze, Safranbolu, İznik, Edirne, Bolu, Bursa, Gelibolu, Tavşanlı, İsmail (Tuna nehrinin kuzey kolu üzerinde bir şehir), Kili, Akkirman, Malatya ve Şam'da faaliyet göstermiş, kendisine nisbet edilen Cihangîriyye tarikatının geniş bir sahada yayılmasını sağlamışlardır. Mustafa Nehcî onun, aralarında devlet erkânı ve medrese mensuplarının da bulunduğu birçok halifesinin adını verir (*Tuhfetü's-sâlikîn*, vr. 14^a^-40^b^; ayrıca bk. *Sefîne*, V, 30-31). Hasan Burhâneddin Cihangîrî'nin tarikat silsilesi Şeyh Yâkub Fânî, Şerbetçi Mehmed Efendi vasıtasıyla Halvetiyye-Ramazâniyye'nin kurucusu Ramazan Mahfî'ye ulaşır. Silsile Ramazan Efendi'den sonra Muhyiddin Karahisârî, Şeyh Kasım Efendi, Şeyh İzzeddin Karamânî şeklinde devam ederek Halvetiyye'nin ana kollarından Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin'e (ö. 910/1504) nisbet edilen Ahmediyye ile birleşir. Cihangîriyye tarikatında Hasan Burhâneddin Efendi tarafından tertip edilen ve "Cihangir usulü tevhid" diye bilinen zikir usulü uygulanmaktadır. Diz üzerinde oturarak icra edilen bu zikri Hasan Burhâneddin ilk olarak, hareket etmek üzere olan bir gemideki tayfaların zinciri çekerken çıkardıkları âhenkli sesleri işitip vecde gelerek uygulamış, daha sonra bu tarz zikir devam ettirilmiştir. Halvetiyye'nin seyrüsülûk âdâbına ve atvâr-ı seb'aya dair iki risâlesi ve bazı ilâhileri olduğu bildirilen Hasan Burhâneddin Efendi Rebîülâhir 1074'te (Kasım 1663) vefat etmiş ve Cihangir Camii'nin hazîresine defnedilmiştir (bk. [[CİHANGİR TEKKESİ]{.underline}](https://islamansiklopedisi.org.tr/cihangir-tekkesi)). Hasan Efendi'den sonra makamına halifesi ve damadı Şeyh Fethullah Efendi geçmiştir (ö. 1113/1701). Tekkelerin kapatıldığı 1925 yılına kadar Cihangir Tekkesi'nde postnişin olan diğer şeyhler şunlardır: Şeyh Mahmud Efendi (1701-1705), Şeyh Ali Efendi mahdumu (1705-1727), Şeyh Mahmud Efendi (1727-1785), Şeyh İbrâhim Hakkı Efendi mahdumu (1785-1792), Şeyh Hacı Mehmed Zâhid Efendi (1792-1822), Şeyh Rızâ Efendi (1828-1830), Şeyh Hâfız Ahmed Efendi (1830-1847), Şeyh Ahmed Rızâ Efendi b. Seyyid Mustafa (1847-1889), Şeyh Seyyid Hâfız Resmî Efendi (1889-1900), Şeyh Hâfız Mehmed Cemâleddin Efendi (1900-?), Şeyh Eşref Efendi (?-1919), Şeyh Hâfız İhsan Efendi (1919-1925). Şeyh Mehmed Zâhid Efendi ile Şeyh Rızâ Efendi arasındaki altı yıllık (1822-1828) boşluk, 1822'de vuku bulan büyük Tophane yangını sırasında cami ve çevresinin yanması sebebiyle meydana gelmiş olmalıdır. Nitekim caminin son cemaat yeri girişinde bulunan 1307 (1889) tarihli ihya kitâbesinde ilk inşa edildiği 967'den (1559-60) sonra caminin birçok yangın geçirdiği kaydedilmiştir. Şeyh Seyyid Hâfız Resmî Efendi ve sonrasındaki şeyhlerin Halvetiyye'nin Sünbüliyye koluna mensup olmaları, tekkenin XIX. yüzyılın sonlarına doğru Sünbülîler'in kontrolüne geçtiğini göstermektedir.), Cihangir Panorama, Sadık Paşa Mansion Konağı 1850 (1850 yılında inşa edilmiş yirmi dört odalı tarihi konaktır. 19.yy.'da Polonezköy'ü kurmak için İstanbul'a gelen Polonyalı teğmen, yazar ve siyasetçi Michal Czajkowski tarafından yaptırıldı. Aynı yıl İslam'ı kabul ederek Mehmet Sadık Paşa ismini alan yazar 1872 yılında İstanbul'dan ayrılarak Kiev'e yerleşmiştir. Yapı 1872'de silah tüccarı August Hüber'e satılmış; Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Adliye Nazırı Necmettin Kocataş konağı satın alarak ailesiyle birlikte yerleşmiştir. Bir yıl kadar Japon Konsolosluğu, daha sonra tekrar ev ve bir dönem de Amerikan Kültür ve Sanat Dersanesi olarak kullanılan yapı günümüzde sürekli kullanılmamakta; film ve dizi setlerine ev sahipliği yapmaktadır.), İBB Cihangir Parkı, Salıpazarı Feneri, İmeak Deniz Ticaret Odası, İstanbul Port Girişi, Müzeverse, Galataport Dock, Galataport Meydanı, İBB Galataport Terminal Çözüm Noktası, Gökkuşağı Merdivenler, Portreli Merdivenler, Antrepo 5, İRHM (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi), Bizans Kalıntıları, Nusteriye Sebili (II. Mahmud'un Nusretiye Camisi'yle birlikte muvakkithane ve sebilin yapımının tamamlanmasını 1241'de (1826), planlandığı Keçecizade İzzet tarafından cami, muvakkithane v esebil için yazılan tarih manzumelerinin tarih mısralarının ebced hesabına göre toplamlarının 1241 olmasından anlaşımaktadır. Ancak sebilin yapımı 1242 tarihinde tamamlanır, planlandığı gibi sebilin üzerine Keçecizade'nin 1241 tarihini veren manzumesi yerleştirilir. Öte yandan, kitabenin altına dikkatle bakıldığında 1242 tarihi görülür. Sebilin tamamlandığı yılı rakam olarak büyük bir ihtimalle kitabenin hattatı Yesarizade Mustafa İzzet yazmıştır. Sebilin çeşmesi mermer kalıplıdır ve beş pencerelidir. Saçaksız olan sebilin şebekelerinin her birinde altı su verme aralığı vardır. Üzeri tamir sırasında kurşun kaplı beton bir kubbe ile örtülmüştür. Arka tarafında ise sonradan takıldığı zannedilen dokuz musluk yeri görülmektedir. Mimari olarak barok ve ampir karışımı bir üsluptadır.), Nusretiye Cami ( İstanbul'un Tophane semtinde bulunan 19. yüzyılda inşa edilmiş selatin camidir. Halk arasında daha çok "*Tophane Camii*" olarak anılır. 1823'teki Firuzağa yangınında yanmış olan "*Arabacılar Kışlası Camii*"'nin yerinde II. Mahmud tarafından yaptırılan ve "*Nusretiye*" adı verilen camii, 1826'da ibadete açıldı. Mimarı Krikor Balyan'dır. Yapı, tarihi İstanbul'un sınırları dışında inşa edilmiş en büyük camilerden birisidir^.^ Yapıldığı yıllarda İstanbul'da etkin olan ampir ve barok üslup etkisindeki caminin sebil, muvakkithane ve şadırvanı da Tophane'yi süsler. 18. yüzyılın sonlarında Tophane yakınlarında Padişah III. Selim'in yaptırdığı "*Arabacılar Kışlası Camisi*" bulunmaktaydı. Ahşap cami, 24 Şubat 1823'teki Firuzağa yangınında yanıp kül oldu. II. Mahmud 1823'te yanan caminin yerine yeni bir caminin inşaatını başlattı. Yeni bir askeri teşkilat kurmakta olan II. Mahmud, caminin yapımını askeri binalarla birlikte başlamıştı. Bu nedenle vakıf binalarla değil, top dökümhanesinin önüne inşa edilen çeşitli askeri yapılarla çevrilendi. Vakıf yapıları yerine etrafındaki Tophane-i Amire ve Tophane Kışlası ile bir bir bütünlük gösteren camii, bu özelliği ile eski külliyelerden ayrılır. Caminin adının yangın yerindekilere yapılan yardımlardan ötürü "*Nusretiye*" olduğu düşünülür. Caminin mimarlığını Osmanlı'ya sonradan saraylar, köşkler inşa edecek Balyan ailesinin ilk kuşağından Meremetçi Bali Kalfa 'nın oğlu Krikor Amira Balyan üstlenmişti. İnşaat üç yıl sürdü ve 8 Nisan 1826'da II. Mahmud, saltanat kayığı ile Tophane İskelesi'ne çıkıp yere serilmiş değerli kumaşların üzerinde at sırtında ilerleyerek camiye gelerek, açılışı yaptı.[^[2]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Nusretiye_Camii#cite_note-nusret-2) Açılış töreninde topçu birliklerini selamlayıp yeniçerileri selamlamadığı görülen II. Mahmud'un birkaç ay sonra yeniçeri ocağını kaldırması üzerine yeniçerilere karşı kazandığı zaferin anısına camiye *"Nusretiye*" denilmeye başlandığı da söylenir^.^ Caminin açılışı nedeniyle bir madalya yaptırılmıştır. Madalyanın ön yüzünde tuğra, ay içinde *Nişanı Iftihar*, arka yüzünde *Camii Nusret, 1247* yazısı bulunmaktadır^.^ Minarelerin yeniden yapılması ve diğer onarımlar; Nusretiye Camii'nin açıldığı 8 Nisan 1826 günü gerçekleşen törene II. Mahmud deniz yoluyla gelmiş, kubbenin mahyaları örttüğünü fark etmişti. Bunun üzerine 14 Mayıs 1826'da minareler alt şerefelere kadar yıktırıldı ve üst şerefeler daha yükseğe aldırılarak baştan yapıldı. Hacı Mıgırdiç Çarkyan (1799-1899) ikinci kalfa ve resimcibaşı olarak çalıştı. 1960'lara doğru minarelerden birinin petek kısmı tehlikeli bir biçimde eğrilmiş olduğundan bütünüyle sökülerek tekrar yapılmıştır. Cami, 1955-1958 arasında tamir gördü. 1956'da yol çalışması sırasında caddenin karşısında kalan sebil ve muvakkithane sökülerek caminin yanına taşınmıştır. Cami, 1980-1982 arasında kısmen restore edildi. Yüksek bir kaide üzerine kurulmuş, 15,5*15,5 m ölçülerinde kare plan üzerine inşa edilmiş bir camidir. Camiye barok üslupta inşa edilmiş 4 m yüksekliğinde ve 2,10 m genişliğinde görkemli bir kapıdan girilir. Giriş kapısı üstündeki yazı Yesarizade Mustafa İzzet Efendi'ye aittir. Tek kubbelidir. Kubbesinin cami iç kısmından yüksekliği 29 metre, çapı 15 metredir. İkişer şerefeli iki minaresi vardır; minareler çok ince ve yüzeyi yivlidir. Doğu ve batı yakasındaki çıkıntılı yapı, hünkâr kasrıdır. Hünkâr mahfilindeki kafes pirinç dökme ve altın yaldızlıdır. Hünkâr Kasrına son cemaat bölümündeki odalardan ve dış yan revaklardan da girişler verilmiştir. Sultan girişi ise, denize bakan güney cephededir. Hünkâr Kasrının duvarları renkli bitki motifleriyle süslenmiş ve kemerli kapısında Hattat Mustafa Rakım'ın yazdığı Nebe(Amme) Suresi yer alır.[^[5]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Nusretiye_Camii#cite_note-ibb-5) Caminin içini çevreleyen Amme suresi de Mustafa Rakım Efendi'ye aittir. Camide Recai Şakir Efendi'ye ait hat eserleri de görülür. Şadırvan avlusu caminin sol yanında bulunur. 10 sütun üzerine oturan kubbeli bir şadırvanı vardır. Değişik üslûba sahip bu şadırvan külâhının tepesinde güneş ışınları biçiminde başka hiçbir şadırvanda olmayan bir alem bulunuyordu. 1855-1860 yıllarına doğru çekilen bir fotoğrafta görülen bu alem bugün yerinde yoktur. İç ve dış süslemelere sahip camide, yazılar dışındaki süslemeler, Türk motifleri içermez. Avrupa'nın barok ve ampir üslûplarının karma bir şekilde uygulandığı görülür. Avluda muvakkithane ve sebil olmak üzere iki yapı daha bulunur. Eskiden caddenin karşısında, kışla kapısı yanında bulunan yapılar, bugünkü yerlerine sonradan taşınmıştır. Caminin mimarisi ve dış süslemesine uygun biçimde tam önüne II. Abdülhamid tarafından 1901'de İtalyan mimarı Raimondo D'Aronco'ya çeşme yaptırılmıştır. Söz konusu çeşme, 1956'da yerinden sökülerek Maçka'da İstanbul Teknik Üniversitesi binasının karşısında kurulmuştur.), Galataport Saat Kulesi Meydanı, İstanbul Modern Saanat Müzesi (İstanbul Modern Sanat Müzesi veya kısaca İstanbul Modernİstanbul'un Karaköy semtinde 2004 yılında kurulmuş, Türkiye'nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesidir. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ile Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi yakınında yer alır. Eczacıbaşı ailesinin öncülüğünde, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından kurulan müze, 11 Aralık 2004'te 4 numaralı Antrepo'da ziyarete açıldı. Müzenin koleksiyonunda modern sanat yapıtları, resim, heykel, fotoğraf sanatı, tasarım, mimari ve yeni medya alanlarındaki üretimler yer alır. Müze, 2018'de bina yeniden yapılması nedeniyle Beyoğlu'ndaki Union Française binasına geçici olarak taşınmıştır. Beyoğlu'ndaki lokasyon 2022'de kapanmış ve eski yerinde inşa edilen yeni müze binası, 4 Mayıs 2023 günü yeniden ziyarete açılmıştır. Müze, Karaköy limanında Türkiye Denizcilik İşletmeleri için kuru yük deposu olarak inşa edilen 8 bin metrekarelik 4 numaralı antreponun müzeye dönüştürülmesi ile hizmete girmiştir. Antrepo 4, müze olarak hizmete girmeden önce 2003 yılında gerçekleşen 8. Uluslararası İstanbul Bienali'ne de ev sahipliği yapmıştı. Bienalden sonra başbakanlık yapıyı müze olarak tahsis etti ve Türkiye'ye AB üyeliği için müzakere tarihi verilecek olan 17 Aralık tarihinden önce yapımının tamamlanmasını talep etti. İstanbul Modern, Tabanlıoğlu Mimarlık tarafından müzeye dönüştürülen yapıda 11 Aralık 2004'te ziyarete açıldı. Bina, 2018-2022 arasından Galataport projesi kapsamında yeniden inşa edildi. Müze bu süreçte faaliyetlerine Beyoğlu Meşrutiyet Caddesi'ndeki eski Union Française binasında devam etti. Eski binanın yerine inşa edilen yeni müze binası, mimar Renzo Piano'nun kurucusu olduğu *Renzo Piano Building Workshop (RPBW)* adlı mimarlık firması tarafından üçü yer üstünde ve ikisi aşağıda olmak toplam 5 katlı bir yapı olarak yeniden tasarlandı. Müze, 2022 yılında yeni binasına taşındı. Yeni Müze binası eski yerinde inşa edilerek 04 Mayıs 2023 tarihinde tekrar ziyarete açıldı. İstanbul Modern'in yeni binası, 4 Mayıs 2023 tarihinde ziyarete açılan binası, dünyaca ünlü İtalyan mimar Renzo Piano'nun Türkiye'deki ilk projesidir ve Renzo Piano Building Workshop (RPBW) tarafından tasarlanmıştır. Yeni yapı, 10.500 metrekarelik kullanım alanına sahip olup, beş kattan oluşmaktadır. Bina; büyük sergi salonları, çok amaçlı mekanlar, ofisler, eğitim ve kültürel etkinlikler için alanlar barındırmaktadır. Cephe tasarımı, Boğaz'ın ışık yansımalarından ilham alarak üç boyutlu alüminyum panellerle kaplanmış ve günün her saatinde değişen ışık ve gölge oyunları oluşturacak şekilde planlanmıştır. Yapının mimarı Renzo Piano, 20 Haziran 2023'teki basın toplantısında İstanbul Modern'in yeni binasını şu cümlelerle nitelendirmiştir: "Bakışı engelleyen hiçbir şeyin olmadığı, âdeta havada asılı duran bir mekân tasarlayarak çoklu düzlemler oluşturduk. Projeye böylece güçlü bir nitelik daha kazandırmayı önemsedik. Zemin katta, bir ormandaki ağaç gövdeleri gibi derinlik hissi veren kolonlar bulunuyor. [...] Burada kentin tüm bileşenleri bir araya geliyor. Kent de tam olarak budur: birbiri ardına sıralanan binalar, sokaklar ve birbirine bağlanan mekânların oluşturduğu bütünlük, çoklu düzlemler yaratan bir panorama." İstanbul Modern, Türkiye'nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi olarak, modern ve çağdaş sanat yapıtlarını, fotoğraf, tasarım, mimari, yeni medya ve sinema alanlarındaki üretimleri koleksiyonunda toplar, korur, sergiler ve belgeler. Müze, sergiler, programlar ve etkinlikler aracılığıyla sanat üretimine, sanata erişime ve işbirliklerine destek olur. Eğitim ve sosyal projeleri, film programları, kütüphane, sinema ve mağazasıyla disiplinler arası etkinlikler sunar.), İstanbul Modern Seyir terasi, Galataport Gezinti Yolu, Galataport Sahit Yürüyüş Yolu, Merkez Aya Nokal Kilisesi, Aya İllia Kilisesi, Mahmut Han Parkı, İBB Tophane Parkı, Tophane Kasrı 1852 (Tophane Kasrı, Sultan Abdülmecid'in emriyle inşa edilen kasır. Tophane'de, Necatibey Caddesi üzerinde ve Nusretiye Camii'nin yanındadır. Eski Tophane Meydanı'nın en önemli ögelerinden biridir. Sultan Abdülmecid tarafından İngiliz mimar William James Smith'e inşa ettirilen binanın yapımı 1852 yılında tamamlanmıştır. Kasır, padişahların Tophane'deki askeri tesisleri ziyaretleri veya şehri deniz yoluyla ziyarete gelen yabancı devlet adamlarının karşılanması esnasında kullanılan bir mekan durumundaydı. Rus Çarı'nın kardeşi Grandük Konstantin, Sultan Abdülmecid tarafından burada kabul edilmiş, Osmanlı-Yunan savaşına son veren 1897 uluslararası konferansı ve Lozan Antlaşması sonrası Uluslararası Boğazlar Komisyonu, Tophane Kasrı'nda toplanmıştır. 1958'de yapılan kentsel müdahaleler kapsamında cadde genişletilirken, kasrın batısındaki Top Arabacıları Kışlası yıktırıldı, doğusuna bugünkü liman binaları yaptırılarak kasrın denizle bağlantısı kesildi ve tarihi meydan ortadan kaldırıldı. Uzun süre Malul Gaziler Yurdu olarak kullanılan yapı günümüzde Mimar Sinan Üniversitesi'nin kullanımındadır. Kasır denize paralel, dikdörtgen planlı ve iki katlı bir yapıdır. Dış yüzeyindeki süslemeler, ikinci katındaki konsollara oturtulan barok üsluptaki çıkma, kalem işi tavan süslemeleri ve mermer şömineleri kasrın en dikkat çekici özellikleri arasındadır.), Tophane Çeşmesi (I.Mahmud Çeşmesi)1732 (Osmanlı Padişahı I. Mahmud tarafından 1732 yılında yaptırılmıştır. İstanbul'un üçüncü büyük çeşmesidir ve şehirdeki en yüksek duvarlı çeşmedir. Tarih kitabesi şair Nafihi'ye aittir. 1. Mahmud Han Çeşmesi adıyla da bilinir. Tophane Çeşmesi, güneyden Kılıç Ali Paşa, kuzeyden Nusretiye camileriyle, batıdan Tophane atölyeleri ve doğudan rıhtım ile çevrili Tophane Meydanı'nın ortasında inşa edilmiştir. Zamanla kıyının doldurulmasıyla denizden uzakta kalmıştır. Çeşme Gümrük Emini olan Ahmed Ağa'ya 76.000 kuruş 84 akçeye yaptırılmıştır. Çeşme yapılacağı zaman burada bulunan tüm dükkânlar yıktırılarak meydan açılmıştır. Çeşmenin açılışı ile Taksim Suyu Sistemi faaliyete girmiştir ve padişah Taksim'den suyu kendi eliyle salıvermiştir. Tophane çeşmesi yapıldığı dönemden itibaren 3 kez onarım görmüştür. Bunlardan ilki 1837 yılında gerçekleşmiş, çeşmenin üst örtüsü tamamen değişmiş, teras çatı yapılmıştır. 1956-1957 yıllarında ise, kentsel dönüşüm müdahaleleri kapsamında İstanbul Sular İdaresince restore edilmiştir.[^[1]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Tophane_%C3%87e%C5%9Fmesi#cite_note-1) Bu onarımdan 50 yıl sonra Saka Su tarafından restorasyon çalışmasına yeniden başlanmış, restorasyon çalışmaları 2006 yılının Mayıs yılında tamamlanmıştır. Restorasyon çalışmasında 15 mimar ve 4 hattat görev almıştır. 18. yüzyılın başında çeşme tipolojisinde yaşanan değişimlerin habercisi olarak görülebilen Tophane Çeşmesi, 1700-1740 yılları arasında meydanların ortasına yapılan geniş saçaklı, anıtsal meydan çeşmeleri arasında görkemli bir yer edinir. Bu dönemde çeşmelerde klasik Osmanlı üslubundan Batı üslubuna geçiş görülür. Bu çeşmeler kent içinde yeni bir motif oluşturmuştur. Bulunduğu alanı heykelsi duruşuyla anıtsallaştırıp, yeni bir boyut kazandırmıştır. Çeşme kare plan üzerine işlenmiş olup, dört yüzü de mimari ayrıntı olarak birbirinin aynısıdır. Köşeler zeminden 2/3 yüksekliğe kadar pahlı bir yapıya sahiptir.Bu işlem yapının kübik hacmini değişime uğratmıştır.Fakat pahlı kesim son bulduğunda tekrar kübik biçime dönüş görülür. Bu biçimleniş barok kurgulama örneğidir.Aynı şekilde 1730'lu yılların temsillerinden biri olan köşelerdeki dalgalı saçaklar da barok üslubun ifadesidir. Çeşme, yapıldığı dönemin zevkine uygun olarak bitki motifleriyle bezenmiştir. Taş süslemede saksı içindeki meyve ağaçları, vazoda çiçek görüntüleri yer alır. Bu motifler dikdörtgen çerçevelere, kenarlara ve nişin) içine doğru bir sıralama dizi gibi sıralanmışlardır. Motifler birbirlerinden farklı kompozisyonlarda birer natürmorttur. Tüm bu dekorasyon maniyerist tutumu ile birlikte barok kurguya dahil olur. Dönemin mimari sentezini ve bezemesini özgün halde günümüze taşıyan Tophane çeşmesi Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün mülkiyetindedir.), Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi (Tophane-i Amire binası, 15. Yüzyılda Bizans döneminde Ste. Claire ve Aya Photini kiliselerinin yer aldığı Metopon adlı bölgede kurulmuştur. Sultan II. Mehmet tarafından fetihten sonra kurulan top döküm merkezi, Osmanlı ordu ve donanmasının kullandığı askeri topların üretildiği yerdir. Bina, 1850'lerden sonra Osmanlı İmparatorluğu'nda silah sanayisinin ve silah ticaretinin merkezi olmuş, 1900'lü yıllarda bir süre eğitim merkezi olarak kullanılmış, 1958 yılında Askeri Müze olarak kullanılması gündeme gelmiştir. 1992 yılına kadar çeşitli düzenlemeler geçiren Tophane-i Amire binası, bu tarihde Mimar Sinan Üniversitesi'ne devredilmiştir. Günümüzde Mimar Sinan Güzel Sanatlar üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi olarak hizmete açılan bu tarihi askeri binada Tophane-i Amire Beş Kubbe, Tophane-i Amire Tek Kubbe ve Tophane-i Amire Sarnıçlar olmak üzere üç ayrı sergi holü bulunmakta ve bu mekanlarda yurtiçi ve yurtdışı sergiler düzenlenmektedir.), Kılıç Ali Paşa Cami 1580 (Kaptan-ı Derya Kılıç Ali'nin Mimar Sinan'a yaptırdığı İstanbul'un Tophane semtinde bulunan camidir. Camideki iki kitabeye göre, Hicri 988 (Miladi 1580) yılında yapılmıştır. Türbemedrese ve hamamdan oluşan bir de külliyesi vardır. Kubbenin iki yanındaki yarım kubbeler, diğer iki yanındaki kemerler ve destek duvarlarıyla cami  Ayasofya'nın küçük boyutta bir revizyonudur. Mihrap tarafındaki çiniler, İznik'in parlak döneminin ürünüdür. Ayasofya'nın model alınmasının ardındaki sebep bilinmemektedir. Cami, giriş, pencere üstleri ve mihrap üstü hatları Karahisari Ekolünün son temsilcisi olarak kabul edilen Hattat Demircikulu Yusuf Efendi'ye aittir. 2011 yılında ciddi anlamda restorasyon geçiren Cami, türbe ve hamamı ile İstanbul'un çok değerli hazinelerinden biri olan Mimar Sinan'ın bu yapıtı, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir. Külliyenin medreseyi de içerisine alan diğer bölümleri restorasyona alınarak 2015 yılında tamamlanmıştır. Cami, hemen karşısında bulunan ve bir meydan çeşmesi olan Tophane Çeşmesi ile de uyumlu olup, içinde birçok levent kabristanı barındırmaktadır. Bunlar arasında en muhteşemi Kaptan-ı Derya Ateş Mehmet Paşa'nın yelkenli ve kırık direkli lahid mezarıdır. Mihrap, cami duvarından dışarıya taşırılmıştır. Giriş avlusunda şadırvanı vardır. Tophane Meydanı'nda bulunan ve Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa tarafından Mimar Sinan'a yaptırılarak 1581 yılında inşa edilen bu caminin hikâyesinin şöyle olduğu rivayet edilir: Kılıç Ali Paşa, cami yaptırmak için Sultan III. Murad'dan yer ister. Sultan da, Kaptan-ı Derya olmasından dolayı Kılıç Ali Paşa'ya denize cami yapmasını söyler. Bunun üzerine Paşa, Mimar Sinan ile anlaşır ve Tophane rıhtımının kenarına taş, toprak, moloz yığarak caminin inşasına başlar. Bu nedenle, Kılıç Ali Paşa Camii'nin deniz üzerine kurulan ilk cami olduğu söylenir.), Kılıç Ali Paşa Medresesi (Kılıç Ali Paşa Külliyesi;  İstanbul Boğazı'nın Rumeli yakasında Beyoğlu Tophane meydanında, Meclisi Mebusan Caddesi'ne cepheli olarak 1580 yıllında Kılıç Ali paşa tarafından Mimar Sinan'a inşa ettirilmiştir. Külliye camii, hamam, medrese, türbe ve çeşmeden oluşmaktadır. Katıldığı İnebahtı Savaşı'nda gösterdiği yararlıklar ve donanmaya yaptırdığı manevralarla ünlenen paşaya Sultan II. Selim kendisine Kılıç adını ve Kapudan-ı Derya'lık makamını verir. Kılıç Ali Paşa Külliyesi Tophane'de denizin doldurulması ile elde edilen zemin üzerine inşa edilmiştir. Bundan dolayı Boğaziçi kıyısındaki yalı camilerden biridir. Paşanın namını ebedileştirecek bir eser olan külliyenin ortaya çıkışının ilginç bir öyküsü var. Cami inşa ettirmek üzere devrin sultanından arazi ve izin talebinde bulunan paşaya sultan cevaben "O, deryaların serdarudur, varsın muktedirse camiini de derya üzre yapsun! Yoksa O'na karadan bir karış yer vermem!" der. Bunun üzerine Kılıç Ali Paşa "Hünkarımız doğru derler, bizim evimiz de, mekanımız da deryalardur; o halde mabedimizin de derya üzre inşası uygun olur!" der ve günümüze kadar gelen külliye Mimar Sinan'ın idaresinde deniz üzerinde ortaya çıkar.), Külliyenin Banisi: Kılıç Ali Paşa veya Uluç Ali Paşa ismiyle tanınan bir Osmanlı denizcisidir. 1500- 1587 yılları arasında yaşamıştır. Batılılarca Occhiali ya da Uluj Ali olarak da bilinen 1571 ile 1587 yılları arasında 16 yıl kaptan-ı derya olarak görev yapmıştır. İtalyan asıllı olup, adı "Giovanni Dionigi Galeni"dir. İtalyan kaynaklarında Occhiali adıyla geçer. Daha sonra müslüman olmuş, hızla yükselmiş ve Osmanlı donanmasının önemli komutanlarından biri olmuştur. Özellikle, İnebahtı Savaşı sırasında gösterdiği başarı ile bilinir. Karısının adı Selime Hatun'du ve hiç çocukları olmamıştır. 1500 yılında İtalya'da Kalabriya'nın bir köyünde yoksul bir balıkçının oğlu olarak dünyaya geldi. Uzun süre kadırgalarda forsalık yaptı. Daha sonra müslüman olarak özgürlüğünü kazandı ve Ali adını aldı. Korsanlık yapmaya başladı. Arap olmayan korsanlara verilen Uluç namı ile de anılmaya başlandı. 1548'de Turgut Reis ile çalışmaya başladı. Mehdiye kalesinin savunmasında ve 1560'ta Cerbe'nin zaptında yer aldı. Turgut Reis'in yanında Trablus'un fethinde bulundu, Napoli ve Sicilya harekâtlarına katıldı. Turgut Reis ile birlikte 1551'de İstanbul'a geldi. Kendisine reis olarak tersanede görev verildi. 1560'da Piyale Paşa komutasında Akdeniz'e açılan donanmada yer aldı. 1565'teki Malta kuşatmasına katıldı. Bu seferin ardından İzmir sancakbeyi oldu. 1568'de Cezayir beylerbeyliğine getirildi. Kıbrıs'ın fethinde bulunduktan sonra 20 gemi ile Osmanlı donanmasına katıldı. Fetihin ardından Pertev Paşa ve Ali Paşa ile Rodos'a geçti ve Girit sahillerini vurdu. Osmanlılara karşı hazırlanan Haçlı ordusunun yaklaştığı haberinin gelmesi üzerine toplanan savaş meclisinde Uluç Paşa savaşın açık denizde yapılmasını savundu ancak kaptan-ı derya Ali Paşa bunu kabul etmedi. 7 Ekim 1571 günü İnebahtı körfezinde yapılan savaşta Uluç Ali Paşa sol kanada komuta etti. Bir gün süren savaş Osmanlı donanmasının yenilgisiyle son buldu. Savaş sırasında Uluç Ali Paşa düşmanın sol kanadını bozmuş ve Malta şövalyelerinin kaptan gemisini ele geçirmiştir. Savaşın ardından yarısı kendi filosundan, öbür yarısı ise dönüş yolunda doğu Akdeniz limanlarından topladığı Osmanlı kadırgalarından oluşan 80 gemiyle İstanbul'a vardı. Uluç Paşaya kaptan-ı deryalık görevi verildi ve II. Selim Uluç Ali'nin adını Kılıç Ali olarak değiştirdi. Sokollu Mehmet Paşa'nın yardımı ve isteğiyle Kılıç Ali Paşa 1572'nin ilkbaharında 250 gemiden oluşan yeni bir donanma hazırladı ve aynı yılın Haziran ayında sefere çıktı. 1574 yılının Mayıs ayında Sinan Paşa ile birlikte Akdeniz'e açıldı. İtalya ve Sicilya kıyılarını vurdu. Ancak en önemlisi İnebahtı savaşından sonra İspanya'nın geri aldığı Tunus'u La Gouletta kalesi ile birlikte otuz üç gün süren bir savaşın ardından yeniden ele geçirdi. Tunus Cezayir ve Trablusgarp'ın ardından Berberi kıyılarındaki üçüncü Osmanlı eyaleti oldu. Külliyenin Türbesi: Caminin kıble duvarında ve denize yakın cephede kesme taştan türbe dış duvarıyla sekizgen biçimdedir. Üstünü genellikle türbelerin çoğunda olduğu gibi iç içe çift kubbe örter. Girişi derince bir nişin dahilin de olan türbenin içinde ise girişlerin karşısında yer alan iki sütun, giriş nişinin masif duvarlarıyla kubbeyi taşıyan kemerlere destek olmuştur. Böylece türbenin de mimarisinde benzerine pek rastlanmayan değişik bir uygulama görülür. Külliyenin Medresesi: Kötü bir şehir planlaması sonunda külliyenin medrese ve hamam gibi unsurları 19.yüzyılda yapılan binalarla sınırlanmıştır. Ayrıca girişin önünde zemin kotunun yükseltilmesi sonunda medrese çukurda kalmıştır. Külliyenin Mimar Sinan yapısı olduğu tahmin edilse de Mimar Sinan eserlerinin listelendiği tezkirelerde bulunmamaktadır. Büyük bir ihtimalle medrese Mimar Sinan tarafından tasarlanmış ve 1588 yılında ölümünden sonra bitirilmiştir. Kare planlı medrese, revaklı avlu etrafında kuzeyde olan bir tanesi giriş bölümüne ayrılmış on sekiz kubbeyle örtülü on yedi hücreden ibarettir. Ortada hazireye doğru çıkıntı halinde büyük kubbeli dershane mescit yer alır. Hamam gibi medrese de tuğla hatıllı taş örgülü karma teknikle inşa edilmiştir. 1914 yılında buraya yapılan teftişte bu yapı kadro harici edilmiştir. Bu yapı daha sonraki yıllarda Çocuk Esirgeme Kurumuna devredilmiştir. Kurum da burayı dispanser olarak kullanmış bu sürede de yapıda birçok yapının özgünlüğünü bozan değişiklikler yapılmıştır.), Kılıç Ali Paşa Türbesi, Kılıç Ali Paşa Hamamı (Kılıç Ali Paşa Hamamı, İstanbul'un Tophane semtinde bulunan Osmanlı dönemi eserlerindendir. Hamam, 16. yüzyılda Osmanlı donanmasının amirali olan denizler fatihi Kılıç Ali Paşa tarafından leventlere hizmet vermesi amacıyla Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. İhtişamlı bir mimariye sahip olan hamam, Türk hamam kültürünün en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilir. Ana kubbesi, İstanbul hamamları arasındaki ikinci en büyük kubbedir. İç mekanı dikkat çekici bir şekilde süslenmiştir ve geleneksel hamam mimarisinin önemli unsurlarını yansıtır. Tarihi atmosferi ve özgün mimarisiyle dikkat çeken Kılıç Ali Paşa Hamamı, önemli bir kültürel mirastır. Burası, İstanbul'un liman semti; ticaret, çağdaş sanat, yeme içme ve cazibe merkezi Tophane'nin sembol yapılarından biri. Işığı geçiren geniş kubbeleriyle Kılıç Ali Paşa Hamamı'nın Mimar Sinan mührünü taşıdığı görür görmez anlaşılıyor. Büyük ustanın son eserlerinden olan Hamam, 1578-1583 tarihleri arasında inşa edilmiş. Dış cepheden rahatça görülebilen açıklıkta harikulade bir silüete sahip. Işığı geçiren fil taşlarıyla bezeli kubbelerin yanında İstanbul'un ikinci en büyük hamam kubbesi olan görkemli ana kubbe 17 metre genişliğinde ve 14 metre yüksekliğinde.  İçeri girince bu kubbenin altında yapının güzelliğine insan bir kez daha tanık oluyor. Hamam, yedi yıl boyunca titizlikle sürdürülen yoğun bir çalışmanın ardından 2012 yılında restore edilerek yeniden hizmete açılmıştır. Kılıç Ali Paşa Hamamı, günümüzde ziyaretçilere hizmet veren bir hamam olarak işlev görüyor.), Reisülküttap İsmail Efendi Çeşmesi, Kemankeş Kara Mustafapaşa Cami 1643 (Kemankeş Mustafa Paşa tarafından 1053 (1643) yılında idam edildiğine göre cami bu tarihten öncebir kilisenin yerine yapılmıştır. Kapının üzerindeki ayetin 1186 (1771) tarihi caminin ihyasını göstermektedir. Ceneviz idaresi sırasında yapılan San Antonio Kilisesi 1606 yılında Hristiyanlardan alınmış bir sure sonra kalıntısı üstünde Sadrazam Kemankeş Mustafa Paşa tarafından kendi adıyla anılan bir cami yapılmıştır. Cami fevkni ve tek kubbeli olup, dört yanında yarım kubbeler mevcuttur. Minberi ahşaptır. Minaresi harap olduğu için yenilenmemiştir. Camiye merdivenle çıkılmaktadır. Cami 220 m2 alan üzerine kuruludur. Caminin altında dükkanlar vardır. Avlu kapısının yanındaki mektebin altında İsmail Efendi Vakfına ait 1145 (1732) tarihli bir çeşme bulunmaktadır. Bir İmam Hatibin görev yaptığı cami görevlisine ait lojman yoktur. Abdest alma yeri ve tuvalet mevcuttur.), Yeraltı Cami 6 yy. (Aslı Bizans dönemine 6. yüzyıla ait mahzen/sarnıç yapısıdır. Osmanlı döneminde camiye çevrilmiştir. Cami, adından da anlaşılacağı gibi yer seviyesinin altında kalıyor. İçeri girerken birkaç basamak aşağı iniyorsunuz. Kalın taş duvarları ve tonozlu tavanı ile bir mahzen havası var. Oldukça sade ve mistik bir atmosferi var. Taş duvarlar ve kemerli tavan yapısı alışagelmiş camii yapısında değil. Rivayete göre sahabeden Amr bin Âs ve Vehb bin Hüşeyre'nin makam kabirleri bulunur.), Sahabe-i Kiramdan Sufyan İbni Uyeyne r.a Türbesi, Karaköy İskelesi, Gawatın Yeri Seyir Noktası, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Cami (Karaköy Cami) Harabesi, T.C. Ziraat Bankası Karaköy Şubesi Tarihi Bina, Galata Köprüsü, Karaköy PALAS 1920 (1920 yılında inşa edilmiş tarihi bir binadır. Yapının mimarı, İstanbul doğumlu Levanten mimar Giulio Mongeri'dir. Günümüzde Halkbank'ın İstanbul Karaköy Şubesi olarak kullanılmaktadır. Karaköy Palas, Birinci Ulusal Mimarlık Akımı etkilerini taşır. Binada Bizans, Selçuklu ve Osmanlı mimarisinden öğelerin yanı sıra Art Nouveau ve Neoklasik mimari unsurları da yer alır. Asimetrik cephe düzeni, binanın farklı kiracılar tarafından kullanılmasını kolaylaştırmak amacıyla tasarlanmıştır. Cephelerde büyük kemerler, taş işçiliği, üçüncü katta dışa taşan balkonlar ve kabartma motifler dikkat çeker. Başlangıçta iş hanı olarak tasarlanan bina, günümüzde banka binası olarak kullanılmaktadır. Türkiye Halk Bankası'nın Karaköy şubesi hâlen bu yapıda hizmet vermektedir. 1957 yılında, Türk ressam Prof. Nüzhet Ayetullah Sumer ve eşi Semiha Sumer tarafından Karaköy Palas'ın iç duvarlarına dokuz adet İstanbul manzarası duvar resmi yapılmıştır. Bu resimler, tarihi yarımada, camiler, Kız Kulesi, vapurlar ve yalılar gibi İstanbul'un sembollerini stilize bir üslupla yansıtmaktadır. ), Bankalar Hanı, Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Ortodoks Kilisesi 1431 (İstanbul'un Beyoğlu ilçesi Karaköy semtinde bulunan Ermeni kilisesi. İstanbul'un fethinden önce İstanbul'a yerleşmiş olan Ermeniler ve Cenevizliler arasındaki iyi ilişkilerin bir sonucu olarak Cenevizliler kendilerine ait bir kutsal alanı Ermenilere satar. Kırım-Kefe kentinden İstanbul'a gelen Goms veya Gozma adlı bir hayırsever Ermeni tüccar, Cenevizlilerden alınmış olan bu arsa üzerine bir kilise inşa ettirir. Aved adlı bir demirci ustasının da kilisenin mihrabını) tamamlayıp yanına Surp Haç Mabedi'ni inşa ettiği bilinmektedir. Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi, Ceneviz yönetimindeki Galata 'da(Karaköy) Doğu Roma(Bizans) İmparatorluğu'nun başkenti (Konstantinopolis) İstanbul'da inşa edilmiş olan ve bilinen en eski. Ermeni Kilisesi'dir. Bugün kilise, Türkiye'de İstanbul iline bağlı Beyoğlu ilçesi Karaköy semtinde Kemeraltı Caddesi 'nde ibadete açık bulunmaktadır. Kilisenin yapılış tarihi açısından birçok görüş ortaya atılmıştır. Ancak 1953 yılında kilisede ortaya çıkan bir İncil, haçkar va heykelcikten anlaşıldığı üzere yapım yılının 1431 olduğu kesinlik kazanmıştır. Kilise, 7 Nisan 1660 günü büyük Galata yangınında zarar görmüş fakat onarılmıştır. Bunun üzerine tekrar 7 Şubat 1731'de çıkan Büyük Galata yangınında tamamen yanmıştır. Patrik Hovhannes Golod'un Sadrazam Ali Paşa aracılığıyla I.Mahmud'dan aldığı fermanla saray mimarı Kayserili Sarkis Kalfa tarafından 3 ay içinde yeniden inşa edilmiştir. Açılışı 10 Mart 1733'te yapılmıştır. Ermeni killiseleri içinde kemerli ve kurşunla örtülü olan tek kilisedir. 8 Şubat 1771 Galata yangınında, ahşap şapelleri yanarak harap olmuş, öylece onarılmadan kalan kilise ancak 18 Eylül 1799'da padişahtan alınan izinle, saray mimarı Minas Kalfa eliyle temelden inşa edilmiştir. 1834'te bir onarım geçiren yapı 1888'de yapılan değişikliklerle 1958 yılındaki yıkıma kadar üç bölümlü büyük ve görkemli bir kilise olarak tarihsel varlığını korumuştur. Tarihçi İnciciyan'a göre kilisenin iç duvarları ünlü Ermeni fresk ressamı Kayserili Parseh'in kardeşi Yesayi tarafından yaptırılmıştır. Adnan Menderes'in, İstanbul'un sahil kesiminde başlattığı yol yapım çalışmaları sırasında (1956-1958), günümüzdeki Kemeraltı Caddesi ortalarına doğru yayılan eski büyük kilise kamulaştırılarak yıktırılmış, yeniden yapım izni alınarak, kalan arsa üzerine Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi son kez mimar Bedros Zobyan tarafından inşa edilmiştir. Yeni yapı, yıkımdan sonra geriye kalan arsanın 1/3 lük alanına yerleşmiştir. Kilisenin inşası 1961-1965 yıllarında gerçekleştirilmiş, temel atma töreni 8 Nisan 1962'de yapılmıştır.25-26 Ağustos 1965'te kutsanmış, yapı eksiksiz olarak tamamlandıktan sonra 15 Mayıs 1966'da büyük bir dini ayinle Patrik Şnorhk Kalusdyan tarafından ibadete açılmıştır. Kilise inşa edilirken Orta Çağ yapısı 1215'te inşa edilmiş Kars Ani Tigran Honents Kilisesi örnek alınmıştır. Eski kilise tek katlı ve üç nefli bir yapı iken bugünkü kilise iki katlıdır. Zemin kat kilise iken, bodrum katı mezar şapelidir. Giriş kapısı önünde 2 katlı 4,5/6,5 m. lik beton çan kulesi bulunmaktadır. Kilise 10x14,20 m²lik bir alana inşa edilmiştir. Kubbenin yüksekliği 23 metredir (Eski kilise 36x40 m² lik bir alanı kaplamaktaydı.). Kilisenin eski kitabesi halen yerinde olup, galeri çok sesli ayinler vesilesiyle korolara tahsis edilir. Kilisenin yıkımı sırasında toplanmış olan kıymetli eşyalar yine kilisenin belirli kısımlarında sergilenmektedir. Yıkım sırasında sökülmüş olan 18. yy. Kütahya çinileri vaftiz ve mezar şapelinde yer almaktadır. Mimari açıdan bakıldığında kare bir narteks, beşik tonoz örtülü bir galeri katı ve kubbeli bir naos kendini gösterir. Birer küçük yan oda, apsisin iki tarafını sarmaktadır. Bu odalardan kuzeyde vaftiz şapeli yer alırken, güneyde ise kilise görevlilerinin eşyaları ile kutsal eşyaları saklanır.), Özel Getronaga Ermeni Lisesi, Beyoğlu Meryem Ana Kilisesi ((Beyoğlu'nda yer alan Meryem Ana Kilisesi, isminde de yer aldığı üzere Meryem Ana'ya atfedilmiştir. Pera bölgesindeki en eski kilisedir. Sultan III. Selim'in izniyle mimar Hacı Komninos Kalfa tarafından inşa edilmiş ve açılışı 18 Eylül 1804 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Daha sonraki zamanlarda genişletilmiş ve bugünkü beş nefli bazilika şeklini almıştır. İstiklal caddesi yönünde karakteristik bir çan kulesi bulunmaktadır. Kariye müzesindekine benzeyen ikonaların yer aldığı ahşap templon ve freskleri ile dikkat çekmektedir. Kilise, yakındaki İngiliz Konsolosluğu'na 20 Kasım 2003'te düzenlenen bombalı saldırı nedeniyle ağır hasar gördü ve 21 Kasım 2009'da köklü yenileme çalışmaları sonrasında yeniden açıldı.), MSGSÜ Tophane-i Amire KSM-Okuma Bahçesi, Ebulfazi Cami 1553 (Beyoğlu Kılıç Ali Paşa mahallesindedir. Defterdar yokuşunda İtalyan Hastanesi karşısındaki meyilli araziye konumlanmıştır. Yavuz Sultan Selim devri devlet adamlarından, tarihçi ve edebiyatçı yönleri de bulunan İdris-i Bitlisî'nin oğlu Ebul Fazl Mehmed Efendi tarafından 1553'te inşa ettirilmiştir. Caminin mimarı Mimar Sinan'dır. 1993'te yenilenmiştir. Dikdörtgen planlı, küfeki taş-tuğla duvarlı, iki sıra pencerelidir. Son cemaat yeri ahşap direklidir. Caminin çeşmesi ön tarafta, şadırvanı avlu ortasında bulunmaktadır.), Eski İtalyan Hastanesi 1820 (Tophane sınırları içindeki Defterdar Yokuşu'nda bulunan bir hastahanedir. 1820'de İstanbul'a gelen İtalyan gemicilerine hizmet etmek için kurulmuş bir dispanser. 1856'da Sardunya Krallığı'nın himayesinde resmî hüviyete bürünen müessese, 1861'da İtalya Krallığı'nın ilan edilmesiyle ismi *İtalyan Kraliyet Hastanesi* olarak değiştirilmiştir. Şimdiki bina, 1876'da Kral Victor Emmanuel tarafından inşa edilmiş olup daha sonra gelişerek önce İstanbul'da yaşayan İtalyan cemaatine, daha sonra da İstanbul halkına hizmet etmiştir. 1998 yılında İtalyan Hükûmeti ile Vehbi Koç Vakfı arasında yapılan anlaşmayla müessese devralınmış ve hastane büyük çaplı bir tadilattan geçirilmiştir. VKV Amerikan Hastanesi tarafından işletilmekte olan hastahanenin toplam 38 yatağı olup onkoloji ve rehabilitasyon ihtisas hastanesi olarak 13 Haziran 2005 tarihinde hizmete açılmıştır. Tadilatı İtalyan Fiat firmasının bağışlarıyla tamamlanan hastaneye, firmanın 33 yaşında kanserden ölen veliahtı Giovanni Alberto Agnelli'nin ismi verilmiştir.), Eski Fransız Yetimhanesi (Saint-Joseph Fransız Yetimhanesi İstanbul'da Tomtom mahallesinde bulunan, 19. yüzyıldan kalma tarihî yapı. Boğazkesen Caddesi üzerindedir. Sultan Abdülaziz devrinde yetimhane olarak hizmete giren yapı, yetimhane Bebek'e taşındıktan sonra, İstanbul'daki birçok tarihi ve önemli yapının kartonpiyer işçiliğinin yapıldığı bir atölye olarak kullanıldı. Yapının geniş bahçesi günümüzde *Tophane Mekân* adıyla kamusal bir alan olarak işlev görür. Binanın arsası, kolera salgınında halka çok yardım etmiş olan "*Aziz Vincent de Paul'un Hayırsever Kızları* "adındaki Katolik rahibe topluluğuna Sultan Abdülaziz'in fermanıyla 1866'da tahsis edildi.[^[1]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Saint-Joseph_Frans%C4%B1z_Yetimhanesi#cite_note-1) Yetimhane olarak kullanılması şart koşuldu. Saint Joseph Yetimhanesi, aynı arazide bulunan Saint Eugene Ortaokulu ile birlikte hizmete girdi. 1957'de yetimhane Bebek'e taşındı; bina 1970'e kadar tütün deposu olarak kullanıldı. Binayı Kayserili kartonpiyer ustası Parseh Cezayirliyan'ın atölyesi haline getirdi. Parseh Bey'den sonra oğlu Garabet Cezayirliyan ve onun yetiştirdiği Kemal Cinbiz ve oğlu Cemal Cinbiz atölyeyi kullanmaya devam etti. Cemal Cinbiz, kartonpiyer ve marangozluk işlerine aynı binada devam ederken, Dolmabahçe SarayıYıldız SarayıPera PalasGrand Pera Cercle D'orientAdile Sultan Sarayı, Sait Halim Paşa Konağı, Malta Köşkü gibi tarihi yapıların kartonpiyer kalıplarını burada korudu ve sergiledi. Yapının durumu zamanla kötüleşti. Metruk hale gelmesi ve mülkiyetine ilişkin çözülemeyen uluslararası hukuki anlaşmazlıklar sonucu 2022'de bina Beyoğlu Belediyesi tarafından devralındı. Bahçesi peyzaj düzenleme çalışmalarıyla bir sosyal tesis haline getirildi ve *Tophane Mekân* adını aldı.), Özel İtalyan Lisesi, Masumiyet Müzesi (Orhan Pamuk'un aynı adlı eserinden yola çıkarak oluşturduğu müzedirİstanbul'da 19. yüzyıldan kalma bir ev yazar tarafından müzeye dönüştürüldü. Müze, bir romanın kurmaca evreninden yola çıkılarak oluşturulan ilk müzedir. 17 Mayıs 2014'te Avrupa Yılın Müzesi Ödülü'nü aldı. Romanın kahramanı Kemal Basmacı'nın aşkı Füsun'un evine yaptığı ziyaretler ve o ev ziyaretinde topladığı eşyalardan oluşan Masumiyet Müzesi, romanda Füsun ile ailesinin yaşadığı ev olarak yer alıyor. Müzede, kitabın seksen üç bölümüne düşecek şekilde seksen üç ahşap vitrin düzenlenmiş durumda. *Masumiyet Müzesi*'nin ana karakterleri Kemal ile Füsun'un arasında geçen ilişkide Kemal, Füsun'un ardından Füsun'un sarı ayakkabıları, küpesinin teki gibi nesneleri toplar. Pamuk da romandaki yıla ait bu nesneleri toplayarak, satın aldığı bir binada bu nesnelerin sergilendiği bir müze açacağını ifade etti[^]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Masumiyet_M%C3%BCzesi_(m%C3%BCze)#cite_note-m%C3%BCze-sabah-4) ve müzenin, kitabın yayımlanışından bir yıl sonra tamamlanabileceğini düşündü. Müzenin yeri için Sultanahmet ile Galata'da dolaştıktan sonra Pamuk, Çukurcuma'da müzeyi açmaya karar verdi. Avrupa ve Asya'da birçok müze gezen yazar, İstanbul Çukurcuma'da yıllar önce satın aldığı binanın restorasyonunu Türk mimarlar İhsan Bilgin, Cem Yücel ve Alman mimar Gregor Sunder-Plassmann yaptı. "Eski Brukner Apartmanı" tipi bir arsaya yapılan müze binası, 2003 yılında tamamlandı. Kitapta bu müzeye giriş bileti ve müzenin bulunduğu yerin haritası kitabın 574. sayfasında yer alıyor. Orhan Pamuk, müzenin açılması için *Masumiyet Vakfı* adıyla, bir vakıf kurmak amacıyla mahkemeye başvurdu ve 5 Şubat 2009 tarihinde mahkeme tarafından, vakfın tesciline karar verildi. Toplam sermayesinin 1.000.000 TL olduğunu belirten vakfın amaç maddesi şöyle açıklandı: "Vakıf; gerek Masumiyet Müzesi ismi altında gerekse de başka isimler altında müze, kültür ve sanat merkezleri kurmak, işletmek, sanat ve düşün alanında yeni, işlenmemiş, masum sanatsal yanları ve yaratıcı sanatın çocuksu masum taraflarını ortaya çıkarmak, Ferit Orhan Pamuk'un kültürel, sanatsal, edebiyat ve iletişim alanlarındaki faaliyetlerini desteklemek, bu konuda çalışmalar yapmak, kültür, sanat, edebiyat ve iletişim alanlarında çeşitli faaliyetlerde bulunmak, çalışmalar yapmak, toplantılar, etkinlikler, sergiler düzenlemek, Vakfın faaliyetleri bölümünde belirtilen işlemleri, etkinlikleri gerçekleştirmek amacıyla kurulmuştur." İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'ndan sağlanan mali destekle açılacak olan müze, Alman mimarlar Brigitte ve Gregor Sunder-Plassmann tarafından düzenlenecek.[^[9]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Masumiyet_M%C3%BCzesi_(m%C3%BCze)#cite_note-9) Müzenin açılışı 2010 yılında gerçekleşeceği söylendi fakat sonradan yapılan açıklamalarla 2011 yılının ilkbaharında açılması planlandığı belirtildi, yine daha sonradan yapılan açıklamalarla müzenin 28 Nisan 2012 tarihinde açılacağı duyuruldu ve bu tarihte bu kesin olarak açıldı. Müzenin kültür-sanat basınına tanıtımı sırasında yaptığı açıklamada Pamuk, müzenin ilk eşyalarını romanı yazmaya başlamadan önce toplamaya başladığını, romanı bu eşyalara bakarak yazdığını belirtti. Ayrıca kitabın içinde yer alan seksen üç bölüm, seksen üç kutuyla temsil edildi. Ayrıca romanda yer almaktadır.), İbrahim Efendi Çeşmesi, Tomtom Gardens Şakir Efendi Apartmanı (Tomtom Kaptan Sokak üzerinde Venedik Sarayı, İtalyan Konsolosluğu, Fransız Sarayı ve İtalyan Lisesi'ne komşu olan Tomtom Gardens, Beyoğlu'nun merkezinde avlunun ve yeşilin içinde bir yaşam alanı sunuyor. Ecole Yougoslave, Baltazzi, Şakir Efendi, Şükrü Efendi, Azarian, Italia ve Dakar apartmanlarını kapsayan 2015 yılında Sign of the City Awards ödülünü kazanan Tomtom Gardens Projesi, sanat ve kültür etkinliklerinin yanı sıra konutlara, mağazalara ve atölyelere de ev sahipliği yapıyor. Şakir Efendi Apartmanı'nın 1. katında bulunan 110m2'lik dairede geniş salon, 2 yatak odası, biri ebeveyn banyolu 2 banyo ve açık ankastre mutfak mevcuttur. Yüksek tavanlı dairenin salon ve odaları bahçe manzarasına sahiptir. İtalyan peyzaj mimarisinin izlerini taşıyan muhteşem avlusu ise şehrin merkezinde benzersiz bir deneyim yaşamanıza olanak tanır. Tomtom Gardens'daki bu özel daire hakkında daha detaylı bilgi ve tanışma randevusu almak için Maison d'Orient ile iletişime geçin.), Baltazzi Apartmanı (Aile fertlerine ait en eski Venedik pasaportu 9 Aralık 1746 tarihini taşıyan ve Venedik'ten İzmir'e yerleşen Marino Baltazzi'ye ait pasaporttur. 1746 yılında Venedik'ten göç ederek İzmir'e yerleşen Baltazzi ailesinin kökleri Venedik'e dayanmaktadır. Bazı kaynaklara göre İzmir'e Sakız Adası'ndan göçmüşlerdir. Osmanlılar'ın Akdeniz'deki Venedik hakimiyetine son vermeleri ve Venedik'in Avusturya ve Fransa arasında bölünmesinin ardından Baltazziler Avusturya tebaasına geçmişlerdir. Evangelos Baltazzi'nin oğlu Emmanuel ve Theodore Baltazzi, bankacılık ve finans ile meşgulken oldu. Kardeşleri Dimitrous Baltazzi ise ailenin Marsiya'daki finans faaliyetlerini yürüttü. Kardeşlerden Spirydon Baltazzi ise ailenin finansal faaliyetlerinin İngiltere ayağını yürütmüştür. Osmanlı'nın ilk bankası Dersaadet Bankası ile Baltazzi Ailesi'ne ait 'Dimitrious Baltazzi And Co.' isimli şirket arasında poliçeler düzenlendi. Bu poliçeler karşılığında Osmanlı Maliyesi'ne fon sağlandı. Bu durum, Osmanlı ekonomisinin zabıt defterleri olan Müdevver Defterler'de gözlenmektedir Ailenin Avusturya asıllı aile üyelerinden Georgias Baltazzi, yükseköğrenimini Atina'da tamamladı. 1902 yılında Yunanistan'da milletvekili seçildi. 1908-1922 yılları arasında Theotokis ve Geovaris kabinelerinde Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. 1922 Eylül'ünde siyasi bir davaya adı karıştı ve idam edildi. Yunanistan'da bu görevlere gelmesinden dolayı Rum asıllı olduğu ileri sürüldü.), Gülbaba Türbesi (Tophane ile Galatasaray arasında Tomtom Mahallesi'nde Gül Baba Sokağı'nda Gül Baba Türbesi vardır. Bunun yanında bir de tekkenin bulunduğu tahmin edilmektedir. Galatasaray Ocağı'nın Sultan II. Bayezid (1481-1512) tarafından kurulmasına vesile olduğu rivayet edilen Gül Baba'nın adını taşıyan bu tekkenin kuruluşu ve zaman içinde geçirdiği değişiklikler tespit edilememiştir. Ancak, 953/1546 tarihli İstanbul Vakıfları Tahrir Defterinde, Vefa'daki Hoca Teberrük Mescidi'nin 881/1476 tarihli vakfiye özetinde bu tekkenin Zâviye der hâric-i Galata eş-şehîre bi-zâviye-i Gül Baba olarak adı geçmektedir. Sultan II. Mehmet (Fatih) döneminde, 1453-1476 arasında tesis edildiği anlaşılan tekkenin adına 18. yüzyılın ortalarıyla 1925 arasındaki tarihte listelerin hiçbirisinde rastlanmamakta, ne zaman ortadan kalktığı da bilinmemektedir. Günümüzde Gül Baba'nın Galatasaraylılar tarafından ziyaret edilen ve bakımı yapılan açık türbesi dışında tekkeden hiçbir iz yoktur. Dergâh, Tomtom mahallesi, Gül Baba sokağı Nu: 6'da; 317 ada, 48-49 parselde ve yumak yumak açan güller arasındadır), Haliç Tersanesi Çeşmesi, İstanbul Sanat (Haliç Tersanesi) Müzesi (İstanbul'un tarihi ve kültürel mirasına yeni bir soluk getiren Haliç Tersanesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde kapsamlı bir restorasyon ve yeniden işlevlendirme sürecinin ardından 2024 yılında "İstanbul Sanat Müzesi" olarak kapılarını açtı. 1455 yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından Osmanlı donanmasının kalbi olarak kurulan Tersâne-i Âmire'nin günümüze ulaşan bölümlerinden biri olan Haliç Tersanesi, yaklaşık 600 yıllık tarihiyle dünyanın hâlâ işlevini sürdüren en eski tersanelerinden biri olma özelliğine sahip. Osmanlı'nın denizcilik gücünün simgesi olan bu büyük kompleks; zaman içinde tersane gözleri, havuzlar, kızaklar, kışlalar, divanhaneler, cami ve mescitler, atölyeler ve daha birçok yapıyla zenginleşerek denizcilik tarihinin önemli merkezlerinden biri haline geldi. İstanbul Sanat Müzesi olarak işlev gören bu tarihî yapıda; müze sergilerinin yanı sıra performans sanatları merkezi, çocuk atölyeleri ve sosyal alanlar bulunuyor. Restoran ve etkinlik mekânlarıyla desteklenen kompleks, hem tarih hem de sanat meraklıları için önemli bir deneyim sunuyor. Sadece denizcilik mirasının değil, İstanbul'un kültür ve sanat hayatının da önemli bir buluşma noktası olan merkez, Taviloğlu Koleksiyonu dahil çeşitli sergilere ev sahipliği yaparak sanatseverleri ağırlamaktadır.), İBB Haliç Tersanesi Kapıüstü Mescidi, Tuz Ambar, Kasımpaşa Un Fabrikası, TC. Beyoğlu Müftülüğü Bedrettin Cami 1509 (1509 tarihlerinde inşa edilmiştir. Sultan II.Beyazıt dönemi denizcilerinden Bedrettin Mahmut Reis tarafından vakfedilip, onun adına yaptırılmıştır. Bedrettin Mahmut Reis'in mezarı Anadolu Hisarındadır. Minarenin kaidesinde 1878 tarihi gözükmektedir. 1998 yılında minare dışında tüm camii yeniden yapılmıştır. Bunu gösteren kitabe batı cephesine konmuştur. Burada iki kitabe görülür bir tanesinde 1509 kapı üstündekinde 1499 bulunmaktadır. Caminin onarımı sırasında eski bir mihrap daha ortaya çıkmış ve o da camiye konmuştur. Kare planlı yapının duvarları kagir olup üstü kırma ahşap çatı ile örtülüdür. Mihrap küçük mermer parçaları ile tamamen yenilenmiştir. Minber ve vaaz kürsüsü ahşaptan imal edilmiştir. Yapının bir cephesi penceresiz, bir cephesi 2 diğer bir cephe 4 diğer cephede 5 pencerelidir. 260 metrekare toplam arsa üzerine inşa edilen cami tuğla yapıdır. Tek şerefeli minaresi olan camii, bitişiğinde 1878 de yapılan minare orijinal haliyle günümüze kadar gelmiştir. Minare kesme taştan olup, kare bir küp üzerinde yuvarlak gövdelidir. Şerefe payandalar üzerinde ve korkuluğu demir parmaklıdır. Bedrettin Camii 200 kişilik kapasiteye sahiptir.), Ayni Ali Baba Tekkesi 15yy. (Dergâhın ilk kurucusu olan Aynî Alî Baba'nın Fatih Sultan Mehmed döneminde (1451-1481) yaşadığı bilinmektedir. Bânî hakkında ve binanın ilk yapım tarihi hakkında başka bir bilgi bulunmamaktadır. Haremi, selâmlığı ve semâhânesi olan üç katlı ahşap bir binadır. Bu bina, Kadîrî ve Rıfâî erkânı üzerine kurulmuş bir dergâh idi. İlk yapısından herhangi bir eser kalmamıştır ve 1318'de [1900-1901] yeniden yapılmıştır. Tekkelerin kapanmasından once dergâhın âyin günlerinde özellikle yabancıların buraya ilgi gösterdiği ve tekke ve dergâhların kapatılmasından sonra yapının Şeyh Muhammed Bağdadî'nin varislerine bırakıldığı kaydedilmektedir. Hakkı Göktürk, Aynî Ali Baba Dergâhı," İstanbul Ansiklopedisi, yay. Reşad Ekrem Koçu, c. 3 (İstanbul, 1960), 1621-1622), Lohusa Sultan Türbesi ("Rahime Hatun" ve "Saliha Hatun" Türbesi adlarıyla da bilinir. Özellikle çocuğu olmayan kadınlar tarafından ziyaret edilir. Rivayete göre Lohusa Sultan, [I. Ahmet döneminde yaşadığı söylenen ancak tarihî kayıtlarda kendisinden bahsedilmeyen "Meyyit zâde" (ölünün oğlu) olarak bilinen alimin annesidir. Kare planlı, kubbeli bir yapı olan türbede Lohusa Sultan ile birlikte 4 sanduka bulunur. Türbe, *Küçük Mezaristan* denilen, I. Dünya Savaşı yıllarında ortadan kalkmış olan kabristanın içinde bulunan bir yapıydı. 1940'lı yıllarda Şişhane'nin yol ve park olarak düzenlenmesi sırasında Evliya Çelebi'ye ait olduğu zannedilerek yıkılmadan bırakıldı. Evliya Çelebi Seyahatnamesi)'nin birinci cildinde yer alan rivayete göre Lohusa Sultan, 1596'da Sultan III. Mehmed'in sefer çağrısı üzerine savaşa giden bir askerin eşidir; eşinin dönüşünden birkaç gün önce ölmüştür. Mezarını ziyaret eden eşinin bir bebek sesi duyduğu ve ölü annesini emen bebeğini bulduğu anlatılır. Rivayete göre çocuk ünlü bir alim olmuş, anne ise evliyalaştırılmıştır. Türbenin kitabesine göre Lohusa Sultan 1647'de ölmüş birisidir. Türbenin batı cephesindeki penceresinin üstünde "Merhum Kâtib Mehmed Çelebi" yazar. İçerideki mezar taşı 1537'de ölen Hüma bint Havva'ya; üçüncü sanduka 1535 yılında ölen Katip Mehmet Çelebi adlı bir kişiye aittir. Türbenin güney cephesindeki pencere üstünde mevcut kitabede "Saliha Hatun" yazar. 2020'de COVID-19 pandemisi nedeniyle uygulanan sokağa çıkma yasağı sırasında kurşun çatı kaplaması çalınmıştır. Daha sonra restore edilen türbe özgün mimarisine uygun olarak üzeri kiremit ile kaplanmıştır.), Cezayirli Gazi Hasan Paşa Heykeli, Kasımpaşa İskelesi, Kasımpaşa Orduevi, Cezayirli Gazi Hasan Paşa Kışlası, Cezayirli Gazi Hasan Paşa Cami, Ayia Parakevi Kilisesi (Ayazması), Güzelce Kasımpaşa Cami 1533-34 (Kasım Paşa Camii ya da Güzelce Kasım Paşa Camiiİstanbul) ili Beyoğlu ilçesi Küçük Piyale mahallesinde bulunan Osmanlı dönemi camidir. 2 kez yangın geçiren cami son haline 19. yüzyılda Abdülaziz döneminde ulaşmıştır. İlk olarak I. Süleyman döneminde Osmanlı donanmasının Gelibolu'dan Haliç'e taşınması görevini üstlenen Güzelce Kasım Paşa tarafından miladi 1533-34 yılında Mimar Sinan'a yaptırıldı. Ahşap malzemeden yapılan bu ilk cami 1722'de tamamen yandı. Tamamen yanan cami Feyzullah Efendi tarafından yeniden yaptırıldı. Ancak 19. yüzyılda yeniden yangın geçiren cami Abdülaziz tarafından tek kubbeli ve 2 minareli olarak son kez yeniden yaptırıldı. Günümüze ulaşan cami 1891'de yapıldığı için dönemin üslubuna uygun olarak yoğun süslemeler sergiler. Cami avlusunda 1737 tarihli bir çeşme ve 1870 tarihli şadırvan, ayrıca kıble tarafında muvakkithane ile sebil bulunur. Caminin avlusunda Feyzullah Efendi Çeşmesi ve avlu dışında Büyük Hamam) yer alır. Halen faaliyette olan hamam kadın ve erkek olmak üzere 2 kısımdan oluşur ve klasik hamam mimarisinin özelliklerini taşır.), Camii Kebir (Kasımpaşa semti Kanun-i Sultan Süleyman Han zamanında 1530'larda kurulumuna başlanılan bir semttir. Kurucusu Güzelce (Koca) Kasım Paşa'dır. Günümüzde Cami-i Kebir yani Büyük cami olarak bilinen caminin ilk banisi de Güzelce Kasım Paşa'dır. Onun yaptırdığı caminin mimarı büyük mimar Mimar Sinan'dır. Kasımpaşa'nın merkezindeki Aslı Mimar Sinan tarafından yapılan ancak zamanla yangın ve tamiratlar nedeniyle yenilenen büyük cami ve külliye. Geçen yıl yapılan tamirattan sonra yeniden ibadete açılmıştır), Kasımpaşa Büyük Cami, Feyzullah Efendi Çeşmesi 1737, Büyük Hamam (Kasımpaşa) (Güzelce Kasım Paşa tarafından kendi adını taşıyan cami ile birlikte Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Hamam, caminin karşısındadır. Kesin inşa tarihi bilinmemekte ancak caminin yapılış tarihi dikkate alındığında 16. yüzyıl eseri olduğu tahmin edilmektedir. Çifte Hamam olarak inşa edilmiş olup Evliya Çelebi'nin Seyahatnâmesi)'nde de yer alır. Rivayete göre "Küçük Hamam" adıyla da bilinen "Çatma Mescit Hamamı," Büyük Hamam'dan sonra inşa edilmiş olup onunla bağlantılıdır. 11 Ağustos 2017'de çıkan yangın sonucu büyük ölçüde zarar görmüştür. Günümüzde halen hamam olarak kullanılmaktadır. Yığma olarak yapılan yapının üzeri kiremit ile örtülüdür. Dış cephesi sıva ile kaplıdır.), M. Sururi Cami 1561 (Sururi Mehmet Efendi Camii; İstanbul Boğazı'nın Rumeli yakasında Kasımpaşa Sururi Mehmet Efendi Mahallesi Aynalı Çeşme Caddesi üzerinde 1561 tarihinde inşa edilmiştir. Sururi Mahallesi'ne de ismini veren Musluhittin Mustafa Sururi Efendi bir hocadır. Kasımpaşa Medresesinde de hocalık yapmıştır. Aynı zamanda Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu Şehzade Mustafa'ya uzun yıllar hocalık yapmıştır. Musluhittin Sururi bu camiyi yaptırabilmek için tüm malını mülkünü satmıştır. Caminin minberi ise Uzunbey ismiyle tanınan Tersane Emiri İbrahim Bey tarafından konmuştur. Harap olan cami yüz yıla yakın bir zaman metruk bir halde iken, 1956 yılında kurulan bir dernek tarafından temelden yapılmış, 1962 yılında ibadete açılmıştır. Cadde boyunca gelir getiren dükkanların üst kısmında ter alan Camii ve avlusu bulunur. 2400 metrekare toplam arsa üzerine inşa edilen cami betonarme yapıdır. Kubbeli ve tek şerefeli olan cami bahçe ve avlu dahil 456 metrekare alan üzerine kuruludur. Caminin harimi kare planlıdır. Caminin girişinde iki sütun ile taşınan kadınlar mahfeline buradan çıkılır. Girişin sağında ise Müezzin Mahfeli yer alır. Mihrap, minber ve vaaz kürsüsü mermerden yapılmıştır. Mihrabın üzerinde yer alan pencerelerin ortasında yuvarlak bir pencere vardır. Son cemaat yeri doğuda ve batıda iki kemerli kuzeyde üç yuvarlak kemerli pencere aydınlık kılınmıştır. Harimin alt pencere hizalarında altına kadar Kütahya çinileri kullanılmıştır. Kare kaide üzerinde silindir gövdeli tek şerefeli minare doğu duvarına bitişiktir. Sururi Efendi'nin mezarı mihrap duvarındadır.), Taht Kadısı Cami 1460 Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul'un Fethinden sonra şehri adeta gül bahçesi gibi İslami eserlerle bezenmesine büyük önem veriyordu. İstanbul'un içi kadar, Beyoğlu dediğimiz bugünkü İstanbul dışındaki yerlerin de Müslüman mahallesi haline gelmesi için gayret ediyordu. İşte bunlardan biri de 1460 tarihlerinde Fatih Sultan Mehmet'in Taht Kadısı olan Mehmet Efendi tarafından inşa ettirilmiştir. Taht Kadısı demek, İstanbul Kadılığı veya kendisine "İstanbul Mollası" da denirdi. Taht Kadılıklarının en yükseği idi. Bazen Divân toplantılarına da katılırdı. Cami Küçük Piyale Mahallesi, Tahta Kadı Sk. No:4, 34440 Beyoğlu/İstanbul adresinde bulunmaktadır. Osmanlılarda Bursa, Edirne ve İstanbul kadılarına verilen ad. İmparatorluğa başkentlik yapmış kentlere atanan taht kadıları, Fatih Medresesi'ndeki müderrislerin arasından seçilirdi. İstanbul kadısı, taht kadılarının en büyüğü sayılırdı. Mehmet Efendi 1468 de vefat etmiş, caminin bahçesinde medfundur. Taht Kadısı Payitaht kadısı demektir. Halk bu unvanı Tahta Kadı olarak benimsemiştir. Cami 1892 tarihinde yanmış ve Bahriye nazırı Bozcaadalı Hasan Hüseyin Paşa tarafından 1895 de yenilenmiştir. Caminin minberi Abacı Yusuf Ağa isimli bir zat koydurtmuştur. Duvarları kargir, çatısı ve minberi ahşaptır. Son senelerde çeşitli tamirler geçirmiştir. Yapının tarihi bir özelliği kalmamıştır. Tek şerefeli bir minaresi olup, alt kısmı taş ve tuğladandır. 200 metrekare arsa üzerine inşa edilen caminin alanı 80 metrekaredir.), Kasımpaşa Mevlevihanesi 1623-1631 (Beyoğlu ilçesinde Sürûrî Mehmed Efendi mahallesinde bulunan mevlevîhâne, 1623-1631 yılları arasında Fırıncızâde Şeyh Sırrî Abdi Dede tarafından kurulmuştur. XVI. yüzyılın ikinci yarısında bir müddet boş kalarak harap olduktan sonra sırasıyla Halvetî tekkesi ve medrese olarak kullanılan Galata Mevlevîhânesi'ni ihya eden Abdi Dede, bu olayın ardından Konya Mevlânâ Âsitânesi postnişini Bostan Çelebi'nin yerine *Mes̱nevî* şârihi İsmâil Rusûhî Ankaravî Dede'yi tayin etmesi üzerine Kasımpaşa'da sahibi olduğu bostanın içinde mensuplarının yardımıyla bu tekkeyi tesis etmiştir. Galata ve Yenikapı mevlevîhânelerinden sonra İstanbul'da açılan üçüncü mevlevîhâne olan Kasımpaşa Mevlevîhânesi zaman içinde çeşitli onarımlar geçirmiştir. Kuruluşunda mütevazi bir zâviye olan tesis, 1731-1732'de Hasan Ağa adında bir kişi tarafından tamir ettirilmiş, onarımın keşfini Hassa başmimarı Kayserili Mehmed Ağa gerçekleştirmiştir. Mevlevîhâne 1796'da Mihrişah Vâlide Sultan ile Mevlevî muhibbi olan oğlu III. Selim tarafından yeniden yaptırılmıştır. Kaptanıderyâ Çengeloğlu Tâhir Paşa'nın muhtemelen 1832-1834 yıllarında yaptırdığı onarım sırasında mevlevîhânenin alanı genişletilmiş olarak 1834-1835'te II. Mahmud tarafından ihyası sırasında son şeklini almıştır. Mevlevîhânenin semâhâne kısmı Cumhuriyet döneminde bir süre Kasımpaşa Güreş Kulübü'nün güreş salonu, diğer bölümleri ilkokul olarak kullanılmış, bu sırada ana yapının kuzeyindeki müştemilât, avludaki şadırvan ve hazîre ortadan kalkmış, arsanın çiçek bahçesi olan doğu kesimine Sürûrî İlkokulu inşa edilmiştir. Esas bina Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından oda oda kiraya verilerek sefalet yuvasına dönüşmüş, hızla harap olarak çökmeye başlamış ve 1979 ilkbaharında çıkan bir yangında tamamen yok olmuştur. Kasımpaşa Mevlevîhânesi'nin İstanbul'da Mevlevî kültürünün gelişmesinde Galata, Yenikapı, Beşiktaş ve bunun devamı olan Bahariye mevlevîhâneleri kadar önemli bir yer tutmadığı, hânedan, saray ve yüksek bürokrasi mensuplarının buraya daha az rağbet ettiği, diğer mevlevîhânelerde özellikle XVIII. yüzyılın sonlarından itibaren gözlenen aristokrat üslûbun yerini burada halk kültürüne daha yakın bir hayat tarzının aldığı söylenebilir. Bazı Bektaşîler'in, büyük ihtimalle mevlevîhânenin bu özelliğinden dolayı tekkelerinin kapatıldığı Vak'a-i Hayriyye'den (1826) sonra buraya devam ettikleri ve burada Bektaşî meşrepli Mevlevîler'in kalenderâne bir hayat sürdükleri bilinmektedir. Mevlevîhâne, Kasımpaşa deresinin oluşturduğu vadinin Beyoğlu'na doğru yükselen sırtında 1950'lere kadar daha çok bağlar, çiçek bahçeleri ve bostanlarla kaplı bulunan kesiminde yer almaktadır. Arsanın kuzeybatı kesiminde, Kasımpaşa Mevlevihâne sokağına açılan cümle kapısının pilastırlarla kuşatılmış ve üçgen bir alınlıkla taçlandırılmış olan dikdörtgen açıklığı üzerinde Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi'nin ta'lik hattıyla yazılmış 1250 (1834-35) tarihli manzum kitâbe, alınlığın içinde de II. Mahmud'un beyzî çerçeveli tuğrası yer alır. Mevlevîhânenin semâhâne, selâmlık, dedegân hücrelerinin bir kısmı, harem, hünkâr dairesi, matbah-ı şerif, somathâne kısımlarını barındıran, kâgir duvarlı kısmî bir bodrum üzerine oturan iki katlı ahşap bina dış görünüşü itibariyle empire üslûbunda bir konağı andırır. İstanbul'da geç döneme ait ahşap tarikat yapılarının en büyüklerinden olan bina iki kanat halinde düzenlenmiştir. Zemin katın ve birinci katın duvarları ahşap karkaslı olup içeriden bağdâdî sıva, dışarıdan ahşap kaplamayla donatılmış, bütün kapı ve pencere açıklıkları dikdörtgen olarak tasarlanmıştır. Doğu yönünde yer alan, ileriye doğru çıkan ve büyük bir üçgen alınlıkla dikkati çeken kanadın bodrumunda dedegân hücreleriyle helâlar ve abdest muslukları, üst katlarda ortada semâhâne, bunun batısında hünkâr dairesi, doğusunda selâmlığın küçük bir bölümü yer alır. Geriye çekilmiş olan kanadın bodrumu ardiye olarak değerlendirilmiş, zemin katla birinci kata harem ve selâmlık bölümlerine ait mekânlarla matbah-ı şerif yerleştirilmiştir. Doğudaki kanadın kuzey cephesinde iki yandan merdivenlerin kuşattığı, kırma çatıyla örtülü bir sahanlığın arkasında yer alan semâhâne girişinin üzerinde, ta'lik hattı Melek Paşa hafidi Ali Haydar Bey'e ait 1250 (1834-35) tarihli ihya kitâbesi yangında harap olduktan sonra Divan Edebiyatı Müzesi'nin (Galata Mevlevîhânesi) avlusuna taşınmıştır. Kareye yakın dikdörtgen bir alanı kaplayan semâhânenin ortasında, köşeleri 45° pahlı 10 × 10 m. boyutlarındaki kesim Mevlevî mukabelesi için ayrılmıştır. Semâ alanını çepeçevre kuşatan iki katlı mahfillerin sınırında kare kesitli ve dor başlıklı ahşap dikmeler sıralanmakta, bunların arasında torna işi ahşap korkuluklar uzanmaktadır. Zemin kattaki mahfillerin doğu kanadına fevkanî mahfile çıkan bir merdiven, batı kanadına bodrum katına inen diğer bir merdiven yerleştirilmiştir. Fevkanî mahfilin kuzey kanadında, mihrabın karşısına gelen ve kavisli bir çıkmayla genişletilmiş olan kesim mutrip maksûresi, batı kanadının ortasında, yanlardan duvarlarla kuşatılan ve aynı türde bir çıkmaya sahip olan kesim ise hünkâr mahfilidir. Doğu ve batı duvarları sağır olan semâhâne kuzey ve güney duvarlarda sıralanan pencerelerle aydınlanır. Batı duvarındaki kapı hünkâr dairesinin zemin katına, doğu duvarındaki iki kapıdan biri şerbethâneye açılır. Semâhânenin tekne tavanında empire üslûbuyla barokun karışımını yansıtan bezemeler görülür. Tavanın ahşap kaplaması üzerine yağlı boya nakışlarla süslü branda gerilmiş, tavanın ortasına da yapının en ilginç süsleme öğesi olan bir göbek yerleştirilmiştir. Birtakım simgeleri ihtiva eden ve II. Mahmud döneminin sosyokültürel ortamını yansıtan bu süsleme grubunun merkezindeki ahşap oymanın çevresinde Mevlevî mûsikisinde kullanılan bazı aletler (dokuz adet farklı türde ney, bir çift kudüm, iki çift halîle, bir def, bir rebap, bir ud), bir âyin cöngü veya nota defteriyle bir sikke görülür. Bunlardan sonra sekiz adet sancak semâ yönünde yani soldan sağa döner şekilde sıralanmaktadır. Sancak direkleri atlamalı olarak hilâller ve mızrak uçlarıyla son bulmakta, merkezden dağılan ışınlar şeklinde yerleştirilmiş olan neylerin sancaklarla iç içe bulunduğu dikkati çekmektedir. İki sıra halinde düzenlenmiş, püsküllü ve kordonlu perde kıvrımları kompozisyonun çerçevesini oluşturur. II. Mahmud ile yoğunluk kazanan Batılılaşma hareketi kapsamında Avrupa'daki örneklerin taklidi sonucunda ortaya çıkan Osmanlı armalarıyla bu Mevlevî armasının aynı zihniyetin ürünü olduğu söylenebilir. Ayrıca bu armada, Osmanlılığın alâmeti olan sancakların Mevlevîliği temsil eden mûsiki aletleriyle kaynaşması ve semâ edercesine sıralanması da kökleri Osmanlı Devleti'nin kuruluşuna uzanan devlet-tarikat dayanışmasını dönemin zevkine uygun bir biçimde ifade etmektedir.), İBB Sururi Parkı, Arapzade Mustafa Efendi Türbesi, Mumcuzade Cami, Küçük Piyale Paşa Cami 1565 (Zincirlikuyu Caddesi Piyale Çıkmazı'nda bulunan camiyi 1565 tarihinde Kaptan-ı Derya Piyale Paşa yaptırmıştır. Duvarları kâgir, çatısı ve son cemaat yeri ahşap olan bina 1989 tarihinde, kare planlı tek kubbeli betonarme olarak yenilenmiştir.), Büyük Piyale Paşa Cami (Bu çok sütunlu Mimar Sinan anıtı, 6 kubbeli ve dikdörtgen plandadır. Caminin ortasındaki iki büyük sütuna dayanan kubbelerin ağırlığı duvarlardaki yan direklerle temele iner. Caminin üç tarafı kemer ve tonozludur, minaresi bunların üzerindedir. Banisi Piyale Paşa türbesi mihrap tarafındadır. Mihrap çinileri sanat eseri olan camilerdendir. Camii 1573 yıllarında Mimar Sinan'ın mimarlığı ile yapılmış. Piyale Ali.Paşa eski bir deniz subayı ve hayatının son dönemlerine doğru bu camiyi yaptırıyor. Genellikle (barbaros hayrettin paşa ve diğer deniz subaylarında olduğu gibi) bu tür subayların yaptırdığı yapılar deniz veya su kenarında oluyor. Burdan da anlaşılacağı üzere daha önce yakınından çağlayan deresinin daha gür bir şekilde geçtiğini biliyoruz. Cami bursa ulu camiinin bir küçük maketi gibi. 6 kubbeli ama bu 6 kubbe ulu camii'deki gibi birçok ayağa oturtulmak yerine sadece 2 ayak kullanılmış. Buda camiiyi daha ferah gösteriyor. Camiyi en enteresan yapan şey ise dikkatli bakıldığında bir gemiye benzemesi. Her yerinde ayrı ince dokunuşlarla bir gemiyi andırıyor.), Baruthane Millet Kütüphanesi, Kadınlar Çeşmesi 1786 (Nakşidil Valide Sultan tarafından 1786 yılında namazgâhlı bir meydan çeşmesi olarak yaptırılmıştır. Nakşidil Valide Sultan, Sultan 1.Abdülhamid'in eşi, Sultan 2.Mahmud'un ise annesidir. Yapım Kitabesi:

🍴 Yöresel Notlar

(Muḳbil-i) rūy-ı zemīn ʿAbdülḥamīd Ḫān kim anuŋ

🍴 Yöresel Notlar

Ḫalḳ-ı ʿālem ṣu gibi emrine eyler imtis̱āl

🍴 Yöresel Notlar

Mihr-i ḫāver çeşme-i cūdunda zerrīn ṭasdır

🍴 Yöresel Notlar

Māh-ı enver menhel-i ʿadlinde bir sīmīn sifāl

🍴 Yöresel Notlar

Ḫayra mevḳūf oldu çünkim himmet-i şāhānesi

🍴 Yöresel Notlar

Maḥremān-ı ḫāṣṣı hep ḫayrāta ḳıldı iştiġāl

🍴 Yöresel Notlar

Siyyemā zīb-i ḥarīm-i 'iṣmeti Naḳşī Ḳadın

🍴 Yöresel Notlar

Māder-i şeh-zāde-i vālā-yı maḥsūdü'l-ḫiṣāl

🍴 Yöresel Notlar

Rābiʿa-sīret Yedinci Ḳadın ol kim cūy-veş

🍴 Yöresel Notlar

Ṣarf ider ecr ü duʿā taḥṣīline māl ü menāl

🍴 Yöresel Notlar

Mevḳiʿinde ḫūb u dil-cū çeşmesār etdi bina

🍴 Yöresel Notlar

Teşnegāna āb-ı pür-şehdi verip terfīh-i-bāl

🍴 Yöresel Notlar

Şāh-ı ʿaṣrı eyle evlādıyla yā Rab şād-kām

🍴 Yöresel Notlar

Ceyşi ḳılsun düşmenin seyl-i 'arim-veş pāy-māl

🍴 Yöresel Notlar

Sāyesinde ṣāḥibü'l-ḫayrāt Ḳadın ḥażretin

🍴 Yöresel Notlar

Feyż-yāb ide iki ʿālemde Ḥayy-ı lā-yezāl

🍴 Yöresel Notlar

Çār eṭrāfa Münībā neşr ḳıl tārīḫin

🍴 Yöresel Notlar

Ṣıḥḥat olsun iç bu zībā çeşmeden mā'-ı zülal 1201 ), ATEV, Uşşaki Vakfı, İBB HAcıahmet Cinderesi Parkı, Sahaf Muslihiddin Cami 17. yy., (Cami, Sahaf Muslihiddin tarafından 17. yüzyılda yaptırılmıştır. 1813 yılında II. Mahmud'un baş ağası camiyi yenilemiştir. 1991-1992 yılları arasında önemli bir tamirat geçirmiştir. 793m2 arsa üzerine inşa edilin cami tuğla yapı olup, duvarları taş ve tuğladandır. Çatısı ahşaptır. Son tamiratta duvarlar yeniden sıva yapılarak, iç tezyinat yenilenmiştir. Mihrap sıvalı vaziyette, minber ve kürsüsü ahşaptır. Cami arsa üzerinde 310m2 alana kuruludur. Bir İmam Hatibin görev yaptığı caminin görevli lojmanı, bayanlara ait namaz kılma yeri, abdest alma yeri ve tuvaleti mevcuttur. Cami arsasında, kime ait olduğu bilinmiyen bir adet mezar bulunmaktadır), Salih Ağa Çeşmesi 1813 (Bezmialem Valide Sultan Çeşmesi olarak da bilinir), Ebu Rıza Şeyh Seyyid Mehmed Efendi Türbesi, Adam Mickiewicz Müzesi (Adam Mickiewicz; şair, dramacı, vatansever ve Polonya milli destanının yazarı, Leh edebiyatında Romantizm'in en önemli temsilcisi olarak görülmektedir. Birçok açıdan 19. yüzyılın ilk yarısı Avrupa edebiyatının en ünlü yazarlarından George Byron ve Johann Wolfgang Goethe'ye benzetilmektedir.11 Eylül 1855 tarihinde son yolculuğuna çıkarak Kırım Savaşı sırasında Rusya'ya karşı savaşacak Polonya alayını organize etmek üzere Osmanlı İmparatorluğu'na gitmiştir. Bugün şairin müzesine ev sahipliği yapan İstanbul'daki kiralık evde 26 Kasım 1855 tarihinde vefat etmiştir.8 Kasım 1855 tarihinde Adam Mickiewicz, Armand Levy ve Henryk Sluzalski, Rudnicka adlı bir hanımdan Yeni Şehir ve Kalyoncu Kulluk sokaklarının kesiştiği yerde bulunan küçük bir ev kiralamışlardı. 1870 yılı Mart'ında İstanbul'da çıkan büyük yangın, Mickiewicz'in hayatının son haftalarını geçirdiği ve vefat ettiği ev de dâhil olmak üzere, hemen hemen tüm Pera'yı harap etmiştir. Aynı yıl, Polonyalı aristokrat Jozef Ratynski bu araziyi İstanbul Belediyesi'nden satın almıştır. Ratynski, arazinin üzerinde ilkinin eskisinin tıpatıp aynısı olan evinin rekonstrüksiyonunu inşa etmiştir. Şu an, Adam Mickiewicz Müzesi Tatlı Badem Sokak ve Serdar Ömerpaşa Caddesi köşesinde bulunmaktadır.Ev, şairin ölümünün 100. yıldönümü olan 1955`te Polonya Kültür ve Sanat Bakanlığı ile işbirliği yapılarak müzeye dönüştürülmüştür. Müzede Mickiewicz'in hayatı ve eserleri ile ilgili bilgi ve belgeler, şairin İstanbul'da geçirdiği yıllara ait fotoğraflar ve Polonya özgürlük mücadelesine ait eser, belge ve fotoğraflar bulunmaktadır. Binanın bodrum katında ise mezarı Krakow'da bulunan Mickiewicz'e ait sembolik bir mezar vardır. Hergün açık olup ücretsizdir), Beyoğlu Aya Konstantin Rum Ortodoks Kilisesi 1861 (Tarlabaşında Kalyoncukulluğu caddesindedir Tanzimat fermanı ile yeni kilise inşa etme izni alındıktan sonra 25 Mart 1856 de inşaata başlanıp 9 Nisan 1861 de Patrik II Iohakim'in (1860-1863) kutsamasıyla ibadete açılış yakın devir Rum kilisesidir. Hıristiyanlığı ilk kabul eden Roma İmparatoru olan Konstantinos (306-337)'un annesi Elena'nın anısına yapılmıştır. Bitinya'da doğan Eleni hıristiyanlığı kabul ettikten sonra yoksullara laptığı yardımlar ve kutsal yerleri ziyaretleri ile tanınmış ve ölümünden sonra azize ilan edilmiştir. İmparator Konstantin 312 de taht kavgası nedeniyle Maxentus ile savaşırken gökyüzünde hale ile çeverelenmiş kutsal haç'ı görür ve savaşı da onun sayesine kazandığına inanır. Bu olaydan sonra şükran borcunu ödemek üzere Kudüs'e giden Eleni oradan "Kutsal Haç" kabul edilen röligi İstanbul'a getirir. Ölümünden sonra azize payesi verilir Yüksek duvarların çevrelediği bir avlunun ortasında yer alan kilise bazilika ile Yunan haçı planın birleştirildiği bir plâna sahiptir. Doğu ekseninde yarım yuvarlak üç apsis dışarıya çıkıntılıdır. Batı tarafında ise binanın iki tarafında yüksek çan kuleleri bulunmaktadır. Dış cephede değişik pencere sistemleri kullanılmış olup narteksin üzerindeki yarım kubbenin üstünde bir de saat kulesi yapılmıştır. Cephe mimarisi Barok ile karışık eklektik üsluptadır İkonastasis bema'nın tamamını kaplar mermer,altın varak ve yağlıboya tablolar halinde Aziz tasvirleri çerçeveler içinde bütün yüzeyi doldurur Despot koltuğu ve ambon da aynı üslupta yapılmıştır Kubbede Pantokrator İsa,pantantiflerde de dört incil yazarı resmedilmiştir.), Arter Sanat Müzesi, VKV Çağdaş Sanat Müzesi, Dolapdere Panayia Avangelistra Rum Ortodoks Kilisesi, Evangelistria Rum Ortodoks Kilisesi 1877 (İstanbul'un Beyoğlu ilçesine bağlı Dolapdere semtinde bulunan bir Rum Ortodoks kilisesi. 1877 yılında inşasına başlanan yapı, altı yıllık sürecin sonunda 1893 yılında ibadete açılmıştır. Kilise girişinin hemen yanında Theotokos Ayazması bulunmaktadır. Kilise binası 12 Mayıs 1979 tarihinde 2. derece kentsel sit alanı olarak tescillenmiştir. Meryem'in Doğu kiliselerindeki adı olan Panayia ve evlenmeden çocuk sahibi olacağı mitinin adı olan evangelistria kelimelerinden oluşan kilisenin adı Meryem'in Müjdelenişi anlamına gelmektedir. Rus mimari tarzı ile inşa edilen dikdörtgen yapılı kilise iki renkli Malta taşından Yunan haçı planı usulü ile inşa edilmiştir. Yapının iki yanında sivri çatılı iki çan kulesi yer almaktadır. Bu kulelerden birinde bulunan ve sesi özel kabul edilen Rus çanı 2005 yılında çalınmıştır. Çan kulelerinin ortasında kare prizmal ve dairesel kadranlı saati bulunan saat kulesinin dört tarafında da sivri alınlıklar yer almakta olup alt tarafı mermer kabartmalar ile süslüdür. Aralık 2023'te restorasyona) alındı. Restorasyon maliyetini Patrikhane'nin desteğiyle bulunan bir bağışçı karşıladı.), Türkiye Ermeni Katolik Başpiskoposluğu (Armenian Catholic Archeparchy of Turkey), Tezveren Baba Türbesi, Kasımpaşa Stadı (R.T.Erdoğan Stadyumu), Çatmalı Mescid Cami, Tarihi Kurtuluş Kilisesi, Güneş Apartmanı 1930 (Güneş Apartmanı diğer adıyla Namar Apartmanı 1930'larda inşa edilmiştir.), Saray Apartmanı (Kadın dizisinin çekildiği apartman), Anarad Higutyun Ermeni Katolik Rahibeleri Mektebi (Hrant Dink Vakfı, Mart 2015'ten beri faaliyetlerini Anarad Hığutyun Binası'nda sürdürmektedir. Anarad Hığutyun Rahibeleri Birliği, Ermeni Katolik toplumunda özellikle yoksul ailelerin kız çocuklarının kendilerini dinî hayata adamaları ve eğitimlerinin sağlanması amacıyla, 1840'lı yıllarda, Ermeni Katolik Patriği Bedros IX. Hasunyan tarafından planlanır ve Rahibe Hacı Andonyan tarafından uygulamaya konur. Merkez binası Pera'daki Valide Çeşme Sokağı'nda inşa edilen birlik, İstanbul'da anaokul, ilkokul ve lise düzeylerinde okullar kurduktan sonra, Doğu vilayetlerinde ve Kilikya'da yirmiden fazla şehir ve köyde eğitim çalışmalarına başlar. Beyoğlu Anarad Hığutyun Ermeni Katolik Rahibeler Manastır ve Mektebi Vakfı'na bağlı Pangaltı Anarad Hığutyun Okulu, 1903 yılında açılır. İlk binasının küçük ve yetersiz olmasından ötürü, 1915'te Harbiye Ölçek Sokak'taki 198 numaralı binaya taşınır (şimdiki adıyla Papa Roncalli Sokak). Okul, ilk yıllarında ilkokul ve ortaokul düzeyinde eğitim verir. 1922-23 eğitim-öğretim yılında ortaokul kapatılır, 1949'da da ana sınıfı açılır. Okul binası, 1949, 1956 ve 1972 yıllarında onarımdan geçer. 2004 yılında, vakıf yönetimi, öğrenci sayısının azlığı nedeniyle eğitim faaliyetine ara verme kararı alır. 1961-1964 yılları arasında on iki öğretmeni ve 235 öğrencisi olan okulda, en son 1995'te, ilkokul kısmında elli dört, anaokulunda on dört öğrenci eğitim görüyordu.), Süryani Kadim Meryem Ana Doğu Ortodoks Kilisesi, Yusuf Agah Cami, Divanhane 1860 (İstanbul'un fethinden itibaren Osmanlı Donanmasının inşa edildiği ve yönetildiği Kasımpaşa semtinde bulunmaktadır. En son Kuzey Deniz Saha Komutanlığı olarak hizmet veren Balyanlar tarafından 1860'lı yıllarda inşa edilmiştir ve aynı yere yapılan 5. Divanhane Binası olarak Bahriye Nezareti binası olarak kullanılmıştır. Söz konusu binanın yanında Karakol Binası da bulunmaktadır.), Divanhane Kapısı Karakolu (Osmanlı padişahı Abdülaziz tarafından yaptırılan binadır. Sultan Abdülaziz döneminde (1861-1876) inşa edildi. 28 Ocak 2021 tarihinde, yol genişletme çalışmaları kapsamında binanın yıkımına başlandı, fakat yıkma çalışmaları İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin tespitleri ve tutanak tutması üzerine durduruldu. Bina, 1 Nisan 2021 tarihinde gece yarısı tamamen yıkıldı. CHP Kent Hakları İzleme Kurulu, konuya ilişkin olarak İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu Üyeleri ve Beyoğlu Belediyesi hakkında Çağlayan Adliyesi'nde suç duyurusunda bulundu.), Hz. Turabi Baba ve Türbesi, Akbaba Türbesi, Hacı Ahmet Paşa Çeşmesi, Murad Han Çeşmesi, Cezayirli Gazi Hasan Paşa İlkokulu, Kurtçelebi Cami, Kasımpaşa Deniz Hastanesi 1827 (1827 yılında Kasımpaşa'da Sağlık evi olarak açıldı. "2. Mahmut döneminin saat kuleli ilk binası" olarak bilinen tarihi yapı, Osmanlı donanmasına hizmet vermek üzere 1838'de mimar Adam Tahtaciyan tarafından Bahriye Mektebi olarak inşa edildi. Osmanlı askerlerine 13 yıl boyunca eğitim verilen bina, mektebin 1851'de Heybeliada'ya taşınmasının ardından 1853'te "Bahriye Merkez Hastanesi" adıyla yalnızca hastane olarak hizmet vermeye başladı. Başta Kırım olmak üzere pek çok savaşta yaralı subay, astsubay ve erlerin tedavi edildiği hastane, Birinci Dünya Savaşı sırasında özellikle Çanakkale'den gelen yaralı askerlere şifa dağıttı. Tersane ve donanmanın 1929'da, hastanenin ise 1931'de Gölcük'e taşınmasının ardından Kasımpaşa tarafındaki bina Deniz Acemi Erler Talim Taburu'na yatakhane ve kışla olarak hizmet verdi. Hasköy tarafındaki bina da Deniz Telsiz Okulu'na tahsis edildi, Kuleli bina ise boş kaldı. Gölcük'te yeterli şartlar sağlanamadığı için 1934'te İstanbul'a dönülmesine karar verildi. Bu süreçte boş kalan kuleli bina yıprandığı için 1937'den 1939'a kadar devam eden kapsamlı bir yenilemeden geçti. Takip eden yıllarda gelişen ihtiyaçlar doğrultusunda bina içinde tadilat sürdü. Hastane binaları açısından son yapılanma ise 2003'te Kasımpaşa tarafındaki ameliyathane ve röntgen bölümlerinin yıkılıp yenilenmesi oldu. Hastanenin binası gibi ismi de çokça değişirken önce Bahriye Mektebi olarak adlandırılan yapı sonra Bahriye Merkez Hastanesi oldu. Yıllarca "Kasımpaşa Deniz Hastanesi" olarak hizmet veren binanın adı 2005'te "Kasımpaşa Asker Hastanesi" olarak değiştirildi. Er yatakhanesinde ve yemekhanede restorasyon geçen yıl bitti. Sağlık Bakanlığına 2016'da devredilen hastane, eski adı "Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi" olan "Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi"nin ek binası olarak hizmet vermeye başladı. Kuzey Deniz Saha Komutanlığının karargahı olarak kullanılmak üzere 2021 yılında Milli Savunma Bakanlığınca teslim alınan yaklaşık 20 bin metrekarelik alanda, İstanbul Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı tarafından restorasyon çalışmasına başlandı. Restorasyonun 1. etabı kapsamında, H blok yapısının, er yatakhane ve yemekhane binası olarak kullanılacak şekilde mimari projeleri hazırlandıktan sonra tadilat ve renovasyonu tamamlanıp, geçen yılın haziran ayında Kuzey Deniz Saha Komutanlığına teslim edildi. Kuzey Deniz Saha Komutanlığı binası olarak kullanılacak ve parsel alanında bulunan en eski yapı olan D blok ile Karargah Destek Kıtalar Komutanlığı binası olarak kullanılacak, parsel alanında bulunan ikinci eski yapı olan B bloktaki restorasyon çalışmaları ise devam ediyor.), Beyoğlu Belediyesi Kadımehmet Semt Konağı, Kadı Mehmet Cami (Cami ilk olarak 16. Yy.da Kadı Mehmet tarafından yaptırılmış, zamanla yıpranan cami 19 yy.da yeniden yaptırılmıştır), Seferikoz Parkı, Yaralı Müzesi, (Kulaksız Mahallesi'nde yer alan ve tarihi bir atmosfer sunan bir turistik cazibe merkezidir. Müze, özellikle tarihi ve kültürel meraklıları için ilgi çekici bir durak olarak öne çıkmaktadır. Ziyaretçiler, müzenin sunduğu eserler ve tarihi atmosfer sayesinde hem kültürel hem de sanatsal bir deneyim yaşama fırsatı bulmaktadır.), Seferikoz Cami, Çorlulu Ali Paşa Cami 1708 (Cami, II. Mustafa'nın damadı ve dönemin sadrazamı olan Çorlulu Ali Paşa tarafından hicrî 1119 (miladi 1707-1708) yılında yaptırılmıştır. İnşa tarihi, Sabit Efendi tarafından yazılan kitabede yer almaktadır. Cami, yalnızca bir ibadet yeri değil, aynı zamanda Çorlulu Ali Paşa Medresesi'nin de içinde bulunduğu bir külliyenin merkez yapısıdır. Çevresinde medrese, dershane, tekke, kütüphane, çeşme ve şadırvan gibi tamamlayıcı yapılar yer almaktadır. Kesme küfeki taşından inşa edilen yapı, tek kubbeli ve tek minarelidir. Cami, 1766 İstanbul depreminde zarar görmüş, 1894 İstanbul depreminde ise daha ağır hasar almıştır. 1961-1965 yılları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kapsamlı şekilde restore edilmiştir. Midilli)'de idam edilen Çorlulu Ali Paşa'nın başı, caminin haziresine defnedilmiş olup mezar taşı günümüzde de yerindedir. Ali Paşa'nın kendi ismini taşıyan diğer cami ise Beyoğlu ilçesinde, Haliç kıyısında yer alan Çorlulu Ali Paşa Camii&action=edit&redlink=1)'dir. Güneydoğu köşesinde medrese hücrelerinin teşkil ettiği kitleye bitişen cami-tevhidhâne, kare planlı bir harim ile beş gözlü bir son cemaat yerinden ve bunların sınırında yükselen bir minareden meydana gelir. Taşıyıcıları ile kemerlerinde beyaz mermer kullanılmış olan son cemaat yerinde, sivri kemerli beş açıklıktan ortadakine rastlayan kare izdüşümlü bölüm kubbe ile, yanlarda yer alan ve ikişer kemer açıklığına rastlayan dikdörtgen izdüşümlü bölümler de aynalı tonozlarla örtülmüşlerdir. Sivri kemerlerin oturduğu köşeleri püsküllü başlıklar değişik tasarımları ile dikkati çekmekte ve Lâle Devri'nden sonra Osmanlı mimarisinde ağırlığı hissedilecek olan barok üslûp etkilerinin muhtemelen ilk belirtilerinden birini teşkil etmektedirler.), Kaptan-ı Derya Süleyman Paşa Çeşmesi 1749 (Kasımpaşa Hasköy yolundadır.(Zindanarkası Meydanı- Seferikoz Camii karşısı) Çeşme 1993 yılında Beyoğlu Belediye Başkanlığı tarafından toprak altından çıkarılmış ve onarılarak eski bulunduğu yerin tam karşısına taşınarak şehir suyu bağlanmıştır. Orjinali kesme taştan, klâsik üslupta yapılmış, küp gövdeli bir çeşmedir. Kitabesinde de belirtildiği gibi Süleyman Paşa çeşmenin banisi olmayıp tamir ve yeniden imar ettirilmiştir. Böylece klâsik üsluptaki görünümüne sonardan barok ilavelerle iki farklı üslup olmuştur. Haznesinin üstü tonozludur ve saçağı vardır. Çeşmenin dört yüzü de, köşelerde birer gömme sütunce ile pahlanarak hareketlendirilmiş ve kütlesellik kırılmıştır. İki renkli taştan oluşturulmuş sivri kemerli çeşme nişi ve üzerindeki, kartuşlar halinde düzenlenmiş Şair Lebib'e ait sekiz beyitlik mermer kitabe panosunun yer aldığı ön cephede silmelerle dikdörtgen bir çerçeve içersine alınmıştır. Kitabenin içinde üç adet fener motifi bulunur. Nişin her iki yanında oval birer madalyon mevcuttur. Ayna taşı kemerli bir kompozisyon ile süslenmiştir. Teknesi sağlam durumdadır. Çeşmenin her iki yan cephesinde, musluklu küçük birer çeşmecik ( süs çeşmesi-suluk) bulunmaktadır. İki sütun üzerinde akantus yaprakları ve birer kemer yer alır. Kemerin üzerinde küçük bir istiridye motifi ve iki yanında birer fener motifi bulunur. Çeşmenin üzerinde dikdörtgen bir pano üçersinde, "Tevekkeltü ala'llah" diğer yüzdeki çeşmeciğin üzerinde ise mermer üzerine hakk edilmiş Maşallah yazısı yer alır. Çeşmenin üzerinde bulunan 1163(1749) tarihli tamir kitabesinden başka bugün mevcut olmayan 1173( 1757) tarihli Şair Nâimi'ye ait bir diğer kitabenin 1980 yılında bulunduğu tesbit edilmiştir.), Deniz Hastanesi Şehitliği, Kulaksız Polis Merkezi Amirliği, Tarihi Kulaksız Mezarlığı, Rixos Tersane İstanbul, Tersane İstanbul Rowing Club (Kürek Çeşme Alanı), Tersane İstanbul Bosphorus Manzara Noktası, Eski Hasköy Tersanesi, Silahtar Ağa Yahya Efendi Çeşmesi (Hasköy'de Kuşkonmaz Camii'nin karşısındadır. Muazzam tonoz haznesinin bir yüzüne ve iki köşesine mermer kaplanarak vucuda getirilmiş bir büyük iki küçük çeşmeden ibarettir. Tekneleri yere gömülmüş ve açık olan üstünü otlar kaplamıştır. Tekneleri çukurda kalmış olmakla beraber yalnızca ortadaki büyük çeşme akmaktadır. Sağ ve sol köşelerindeki Arapça birer kıtanın tarih mısrası: Kad bed'e min füyuzi Yahya Zülâl (1203) Cephesinde dört kıtalık Türkçe kitabenin de tarih beyti: Ezber etsinler Münib'a su gibi tarihini Çeşme-i Yahya Efendi'den al iç olsun hayat (1203)), Handan Ağa Cami (Kuşkonmaz Cami) 1400'ler Hasköy semtinde, Haliç kıyısında yer alan cami, II. Mehmed dönemi ağalarından, Handan Ağa tarafından yaptırılmıştır. 1400'lü yıllarda yaptırılan caminin içi, 1500'lü yıllarda İznik çinileriyle süslenmiş; 1800'lü yıllarda ise mayolika çinileri eklenmiştir. İlk yapıldığında alt katı kayıkhane olarak kullanılsa da, Haliç kıyılarının ıslahı sırasında, kıyının askeriye tarafından toprakla doldurulması nedeniyle kıyıdan uzaklaştı. Kayıkhane daha sonra ibadet mekânı olarak yapıya eklendi. Cami, 1700'lerde, 1800'lerde ve 1960'ta kapsamlı onarımlar geçirdi. Cami, kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Tek minaresi vardır. Minare tuğladan yapılma olup, sıva kaplı ve boyalıdır. Çatısı kızıl kiremit ile örtülüdür.), Galata Kürek Kulübü, Hasköy Millet Kütüphanesi, Hasköy Parkı, İnsta Buzz Yürüyüş Alanı, Hasköy İskelesi, Hasköy Çeşmesi 1525 (Yasef Çeşmesi, İstanbul'un Beyoğlu ilçesindeki bir çeşmedir. 1524 ya da 1525 yılında Yasef adlı bir Yahudi tarafından yaptırılmıştır. Beyoğlu'nda tarihi tespit edilen ve günümüzde varlığını sürdüren en eski çeşmedir. Suyunun akmadığının kaydedildiği 1940'ların başından beri işlevsizdir. Klasik Osmanlı mimarisi üslubunda, kesme taştan inşa edilen kâgir bir yapıdır. Mermerden imal edilen ayna taşının üzerinde bitki motifli kabartmalar vardı. Taştan teknesi, sivri kemerle sonlanan bir nişin içinde konumlanıyordu. Kemerin üzerinden geçen bir silme, yapının üst sınırını oluştururken kemerin altında iki satırlık yapım kitâbesi vardı. Günümüzde çeşmenin tüm yüzeyleri sıvayla kaplanmış olup ayna taşı, kitâbesi ve teknesi doldurulmuş, üzerine ise bir ev inşa edilmiştir. Kitâbesine göre çeşme, Yasef adlı bir Yahudi tarafından 1524 ya da 1525 yılında yaptırıldı. Semavi Eyice, "Mehlisedek" olarak okuduğu kitâbesinin son kelimesinden yola çıkarak bu kişinin, Mehlisedek'in oğlu olduğunu yazar. Beyoğlu'nda, tarihi tespit edilen ve günümüzde varlığını sürdüren en eski çeşmedir. 1945'teki eserinde İbrahim Hilmi Tanışıkharap hâldeki çeşmenin suyunun akmadığından, musluğunun koparılıp teknesinin molozla doldurulduğundan, tas yuvalarının yüzünü süsleyen mermerin dış kenarlarının kırılarak yuvaların şekillerinin bozulduğundan bahseder. 1975'te, çeşme haznesinin üç yüzünün de sıvayla kapatıldığı ve nişini) bir barakaya çeviren bir ayakkabı tamircisinin burada çalıştığı kaydedilir. Günümüzde ise çeşmenin üzerine bir ev inşa edilmiş durumdadır. Hasköy Çeşmesi, İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 25 Eylül 1991 tarih ve 2992 sayılı kararıyla bir kültür varlığı olarak tescil edilip korumaya alındı. İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 1 Haziran 2017 tarih ve 5476 sayılı kararıyla tescil durumu güncellenerek I. koruma durumuna geçt İstanbul'un Beyoğlu ilçesinin Keçecipiri Mahallesi'ndeki Bactar Sokağı'nda, 6 ve 8 numaralı yapılar arasındaki kadastral boşlukta konumlanan bir duvar çeşmesidir. Klasik Osmanlı mimarisi üslubunda, kesme taştan inşa edilen kâgir bir yapıdır. Çizgili mermerden imal edilen ayna taşının üzerinde bitki motifli kabartmalar vardı. Taştan teknesi, sivri kemerli bir nişin içinde konumlanıyordu. Kemerin üzerinden geçen bir silme, yapının üst sınırını oluşturuyordu. Kemerin altında konumlanan yapım kitâbesinin sülüs tekniğiyle işlenen metni şu şekildeydi: "Dokuz yüz otuz birde çeşme Bina ide Yasef Veled Muhiledekle/Mehlisedek 931" Haznesi tonozlu olan çeşmenin üstü çatısız ve toprakla kapalıydı. Günümüzde tüm yüzeyleri sıvayla kapalı olan çeşmenin ayna taşı, kitâbesi ve musluğu sökülmüş; taş teknesi doldurulmuş; ayna taşının her iki yanında konumlanan tas yuvaları kapatılmış durumdadır. Üzerine inşa edilen evin giriş kısmı, haznesinin üzerinde yer alır.), Kiremitçi Ahmet Cami (Kırmızı Minare Cami 1594), (İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde yer alan Osmanlı döneminden kalma, tarihî bir ibadethanedir. Hasköy semtinde, Yün-İplik Fabrikası'nın yanında; Rahmi M. Koç Müzesi'nin arkasında bulunur. 1591 yılında, camiye adını veren Kiremitçi Ahmet Ağa tarafından yaptırılmıştır. Cami içindeki mimber ise sarayda görev yapan kapıcıbaşı Esedullah Ağa ve eşi tarafından eklenmiştir. Cami, 1889 yılında, III. Ahmet döneminde kapsamlı bir onarım geçirmiştir. Son onarım çalışması ise, 1994 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından yürütülmüştür. Cami, 200 metrekarelik arsa üzerine yapılmış olup, duvarları kâgir; müezzin mahfili ve minberi ahşaptandır. Kırmızı tuğladan yapılma, tek şerefeli bir minaresi vardır. Bu nedenle halk arasında Kırmızı Minare Camii olarak bilinmektedir. Bânisi Ahmet Ağa, caminin yanında etrafı çevrilmiş bir mezarda gömülüdür.), Rahmi M. Koç Müzesi ( Lengerhane; Sultan III. Ahmet (1703-1730) zamanında, 12. yüzyıldan kalma bir Bizans binasının temelleri üzerine kurulmuş olan bu eski Osmanlı Lengerhanesi, şu anda ikinci sınıf tarihi eser kapsamındadır ("Lenger" "'çıpa ve zincir", "hane" ise "ev" anlamındadır). Bina, Sultan III. Selim (1789-1807) zamanında Maliye Bakanlığı'nın kontrolüne verilmeden önce restore edilmiş ve Cumhuriyet'in kurulmasından sonra Cibali Tütün Fabrikası'na devredilmiştir. Lengerhane binasının çatısı, 1984 yılında çıkan bir yangında ciddi hasar görmüş ve bina terk edilmiştir. 1991 yılında Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından satın alınan bina, iki yılı aşkın süren yenileme çalışmalarından sonra 13 Aralık 1994 tarihinde ziyarete açılmıştır. 2016 yılında aile üyelerinin de katıldığı bir törenle binaya Mustafa V. Koç'un ismi verilmiştir. Fransız Restoranı Suzy's Cafe du Levant, Lengerhane binasının yanında bulunmaktadır. Lengerhane binasında sergilenen koleksiyonumuz üç kata yayılmış durumdadır. Zemin Kat. Buhar makineleri ve raylı ulaşım modelleri, sıcak hava motorları ve içten yanmalı motorlar, zaman ölçüm aletleri, gerçek boyda buharlı gemi makinesi. Birinci Kat. Bilimsel aletler ve iletişim aletleri koleksiyonu. Bodrum. Havacılık ve denizcilik koleksiyonları, kaliteli mekanik oyuncaklar, kaptan köşkü replikası, film ve baskı koleksiyonları. Hasköy Tersanesi; Rahmi M. Koç Müzesi'nin yerleşim planına bakıldığında, Müzenin üç ana mekândan oluştuğu görülür. Bunlardan, geçmişte de bir sanayi mekânı olarak kullanılmış olan Lengerhane binası, Hasköy Caddesi'nin üzerinde yer alır. Caddeyle deniz arasında kalan kısımdaysa dış mekân ve yine geçmişte bir endüstriyel mekân olarak kullanılmış olan eski Hasköy Tersanesi bulunur. Müzede yer alan denizcilik konulu objeler için bulunmaz bir sergi mekânı olan Tersane, 1861'de Şirket-i Hayriye tarafından inşa edilmiştir. Şirket-i Hayriye 1851'de İstanbul ile Boğaziçi iskeleleri arasında buharlı gemilerle yolcu taşımak için kuruldu. Osmanlı İmparatorluğu'nda kurulan ilk anonim şirket olan Şirket-i Hayriye'nin gemileri uzun yıllar bu tersanede bakım ve onarım gördü. Tersanede bakım ve onarımın yanı sıra gemi inşası da gerçekleştirildi. 1872'de İngiltere'de inşa edilen Şirket-i Hayriye'nin küçük vapurlarından Meymenet, Nüshet, Refet ve Amed demonte halde getirildikleri bu tersanede monte edildiler. Hasköy Tersanesi'nde inşa edilen ilk gemiler de yine Şirket-i Hayriye'ye aitti. 1937'de denize indirilen Kocataş ve 1938'de denize indirilen Sarıyer vapurları bu tersanede inşa edilen ilk gemilerdir. Şirket-i Hayriye'nin 1945'te devletleştirilmesinden sonra İstanbul Şehir Hatları İşletmesi'ne ait vapurların bakım ve onarımları uzun yıllar bu tersanede yapıldı. Tersanede şehir hatları vapurlarının bakım ve onarımlarının yanı sıra bazı şehir hatları vapurları da inşa edildi. 1996'da Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından satın alındıktan sonra esaslı bir restorasyondan geçen tersane, müzeye dönüştürülmüştür. Hasköy Tersane kompleksi, üç kanadı ve dış mekânı ile geniş bir koleksiyon yelpazesine ev sahipliği yapmaktadır. Bu yelpazede sualtı yaşamı, "ne-nasıl-çalışır", renkli matematik dünyası, tarım, bisiklet ve motosikletler, çocuk arabaları, engelli arabaları, at arabaları, otomobiller, ticari araçlar, buharlı, gazlı ve dizel motorlar, zeytinyağı fabrikası, marangozhane, buharlı gemi makineleri, kızak, yaşayan geçmiş, denizcilik, raylı ulaşım, gerçek boyutta gemiler, uçaklar, Atatürk Koleksiyonu ve Rahmi M. Koç Galerisi yer almaktadır.), Rahmi M. Koç Müzesi MVK Binası, Halıçoğlu Parkı, Haliç Kürek Spor Kulübü, Turşucu Hüseyin Çelebi Cami, Turşucu Hüseyin Sokak Çeşmesi, Mehmet Hüsrev Paşa Çeşmesi, Hasköy Müslüman Mezarlığı, Çıksalın Parkı, Hasköy Musevi Mezarlığı, Altınboynuz Spor Kulübü, AAG Parkı, İBB Haliç Su Sporları Merkezi, Abdüsselam Cami, İBB Su Sporları Merkezi, Kumbarhane Cami 1792 (Beyoğlu ilçesine bağlı Hasköy'ün Halıcıoğlu semtinde bulunan yapılardan kışla III. Selim tarafından 1206 (1792) yılında, kışlanın avlusunun ortasında yer alan cami ise annesi Mihrişah Vâlide Sultan tarafından 1208'de (1794) inşa ettirilmiştir. Kışladan geriye kalan bazı küçük bölümlerle Halıcıoğlu veya Mihrişah Sultan Camii de denilen cami halen Kumbarahane caddesi üzerindedir. Kompleksin kuzeyinde Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyun ile Mekteb-i Hendese, güneyinde Abdüsselâm Camii ve Kabristanı, doğusunda da Estepan Kilisesi bulunmaktaydı. Kışla. Top döküm tesisleri, tâlim yerleri, çeşitli askerî amaçlarda kullanılmak üzere deri işlenen bir klorhâne, mutfak, ahırlar, hamam, mescidle meşruta odaları ve dükkânlardan oluşan Humbarahane Kışlası, büyük çaplı askerî binaların modern anlamdaki ilk örneği kabul edilmektedir. Faaliyete geçtiğinde güneydeki Hasköy tarafı humbaracılara, kuzeydeki Sütlüce tarafı ise lağımcılara ayrılmıştı. 1795'te Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyun'un açılması üzerine buraya dahil edilen kışla binaları II. Mahmud döneminde yenilenmiş, 1848'de yanan Galata Sarayı'nın yerine Mekteb-i Tıbbiyye'ye verilmiştir. Böylece yapılış amacından uzaklaştırılan kışla, 1865'teki kolera salgınında yahudi hastaların bakımına tahsis edilmiş, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda dört yıl boyunca askerî hastahane olarak kullanılmıştır. Daha önce 1850 ve 1861'de elden geçirilen binalar II. Abdülhamid zamanında esaslı bir onarım görmüş, Cumhuriyet dönemine kadar yine Mühendishâne binası ile birlikte Topçu ve İstihkâm Okulu, Cumhuriyet'in ilânından sonra ise önce Yedek Subay Okulu, arkasından 1941 yılına kadar topçu subayları için meslek tatbikat okulu işlevlerini yürütmüştür. 1971-1974 yılları arasında sürdürülen Haliç Köprüsü inşaatı sırasında kışlanın büyük kısmı tamamen tahrip olmuş, geriye sadece özgün hali bozulmuş bazı yapı parçaları kalmıştır. III. Selim ve II. Mahmud zamanlarına ait binalar arasında itinalı yapım tarzı ve tekniğiyle dikkati çeken kışla, dönemin mimari anlayışına uygun biçimde empire üslûbunda inşa edilmiştir. Sedat Hakkı Eldem'in tesbitlerinden kenarlarının yaklaşık 130 m. uzunluğunda olduğu anlaşılan kare planlı asıl kışla binası büyük bir avlu etrafına dizilmiş iki katlı koğuşlardan meydana geliyordu ve cephelerinin ortasında birer kapı ile üzerlerinde özel odalar bulunuyordu. Bunlar yanlarda ve arkada küçük, ön cephede büyük birer köşk şeklinde ve komutanlık odaları ile hünkâr kasrı halinde düzenlenmişti. Batı cephesinin ortasındaki cümle kapısının üstünde yer alan, ikinci katı ahşap hünkâr kasrının kubbesi önceleri camininkiyle uyum sağlayacak şekilde ahşaptan yapılmıştı; XIX. yüzyıldaki tamirlerde ise yüksek kırma çatıya dönüştürülmüştür. Kapının önündeki sütunlar üzerine oturtularak dışa taşkın bir biçimde ve âbidevî ölçülerde ele alınan kasır devrinin mimari özelliklerini taşımaktadır. II. Mahmud zamanında yenilenen kışlada yoğun bir bezeme uygulanmıştır. Temelinde düzgün kesme taşların kullanıldığı yapının duvarları tuğladan örülmüştür. Simetrik bir düzen gösteren cephelerde kat ayırımı bir kornişle belirtilmiş, pencereler ise her iki katta aynı olmak üzere üçlü gruplar halinde düzenlenmiştir. Dış cepheleri pilastırlarla bölümlenerek duvarların masifliği giderilen yapının üzeri beşik çatı ile örtülmüştür (Eldem, s. 242-243). Caminin doğusunda yer alan kışlanın hamamı kuzey-güney ekseninde uzanan dikdörtgen bir plana sahiptir. Harap durumdaki yapı üç bölümden oluşmaktadır. Bunlardan soğukluk kısmı kiremit kaplı çatı, ılıklık tonoz, sıcaklık ise kubbe ile örtülüdür. Cami. Günümüzde Haliç Köprüsü'nün tabliye seviyesinin altında kalan caminin kuzeyi ve batısı da zemin kotunun yükselmesi sonucu yol seviyesinden aşağıda bulunmaktadır. Caminin doğusunda eski kışlanın kalıntısı bazı birimler, güneyinde ise bir çeşme ve ihata duvarları yer alır; kuzeybatı köşesinde de yapıya bitişik bir muvakkithâne mevcuttur. Cami, III. Mustafa'nın başkadını Mihrişah Vâlide Sultan tarafından 1208 (1794) yılında ve tek minareli olarak yaptırılmış, kısa bir süre sonra da oğlu III. Selim ikinci minareyi ilâve ettirmiştir. Kuzey cephesindeki birinci ulusal mimarlık üslûbuna bağlanan sivri kemerli girişlerle aralarında yer alan pencere ve merdiven kulesindeki sivri kemerli pencereler II. Meşrutiyet döneminde (1909-1918) yapılan bir onarıma ait olmalıdır. 19 Ocak 1942 tarihinden II. Dünya Savaşı sonlarına kadar askerî amaçla kullanılan caminin kurşunları 1960'lı yılların başlarında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yenilenmiş ve minareleri de onarılmıştır. Fevkanî ve tek kubbeli cami enine gelişen dikdörtgen planlıdır. Duvarları almaşık örgülü ve sıvalı olan yapının kubbesi ahşap iskeletli ve içeriden bağdâdî sıvalı, dışarıdan kurşun kaplıdır. Yüksek tutulan bodrum katı üç taraftan mermer sütunlu ve yuvarlak kemerli galerilerle kuşatılmış, harim bu galerilere oturtulan çıkmalarla genişletilmiştir. Galerilerin batı tarafı sekiz, doğu tarafı dokuz, güney tarafı ise altı sütunludur. Kuzey cephede biri ortada, ikisi köşelere yakın olmak üzere üç kapıdan bodruma inilmektedir. Camiye, eksende yer alan bodrum kapısının iki yanında önleri merdivenli sivri kemerli kapılardan girilir. Kapılar arasında sivri kemerli bir aydınlatma penceresine yer verilmiştir. İki taraftan çıkan çift kollu merdivenler ortada bir sahanlıkta birleşmekte ve buradan basık kemerli bir kapı ile son cemaat yerine geçilmektedir. Bu kapının yanlarında mermer söveli iki dikdörtgen pencere, duvarın doğu ve batı köşelerinde ise minarelerin yuvarlak kemerli kapıları yer alır. Son cemaat yeri kapısıyla aynı eksende bulunan harim kapısının kemeri üzerine 1208 tarihini taşıyan Şeyh Galib'in dört mısralık inşa kitâbesi yazılmıştır. Kapının iki yanında ikişerden dört pencere bulunmaktadır. Harimin diğer duvarlarında alttakiler mermer söveli dikdörtgen, üsttekiler sivri kemerli ve revzenli olmak üzere iki sıra halinde pencereler açılmıştır. Kubbe dışarıda yüksek bir kasnağa, içeride ise doğu, batı ve güney yönlerinde duvarlara, kuzeyde kapının önünde yer alan dört sütuna oturtulmuş ve geçiş yuvarlak kemerli tromplarla sağlanmıştır. Tromplar arasında dört yönde birer yuvarlak pencere vardır. Dışta tromplar üzerinde silindirik gövdeli ve üzerleri kubbecik örtülü ağırlık kuleleri bulunmaktadır. Kasnağa yuvarlak kemerli ve alçı revzenli bir sıra pencere yerleştirilmiştir. Son cemaat yerinin üzerinde yer alan mahfil harime doğru genişlemekte olup önde ikisi duvara gömülü olan dört mermer sütuna, tabanı da ahşap kirişlere oturtulmuştur. Harime bakan cephe ahşap dikmelerle dikdörtgenlere bölünmüştür. Son cemaat yerinin batısındaki camekânla ayrılan kısımdan girilen ve harimin kuzeybatı köşesine gelen merdiven kulesine mahfile çıkan merdivenler yerleştirilmiştir. Yapı kitlesinden dışarı taşan kule, merdivenin eğimine paralel olarak sıralanan ince uzun ve sivri kemerli dört pencere ile aydınlatılmaktadır. Mahfil ahşap duvarlarla bölümlenmiş, doğusu iki bölümden meydana gelen hünkâr mahfili olarak düzenlenmiştir. Hünkâr mahfilinin harime bakan cephesi ahşap kafeslerle kaplıdır. Ahşap hünkâr mahfilinin altın yaldızlı oyma kafesi, birbirine küçük dairelerle bağlanan ve merkezinde güneş motifi bulunan sekizgenlerden oluşturulmuştur. Mahfilde yer alan altı ahşap direğin başlık kısımlarında barok üslûpta oymalar, ayrıca açıklıkların üzerinde aynı türde alınlıklar bulunmaktadır. Eski bir fotoğrafta, kışla köşkünden hünkâr mahfiline bağlanan ahşap rampalı geçiş görülmektedir (İÜNEK, II. Abdülhamid Han Fotoğraf Albümleri, nr. 90865/5). Harimin duvarlarıyla kubbenin içi ve eteği, mahfilin tavanı, duvarları ve sütun başlıkları tamamen neo-klasik üslûpta yapılmış siyah, kırmızı ve sarı renkli, bitkisel motifli kalem işleriyle bezelidir. Büyük bir ihtimalle bu kalem işleri, yapının kuzey cephesinin değişime uğradığı XX. yüzyılın ilk çeyreğindeki onarımın ürünüdür. Alışılmadık tasarımı ile dikkat çeken mermer mihrabın nişi içbükey ve beş dilimli olup Osmanlı barok üslûbuna has bir birleşik kemerle dışa açılır. İki yandan enli pilastırlarla kuşatılmış, kemerin üzerine âyet kitâbesi ve kıvrık yapraklarla çerçeveli bir alınlık yerleştirilmiştir. Ayrıca nişteki dilimler arasında ince pilastırlar yer alır. Kavsara bölümü, dilimleri devam ettiren içbükey yüzeylerden oluşmaktadır. Aralarda pilastırların devamı olarak alçı kaplama kıvrık dal biçimi ahşap çubuklar uzanmaktadır. Geometrik bölümlenmenin uygulandığı ahşap minberin kapısı, süpürgelik kısımları ve alınlığında yer alan bitkisel bezemeler dikkat çeker. Minberin tezyinatı çok sade ve dengeli bir görünüme sahiptir. Doğu duvarında iki pencere arasındaki nişin önüne konulmuş olan ahşap vaaz kürsüsünün alçak tutulan korkulukları da bitkisel süslemelidir. Caminin dışında sade mimari unsurlar hâkimdir. Bodrum katını kuşatan galerilerdeki sütunların başlıkları yuvarlak olup dört taraflarında birer yaprak kabartması vardır. Doğu ve batı cephelerinin pencereleri arasında tepelerinde profilli silmeler bulunan pilastırlara yer verilmiştir. Yapının kuzey cephesi diğerlerine göre sade tutulmuş, yalnızca kapı ve pencerelerin üzerinden devam eden bir silme geçirilmiştir. Kuzey cephesinin doğu ve batı köşelerine dışa taşkın biçimde yerleştirilen tek şerefeli ince uzun minareler kesme taştan yapılmıştır. Son cemaat yerinden girilen minarelerin kare prizma kürsüler üzerinde yükselen gövdelerine soğan biçimi pabuçlarla geçiş sağlanmıştır. Gövdelerin alt ve üst kısımlarında, peteklerin ise yalnız üst kısımlarında birer kaval silme dolanır. Üzeri kurşun kaplı ahşap külâhlarla örtülü olan minarelerde şerefelerin altları yuvarlak hatlı ve boğumludur. Caminin kuzeybatı köşesinde minare kürsüsünün kuzey tarafına bitişik olarak yapılan altıgen planlı muvakkithâne küçük ve tek katlıdır. Üzeri kurşun kaplı piramidal bir çatı ile örtülen yapının dört cephesinde üçgen kemerli pencerelere yer verilmiş, giriş de doğu köşesine açılmıştır. Pencerelerin bu şekli muvakkithânenin Abdülaziz veya II. Abdülhamid döneminde eklendiğini ya da en azından yenilendiğini gösterir. Eski bir fotoğraftan binanın vaktiyle çift katlı olduğu anlaşılmaktadır (Alman Arkeoloji Enstitüsü Fotoğraf Arşivi, nr. 325).), Askerlik Şubesi Binaları (Beşiktaş Askerlik Şubesi, Şişli Askerlik Şubesi, Kağıthane Askerlik Şubesi, Bayrampaşa Askerlik Şubebi, Fatih Askerlik Şubesi), Sütlüce İskelesi, Sütlüce Parkı, Elif Efendi Dergahı, Mahmutağa Cami (Çavuşbaşı Cami) 1538 (Mimar Sinan'ın 1538'de Abdi Subaşı ve Mahmud Ağa için yaptığı, İstanbul'da Sütlüce Hamam sokağında bulunan cami. Taş merdivenlidir. Duvarlar taş-tuğladır. Çatı ahşap ve kiremit örtülüdür. Avluda bir kütüphane ve mezarlık, bir türbe bulunmaktadır. Minaresi taştan, kürsü ve minberi ahşaptır.), Menba Suyu Çeşmesi 1926 (Sütlüce'de Mahmud Ağa Camii'nin (Hamam Sokak) önündeki bu çeşme mermerden yapılmıştır. Düz bir levhadan ibaret ayna taşı iki sütun arasına alınmıştır. Teknesi ve sedleri sağlamdır. Suyu akmamaktadır. Üst kenarındaki stalaktitli kuşağı altında şu kitabe görülmektedir: "Sütlüce Kağıthane Menba Suyu 345-1926"), Hz. Ahmet Şemseddin Karahisari (Hattat) Türbesi, Haliç Kongre Merkezi (Business Lounge), Sütlüce Kültür ve Kongre Merkezi, Bademlik Camii Şerifi, Sütlüce Mezarlığı, Haliç Parkı, Manas Bahadırdın Heykeli, Kıbrıs Barış Ormanı, İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, İBB Kültür AŞ Digital Deneyim Merkezi, Miniatürk, Sandal Kayıt Turu Miniatürk Sahil Kapısı, İBB Örnektepe Su Sporları Merkezi, Sütlüce 3 Parkı

📍 Büyükçekmece

📍 Çatalca

İnceğiz Mağaraları, Karasu Deresi, Arif Nihat Asya Bayrak Anıtı, Camperist Caravan&Camping Karavan Kampı, İnceğiz Mağarası 2, Maltepe Nekropolü, İnceğiz Göleti, Akalan Piknik Alanı, İBB Harmanlar Üstü Mesire Alanı, Köpeklitepe (Akalan), İhsaniye Piknik Alanı, Maçkadere Tarihi Alanı (Belgrat), Kuş Kayası (Belgrat), Kurşunlugerme (Gümüşpınar), Karamandere Doğa Parkı, Karamandere Dere Kenarı, Karacaköy Deresi, Ulupınar Su Dolum Tesisleri, Ormanlı Plajı, Ormanlı Kamp Alanı, Durugöl, Atak Offroad Etkinlik Alanı, Alaiye Şehitliği (Yazlık)

📍 Çekmeköy

Çekmeköy Doğa Parkı, İBB Rahmi Demir Kent Ormanı, Çekmeköy Seyir kulesi, Sultançiftliği Taşlıtepe Devlet Ormanı, Vagoon House Kamp Alanı, Taşdelen Mesire Alanı, Çekmeköy Kent Parkı, Havuz Tepesi, Çekmeköy Millet Bahçesi, Çekmeköy Belediyesi Güngören Sosyal Tesisleri, Çekmeköy Ormanköy Mesire Alanı, İstanbul Anadolu Atlı Spor Kulübü, Park Of İstanbul Doğa ve Yaşam Kompleksi (Çekmeköy Hayvan Rehabilitasyon Merkezi), Reşadiye Mesire Alanı, Güvercinlik Mesire Alanı (Reşadiye), Tur Hasan Bey Mezarı (Danişment Oğullarından Tur Hasan Bey'in kabri-Reşadiye), Camoka Ulupamir Binicilik, Ömerli Binicilik Eğitim Merkezi, Çayağız Deresi, Tomara Binicilik Kulübü, Çanakçı Deresi, Ömerli Barajı, İnternational Ömerli Carp CUP Yarışma Alanı, Ömerli Barajı Kamp Alanı, Paşaköy Gözlem Kulesi

📍 Esenler

📍 Esenyurt

📍 Eyüp

Evvelbent Su Kemeri (Kemerburgaz)

📍 Fatih

İBB Balat Parkı, İBB Akşemsettin Parkı, Sveti Stefan Kilisesi (Demir Kilise), Eski Bulgar Ortodoks Başpiskoposluğu, Fener Rum Evleri, Farangati, Renkli Merdivenler, Meryem Ana Rum Ortodoks Kilisesi, Fethiye Cami (1591'de camiye dönüştürülen kilisede Bizans'ın son dönemlerine ait mimari doku ve ince detaylı mozaikler yer almaktadır), Cennet Mahallesi'ndeki Pembe'nin Evi, Merdivenli Yokuş Evleri, Aziz George Katedrali, Ferruh Kethüda Cami (köşesinde güneş saati var), Odun Yarıcızade Cami, Hoca Kasım Günanı Cami, Yusuf Şucaeddin Cami, Hacı İlyas Yatağan Cami, Tekfur Sarayı Müzesi (Porfirogennetos Sarayı) ( Bizans İmparatorluğu oğlu için 13. Yyda inşa edilen sarayın dış cephesi kalıntıları), İBB Tekfur Sarayı Yaşam Parkı, Hz. Şu'be Türbesi, Eğrikapı, Hz. Ebuzergifari Cami, Hz. Ebuzergifari Türbesi, Kazasker İvaz Efendi Cami, Panayia Vlaherna Ayazması Meryem Ana, Vlaherna Meryem Ana Kilisesi, (Ünlü Meryem Ana tasviri ve göz alıcı duvar resimleriyle 1800lerden kalma Ortodoks Kilisesi), Ebuzer El_Gıffari Türbesi, Hazreti Ebu Şeybe el Hudri Türbesi, Sahabeden Hz. Kab ra Türbesi, Blachermnai'nin Duvarları, Kariye Cami Müze 6.yy. (MS. 6. Yyılda inşa edilmiş bir kilise binasında sergilenen dini sanat eserlerinin bulunduğu müze), İstanbul Surları, Edirnekapı Surları (5. Yüzyılda inşa edilmiş, kapıları ve kuleleri hala ayakta olan, UNESCO listesine girmiş Bizans Surları), Charisius Kapısı, Aya Yorgi Rum Ortodoks Kilisesi, Edirnekapı Parkı, Kasapbaşı Hasan Efendi Çeşmesi, Mihrimah Sultan Cami (16.yüzyılda Mimar Sinan tarafından tasarlanan, 4 payesi ile uzun minaresi bulunan görkemli cami ve külliye), İBB Habeş Parkı, Sulukule Kapısı, Tarihi Çeşme, Adnan Menderes'in Anıt Mezarı, Turgut Özal'ın Anıt Mezarı, Kemal Türker Anıt Mezarı, Tarihi Topkapı Surları, Bizans Surları, Constantinople Duvarı, Topkapı Sur Kapısı, Konstantinopolis Surları'nın Tarihi Alanları, Topkapı, Fatih Belediyesi Topkapı Kütüphanesi, Romanos Kapısı, Dördüncü Askeri Kapı, Theodus Surları, İlyaszade Cami, Topkapı Parkı, Panorama 1453 Tarihi Müzesi, İstanbul Kent Müzesi, Topkapı Şelalesi, İstanbul Karasurları Millet Bahçesi, Kara Surları Ziyaretçi Merkezi, Mevlanakapı Ziyaretçi Merkezi, Mevlana Kapısı, Tower Walk of Constantinopoly (İstanbul), Merkez Efendi Mezarlığı (Prof.Dr. Necmettin Erbakan Makamı (Kabri), Dr. Rıza Nur'un Mezarı), Tarsusi Mehmet Efendi Mescidi, Hamza Bali Türbesi, Fatih Belediyesi Silivrikapı Parkı, Arakiyeci Ahmet Çelebi Cami, Sitti Hatun Cami, Lalezar Cami (Viran Cami Olarak da bilinir), Cambaziye Cami, Bulgur Palas, Cerrah Mehmet Paşa Cami, Cerrah Mehmet Paşa Türbesi, Cerrahpaşa Cami Sokağı Çeşmesi, Şem'i Molla Cami, Keyci Hatun Konağı, Keyci Hutan Cami 1485, Hacı Bayram Kaftani Cami, Murat Paşa Cami, Murat Paşa Cami Çeşmesi, Murat Paşa Parkı, Tarihi Çeşme, Horhor Çeşmesi, Bıçakçı Alaaddin Cami (1562 yılında Şeyh Alaaddin Ali Kefevi tarafından yaptırılmıştır. Ayrıca kaynaklarda günümüz haliyle yapım tarihi ise 1974-1977 yıllarını göstermektedir. Şeyh Alaaddin Camii ve Alaaddin Mescidi olarakta bilinmektedir), Cibali Mahallesi, Çağa Sokağı ile Bıçakçı Çeşme Sokağı'nın kesiştiği noktada bulunmaktadır. Cami, H.910/M.1504 tarihinde vefat eden Bıçakçı Alaaddin Ali tarafından kendi adına yaptırılmıştır.Duvarları taş ve tuğla olup çatısı ahşaptır. Vakfiyesi H.909/M.1503 tarihlidir. Dört köşe bir kaide üzerine oturtulmuş tek şerefli minaresi bodur ve kâgir olup camiden ayrıdır. Mescit, İsmail Efendi tarafından H.1285/M.1868 tarihinde yenilenmiş ve H.1311/M.1893 yılında da Hacı Şevki Efendi tarafından yaptırılan tamiratla bugünkü duruma getirilmiştir. Dikdörtgen planlı olan bu caminin bitişiğindeki sıbyan mektebi ise 1930'da yıkılmıştır. Küçük bir avludan girilen caminin iç duvar etekleri lambri kaplıdır, mihrabı alçıdan yapılmıştır. Ahşap kadınlar ve müezzinler mahfili de bulunan caminin, son cemaat yeri de vardır. Mihrap duvarının sokağa bakan yüzünde bir kitabe vardır. Devamlı suyu akan çeşmesi üzerindeki kitabe ise H.1312/M.1893 tarihini taşımaktadır. 1966, 1975 ve 1990 tarihlerinde halkın yardımlarıyla onarılmıştır.), İBB Arkeoloji Parkı, Saraçhane Parkı, Kıztaşı Markianos Sütunu 450 (Kıztaşı ya da Markianos Sütunu (Yunanca: Στήλη του Μαρκιανού, *Stíli tou Markianoú*), İstanbul'un Fatih ilçesinde bulunan, Doğu Roma İmparatoru Marcianus'un (hükümdarlığı 450--457) onuruna dikilmiş bir anıtsal sütundur. Yapı, Bizans döneminden günümüze büyük ölçüde korunarak ulaşan az sayıdaki imparatorluk anıtlarından biridir. Sütun, imparator Marcianus'un tahta çıkışının ardından, Konstantinopolis şehrinin praefectus urbi'si (şehir valisi) Tatianus tarafından 450--457 yılları arasında inşa ettirilmiştir. Yapı, dönemin önemli kamusal alanlarından birinde yer alıyor ve olasılıkla küçük bir forum ya da meydanın merkezinde bulunuyordu. İstanbul'un Fethi'nden sonra kurulan ilk Türk mahalleleri arasında "Kıztaşı Mahallesi" olarak adı geçmiştir.Uzunca bir süre Saraçhanebaşı'nda Yeniçeri odalarında bir evin bahçesinde kalmıştır. 1908'deki büyük Çırçır yangını sonrasında çevresi temizlenmiş ve bugünkü görünümüne kavuşmuştur. Sütun, tek parça kırmızımsı gri Mısır granitinden yapılmıştır. Yaklaşık 17 metre yüksekliğinde olup, üst kısmında Korint başlıklı bir impost bloğu bulunur. Sütun gövdesi, tek parça cilalı granitten yapılmıştır. Dairesel formu yukarıya doğru hafifçe incelir. Üzerinde oluk (flüt) bulunmaz; düz yüzeylidir. Gövdenin kuzey cephesinde, demir çemberlerle yapılmış takviye izleri modern dönemde eklenmiştir. Sütunun üst kısmında Korint tarzı bir başlık (kapitel) yer alır. Başlık, dört köşesinde kıvrık akanthus yapraklarıyla süslenmiştir. Başlığın üstünde bir impost bloğu bulunur; bu bloğun üzerinde zamanında Marcianus'un bronz bir heykeli yer alıyordu. Bazı araştırmacılar, günümüzde Barletta'da bulunan ünlü bronz "*Colossus of Barletta*" heykelinin aslında bu sütunun tepesindeki Marcianus heykeli olabileceğini öne sürmüştür. Kıztaşı'nın mimari düzeni, Roma İmparatorluğu'ndaki imparatorluk sütunlarının geç dönemiyle uyumludur. Mısır'dan getirilen granit sütun, başkent Konstantinopolis'teki diğer anıt sütunlarla---örneğin Konstantin sütunu ve Arcadius sütunu ile---biçimsel benzerlik taşır. Bizans dönemi mimarisi açısından sütun, *klasik formun Hristiyan sembolizmiyle birleştiği* erken örneklerden biri olarak kabul edilir. Bizans'ta onur sütunları, imparatorun zaferini, yönetim kudretini ve Tanrı'nın koruması altındaki imparatorluk düzenini simgeleyen anıtlardı. Kıztaşı da bu geleneğin bir parçası olarak, hem Marcianus'un şehre katkılarını ölümsüzleştirmek hem de Konstantinopolis'in imparatorluk kimliğini pekiştirmek amacıyla dikilmiştir. Osmanlı döneminde sütun, halk arasında"tılsımlı taş" olarak anılmıştır. Evliya Çelebi, *Seyahatnâme*'sinde "Saraçhane başında göğe yükselen bir taş sütun ve içinde yatan kral kızı" efsanesini aktarır. Ayrıca bir başka rivayete göre, taşı bir genç kız taşırken yolda bir cin tarafından durdurulmuş, taşı kaldıramayınca sütun orada kalmış ve "Kıztaşı" adı bu olaydan doğmuştur. Kıztaşı, bugün Fatih ilçesinde küçük bir meydanda yer almakta olup, çevresi düzenlenmiş ve ziyarete açıktır. Sütun büyük ölçüde orijinal taş malzemesini korumaktadır; yalnızca üstündeki heykel kaybolmuştur. İstanbul'daki en eski Bizans anıtlarından biri olarak, hem mimari hem kültürel değer taşımaktadır. Kızıl-gri Mısır granitinden iki parça olarak yapılmıştır. Kaidesi dört yüzlüdür ve beyaz mermerden yapılmıştır. Her üç yüzündeki madalyonlar Yunan haçları ile bezenmiştir. Kaidesinde Nike) heykelinin bulunuşundan ötürü halk arasında Kıztaşı olarak bilinmektedir. Kadesinin batı yüzünde bir de kitabe bulunmaktadır. Kitabede Latince olarak şu metin yazılıdır:

🍴 Yöresel Notlar

PRINCIPIS HANC STATVAM MARCIANI

🍴 Yöresel Notlar

CERNE FORVMWQVE

🍴 Yöresel Notlar

PRAEFECTVS VOVIT QVOD TATIANVS

🍴 Yöresel Notlar

OPVS

📍 Metnin çevirisi şöyledir

"İşte bu imparator (birinci yurttaş) Marcianus'un anıtıdır / Ki Tatianus bu eseri adamıştır".Sütunun üzerinde ise bir Korint başlığı bulunmaktadır. Başlığın İmparator Markianos'un heykellerinden birinin kaidesi olması muhtemeldir. Sütunun üzerinde bulunan ve İmparator Marcanius'a ait bronz heykelin 13. yüzyılda Venedikliler tarafından İstanbul'dan Bari'ye götürüldüğü ve şu an orada bulunan *Barletta heykeli* olduğu söylenmektedir), Kıztaşı Muhallebicisi, Bozdoğan Kemeri (Valens Su Kemeri) 4.yy. (4. Yüzyılda Romalılar tarafından inşa edilen, işlek bir cadde üzerindeki görkemli su kemerinin kalıntılarıdır), Zeyrek Çinili Hamam Müzesi (Zeyrek Çinili Hamamİstanbul) ili Fatih ilçesi Zeyrek mahallesinde bulunan bir çifte hamamdır. 2010 ve 2023 yılları arasında restore edilmiş hamam günümüzde orijinal işlevinde kullanılmakta, ek yapısında bir müze, altında bir Bizans sarnıcı, hemen yanında ise bir etkinlik alanı bulundurmaktadır. Osmanlı hamam mimarisinin iyi bir örneği olarak kabul edilir. Güncel Kadınlar bölümü sıcaklık mekânından bir görünüm 1530-1540 yılları arasında, Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa tarafından Mimar Sinan'a yaptırıldı. Hamamın iç mekan duvarları bir zamanlar belli bir yüksekliğe kadar 16. yüzyılda İznik çinileriyle kaplıydı. Soğukluk mekanları Bizans sarnıçlarının üzerine inşa edilmiştir. Zemininde farklı renklerdeki taşlardan yapılan opus sectile tarzı döşemeler bulunur. Restorasyon sırasında ortaya çıkan mermer ve taş karolar korunmuştur. Zeyrek Çinili Hamam Müzesi, söz konusu çinilerin tarihine ışık tutmanın yanında hamamda suyun yolculuğu, hamamın arkeolojisi ve hamam kültürü başlıklarını kapsamaktadır), Molla Zeyrek Cami 12.yy. Mehmet Emin Tokadi Türbesi, Zeyrek Sarnıcı, Hızırbey Hamam 1458, Haydarpaşa Çeşmesi, Haydarpaşa Hamamı, Sinan Ağa Cami, Aşık Paşa Cami, Tarihi Asude Hatun Türbesi, Seyyit Velayet Türbesi, Yeditepe İstanbul'un Çekildiği Ev, Hacı Hasan Cami, Hasan Baba Türbesi, Eski İmaretiatik Cami, Ali Kaptanın Evi, Nalıncı Mehmet Mimi Dede Türbesi, Rezan Has Müzesi, Cibali Karakolu, Küçük Mutafa Paşa Tarihi Hamamı, Zeynel Abidin Çeşmesi, Mimar Çeşmesi, Sirkeci Dede Türbesi ve Haziresi, Yavuz Sultan Selim Cami, Yavuz Sultan Selim Türbesi, Ayşe Hafsa Sultan Türbesi, Abdülmecit Han Türbesi, Şehzadeler Türbesi, Yavuz Sultan Selim Cami Altındaki Sarnıç, Fatih Cami (Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul'un özenle seçilmiş tepelerinden birine inşa ettirilen Fatih Camii, Süleymaniye Camii gibi Osmanlı kültürünün Külliye olarak adlandırılan yaşam kültürünün önemli bir sembolü. Osmanlılar bu tür büyük camileri yalnız ibadethane olarak değil sosyal yaşam içinde yer alan dönemin okulları medreseler, fakirler için yemek dağıtılan imarethaneler, kütüphaneler ve hamamlarla birlikte inşa ettiler.  "Memleket camileri içinde bu mâbed, vücûda nisbetle bir baş gibidir". Fatih Sultân Mehmed Hân -Bir çağın sona erip yeni bir çağın başlamasının dönüm noktası olan İstanbul'un fethi, dünya tarihi bakımından büyük bir önemi haizdir. Tarihin "Fethi Mübin" diye vasıflandırdığı bu büyük fetihten sonra Fatih Camii ve Külliyesi, Osmanlı Türk mimarîsinin İstanbul'da ilk inşâ ettiği ve geliştirdiği âbidevî eserlerindendir^.^  Fatih ilçesine ve bulunduğu semte adını veren bu cami ve külliye, Fatih ilçesi Kirmastı Mahallesi sınırları içinde yer almaktadır. Medrese, dârüşşifa, tabhâne, imaret, kervansaray, hamam, sıbyan mektebi, kütüphane, muvakkithane ve türbelerden oluşan külliye ve cami, Fatih Sultân Mehmed Hân tarafından H.867-875/M.1463-1470 yıllarında kendi adına inşâ ettirilmiştir^.^ Cümle kapısının iki tarafında ve üstünde yer alan onaltı satırlık arapça kitabe, inşâ tarihini göstermektedir. Yazı o devrin meşhur hattatı Ali bin Sofî'nin nefis eseridir. Bu kitabede ayrıca Fatih Sultân Mehmed'in silsile yoluyla Osman Bey'e kadar olan ecdat isimleri de zikredilmiştir^.^ Caminin ilk mimarı Sinânüddin Yusuf bin Abdullah olup Kumrulu Mescid hazîresinde medfûndur. Koca Sinan ile karıştırılmaması için "Atik Sinan" ya da "Azadlı Sinan" diye adlandırılmıştır. Mimar Ayaş'ın da kendisine yardımcı olduğu zikredilmektedir. Mimarî açıdan yapı manzumesine bakıldığında Türk İslâm mimarîsinde Koca Sinan'ın Süleymaniye külliyesi hariç, ne kendinden önce ne de sonra erişilememiş bir sanat düzeyine işaret etmektedir^.^  İlk defa inşâ edilen caminin şimdiki minarelerinin yerinde birer şerefeli iki minaresinin bulunduğu, iç alanının bugünkü genişlikte, kareye yakın plânlı, yanlarda üçer adet küçük kubbe, ortada iki sütun ile iki fil ayağı üzerine oturtulmuş bir büyük kubbe ve mihrap tarafında bir yarım kubbe ile örtülü olup üç adet giriş kapısının bulunduğu kaynaklarda belirtilmektedir.  Camiin iç harem avlusu kareye yakın mustatil plânlı olup, avluya ikisi yanlarda olmak üzere üç kapıdan girilir. Etrafı on sekiz sütun üzerinde 22 kubbeli revakla çevrili olup bu kubbelerden cami tarafındaki yedi kubbenin alt kısmı, son cemâat mahallini teşkil etmekteydi^.^ H.1180/M.1766'da Kurban Bayramının 3. günü güneşin doğuşundan az sonra meydana gelen şiddetli depremden sonra, camide büyük hasar meydana gelmiş ve büyük kubbe si çökmüş, minarelerinin şerefeden yukarısı da yıkılmıştır. Caminin geri kalan kısmı da yeniden ihya edilmek üzere zemine kadar yıktırılmıştır^.^ Fatih Câmii'nin ilk yapısından günümüze ulaşanları şadırvan avlusunun üç duvarı, avlu ortasındaki şadırvan,câmiin taçkapısı, mihrabı, şerefe altına kadar minare kaide ve gövdeleridir^.^ Her ne kadar Fatih Câmiinin ilk yapılışının ne şekilde olduğu ana hatları ile bilinmekte ise de, kıble tarafındaki duvarın bugünkü yerinde olup olmadığı ve yanlardaki duvarlarının geriye çekilip çekilmediği hususunda araştırmacılar tarafından farklı görüşler ileri sürülmüş, sonunda Yük.Mimâr Ekrem Hakkı Ayverdi arşiv belgelerinin yanı sıra inşâî ipuçlarından hareketle caminin restorasyonunu en doğru biçimde ortaya koymuştur^.^ H.1180/M.1766 yılındaki depremde harap olan cami, 1767-1771 yıllarında devrin padişahı Sultân III. Mustafa tarafından dönemin Hassa Başmimârı Mehmed Tahir Ağa'ya yaptırılmıştır. Caminin ihyâsı sırasında Mimar Tahir Ağa kalan klâsik alt yapı ile yeniden yaptığı barok kısımlar arasında iyi bir uygunluk sağlamıştır. İlk inşâ döneminde, farklı bir plân şemasına sahip olan bugünkü Fatih Camii sahnı, kareye yakın müstakil plânlıdır^.^ Harım kısmını örten 26 m. çapındaki merkezî kubbe dört büyük fil ayağı üzerindeki dört büyük kemere oturtulmuş ve bu dört büyük yarım kubbe ile desteklenmiştir. Ayrıca yarım kubbelerin etrafında tâli yarım ve tam kubbeler, mahfilleri ve dıştaki abdest alma muslukları önündeki mahalli örtmektedir. Mihrabın sol tarafında bulunan dışarıdan rampalı çıkışlı hünkâr mahfili caminin ihyâsı sırasında, III. Mustafa tarafından ilave ettirilmiştir. Harîme açılan cephesi de barok üslûpta oymalı kafeslerle kapatılmıştır^10^. Şadırvan avlusundan camiye girilen taçkapı, bütünüyle beyaz mermerden yapılmış âbidevî boyutları, başarılı nispetleri ve nefis işçiliği ile basık kemerli açıklığı müteaddit silmelerle çerçevelenmiş, üstte bir sivri kemer ve bir Bursa kemeri ile kuşatılmış, helezonî yivli püsküllerle zenginleştirilmiş, mukarnas dolgu ile taçlandırılmıştır. Basık kemer ile yanlardaki mukarnaslı nişlerin üzerinde üç parça halinde düzenlenmiş sülüs hatla yazılmış kitabe yer almaktadır^.^ İç harîmi örten ana kubbenin kasnağında, yarım ve küçük kubbelerin çevresinde dizi halinde pencereler bulunmakla beraber, ön ve arka cephenin duvarlarının alt kısmında on ikişer, yan duvarlarında ise on birer adet kemersiz pencere yer almıştır. İç ve dıştan söveleri, eşik ve alınlıkları mermerle kaplı ve üzerlerinde taç ayna yer almaktadır. On ve yan duvarlarının üst bölümlerinde alçıdan yapılmış iki sıra halinde kemerli pencereler ve revzenler vardır. Önceleri alçı olan pencereleri sonradan değiştirilerek ahşaptan yapılmış, kalem işlemeleriyle süslenerek özel görünümünü kaybetmiştir.Caminin ihyâsı sırasında mermerden yapılan minberi geometrik şekillerle süslenmiş yanları şebekeli olup, çokgenli mahruti görünümdeki külah ı ahşaptan yapılmıştır. Çok güzel bir dekora sahip sedef kakmalarla bezenmiş kürsüsü ahşaptır. Minberin geri kısmında yer alan müezzinler mahfili ondört adet mermer direk üzerine istinat ettirilmiş olan mahfile, sağ tarafındaki taş merdivenle çıkılmaktadır.Caminin iç kısmındaki arka ve yan taraflarını çevreleyen mahfili mermer sütun ve dar kemer payeleri üzeri ne oturmuştur. Mahfile cami içinde dört ayrı merdivenle çıkılmaktadır. Bunlardan ikisi taç kapının yanlarında diğer ikisi ise yan giriş kapılarının ön kısmında yer alan kalın duvar payeleri içindedir. Caminin mihrabı tamamen mermerden yapılmıştır. Üst kısmı istalâktitli olup köşelerinde yeşil kum saatleriyle süslenmiş direkler bulunmaktadır.Mihrabın başında celî sülüs ile yazılmış;  "Fenâdethül melâiketü ve hüve kaimün yüsallî fil mihrâbi"âyet-i kerimesi yazılıdır. Harîmin arka kısmında sağda ve solda imam ve müezzin odaları ile son cemâat maksureleri yer almaktadır. Ayrıca şadırvan avlusuna nazır üst pencere bölümünde iki adet mükbire yerleri hoş bir görüntüye sahiptir. Caminin sağında ve solunda yer alan çifte şerefeli minareleri alt şerefeye kadar devrinin yapısıdır. Alt şerefelerinden itibaren yenilenen minareler, barok karakterde dalgalı bir şekilde yapılmıştır. Şerefe korkulukları ve eteği girland kabartmaları ile süslü külahlarla donatılmıştır. II. Abdülhamid devrinde minarelerin külahı zelzeleden yıkılınca taş külah olarak yapılmıştı. Ancak 1965 yılındaki onarımda taş külah iptal edilerek yerlerine kurşun kaplı ahşap külahlar yapılmıştır^.^ Giriş kapıları dışarıda olup sağdaki minare kaidesinin güney yüzünde Ali Kuşçu tarafından yapıldığı tahmin edilen bir güneş saati bulunmaktadır. Şadırvanlı avlu caminin arka kısmında yer almaktadır. İstanbul'da ilk cami avlusu olmasına rağmen hatlarında ve nispetlerindeki asalet ve olgunluk ile uzun müddet kademesine erişilememiş bir eserdir. Üç kol revak aynı seviyede olup caminin arka duvarına muttasıl olan kısmı ise daha yüksekçedir. Revak kubbelerinin harici kasnakları sekiz köşeli müsellesi kürevîlerle kemerlere oturmuştur. Kemerler umumiyetle kırmızı (somaki) taş ve mermerle münavebeli işlenmiş, yalnız mihverdekilere yeşil taş kullanılmıştır. Duvarlar haricen ve dahilen büyük ebatta köfeki taşındandır. Alt ve üst pencerelerin etrafı geniş silmelerle çerçevelenmiş, alttakilerin kenarlarına yeşil Eğriboz taşından mermer aynalar konmuştur. Pencerelerin iç ve dış söveleri gayet kuvvetli mermerdendir. Duvarlar sağlam köfeki taşından silmelerle nihayet bulmaktadır. Revak sütunlarının sekizi yeşil Eğriboz taşından, ikisi pembe, ikisi esmer granitten, son cemâat tarafındaki büyük sütunlar ise pembe Mısır granitindendir. Sütun başlıkları tamamen istalâktitlidir. Revak kemer alınları ve silmeleri beyaz mermerdendir. Şadırvan avlusunun biri arkada, ikisi yanlarda üç kapısı olup, kapı girişleri mermerdendir. Arka tarafta bulunan taç kapı hücreler, kum saatleri ile müzeyyen bir çerçeve ortasında istalaktit yaşmaklıdır. Kapı kemeri yeşil ve beyaz taşla işlenmiş, üstü bir taçla süslenmiştir. Yan kapılar sade ve sivri kemerlidir^.^ Avlunun yan percerelerinden ikisinin iç tarafında kemer aynalara yerleştirilmiş çini panolar üzerine, celî sülüs hatla Besmele ve Ayet'el-Kürsî'nin son bölümü yazılıdır. Bu yazılar Fatih devrinden kalmadır. Yine avlunun ana girişinde bulunan kapının yanlarındaki pencerelerin dış kısmında bulunan kemer aynaların yerleştirildiği yeşil Eğriboz taşları üzerine Fatiha Sûresi ve Besmele celî sülüs ile kabartmalı şekilde yazılıdır. Avluda bulunan şadırvanın üzeri yuvarlak ve köşeli istalaktit başlıklı sekiz adet mermer sütuna istinat ettirilmiş, üzeri kurşun kaplı mahrûtî bir çatı ile örtülüdür, iç kısmı süslemeli ve ahşap olan çatının üstü kademeli saçaklarla yukarıya doğru daralmaktadır. Haznesi mermerden olup üzerinde 16 adet abdest musluğu yer almaktadır. Bundan başka caminin sağında ve solunda zemine yerleştirilmiş abdest alma yerleri vardır. Cami içinde bulunan kuyunun suyundan tulumba ile istifade edilmektedir. Avlunun giriş kapısının solunda ve dışarda yer alan yangın havuzu H.1241/M.1825 yılında II. Mahmud tarafından yaptırılmıştır^14^ Havuzun kuzey ve batı cephesinde duvar içine yerleştirilmiş basit kemerlerle örtülü beş adet çeşme yer almaktadır. Ancak bu çeşmeler metruk bir haldedir. Külliye merkezindeki Fatih Câmii'nden başka medrese, dârüşşifa, tabhâne, imaret, kervansaray, hamam, sıbyan mektebi, kütüphane, muvakkıthâne ve türbelerden oluşmaktadır. Külliye içinde yer alan dârüşşifa, kütüphane, muvakkıthâne, haman, sıbyan mektebi ve medreselerden beşi ortadan kalkmış, diğer bölümler, günümüzde yapı olarak mevcuttur. Sultân I. Mahmud H.1155/M.1742 de caminin güney-batı köşesine bir kütüphane, vezirlerinden Ahmed Paşa da yine bu yöndeki hazîre duvarına H.1154/M.1741 de bir çeşme ilave ettirmiştir. Külliyenin güney sınırına Sultân E. Mahmud'un annesi Nakşidil Valide Sultân (H.1233/M.1817) türbe, sebil ve sıbyan mektebinden oluşan küçük bir külliye inşâ ettirmiştir. Yüzyılımızın başlarından itibaren caminin ön kısmında Fatih Sultân Mehmed ile eşi Gülbahâr Hâtun'un türbelerini barındıran alan hazîreye dönüşmüş ve buraya Gazi Osman Paşa türbesi ile beraber devlet ricalinden bazılarına türbeler inşâ ettirilmiştir. Fatih Külliyesini teşkil eden yapılar 108.000 m^2^'lik büyük bir alan üzerine yerleştirilmiştir. Bu alanın ortasındaki camiin mihrabı eksenine göre simetrik olarak yapılmıştır.Caminin batı ve doğu yönlerinde büyük boş alanlar bırakılmış, bunların arkasına simetrik bir düzen içinde medreseler yerleştirilmiştir. Bu medreselerden sekizi Marmara yönünde yer almakta ve "Akdeniz Medreseleri" olarak adlandırılmaktadır. Doğuda (Haliç yönünde) bulunan diğer sekiz tanesi ise "Karadeniz Medreseleri" diye tanınır^.^ Fatih Sultân Mehmed Hân, İstanbul'u fethinden sonra ilk iş olarak şehrin imârını gerekli görmüş ve vakfiyesinde de bu düşüncesini şu beyitle dile getirmiştir. ​"Hüner bir şehir bünyâd idmekdür-Reaya kalbin âbâd eylemekdür".  Fatih Sultân Mehmed Hân, yaptırdığı eserlere ne kadar önem vermişse, o eserlerin de ayakta durabilmesi için vakıflar tesis etmiş ve bu vakıflarda görev yapacak seçkin kişilerin vasıflarını vakfiyelerinde ayrı ayrı belirtmiştir. Bu sebeple, Fatih Sultân Mehmed Hân'ın vakfiyeleri çok geniştir. Burada tamamını zikretmek mümkün değildir. Fatih Camii ve külliyesi ile ilgili vakfiyesinin bazı bölümleri şöyledir.  "...Hitabet ve ba'de edâilhutbe salât-ı cum'ada imamet edip bu mukabelede hâlâ sikke-i şerifeler ile meşkûk olmağla nafiz ve rayiç olan dirhemden yevmi otuz akçe vazifeye mu-tasarrıf ola ve sıfat-ı mezbûre ile mevsuf muhtar-ı cemâat-i müslimin olmak fazileti ile meşhur ve maruf salih-i deyyin, âlim-i mütedeyyin, vech-i münirinde nur-ı salâh rahşan ve cebhe-i dil-pezirinde subh-ı saadet fürûzan, murteza'yi cemâat, camii levazım-ı imamet, makbul-i hassuâm, mukteda-yi âmmei halk olmağa sâlih iki nefer sâlih İmam tayin oluna. Tâ ki bunlar dahi bitarikilmünavebe Câmi-i mezburda evkât-ı hamsede her biri tamam-ı yevm-ü leylde imamet ve şerait ve levazım-ı imameti alelveçhilmeşruğ vettarîkül malûm riayet eyleyip bu iki imamdan her biri külle yevmin dirhem-i mezburdan onar akçeden ikisi külle yevmin yirmi akçe vazife-i imamete mutasarrıf olalar. Bu iki imam-ı fâriğulbal her biri nevbetinde mingayri ihmal bir gün ve bir gece tamamında alâveçh-ilkemal hizmetine müdavim ve feraiz-i hamse ve salât-ı teravih ve salât-ı leyletürregaip ve bunların emsali cemaat ile edâ olunan salevatta imarete mülâ-zim ola ve on iki nefer bülbül-i bağ-ı cinân ki her birinin neğamat-ı dil-firibi kut-ı cân ve kuwet-i cism-i natüvan, olhân-ı bibedelleri merhem-i riş-i dil, nâle-i müselselleri zencir-i ömr-ü müstâcil, câmi-i ehasin sıfat, mümin-i müteyakkız, âlim-i bil'evkat kimesneler câmi-i şeriflerinde müezzin olup bunlar dahi münavebe tarikiyle altı neferi bir yevm, altı neferi dahi yevm-i âharde her vakti şerifte üç âdem bir minarede, üç âdem minare-i uhrâda edâ-yi ezan-ı şerif için kıyam ve âmme-i müminine duhul-ı vakt-i salâtı ilâm ve edâ-yi hidemat-ı lâzimelerine teşmir-i sâk-ı ihtimam eyliyeler ve eslâs-ı ahire-i leyalide ki vakt-i icabet-i dua ve zaman-ı nüzul-i rahmet-i Hudadır; ol vakt-i saitte Rabb-i hayy-i mecidi temcit ve ihya-yi kalb-i karib-ü baide sây-i ekit ve ceht-i cehît eyleyip bu mukabelede her biri külle yevmin beş akçe vazifeden mecmuu yevmî altmış akçe vazifeye mutasarrıf olalar ve on nefer hâmil-i kelâm-i kadim ve hâfız-ı âyat-ı hâkim kimesneler ki her biri devr-i zamanın güzideleri ve hizb-ı muteberi ehli Kür'ân-ı celilüşşanın pesendideleri ola, devir-hân olup Câmi-i mezbur-i dilistanda her cuma günü kablessalâtilcüm'a mahfil-i refi-i felek-nişan üzere süreyyavar cem' olup her biri tenzil-i celilden alâveçh-itteenni ve-ttertil birer aşr-i şerif okuyup her cuma gününde mecmuu bir cüz'i şerifi itmam ve tekmil eyliyeler. Bu kavm-i mükerremin ahfez-ü a'lemi ki hüsn-i savtta müsellem-i akran ve Ilm-i Tecvit ve Kıraatte müşarünileyhi bilbenan ola..."

🍴 Yöresel Notlar

"... O Padişah yüksek öğrenim veren medreselerin görev ve görevlilerini şu şekilde düzenlediler. Semâniye Medreselerinin herbiri için anlatma kabiliyeti yönünden başkan olabilecek vasıfları belirgin, başlangıç ve devamda, aklî ve naklî ilimlerde benzeri pek az bulunur, öğreticilik makamında her türlü liyakati benliğinde toplamış faydalı ilimler tahsiline aziz ömrünü harcamış üstün vasıflı bir müderris (Profesör) tayin oluna. Tâ ki şerefli müderris topluluğu içinde değerli eski müderrislerin âdetleri üzere tatil yapılması gerekli günler dışında hergün medreseye gelip kerem sahibi (Fatih'in) yüksek medreselerine alınan yetenekli gençlere her türlü ilim ve bilgiyi anlata... Fatih Sultân Mehmed, bu medreseleri yaptırıp görevlilerini tâyin ettikten sonra medreselerin müderrisleri ile bir gün sohbet ederken aralarında şöyle bir konuşma geçer.

🍴 Yöresel Notlar

-Değerli üstadlar, şu medrese odalarından bir tanesini de bana tahsis buyurunda bende devlet işlerinden vakit buldukça buraya gelip odama çekileyim ve ilmî incelemelerde bulunayım.\

🍴 Yöresel Notlar

-Sultânım, medresede bir oda sahibi olmak için hiç değilse danişmend (doçent)'lik ilmî payesini ihraz etmiş olmak gereklidir.

🍴 Yöresel Notlar

Sizin ise böyle bir ilmî payeniz yoktur. Bu bakımdan size oda tahsis edemeyiz. Bu cevap karşısında hiç de sinirlenmeyen Koca Fatih bu defa müderrislere:

🍴 Yöresel Notlar

-Ustadlarım, benim burada oda sahibi olmamın çaresi, yolu nedir?

🍴 Yöresel Notlar

-Sultânım müderrisler topluluğu huzurunda imtihan olursunuz, eğer sahip olduğunuz bilgiler bir danişmendin bilgisi kadar veya ondan üstün ise size de bir oda tahsis olunabilir.

🍴 Yöresel Notlar

Sonunda Fatih belirlenen günde müderrisler huzurunda imtihan olmuş, tabiatıyla üstün bilgi ve kültürü sayesinde imtihanı başarıp bir odaya sahip olmuştur.  "... Dârüşşifa için hasta nabzının hallerini bilen, anatomi ilminde geniş bilgi sahibi, tıp dalında ve şifa konusunda benzerlerinden üstün, büyük tecrübe sahibi olduğu sabit olan iki mütehassıs tabip tayin oluna...\

🍴 Yöresel Notlar

"... Ve bir üstad cerrah operatör tayin oluna. Bu hüner sahibi de Allah'ın rızasını isteyici ve Allah için tedavi ve ilâca muhtaç olan müslümanlara hizmet ede..."

🍴 Yöresel Notlar

"... Dârüşşifaya iki merd ve doğru yolda aşçı tayin olunsunki bunlar tabiplerin kendilerine tarif ettikleri şekilde ve:

🍴 Yöresel Notlar

Hazan yaprağı gibi sarı bir benizle bin derd sahibi olan ve kaderin çeşitli hastalıklarından zayıf düşmüş ve merhamete lâyık hastalara, yaşama gücü verecek biçimde yemekler pişirip hastaların önüne hazırlaya ve o hastaların yaralı gönüllerini iyileştire ve zedelenmiş kalplerini hoş etme için derecesiz gayret göstereler..."

🍴 Yöresel Notlar

"... Ve o akıcı nehir (Fatih) yardım isteyeni azarlayıp başından savmayı reva görmeyip şart buyurdular ki:\

🍴 Yöresel Notlar

Haftada bir gün nazır ve tabip ve kâtib dârüşşifa'da seher vakti toplanıp Sultânın başşehrinde evlerinde yatağa düşmüş olup bazı ilâçları tedarik etmeğe güçleri yetmiyen ve evine doktor çağıramıyacak kadar fakir ve âciz olan müslümanlar tarafından gelip başvurulur ve o hayır sahibinin (Fatih'in) anbar ve kilerinden lütuf yalvaranlar içinde şerefli vakfı kat'iyyen esirgenmiyecek ve âleme şâmil keremi bütün insanlara ulaşacak ve böylece hayır sahibine de büyük sevab hasıl olacak..."

🍴 Yöresel Notlar

"... Şâm büyük vakıf yapıcı (Fatih) şart buyurdular ki, İmâret-i Âmire ve iftihar kaynağı ziyafet evi için emniyet ve diyanet ile tanınmış, iyilik ve Allah korkusu ile vasıflanmış, ince ve ikramcı ruhlu, lütuf kapısı herkese açık, iyi huy, çevresi ayın hâlesi gibi geniş, Cihan Güneşi gibi yüzü yerde alçak gönüllü bir Şeyh (müdür) tayin olunaki çöl yollarını geçip benzi hazan yaprağı gibi sarı ve bin derdle hüzünlü, istirahat yerine (Tâbhâneye) erişen misafirleri güleryüzle karşılayıp gözlerinin yaşları gibi önlerine düşüp hürmet ve saygı ile onları Cennet'e benzer nimetler evi ve ikramlar makamına kondurup konuğa ikramda Halil İbrahim Peygamber'in yoluna uya. Misafirlik süresi en çok üç gündür. Üç gün taman olunca eski kaide üzerine güleryüzle destur vere ve misafirlik sırasında şerefli imaretlerinden tayin olunan gıda ve yemekleri tam bir güler yüzlülükle misafirin huzuruna hazırlaya ve bu konuda tam bir tahammül ve geniş yüreklilikle hareket eyliye..."

🍴 Yöresel Notlar

"... Kocası olmıyan temiz ve namuslu müslüman kadınları için ve imâret-i âmirelerine inecek saygın misafirlerin ziyafeti için yılda 15.000 akçe tayin buyurdular. Tâ ki o zavallı kadınlar günlük geçimlerinden aciz ve tam ırz ve haya ehlidirler. Hizmetkârlar gönderip imâret-i âmirelerinden ihtiyaçları giderip gönül huzuru ile devletlerinin (Fatih'in padişahlığının) devamı için dua ederler..."

🍴 Yöresel Notlar

"... Mübarek medreselerine vakfettikleri şerefli kitapların kütüphanesi için hâfız-ı kütüb (kitap muhafızı-kütüphâne memuru) tayin oluna ki kitapların adlarım bilsin, müderrisler ve öğrencilerin istedikleri kitapları açıklamakta kusursuz olsun...

🍴 Yöresel Notlar

Halen caminin iki imam-hatibi, altı müezzin-kayyımı vardır. Görevlilerine ait meşrutaları yeterlidir. Onbinlere ulaşan cemâatiyle İstanbul'daki en çok cemaatı olan camidir. Caminin dış avlusu oldukça geniş bir alanı kaplamakta olup, Fatih Müftülüğü'nün gayretleriyle yeni bir bahçe düzenlemesi yapılmıştır.Büyük cemâatleri istiap edecek şekildeki camiin musallası oldukça geniştir. 2013 yılında Vakıflar İdaresi tarafından iyi ve güzel bir şekilde restorasyondan  geçirilmiştir.), Hırkai Şerif Cami, Hırkai Şerif Cami Çeşmesi, Mesih Paşa Çeşmesi, Akşemsettin Cami, Gürcü Mehmet Paşa Çeşmesi, Muhammed Bedrettin Türbesi, Vatan Caddesi Tören Alanı, Demirin Konağı, İstanbul Panorama Manzara Noktası, Bonos Sarayı Kalıntıları, Aspar Sarnıcı, Mısmarcı Sucaattin Cami, Mısmarcı Yokuşu Terası, Tarihi Çeşme, Cafer Subaşı Cami, Haliç Surları, Haseki Hürrem Sultan Cami ve Medresesi, Haseki Çeşmesi, Haseki Sultan İmareti, Bayram Paşa Türbesi, Başcı Mahmud Cami, Başçı Mahmud Çeşmesi, Nevbahar Mescidi Kalıntıları, Şah Sultan Cami, Kademi Şerif Tekkesi, Etyemez Tekkesi Çeşmesi, İstanbul Marmara Surları Kalıntıları, İBB Nadir Nadi Parkı, Yeni Kapı Etkinlik Alanı, Martyrion for of Papylos (Karpos ve Papilos Şehitliği), İmrahor İlyasbey Anıtı, Kayış Mustafa Ağa Çeşmesi, Kadı Mustafa Ağa Çeşmesi, Belgrad Kapısı, Sümbül Efendi Cami, İskender Çeşebi Cami, Kasım Çeşebi Cami, Veledi Karabaş Cami (17.yüzyıldan kalma iç mimarîsi çok aham şaham olmayan ama iç mimarisi güzel olan bir cami Veledi Karabaş Hacı Mahmut Efendi tarafından yaptırılmıştır. Hacı Mahmut, Ayasofya Şeyhi Ömer Efendi'nin yeğeni ve Karagümrük'teki Karabaş Mescidi'ni yaptıran Şeyh Abdurrahman Karabaş'ın da oğludur.), Karagöz Mehmet Paşa Cami 1786 ( 1786'da Sadullah Çavuş tarafından yaptırılmış bu caminin adı hemen yanında yer alan ve 1654 yılında camiden önce inşa edilmiş Karagöz Mehmet Paşa Çeşmesinden almaktadır. Zamanla yıpranan cami 1961 yılında yeniden yaptırılmıştır), Karagöz Mehmet Paşa Çeşmesi, Hadım İbrahim Paşa Camisi (Cami, 16. yüzyılda inşa edilmiştir ve mimarıyla ilgili detaylar genellikle tartışmalıdır. Ancak caminin, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, vezir olan Hadım İbrahim Paşa tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Hadım İbrahim Paşa, sultan için önemli bir vezir olup, aynı zamanda çeşitli sosyal ve kültürel projelere de katkıda bulunmuştur. Hadım İbrahim Paşa Camisi'nin inşaatına 1542 yılında başlanmış, 1543 yılında tamamlanmıştır. Cami, dönemin ünlü mimarları arasında sayılan Mimar Sinan'ın eserlerinden biri olarak da değerlendirilmiştir. Mimar Sinan, Osmanlı mimarlık tarihinde önemli bir figürdür ve birçok cami, köprü ve diğer yapılar inşa etmiştir. Cami, zarif bir mimari üsluba sahiptir ve klasik Osmanlı camisi tasarımını yansıtmaktadır. Merkezde büyük bir kubbe, etrafında ise yarım kubbeler bulunmaktadır. Cami içinde, çok sayıda vitray pencere ile aydınlatılmış mekanlar bulunmaktadır. İç mekanın sade fakat etkileyici bir dekorasyonu vardır. 3. Sosyal İşlev: Hadım İbrahim Paşa, sadece bir cami inşa etmekle kalmamış, aynı zamanda çevresinde bir külliye oluşturmuştur. Bu külliye içerisinde medrese, hamam ve diğer sosyal hizmet binaları da yer almaktadır. Bu yapılar, dönemin insanlarına dini ve sosyal hizmetler sunmayı amaçlamıştır. Cami, zaman içinde çeşitli restorasyon çalışmalarına tabi tutulmuştur. Günümüzde ziyarete açık olan Hadım İbrahim Paşa Camisi, İstanbul'un tarihi ve kültürel mirasını yansıtan önemli bir yapı olarak değerlendirilmektedir. Caminin çevresi aynı zamanda yoğun bir yerleşim alanına sahiptir ve bu durum, refleks olarak caminin tarihsel önemini artırmaktadır. Sonuç olarak, Hadım İbrahim Paşa Camisi yalnızca bir ibadet yeri olmanın ötesinde, Osmanlı döneminin sosyal ve kültürel yapısının bir parçasıdır. Bu cami, mimari güzelliği ve tarihi önemi ile İstanbul'un sembolik yapılarından biri olarak günümüzde de ziyaretçilerini çekmektedir), Davud Paşa Medresesi, Davud Paşa Cami, Haydar Kethüda Cami, Hekimoğlu Ali Paşa Cami, Hekimoğlu Ali Paşa Parkı, Ramazan Efendi Parkı, Ramazan Efendi Cami, Koca Mustafapaşa Meydanı, Tarihi Kocamustafa Paşa Hamamı, Sünbül Efendi Cami, Safiye Sultan Türbesi, Sıdıka Hatun Türbesi, Çifte Sultanlar Türbesi, Sünbül Efendi Ebrihanesi, Sünbül Efendi Türbesi, Koca Mustafa Paşa (Sümbül Efendi Külliyesi), Duhani Mustafa Bey Cami, Ali Fakih Cami, Veliefendizade Çeşmesi, Kadı Mustafa Ağa Çeşmesi, Hacı Piri Cami, Hacı Evhadüddin Cami, Fatih Belediyesi Yedikule Hisarı, (Pek çok ünlü insanın hapsedildiği tarihi zindanıyla bilinen, 1458'den kalma 7 kuleli hisar), Altın Kapı, Güney Pylon (Anıtsal Kapı), Fatih Mescidi, III. Ahmet Kulesi, Güney Kulesi, Doğu Kulesi, Bayrak Kulesi, Yedikule Meydan Çeşmesi, Yedikule Meydanı Anıtı, Kuzey Kapısı, Yedikule Kapısı, Surdibi Fatih Cami, İBB Uluslararası Barış Parkı, Mermer Kule, Yedikule Gazhane Binası, Koca Mustafa Paşa Parkı, İBB Koca Mustafa Paşa Sahil Parkı, Yenikapı Şehir Parkı, Kadırga Parkı, Kadırga Limanı Caddesi Meydan Çeşmesi, Kadırga Hamamı, Avrasya Tüneli Avrupa Yakası Girişi, Fransız Hapishanesi (Türkiye'nin İstanbul ilinin Fatih ilçesindeki Küçükayasofya mahallesinde bulunan Osmanlı dönemi hapishanedir. Günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı İstanbul Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü olarak kullanılmaktadır. 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda kapitülasyonlarla tanınan ayrıcalıklar neticesinde suç işleyen Fransız Pasaportuna sahip kişiler Fransa kanunlarına göre yargılanıyor ve geçici olarak burada tutuluyordu. Kapitülasyonların kaldırılmasıyla 1914'te kapatıldı ve Cumhuriyet ilanına kadar Valilik ahırı olarak kullanıldı. Uzun süre harap vaziyetteki yapı 2000 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edildi. Yapı, yapılan restorasyonun ardından kültür merkezi olarak faaliyet göstermeye başlamıştır. O dönem ilçe belediyesi olan Eminönü belediyesinin almış olduğu kararla kültür merkezine Ali Müfit Gürtuna'nın adı verilmiştir. Belirli bir dönem kültür merkezi işlevini sürdüren yapı 2017-2018 tarihlerinde tekrar restorasyona girmiş ve bu ikinci restorasyonun ardından Kültür Bakanlığı)'nın kurullarına tahsis edilmiştir), Küçük Ayasofya Cami ve Kültür Merkezi, Kadırga Evleri, 23 Nisan Parkı, Hipodrom Kalıntıları (Sphendone), Rüstem Paşa Çeşmesi, Hasan Ağa Cami, Bukoleon Sarayı 5.yy. (Etkileyici kemerli yollar ve bahçelerle 5. yüzyıldan kalma görkemli saray yıkıntıları), Eski İstanbul Evleri, İBB Çatladıkapı Sahil Parkı, Ruinas Bizantinas, Arasta Hamamı, Tunuslu Hayreddin Paşa Konağı, Büyük Saray Mozaikleri Müzesi, Aziz Efendi Tekkesi Kalıntıları, Bizans Büyük Saray Altyapı Kalıntıları, Tzykanisterion(Yunanca: τζυκανιστήριον) Sasaniİmparatorluğu'ndan Bizansİmparatorluğu'na uyarlanmış bir çeşit polo oyunu olan *tzykanion* (τζυκάνιον, Farsça *tshu-qan*) isimli oyunun oynandığı stadyumu verilen addır. Oyun, Bizans soyluları arasında çok popülerdi. İmparator I. Basileios (h. 867-886) bu oyunda öne çıkmıştır, I. İoannis) (h. 1235-1238) oyunda aldığı öldürücü bir yara sonucu ölmüştür. Büyük Saray *tzykanisterion* tesisine sahipti, ilk olarak İmparator II. Theodosius (h. 408-450) tarafından sarayın güneydoğu bölgesine yaptırılmıştır. Burası I. Basileios tarafından yıkılmış ve buraya *Nea Ekklisia* kilisesi yaptırılmış, yenisi daha büyük olarak ve kiliseye iki galeriyle bağlanacak şekilde daha doğuya inşa ettirilmiştir. KonstantinopolisTrabzon dışında SpartaEfes ve Atina gibi şehirlerde de kuvvetli şehir soyluluğunun göstergesi *tzykanisterion* tesisleri mevcuttu. Farsça 'tshu-qan' kelimesinden gelen *tzykanion,* ata binen dört veya altı kişiden oluşan iki takım arasında oynanan bir polo türü oyundur. Yarışmacıların amacı atın üstündeyken uçlarına file takılmış uzun çubuklar kullanarak elma büyüklüğünde olan deri topu rakip takımın kale direğine göndermektir.), Sultanahmet Cami, Taş Koltuk, İçi Boş Ağaç, Sultanahmet Cami Su Terazisi, Sultanahmet Meydanı,Yılanlı Sütun, Theodosius Dikilitaşı, Çukur Çeşme (Üçler Çeşmesi), İbrahim Paşa Sarayı, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, İbrahim Paşa Sarayı Çeşmesi, Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi, Sokullu Mehmet Paşa Cami 1572, Özbekler Tekkesi, Şerefiye Sarnıcı (1600 yıl önce inşa edilmiş bu tarihi sarnıçta güzel sütunlar, tuğlalı kubbe ve kemerler bulunur), Binbirdirek Sarnıcı, Azize Euphemia Kilisesi Kalıntıları, Küçük Sur Kalıntıları, Mehmet Akif Ersoy Parkı, Antiochos Sarayı Kalıntıları, Firuz Ağa Cami, Cevri Kalfa Çeşmesi, Milyon Taşı 4.yy. (4. Yüzyılda inşa edilen bir anıtın, Bizans imparatorluğu şehirlerine uzaklığı belirten sütunu), Hacı Beşir Ağa Çeşmesi, Yerebatan Sarnıcı (9800 metrekare alana yayılmış 336 mermer sütunla taşınan dev yer altı Roma Sarnıcı), Turşucuzade Konağı, Talat Paşa Konağı, Sıbyan Mektebi, Ayasofya Üçyüzlü Çeşmesi, Sultanahmet Parkı, Hürrem Sultan Hamamı 16.yy, Sultan III. Murad Türbesi, Şehzadeler Türbesi, Sultan İbrahim Türbesi, Sultan II. Selim Türbesi, Sultan III. Mehmed Türbesi, I. Abdülhamid Has Odası, Büyük Saray Kalıntıları, Ayasofya Cami (Hagia Sophia), Sultan III. Ahmet Çeşmesi (1728'de inşa edilmiş ve Türk rokoko tarzı yapıda yer alan bu büyük çeşme gösterişli dış cepheye sahiptir), Soğuk Çeşme Sokak Tarihi Konaklar, Aya İrini (Müze olarak hizmet veren 4. Yüzyıldan kalma eski Bizans Ortodoks Kilisesi), Darphane-i Amire, Sultan Ahmet Cami, Abdülhamid Han Çeşmesi, Deavi Kasrı, Beşir Ağa Cami, Topkapı Sarayı Müzesi, Doğu Roma Sarnıcı, Topkapı Sarayı Mutfağı, Adalet Kulesi, Topkapı Sarayı Hazine, Topkapı Sarayı Harem Dairesi, Topkapı Sarayı Saat Müzesi, Arz Odası, III. Ahmed Kütüphanesi, Ağalar Cami, Roma Güneş Saati, Fatih Köşkü, Hazine Koğuşu, Topkapı Sarayı Kutsal Emanetler Odası, Sofa Cami, Mecidiye Pavyonu, Hekim Odası, Taş Koltuk, Sofa Köşkü, Revan Köşkü, Arslanlı Bahçe, Bağdat Köşkü, Fil Bahçesi, Iftaree Köşkü, Fig Bahçesi, Şimşirlik, İstanbul Arkeoloji Müzesi, Çinili Köşk Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi, Zeynep Sultan Cami, Lala Hayrettin Cami, Hamidiye Çeşmesi ve Sebili, Gülhane Parkı, Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi Gülhane Parkı Mustafa Kemal Atatürk Anıtı, Prof.Dr.Fuat Sezgin ve Dr. Ursula Sezgin Bilimler Tarihi Kütüphanesi, İbn-i Sina Botanik Bahçesi, İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi, İBB Gülhane Korusu, Gülhane Sarnıcı, Tarihi Çeşme, Hagios Paulos Yetimhanesi, Gotlar Sütunu, Bab-ı Ali, Gülhane Su Terazisi, Gülhane Çeşmesi, Hasan Ünsi Hazreti Tekkesi, Zeyneb Sultan Çeşmesi, Karaki Hüseyin Çeşebi Cami, Sirkeci Tren Garı ve Müzesi, Sur-u Sultani, İstanbul Türbeler Müzesi Müdürlüğü, TCDD Depo Müze, Sepetçiler Kasrı, Tıbbiye Cami, Sarayburnu Arkeopark, Sarayburnu Tepesi, Sarayburnu Parkı, Cankurtaran, İBB Sarayburnu Parkı, Atatürk Anıtı, Balık Tutma Yeri, Neşe Zincirli Tepesi, Sarayburnu Askeri Gazino (0545.5133488), Tarihi İstanbul Surları, Turgut Reis Anıtı, Bizans Surları, Sarayburnu Ahırkapı Yürüyüş Rotası, Sultan Ataberk Han Kabri, Filantropos Kilisesi Kalıntıları, İncili Köşk, Ahırkapı Feneri Çeşmesi, Ahırkapı Sis Kornası ve Feneri, Ahırkapı İskelesi, Ahırkapı Sur Kapısı, Hamamizade İsmail Dede Efendi Evi, Akbıyık Hamamı, Akbıyık Cami

📍 Gaziosmanpaşa

\

📍 Güngören

📍 Kadıköy

Kadıköy Boğa Heykeli, Surp Takavor Ermeni Kilisesi, Sultan III. Mustafa İskele Cami, Tarihi Çeşme, Haydarpaşa Arkeolojik Kazı Alanı, Haydarpaşa Askeri Karakolu, Haydarpaşa Mendireği, Ayrılık Çeşmesi, Ayrılık Çeşmesi Sokak Evleri, Mahmut Baba Türbesi, Tarihi Yel değirmeni Sokak, Müze Gazhane, Kadıköy Meydanı, İnci Burnu Feneri, Güneş Saati Heykeli, Moda İskelesi, Moda Sahil Parkı ve Yürüyüş Yolu, Barış Manço Evi, İBB Kurbağalıdere Parkı, Yoğurtçu Çeşmesi, Kuşdili Parkı, Lefter Küçükandonyadis Heykeli, Estatua Alex-Alex Heykeli, İBB Kadıköy Yoğurtçu Parkı, Süreyya İlmen Heykeli, Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Spor Kompleksi, Fenerbahçe Efsanesi Stadyum ve Müze Turu, Kalamış Sahili Atatürk Parkı, Fenerbahçe Parkı, Fenerbahçe Cami 1986, Fenerbahçe Deniz Feneri, Tarihi Sakız Ağacı, Fenerbahçe Orduevi, Fenerbahçe Dayan Sahili, Caddebostan Plajı 2, Göstepe 60. Yıl Parkı, Kemal Sunal Müzesi, Caddebostan Plajı, Ragıp Paşa Köşkü (İstanbul Caddebostan'da bulunan köşktür. Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamid'in mabeyincisi Ragıp Paşa tarafından 1906 yılında August Jasmund'a yaptırılmıştır), Caddebostan Sahili, Erenköy Galip Paşa Cami (Galip Paşa Camii, (Osmanlı padişahları Abdülaziz ve II. Abdülhamid zamanında valilik ve nazırlık yapan Abdullah Galib Paşa tarafından, ölümünden dört yıl önce 1898'de yaptırılmıştır. Yapımı 1899'da sona ermiştir. İlave bölümü ise 1985 yılında Hacı Süleyman Tarman tarafından yaptırılmıştır), CKM Kültür Merkezi, Kazım Karabekir Paşa Müzesi, Zihni Paşa Cami (1900-1904 yıllarında Sultan II. Abdülhamid'in Ticaret ve Ziraat Nazırı Mustafa Zihni Paşa tarafından yaptırılmıştır. Mimarı Vedat Tek'tir. İç yazıları hattat Sami Efendi tarafından yazılmıştır. 1980 yılında camiye ek bina inşa edilmiştir. Kesme taştan yapılan caminin; minberi ve vaiz kürsüsü ahşap, mihrabı mermerdir. Avlusunda çeşme ve Mustafa Zihni Paşa ile ailesine ait mezarlar bulunmaktadır. Tek minareli ve tek şerefeli olan bu cami, "Erenköy İstasyon Cami" olarak da bilinmektedir. Caminin yapım tarihi 1904, mimarı Vedat Tek'tir. Cami son cemaat girişi üzerindeki kitabede II. Abdülhamid Dönemi(1876-1909) devlet adamlarından Mustafa Zihni Paşa tarafından 1320/1902-1903 yılında yaptırıldığı belirtilmektedir), İstanbul Oyuncak Müzesi, Erenköy Halk Plajı, Atarlı Beach, Suadiye Parkı, Bağdat Caddesi, Suadiye Cami (Ahmed Reşad Paşa, genç yaşta ölen kızı Suad hanımın anısına bu camiyi yaptırmış, caminin inşaasından sonra bu civara Suadiye denmeye başlanmıştır. Ahmed Reşad Paşa'nın Kozyatağı civarında eskiden bir müddet restoran olarak da kullanılan yazlık konağı bulunmaktadır. 1909 yılında bu cami inşa edilmiştir. Suadiye Camii kare plan üzerine tek kubbeli olarak inşa edilmiştir. Dış cephesi ve minaresi Malta taşındandır. İç duvarları çini ile kaplı olup, mihrap, minber ve kürsü mermerdendir. Tek minareli ve tek şerefeli olan bu caminin bahçesinde şadırvan ve çeşme bulunmaktadır), Çatal Çeşme (Türkiye'nin İstanbul ilinin Kadıköy ilçesinde yer alan bir çeşmedir. 1550 ya da 1551 yılında inşa edildi.[^[1]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87atal_%C3%87e%C5%9Fme_(%C4%B0stanbul)#cite_note-FOOTNOTEK%C4%B1z%C4%B1lkayak201181-1) İbrahim Hilmi Tanışık tarafından İhsan Bey tarafından yaptırıldığı belirtilmekte ve İhsan Bey Meydan Çeşmesi olarak adlandırılmasına karşın, kitâbesindeki "ihsan" ifadesi kelime anlamıyla kullanıldığından yaptıran kişi belirsizdir. 1865 ya da 1856 yılında bir onarım gördü.[^[3]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87atal_%C3%87e%C5%9Fme_(%C4%B0stanbul)#cite_note-FOOTNOTEK%C4%B1z%C4%B1lkayak201183-3) 1946'da yerinden sökülerek geri alınan çeşme, 1947 yazında restore edildi. Çeşme, bilinenler arasında ilçedeki en eski çeşmedir), Bostancı Kuloğlu Cami 1913 (1913 yılında Mimar Kemalettin Bey tarafından yapılmıştır. Girişindeki tabelada ise 1915 yılı yazmaktadır. Geniş arazisi bulunan bu caminin avlusuna inşa edilen okul, Bostancı Halk Eğitim Merkezi olarak kullanılmaktadır. Tek minareli ve tek şerefeli olan bu caminin, bahçesinde şadırvan bulunmaktadır. Bostancı Cami olarak da bilinmektedir), Bostancıbaşı Derbendi Çeşmesi 1831 (Bostancıbaşı Derbendi Çeşmesi, Sultan II. Mahmut Han tarafından 1831 yılında yaptırılmıştır. Evliya Çelebi, IV. Murad'ın Bağdat seferine çıkan ordusunun, çeşmenin hemen arkasında kalan bu köprüden geçerken sayımının yapıldığını yazmaktadır. Şehrin giriş çıkışı Bostancıbaşı'nın kontrolünde olduğundan burada bir de Bostancı Derbendi (karakol) mevcuttu. Çeşme üzerindeki beyitte bu çeşmenin Bostancı Derbend Köprüsü için özel olarak yapıldığı yazılmıştır. Bu tür çeşmeler, yolcu kervanlarının konakladığı şehirler arası menzil noktalarında ve namazgahların civarında abdest almak, su içmek ve hayvanları sulamak niyetiyle yapılmış çeşmelerdir. Anadolu yakasında Mihrabıyla beraber günümüze ulaşabilen nadide namazgah çeşmelerinden biridir), II. Mahmut Han Çeşmesi ( II. Mahmud tarafından 1831 ya da 1832 yılında yaptırıldı. 1982 yılında bölgede yapılan düzenlemeler sırasında yeri değiştirilerek günümüzdeki konumuna taşındı. 2007 yılında Kadıköy Belediyesi tarafından bir restorasyon çalışması gerçekleştirildi. Mermernden imal edilmiş, namazgâhlı bir menzil çeşmesidir. Daha önceleri üç teknesi bulunurken günümüze tek teknesi ulaşmıştır), Bostancıbaşı Köprüsü (Bostancı deresi Osmanlı idaresi sırasında şehrin sınırını teşkil ediyor, Anadolu'ya uzanan en önemli sefer ve kervan yolu bu noktadan başlıyordu. Devletin başşehrinin giriş çıkışları bostancıbaşının kontrolünde olduğundan burada bir de bostancı derbendi (karakol) kurulmuştu. XIX. yüzyılın ortalarına kadar Anadolu'dan İstanbul'a gelenler incelemeden geçirilir ve şehre girecek olanlarda "mürur tezkiresi" aranırdı. Böyle kontrol merkezleri Küçükçekmece Köprüsü ile Göksu deresinin başında da vardı. Bostancıbaşı Köprüsü'nün yanına bir karakolhâneden başka bir çeşme ile bir de namazgâh yapılmış ve bunları gölgelemeleri için sonradan her biri birer ulu ağaç olan fidanlar dikilmişti. Çeşmenin kitâbesinde köprünün adı Cisr-i Derbend olarak geçmektedir. Eski Şam-Bağdat yolu üzerinde önemli bir menzil yeri olan Bostancıbaşı Köprüsü'nün çevresi de sefer sırasında ikmal malzemesinin toplandığı bir yerdi. 1730 tarihlerine ait bir belge, köprübaşındaki araziden nelerin ne miktarda toplandığını gösterir. Silâhtar Fındıklılı Mehmed Ağa'nın bildirdiğine göre 1121 yılı Cemâziyelâhirinde (Ağustos 1709) vuku bulan şiddetli bir fırtınada yağan yağmur ve dolu neticesinde taşan dere, köprünün yıkılmasına sebep olmuş, sonra sadrazamlığa yükselen Bostancı Hacı Halil Ağa yeniden ve daha güzel olarak yaptırmıştır. Küçüklüğüne rağmen güzel yapısıyla dikkati çeken Bostancıbaşı Köprüsü, nedense bazı yabancı seyyahların yazdığı rehberlerde bir Roma eseri olarak gösterilmiştir. Halbuki böyle bir iddianın yanlışlığı ve köprünün temelinden itibaren bir Türk eseri olduğu mimarisinden açıkça bellidir. Mimarisi bakımından tam Türk klasik devri üslûbunda bir yapı olan köprünün ortasında kitâbe köşkü bulunmakla birlikte kitâbesi mevcut değildir. Kitâbenin çok önceleri bilinmeyen bir sebepten yerinden çıkarıldığı veya düşüp kaybolduğu anlaşılmaktadır. Hüseyin Ayvansarâyî'nin Mecmûa-i Tevârîh adlı eserinde, "Bostancıbaşı Köprüsü kurb-i kartal, İhsan Ağa hayrâtıdır. Târîh-i köprü: Hayr-ı İhsân 930" (vr. 146ª) şeklinde kaydedilen bilgi, önceleri bir tarih kitâbesinin bulunduğunu ve yaptıranın da İhsan Ağa adında bir kişi olduğunu açık şekilde göstermektedir. 930 (1523-24) tarihi Kanûnî Sultan Süleyman'ın (1520-1566) saltanatının ilk yıllarına aittir. Buradan, halk arasında dolaşan, köprünün Mimar Sinan tarafından yapıldığı yolundaki söylentinin doğru olmadığı anlaşılmaktadır. Ayvansarâyî'nin bu açık notu karşısında köprünün III. Murad (1574-1595) ve III. Mehmed (1595-1603) devirleri bostancıbaşılarından Ferhat Ağa tarafından yaptırıldığı yolundaki bilgiyi de şüphe ile karşılamak gerekir. Bostancıbaşı Köprüsü, âbidevî Türk köprü mimarisinin İstanbul içindeki tek örneğidir. Tamamen kesme taştan inşa edilen üç gözlü köprünün ortası yüksektir ve bu kısmın menba tarafında mihrap biçiminde kitâbe köşkü bulunur. Dışarıdaki konsollara oturan köşkün kitâbe yeri boşluğunun üstü, son tamirde kötü bir biçimde yapılan tomurcuklu bir taçla süslenmiştir. İki başında, tepelerinde kavuk biçiminde birer topuz bulunan ikişerden dört baba vardır (biri şimdi noksandır). Köprünün iki yanında 50 cm. yüksekliğinde taştan korkuluklar bulunur. 37,50 m. uzunluğunda ve 6 m. genişliğinde olan köprünün orta göz açıklığı 6,40 m., yan gözlerinin açıklığı ise 4 metredir. Bunların her üçü de sivri kemerli olup orta gözün iki yanında mahmuzlar (sel yaran) vardır. Mahmuzlardan menba tarafındakiler üçgen, mansap tarafındakiler beşgen şeklindedir. Bütün Osmanlı devri boyunca Anadolu üzerinden doğuya veya güneydoğuya giden kervanlarla orduların üzerinden geçtiği bu tarihî köprü, Evliya Çelebi'nin yazdığına göre 1651'de kanlı bir olaya sahne olmuştur. Melek Ahmed Paşa'nın sadâreti sırasında Anadolu'da ayaklanan Celâlîler Kara Abdullah Paşa tarafından mağlûp edilip esir alınanlar İstanbul'a getirilirken tam Bostancıbaşı Köprüsü'nün önünde sadrazamdan, ele geçirilen âsilerin derhal idam edilmesi için emir gelmiştir. Fakat Abdullah Paşa'nın adamları âsilerin canlarının bağışlanmasını rica ederek, "Bir alay maldan, rızıktan ve ırzdan ayrılmış garîbü'd-diyâr, bî-dâr mahlûk-ı Hudâ'yı kırdırmayız, der-i devlete götürürüz; ümîddir ki her biri birer takrîb ile halâs ola" demişler ve bunun üzerine esirlerden bazıları çevredeki bostanlar içine saklanmış, birçoğu da kıyafetleri değiştirilerek serbest bırakılmışlardır. Bu arada Evliya Çelebi de serdara rica ederek altı kişiyi âzat ettirmiştir. Fakat ayaklanmanın elebaşılarından Dasnik Emirze (Mirza) ile Hanîfî Halife ve kırk kadar adamları köprünün yanında idam edilerek başları İstanbul'a götürülmüş, gövdeleri ise köprübaşında gömülmüştür. 1950'lere doğru yaptığımız araştırmada, Bostancıbaşı Köprüsü'nün Anadolu tarafındaki ucunda birkaç mezar taşı bulunduğunu, fakat kasaplar çarşısı yapılırken bu taşların sökülerek buradan götürüldüğünü öğrendik; yalnız dükkânlardan birinin bodrumunda yuvarlak büyük bir mezar taşının durduğunu tesbit ettik. Üzerinde yazı bulunmayan bu taşın belki de sadece bir ayak taşı olduğu düşünülebilir; ancak yine de bunun Evliya Çelebi'nin bahsettiği köprübaşına gömülen âsilere ait olduğu kesindir. Eskiden beri İstanbul'un belediye sınırı tam bu köprünün ortasından geçer. Motorlu vasıtaların çoğalması ile bu tarihî köprüde tahripler başlamış, kamyonların çarpması sonucu önce iki uçtaki babalar devrilmiş, arkasından 1970'e doğru da yine bir kamyon tarafından kitâbe köşkü ile bitişiğindeki korkuluklar bütünüyle yıkılmıştır. Daha sonra korkuluklar ve kitâbe köşkü aslına tamamen uygun biçimde olmasa da yeniden yapılmıştır (1976). Fakat bu değerli eser 1987'den itibaren de önce birkaç dükkâna yer açmak bahanesiyle, sonra da arazi kazanmak için yan gözleri tamamen kapatılıp önleri toprakla doldurularak âdeta görünmez duruma sokulmuştur. Çok yakın zamana kadar hiç bozulmaksızın bütün elemanları ile tamam bir halde gelebilen bu güzel eserin günümüzde bu şekilde tahrip edilmesi esef vericidir. Köprünün Kadıköy tarafındaki ucunda Bostancı polis merkezi olarak kullanılan eski Bostancıbaşı Derbendi 1980'li yıllarda yıkılıp ortadan kaldırılmıştır. Deniz tarafında bulunan namazgâhın kıble taşı da yine arazi kazanmak için kırk yıldır durduğu son yerinden sökülüp geriye alınmıştır. 1247 (1831-32) tarihli uzun bir kitâbesi olan eski çeşmenin yerine Şam Kapı Kethüdâsı Şeref Efendi tarafından yaptırılan yeni menzil çeşmesinin hayvanlara mahsus yalakları ortadan kaldırılmış, 1983'te de burada büyük bir göbek yapılarak çeşme ve namazgâh taşı bunun ortasına konulmuştur. Ancak 1988 yazında bunlar yeniden sökülmüşler ve çeşme, yüzü denize dönük olarak göze hoş görünmeyen bir biçimde yerleştirilmiş, 1938'den beri en azından beş altı defa yeri değiştirilen namazgâh taşı ise ilerideki bir ağacın dibine atılmıştır), Şah Kulu Dergahı (İstanbul'un Kadıköy ilçesi, Göztepe semtinde yer alan Şahkulu Sultan Dergahı, Alevi-Bektaşi inancına ait önemli bir tarihi ve manevi merkezdir. 16. yüzyılın başlarına kadar uzanan köklü bir geçmişe sahiptir ve Şahkulu Sultan'ın adını taşır. Yüzyıllar boyunca Bektaşi topluluğu için önemli bir buluşma, ibadet ve kültür merkezi olmuştur. Günümüzde de bu özelliğini korumakta ve ziyaretçilerine huzurlu bir atmosfer sunmaktadır. Dergahın mimarisi ve içindeki manevi hava, Alevi-Bektaşi kültürünün derinliğini yansıtır)

📍 Kağıthane

İmrahor Parkı, İBB Kağıthane Mesire Alanı, Kağıthane Deresi, Park Güldane, Sadabat Mesire 4 Parkı, Batık Gemiler Mevki, Dragos Çayı, İBB Muammer Yelken Parkı, Dragos Sahil, Maltepe Merkez (Cumhuriyet Cami) 1996, Maltepe Cumhuriyet Meydanı, İBB İdealtepe 50. Yıl Korusu, Küçükyalı Arkeopark, Başıbüyük Tatlı Su Toplama Bendi Göleti, T.C. Maltepe Belediyesi Azebaycan Halk Cumhuriyeti 100. Yıl Parkı, Prof.Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi, Gülsuyu Stadı, Asım Kara Gülsuyu Spor Tesisleri

📍 Kartal

İstanbul'un Son Sefiri Süleyman Çakır'ın Evi, Kartal Belediyesi Masal Müzesi, Aydos Dağı Zirvesi (Everest), Tarihi Ağaçlar

📍 Küçükçekmece

\

📍 Maltepe

İBB Orhangazi Şehir Parkı, İdealtepe Sahil Parkı, Maltepe Sahil Parkı, Maltepe Kum Parkı, Maltepe Hasan Polat Stadyumu, Sahne Dragos, Cengiz Aytmatov Parkı

📍 Pendik

📍 Sancaktepe

Aydos Millet Bahçesi, Aydos Gölü, Aydos Göl Piknik Alanı, Aydos Ormanı Gölü, Aydos Bike Park, Aydos Tepesi, Aydos Kalesi, Su Kaynağı Çeşmesi, Radyo İletişim İstasyonu, Aydos Ormanı

📍 Sarıyer

Aşiyan Mazarlığı (Edip Cansever, Orhan eli, Gündüz Kılıç (Baba Gündüz) Kabri, Mekke Müdafii Gn.Ömer Fahrettin Paşa, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar Kabri, Münir Nurettin Selçuk Kabri, Ahmet Vefik Paşa Kabri, Neslişah Sultan Mezarı, Atilla İlhan Mezarı, Abidin Dino Mezarı, Yıldız Kenter, Şaban Teoman Duralı Kabri, Selçuk Başar Oktay Başar Mezarları), Aşiyan Feneri, Rumeli Hisarı (diğer adlarıyla *Yenicehisar, Boğazkesen Hisarı, Yenikale, Başkesen Hisarı, Kara Kale*), İstanbul'un Sarıyer ilçesinde, Boğaziçi'nde bulunan ve bulunduğu semte adını veren hisarFatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul'un Fethi'nden önce, Karadeniz'den gelebilecek saldırıları engellemek amacıyla İstanbul Boğazı'nın en dar (698 m[^[3]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Rumeli_Hisar%C4%B1#cite_note-Yeni_Cumhuriyet-3)) yerine, Anadolu yakasındaki Anadolu Hisarı'nın tam karşısına inşa ettirilmiştir. Hisar, 32 bin m²lik bir alana yayılmıştır. Doksan gün gibi kısa bir sürede tamamlanan hisarın üç büyük kulesi, dünyanın en büyük kale burçlarına sahiptir. Rumeli Hisarı'nın adı Fatih vakfiyelerinde Kulle-i Cedide; Neşri tarihinde Yenice Hisar; Kemalpaşazade, Aşıkpaşazade ve Nişancı tarihlerinde Boğazkesen Hisarı olarak geçmektedir. Mekânda uzun yıllar boyunca Rumeli Hisarı Konserleri düzenlenmiştir. On üç adet burç ve bunları birbirine bağlar duvarlarından oluşmuştur. En büyük üç kulesi isimlerini, inşasına nezaret eden paşalardan alır: Saruca Paşa, Zağanos Paşa ve Halil Paşa kuleleri. Zemin katları ile birlikte Saruca Paşa ve Halil Paşa kuleleri 9 katlı, Zağanos Paşa Kulesi ise 8 katlıdır. Saruca Paşa Kulesi'nin çapı 23,30 metre, duvar kalınlığı 7 metre, yüksekliği ise 28 metredir. Zağanos Paşa Kulesi'nin çapı 26,70 metre, duvar kalınlığı 5,70 metre, yüksekliği ise 21 metredir. Halil Paşa Kulesi'nin çapı 23,30 metre, duvar kalınlığı 6,5 metre ve yüksekliği de 22 metredir. Toplam alanı yaklaşık 125*250 m boyunda olup 32 bin m²lik bir alana yayılmıştır. Üç adet girişi vardır. 1452 Mart'ının sonlarında inşasına başlandı. Kullanılan kereste İzmit ve Karadeniz Ereğli'den, taşlar da Anadolu'dan getirtildi. Fatih, Edirne'den gelerek öncesinde Fonea adıyla bilinen dağın yamacında kalenin temelinin atılmasını emretti, adına Başkesen dedi. Deniz kenarındaki üç kulenin yapımını paşalarına havale etti ve paşalar kendi imkânlarıyla yaptırdı. Burçları ve diğer kısımlarının inşasını padişah üstlendi. Dukas), inşatta bin usta çalıştığını kaydetmiştir. Mimar E. H. Ayverdi'ye göre hisarın yapımında yaklaşık olarak 300 usta, 700-800 işçi, 200 arabacı, kayıkçı, nakliyeci ve diğer tayfa çalışmıştır. 60,000 metrekare alanı kapsayan eserin kâgir hacmi yaklaşık 57,700 metreküptür. Rumeli Hisarı, İstanbul'un fethinden sonra bir süre garnizon hâliyle kalsa da zaman içerisinde Saruca Paşa Kulesi, hapishane olarak kullanıldı. 1509 Büyük İstanbul Depreminde büyük zarar görmüş ancak hemen onarılmıştır. 1746 yılında çıkan yangında ahşap kısmı harap olmuştur. Hisar tekrar III. Selim (1789-1807) döneminde onarılmıştır. 18. yy.dan sonra askerî niteliğini tamamen yitirdi. 1876-77 tarihinde kale içinde ve çeperinde 46 hane olduğu kaydedilmiştir. Hisar, müze vasfına ek olarak 2000'li yılların sonuna kadar tiyatro ve konserler için bir etkinlik alanı olarak da kullanılmaktaydı. 1950'li yıllardaki restorasyon çalışmaları sırasında, 18. yüzyılda yıkılmış ve yalnızca minaresinden bir bölüm kalmış olan Boğazkesen Mescidi'nin (Ebu'l-Feth Camii olarak da bilinir) bulunduğu alana açıkhava tiyatrosu yapıldı. İlk hâliyle basit seyir terasları ve bir sahnenin olduğu bu alan, daha sonra tiyatro sanatçısı Muhsin Ertuğrul'un talebiyle amfitiyatroya çevrildi. 1989 yılında başlayan Rumeli Hisarı Konserleri ile amfitiyatro, İstanbul kültür ve eğlence hayatının en gözde yaz eğlencesi mekânlarından biri haline geldi. Rumeli Hisarı Konserleri 2006 yılında durdurulmuş ve 2008 yılında son kez düzenlenmiştir. İstanbul 3 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, 7 Ekim 2009'da tarihi konser alanındaki mescidin minaresinin, duvar ve sarnıç kalıntılarının mevcut durumları ile muhafaza edilmesine karar verirken, mescit 1. grup kültür varlığı olarak tescil edildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ise hisardaki yıkık mescidin ihyası için bir proje başlattı. Koruma Bölge Kurulu projeyi onaylarken mülkiyeti İBB'de bulunan mescidin yapımı için 28 Mayıs 2013 tarihinde ruhsat alındı. Açıkhava tiyatrosu ve konser mekanı olarak kullanılan alana yapılan Boğazkesen Fetih Mescidi'nin inşası 2015 yılında tamamlandı), Defne Rumeli Hisarı, Rumeli Hisarı Kalesi, Rumeli Hisarı Boğazkesen Cami, C Kulesi (Zağanos Paşa), Hisarönü Sahili, Rakım Paşa Çeşmesi, (Sarıyer ilçesi Rumelihisarı mahallesinde sahil yolu üzerindeki Ali Pertek Camii kıble duvarına bitişik bulunan Osmanlı dönemi çeşmedir. İbrahim Efendi Çeşmesi olarak da bilinir.[^[1]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Rak%C4%B1m_Pa%C5%9Fa_%C3%87e%C5%9Fmesi#cite_note-:0-1) Osmanlı defterdarlığı, Habeş ve Mısır Valiliği görevlerinde bulunmuş Rakım Mehmed Paşa, babası Defterdar İbrahim Efendi'nin ruhu için yaptırmıştır.[^[2]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Rak%C4%B1m_Pa%C5%9Fa_%C3%87e%C5%9Fmesi#cite_note-suvakfi-2) Kesme küfeki taşından yapılmıştır. Suyu akmaktadır. Tadilat sırasında üzeri betonla kaplanmış, ayrıca teknesi değiştirilmiştir. Babasının yaptırdığı cami aynı sahil hattı üzerinde Kuruçeşme'de Defterdar İbrahim Paşa Camii'dir), Ali Pertek Cami (Ali Pertek Camii, Rumelihisarı'nda Baltalimanı Caddesi üzerinde Arpacı Sokağı'nın başında bulunmaktadır. Cephesi denize karşıdır. Dörtgen biçiminde, kubbesiz, kiremit damlı bir binadır. Esaslı onarım görmesine rağmen ilk yapının horasan olduğu anlaşılmaktadır. Alt sıradaki pencereler dikdörtgen, üst sıradakilerin üstü kemer biçimindedir. Dışı sıvasız, muntazam taş duvar, minare tuğla ve taş karışımı, şerefesi mermerdir. Caminin avlu kapısı Arpacı çeşmesi Sokağı başındadır. Camiin hemen önünde bir çeşme bulunmaktadır. Girişteki dar geçidin sağ tarafında yüksek taş duvarlı, demir parmaklıklı pencere ve kapılı üstü açık ufak bir mezarlık yer almaktadır. Küçük avlusu koyu renkli taşla döşelidir. Avluda musalla taşı yoktur. Sağlı sollu dış cemaat yerinin üstü geniş bir ahşap saçakla örtülüdür.sCamiin iç kısmı dörtgen biçimindedir. Boyutu 11×13 metre, tavan yüksekliği 6 metredir. Düz tavanı mavi yağlı boyalı olup tahta çıtalarla ufak dörtgenlere bölünmüştür. Mihrâb ve duvarları sıva üzerine beyaz badanalıdır. Mihrâb da hiçbir süs ve oyma bulunmamaktadır. Minber sade ve düz bir biçimde ahşaptan yapılmıştır. Cephe duvarında altlı üstlü ikişer, yan ve arka duvarlarda üçer pencere vardır. Üst pencere camlarının kenarları boydan boya, ortaları parça parça renkli camlarla süslenmiştir. Alttaki pencereler renksiz camlıdır. Yapılan araştırma ve ilgililerle görüşme sonucunda, camiin dış kapısında yazılı bulunan adının ve tarihin yanlış olduğu sonucuna varılmıştır. Kapı yanındaki levhada "Ali Pertek Camii, 1712" yazısı okunmaktadır. Oysa camiin II. Sultan Bayezid zamanında Ali Pertev Paşa tarafından yaptırılmış olduğu kesinlikle söylenmektedir. Bina XVI'ncı yüzyıl yapısı niteliğinde görünmektedir. Camiin karşı köşesinde bir imâret ve hamam varmış. Bakımsızlık yüzünden çöken ve zamanla bir harabe durumuna gelen bu binalar daha sonra satılmış. Bugün imâret ve hamamın yerinde, altında büyük bir lokanta bulunan üç katlı bir beton bina yer almaktadır. Birinci Dünya Savaşı sırasında çatısı çökerek kısmen yıkılan cami, yıllarca bu durumda kalmıştır. Sonunda Vakıflar tarafından onarılarak 13 Temmuz 1973 günü, bugünkü görünüşüyle ibâdete açılmıştır. Kapı levhasında yazılı bulunan 1712 tarihinin ise, sonradan önünde yapılmış olan çeşmenin tarihi olduğu ileri sürülmektedir. Zamanın ileri gelenleri ve zenginleri, semtte bulunan diğer camilerden daha çok bu camiye geldiklerinden halk arasında "Beyler Camii" de denilmektedir), Boğaziçi Petekler (Manzara Seyir Noktası), Nafi Baba Binası (Boğaziçi üniversitesi içerisinde izin almadan girilemiyor. Boğaziçi üniversitesinde öğrenci birinin vasıtası ile girilebiliyor. Böyle tarihi bir yerin bu şekilde kapalı olması kötü bir şey. Rumelihisarı Kalesinin inşasına mani olmak isteyen bir Bizans müfrezesi ile çarpışan ve şehit düşenlerin gömülmeleri üzerine buraya Şehitlik denilmiştir. Bu mezarlık alanı 1451 tarihli mezar taşlarının bulunduğu ve İstanbul'daki ilk Osmanlı-Türk Şehitliği olarak bilinen mezarlıktır. Sultan Abdülmecid Han döneminde yeniden onarılan dergahın 1914 yılına kadarki postnişini, ünlü Nafi Baba'dır. (1835-1914) Kendisine Koca Mustafa Nafi Baba da denir.Nafi Babanın ceddi Şeyh Bedrettin'e kadar uzanıyor. Nafi Baba, müteehhil (evli) olmasına karşın, yine ünlü mücerred Halife Baba olan Selman Cemali Baba'ya mücerred (kutsal bekar) intisab vererek, Vakf-ı Vücud erkanı üzere mücerred dervişlik icazesi vermiştir. Nafi Baba, özelllikle Tekirdağ, Kılavuzlu, Babaeski, Pınarhisar ve Edirne yörelerindeki Gülşeni, Bedreddini ve Babai inançlarına bağlı olan muhiblerin, Bektaşiliğe kazandırılmasına yönelik aktif çabalar göstermiştir. Dergahların kapatılması sonrası zamana karşı direnen bu zaviye, 1947 yılında tamamen yıkılmıştır.Nafi Baba; 1870 yılında, burada bir Ortodoks mektebi açmak isteyen Profesör Hamlin ve eşi Maria'ya, dergâhın bazı arazilerini devrederek, Robert College'in yapımına ön ayak olmuş ve kurucu mütevelli heyette yer almıştı. Dergahın son postinişi olan Nüzhet Baba, Robert College mezunu olup, Fenerbahçe Spor Kulübü'nde profesyonel futbol oynamıştır. Günümüzde tekke yenilenmiş ve Bizans Araştırmaları Merkezi olarak kullanılmaktadır), Boğaziçi Üniversitesi Meydanı, İBB Duatepe Parkı, FSM Köprü Manzara

📍 Silivri

Kale Park (Orhangazi ile Theodora'nın evlendiği yer yeraltı mahsenleri de var)

📍 Sultanbeyli

📍 Sultangazi

📍 Şile

İncekum Macerapark, Gözlem kule, Kurna Halk Plajı, Manzara deniz, ÇİNEKOP LÜFER YERİ, Maryol balıkçı barınağı, Kayalık Lagün (Kurna), Şile Karaburun, Sahilköy Halk Plajı, San Diego Beach Şile, Soğancılı Halk Plajı, Alacalı Köyü Piknik Alanı, Alacalı Plato, Alacalı Plajı, Sofular Köyü Halk Plajı, Sofular Plajı, Kumbaba Plajı, Ayazma Plajı Şile, Şile kalesi, Şile Deniz Feneri, Su İçen Fil, Ağlayan Kayalar Şile, Uzunkum Plajı, Şile Plajı, Saklı Göl (Karamandere), Darlık Barajı ve Mesire Alanı (Korucu), Ağva Kurfalı Green Park Camping, Ağva Seferoğulları Kamping, Ağva Liman, Koca Dere, Ağva Deniz Radarı, İBB Öğretmenler Parkı, Ağva Sahil Meydan,Ağva Sahil-Deniz Alanı, Ağva Plajı, İBB Ağva Kıyı Rekreasyon Alanı Parkı, Koca Deresi (batı) ile Karadeniz'in Arasını Ayıran Kumsal, Ağlayan Kayalar Parkı,, Göller Parkı, Ağva Bucaklı Kilimli Koyu Trekking ParkurGüzeller yolu, İBB Yakuplu Köy Parkı, GÖÇE AĞVA ŞİLE, İBB Göçe 1 Köy Parkı, İBB Göçe 2 Köy Parkı, İBB Köseler Köy Parkı,İBB Sungurlu Köy Parkı, Ağva Kilimli Koyu, Ağva Kilimli Kayalıklar, Kilimli Sahil Kamp Plaj Alanı, Kitik Koyu, Kadırga Koyu, Ümit arslan koyu, DEPLASMAN KAMP

🍴 Yöresel Notlar

=========================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================================

📍 Şişli

Kanyon AVM, Metrocity AVM, Zincirlikuyu Mezarlığı (Ferhan Şensoy, Ömer Seyfettin, Kemal Sunal, Ruhi Su, Fikret Hakan, Tomris Uyar, Cüneyt Arkın, Yaşar Kemal, Sevim Tuna, Tekin Akmansoy, Renç Koçibey, Müslüm Baba, Levent Kırca'nın mezarları), Zincirlikuyu Cami, İstanbul Diyalog Müzesi, Nimet Abla Müzesi

📍 Tuzla

📍 Ümraniye

📍 Üsküdar

Sevda Tepesi, Cemile Sultan Korusu, Abud Efendi Yalısı (Abud Efendi YalısıKandilli'de yer alan yalılardandır. Mimar Garabed Balyan tarafından yapılmıştır. Yalının ilk sahibi Altunizade Necip Bey olmuştur ve 1835-1855 yılları arasına inşa edilmiştir. 1858'de Fransız baron Vandeuvre yalıya yerleşmiş ve yaklaşık 40 yıl burada yaşamışlardır. 1900 yılında memleketlerine dönünce Mehmet Abud Efendi yalıyı satın almıştır. Abud ailesinin ikameti 1981 yılına dek sürmüş ve o tarihte yalıyı Salat yağlarının sahibi İsmail Özdoyuran almıştır ve halen oturmaktadırlar. Abud Yalısı Fox TV'de yayınlanan ve Avşar Film yapımcılığını üstlendiği "Lale Devri)" dizisindeki Zümrüt Taşkıran'ın yalısı olarak televizyonda görünmüştür. Ancak senaryo gereğiyle taşınılmıştır), Kıbrıslı Yalısı (Kıbrıslı YalısıKıbrıslı Mehmet Paşa Yalısı veya Kara Vezir Yalısı, İstanbul Üsküdar'da Kandilli Göksu Caddesi'nde bulunan bir yalıdır. İstanbulda Boğaz'a en geniş cephesi olan yalıdır. Sahil uzunluğu 64 metredir. Yalının ilk sahibi I. Abdülhamit'in sadrazamlarından İzzet Mehmet Paşa'dır. İzzet Mehmet Paşa, Kara Vezir adı ile anılan Silahtar Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra ikinci kez sadrazamlığa getirilmiştir. Bu nedenle de yalı Kara Vezir Yalısı olarak da anılmaktadır. Yalı, 18. yüzyıl'ın son çeyreğinde yapılmıştır. 1781 yılında, ikinci sadaretinde iken görevine son verilen ve 1783'te Belgrad valisi iken vefat eden İzzet Paşa'nın yalısı, o tarihlerde ikinci Mirahur (Osmanlıda has ahır'ın 2. üst düzey görevlisi) olan oğlu Sait Mehmet Bey'e geçmiştir. Bir süre bu yalıda oturan İzzet Paşa ailesi 1794 yılında yalıyı bu sefer yine İzzet Paşa ile aynı isimli olan III. Selim'in sadrazamlarından olan İzzet Mehmet Paşa'ya kiralamışlardır. 1811'de Sait Bey'in ölümünden sonra, oğlu Kapıcıbaşılarından Mehmet Ataullah Bey, büyükbabasının Kandilli'deki bu yalısında ikamet etmeye başlamıştır." Kıbrıslı Yalısı Bostancıbaşı defterinde şu şekildedir: ... 14 - İzzet Paşa torunu Atâ Bey'in yalısı. Kıbrıslı Yalısı, Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa tarafından 1840 yılında satın almıştır. Harem bölümü Peak Games'i Zynga'ya 1.8 milyar dolara satan Sidar Şahin tarafından 19 milyon dolara Ömer Üründül'den satın alınmıştır. Selamlık bölümünde halen İzzet Mehmet Paşa'nın varisleri oturmaktadır. Müştemilat bölümü Akfen ve TAV Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın tarafından Komili ailesinden 30 milyon dolara satın alınmıştır. Mabeyn (orta) bölümü Ümran Güngör Üzümcü'ye aittir. Selamlık yalının en iyi korunmuş bölümü olup, buraya bahçe tarafından dört sütunlu bir portikten girilir. Selamlık sofasının dört köşesinde odalar vardır. Odaların tavanları alçı'dan bitkisel motiflerle örülüdür. Doğu salonunun zemini taşlardan yapılmış mozaiklerdendir ve ortasında mermer bir fıskiye vardır. Yalı'nın sofalarından başka, alt katta on beş, üst katla altı olmak üzere toplam 21 odası vardır. Ayrıca deniz ve bahçe tarafındaki eyvanların tavanları ahşap kabartmalıdır. Yalının duvarlarındaki tablolar arasında Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa'nın da yağlı boya tablosu vardır. Yalının cephesi çıkmalarla hareketlendirilmiştir. Burada ince uzun pencerelere sıra halinde yer verilmiştir. Yalının bahçesindeki 18. yüzyılın sonlarında yapılmış bir bina ve yalının 3 büyük hamamı günümüze gelememiştir. Yalının bahçesinden günümüze sadece mermer bir musluk ve havuz kalmıştır. Bu yalı Piyer Loti ve Yahya Kemal gibi yazarların çok sevdiği bir toplantı yeriydi ve Iraklı Kral Faysal ve Fransız Prensesi Eugine gibi ünlüleri ağırlamıştır. Yalı için 2009 yılında miras kavgaları yaşanmıştır), Kont Leon Ostrorog Yalısı (Kont Ostrorog Yalısı veya Server Paşa Yalısı. İstanbul Boğazı'nın Anadolu Yakasında Üsküdar'ın Kandilli semti Göksu Caddesi'nde bulunan kârgir bir yapıdır. 1850 yılında, Adliye Nazırı Server Paşa tarafından inşa ettirilmiştir. Ve 1904 yılında Polonya doğumlu, şeriat hukukunun batılı uzmanı Osmanlı'nın hukuk danışmanı Léon Ostrorog'a satılana kadar bu yapı, Server Paşa Yalısı olarak anılmıştır. Kont Ostrolog, İslam Hukuku üzerine çalışmalar yapmış, Oxford ile Lahey Üniversitelerinde bir dönem öğretim görevlisi olarak hizmet vermiştir. 1900'lü yılların başında, Osmanlı hükûmeti tarafından ülkeye davet edilmiş ve Adliye Nezareti'nde hukuk ve sadaret müşavirliği görevlerinde bulunmuştur. Karısı önde gelen levanten ailelerden birinin kızıydı. Ostrorog'un kişisel eşyaları ve kitapları hala burada sergilenmektedir. Kandilli'de günümüzde de mevcut olan bu yapı, 150 yıldan fazla bir geçmişe sahiptir. Adliye Nazırı Server Paşa tarafından yaptırılmış ve 1904 yılında Kont Ostrolog'a satılarak, ilk kez el değiştirmiştir. 1905 yılında, bu yapının yanında bulunan Ahmet Aşki Paşa Yalısı ile birleştirilerek, genişletilmiştir. Yalının bahçesinde, 1882 yapımı bir hamam aynası, selsebil ve bir çeşme bulunmaktadır. Yalnın bahçesinden, oldukça geniş bir kapı ile salona girilmektedir. Salonun tüm kapıları açıldığında da tüm boğaz ve koru, rahat bir şekilde görünmektedir. İki katlı olan bu ahşap yapının 15 odası bulunmaktadır. Yalının tüm tavanlarında Osmanlı ahşap işçiliğinin ince detayları göze çarpmaktadır. Yalının döşeme parkeleri ise, 1940'ta, Bebek'te yıkılan Köçeoğlu Yalısı'ndan satın alınarak buraya getirtilmiştir. Daha sonraları ise yalı, Rahmi Koç tarafından satın alınmıştır), Cemile Sultan Korusu, Edip Efendi Yalısı  (19. yüzyıl başında yapılmıştır. Boğaziçi yapı tarzındaki yalının içi Avrupai bir dekora sahiptir. Kimi kaynaklarda ilk sahibinin Muammer Paşa olduğu; ondan Kani Paşa'ya geçtiği; 1887'de Edip Efendi tarafından satın alındığı belirtilir. Yalının geçmiş sahiplerinden Edip İbrahim Efendi Osmanlı Devleti'nde Şuray-ı Devlet üyeliği, Defter-i Hakani ve Maliye Nazırlıklarında bulunmuş bir devlet adamıydı ve 1888 yılında öldü. Yalı, onun adıyla anılageldi. Ölümünden sonra yalı, iki oğlu arasında paylaşıldı; zamanla harap duruma gelip terk edildi. Özel bir şirket tarafından satın alındıktan sonra harem bölümü 1986'da, selamlık bölümü 1993'te restore edildi. II. Abdülhamit devrinde İstanbul'da yaşayan ve Boğaziçi'ndeki hayatı anlatan kitaplar yazan İngiliz aristokrat Dorina Neave bu yalıda yaşamıştır Yapı,selamlık ve harem olmak üzere, birbirine uzun koridorlarla bağlanan iki bölümden oluşmaktaydı. Oda ve salonların içinden geçerek harem köşesinden selamlık köşesine kadar gidilebilir ve tüm kapılar açık olursa bir baştan diğerine kadar görülebilirdi. Daha sonra harem ve selamlık iki ayrı yapı haline getirildi ve ara kapı kapatıldı. Yalı 2014 yılında Paramparça) dizisinin çekimlerini gerçekleştirmek amacıyla yalının sahibi Ebru Mengenecioğlu'ndan aylık 50 bin dolara kiralanmıştır), Kandilli Caddesi Çeşmesi, Adile Sultan Sarayı (1856 yılında Sarkis Balyan tarafından Sultan Abdülmecid için kız kardeşi Âdile Sultan'a bir armağan olarak yapılmıştır. 1916'dan itibaren Kandilli Kız Lisesi olarak kullanılmış, 1986 yılında yangında harap olmuştur. Sarayın restorasyonu  Sabancı ailesinin katkılarıyla tamamlanmıştır ve 28 Haziran 2007 tarihinde yeniden hizmete açılmıştır. Saray, saray mimarı Sarkis Balyan[^[1]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Adile_Sultan_Saray%C4%B1#cite_note-1) tarafından 1861'de Osmanlı Prensesi Adile Sultan (1826--1899) için yaptırılmıştır. Kendisi Sultan II. Mahmud'un kızı ve Abdülmecid ve Abdülaziz sultanların kızkardeşiydi. Bina, 1856 yılında Sultan Abdülmecid tarafından kendisine hediye edilen eski bir köşkün yerine yapılmıştı. Sultan Abdülaziz daha sonra yeni binanın siparişini mimar Balyan'a verdi. 55 odalı saray 17.000 m² arsa üzerine inşa edildi. Adile Sultan, 1868'de kocası Sadrazam Mehmed Ali Paşa)'nın ölümüne kadar burada yaşadı. Onun ölümünden sonra binanın kız okuluna dönüştürülmesi şartıyla yalıyı Osmanlı devletine hediye etti. Bina bu amaçla kullanılmadan önce, Birinci Dünya Savaşı sırasında bir süreliğine Harp Dairesi'nin bir parçasıydı. 1916 yılında bina, Adile Sultan İnas Mekteb-i Sultanisi Kız Ortaokulu oldu. 1920'de ilk mezunları okuldan ayrıldı. Dört yıl sonra, cumhuriyetin kuruluşundan sonra okulun adı *Kandilli Ortaokulu* olarak değiştirildi. 1931 yılında okul "Kandilli Kız Lisesi" olmuştur. 1968'de okul yeni bir binaya taşındı ve eski saray Lise için yurt oldu. 1986 yılında ev bir kısa devre nedeniyle temellerine kadar yanmış ve harabeye dönmüştür. Kısa bir süre sonra okulun eski öğrencileri bir vakıf kurarak yeniden inşası için para topladılar. İnşaat çalışmaları 1996 yılında başladı, ancak bağışlarla maliyetler karşılanamadı ve bu nedenle yeniden yapılanma tekrar tekrar durdu. Sadece sanayici Sakıp Sabancı'nın bağışları ve Vali (İstanbul valisi) Muammer Güler'in bağışları inşaat çalışmalarının devam etmesini mümkün kıldı. Ancak inşaat yine durdu ve Sabancılardan sadece bir başka bağış, yeniden yapılanmanın tamamlanmasını sağladı. Adile Sultan Sarayı'nın yeniden inşası on yıl sürdü ve 9,5 milyon Türk lirası (yaklaşık 5 milyon avro) mal oldu. 28 Haziran 1986 yangınından ancak 20 yıl sonra yeniden açılış kutlanabildi. Yapı günümüzde "Sakıp Sabancı Kandilli Eğitim ve Kültür Merkezi" olarak anılır. 5.625 m²'lik merkezde toplantı ve ziyafetler için 500 kişilik oval bir salon, her biri 200 kişilik iki konferans salonu, resepsiyon ve sergiler için 1.300 m²'lik bir salon, 30 ila 40 kişilik 20 seminer odası, bir müze, 150 kişilik yemek salonu ve 60 kişilik restoranı bulunmaktadır. Bahçe 2.000 kişiyi ağırlayacak büyüklüktedir), Kandilli Caddesi Haziresi, Glavany Köşkü, İBB Vaniköy Parkı, Tuğrakeş Recai Efendi Yalısı (Yalı, Paşalimanı mevkiinde ve deniz kenarındaki büyük tütün deposunun sol tarafında ve Hüseyin Baykara Sokağı'nın tam karşısında idi. Eskiden bu yerde, Kaya Sultan'ın sahilsarayının bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu saray bahsine bakınız. Yalının girişindeki taşlıkta XVIII. yüzyıl yapısı nefis fıskiyeli havuz ve duvara yerleştirilmiş zarif bir selsebil bulunuyordu. Mermer olan bu sebilin üzerine ve bir madalyon için ayet-i kerime hak edilmişti. Bunun altında da iki mısralı ve 1159 (1746) tarihli bir şiir vardı. İki katlı, ahşap bir yapı olan yalı 1942 tarihlerinde yıkılmıştır. Recai Mehmet Emin Efendi ilk defa Ağustos 1761'de reisü'l-küttab olmuş ve bu görevden 8 Aralık 1763'te ayrılarak sadaret kethüdalığı mesnedine getirilmiştir. Büyük tezkirecilikten reisü'l-küttab olan Hacı Recai Efendi'nin bir defa da başdefterdarlığı vardır. 1 Şevval 1182 (8 Şubat 1769)'da tekrar reisü'l-küttab olmuş ve üç seneye yakın bir zamandan sonra azledilmiştir. 1719 tarihinde doğmuş olduğu sanılan Recai Efendi'nin İstanbul'da Vefa'da, Kovacılar Caddesi üzerinde 1189 (1775)'te yaptırdığı bir sebil, çeşme ve mektepden oluşan güzel bir eseri vardır. Recai Efendi, 1780 tarihinde İstanbul'da vefat etmiştir. Süreyya Bey eserinde, Recai Efendi 5 Recep 1194 (7 Temmuz 1780) tarihinde hamamda yıkanırken nüzül isabetiyle vefat etti, demektedir. Kafesî destarlı şâhidesi Şehzadebaşı Camii hazîresinde, cadde üzerinde ve hâcet penceresi arkasındadır), Vaniköy Cami (Caminin bânîsi Vanî Mehmed Efendi, Padişah IV. Mehmet devrinde, Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa'nın himâyesini cezbetmiş, dönemin ulema sınıfının meşhur müfessir ve vâizlerindendi. Padişah IV. Mehmed, Üsküdar yakınlarında, o dönemde Papaz Bahçesi ya da Papaz Korusu adıyla bilinen mevkiyi, hocası Vânî Mehmed Efendi'ye hediye etmiş. Boğaziçi'nde bulunan bu semt, sonraları onun ismiyle Vaniköy olarak adlandırılmıştır. Vânî Mehmed Efendi, semti imâr etmiş. Hicrî 1076, milâdî 1665 senesinde semte bir cami yaptırmış. Caminin yanına kendi konutu olarak bir yalı ve bir de medrese inşâ ettirmiş. Câmi ve yalı bugüne kadar ayakta kalmayı başarabilmişti. Ahşap karkas camiidir. Tek şerefeli minaresi kâgir zemine oturtulmuş ve betonarmedir. Deniz tarafından bir duvar çeşmesi bulunan caminin koru tarafı yüksek sütunlarla sundurma şeklinde inşa edilmiştir)

🍴 Yöresel Notlar

Mahmud Nedim Paşa Yalısı, Kuleli Sahil, Kuleli çeşmesi, Kuleli Askeri Lisesi, Vahdettin Köşkü (Vahdettin Köşkü veya Çengelköy Köşkü, İstanbul'un Üsküdar ilçesinde Çengelköy'de bulunan köşktür. Köşk, padişah olmadan önce Şehzade Mehmed Vahdeddin Efendi tarafından kullanıldığı için Vahdettin Köşkü adıyla bilinir. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı tarafından 'Çalışma Ofisi' olarak kullanılmaktadır. Kırım Harbi sırasında İtalyan yaralılarına hastane olarak tahsis edilen yapı daha sonra 37 bin altına Sultan Abdülmecid tarafından satın alınarak, oğlu Şehzade Burhaneddin Efendi'ye (1849-76) tahsis edildi. Burhaneddin Efendi'nin ölümü sonrası köşk ve bahçesi, Sultan II. Abdülhamid tarafından kardeşi Şehzade Mehmed Vahdeddin Efendi'ye verildi. Daha sonra Sultan "VI. Mehmed Vahideddin" ismiyle tahta geçecek olan Vahideddin Efendi, eski köşkü Fransız mimar Alexandre Vallaury'e yeniden düzenletti ve kuzeye doğru bir kanat ilave ederek büyüttürdü. Mehmed Vahideddin Efendi'nin annesi küçük yaşta vefat ettiği için şehzadeyi Sultan Abdülmecid'in kadın efendilerinden Şayeste Hanım büyüttü. Anneliği olan bu hanım için de 2 katlı bir köşk yaptırdı ve ona tahsis etti. Köşk, soğan biçimindeki kubbesiyle bilinir. Sultan Vahdeddin, saltanatın kaldırılması sonrası yurt dışına çıkarken şahsi mülkü olan bu araziyi Zehra isimli bir cariyesine bağışladı. Zaman içinde giderek eskiyen yapı 1950-60 tarihleri arasında kısım kısım yıkıldı. Köşk, 1984 yılında "korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı" olarak tescillendi. Köşk 1988 yılında dönemin başbakanı Turgut Özal'ın talimatıyla "Başbakanlık Dinlenme Evi" olarak kullanılması için restore edilmeye planı yapıldı. Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları İstanbul Bölge Kurulunun 14 Haziran 1985 tarih ve 1457 sayılı kararı ile uygun bulunan ve Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nce 16 Aralık 1985 tarihinde onaylanarak inşaatına başlandı. Köşklerin bazılarının restorasyonu tamamlandı. Ancak Turgut Özal'ın vefat etmesinden sonra çalışma durduruldu. Restorasyon işini alan Vakıf İnşaat, "ödeneksizlik" dolayısıyla 1998 yılında köşkleri kaderine terk etti. Erkan Mumcu'nun Kültür ve Turizm Bakanlığı döneminde restorasyon için bir firma ile otel yapılması için anlaşıldıysa da bu proje gerçekleşmedi. Köşk, 2007 yılında Devlet Bakanı Hayati Yazıcı tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı mülkiyetinden alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne verildi. Vakıflar Genel Müdürlüğü de köşkü Türkiye Başbakanlığı'na tahsis etti. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan köşkün "Başbakanlık Anadolu Çalışma Ofisi" ve yabancı misafirler için "Devlet Konuk Evi" olarak yeniden restore edilmesi için talimat verdi.[^[1]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Vahdettin_K%C3%B6%C5%9Fk%C3%BC#cite_note-1) Restorasyon projesini Sinan Genim üstlendi. Köşk çevresini düzenlenmesi için 4 bin m² alan 2 Haziran 2013 tarihinde kamulaştırıldı.[^[2]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Vahdettin_K%C3%B6%C5%9Fk%C3%BC#cite_note-2) Köşkün içinde bulunan koruda, 10 fıstıkçamı, 10 at kestanesi ve 25 ıhlamur ağacıyla birlikte meşe, Lübnan sediri, defne, erguvan ve sakız gibi toplam 300 ağaç da korumaya alındı. Akasya, defne aylangoz gibi bahçeyi ve fıstıkçamlarını saran ağaçlar ise kesildi. Bu ağaçların yerine İstanbul Boğazı'nın florasına uygun ıhlamur, at kestanesi, fıstıkçamı, çitlenbik, erguvan gibi ağaçlar dikildi. Köşkün restorasyonu Ağustos 2014'te tamamlandı. Restorasyon çalışmaları bittiğinde tarihçi İlber Ortaylı, "Restorasyonu hiç beğenmiyorum. Tarihi realiteye, mimari kurallara sadık bir restorasyon olmadığını herkes biliyor." şeklinde eleştirmiştir.) Çengelköy Çeşmesi, Tarihi Çeşme, Macar Fevzi Paşa Köşkü, Cano Sultan Köşkü, Tarihi Çengelköy Çeşmesi, Yusuf Ziya Paşa Çeşmesi, II. Mahmud Han Çeşmesi (1830'lar -- Osmanlı Geç Dönem bu zarif sokak çeşmesi, II. Mahmud döneminde 19. yüzyılın ilk yarısında yaptırılmış; dönemin klasik üslubunu barok etkilerle birleştiren küçük ama gösterişli bir örnek. Üstteki tuğra, sikkeli güneş motifi ve altın yaldız bezemeler, o yılların estetik anlayışını net biçimde taşıyor. Böyle mahalle çeşmeleri yalnızca su dağıtmak için değil, aynı zamanda vakıf kültürünün bir işareti olarak sosyal hayatın parçasıydı. İnsanlar burada su alır, karşılaşır, sohbet eder; çeşmeler mahallenin ortak hafızasını oluştururdu. Bugün Çengelköy'ün dar sokaklarının arasında kalmış bu küçük yapı, ilk bakışta "gözden kaçacak bir detay" gibi dursa da yakından bakınca taş işçiliği, kabartmaların zarafeti ve tuğranın hâlâ canlı duruşu insanı etkiliyor. Çevresindeki hareketliliğe rağmen sanki zaman burada biraz daha yavaş akıyor. Eskiden kimlerin burada testisini doldurduğunu, kimin çeşmeye adak adadığını düşününce mekânın sessizliği değişiyor; bir anda yaşayan bir hikâyeye dönüşmektedir. Kaptanı Derya Seyyid Ali Paşa sokakta yer alan bu tarihi çeşmenin önünde kabartma bir ayna taşı vardır. Ayna taşında Enbiya 30. Ayette yer alan "Ve minel mai külli şey'in hay" ifadesi yazılıdır. Anlamı ; "Ve Her canlı şeyi sudan yarattık."), Sadullah Paşa Yalısı (Boğaziçi'ndeki yalılar arasında günümüze gelen en erken tarihli ve en iyi korunmuş ahşap yalılardan biri olup Çengelköy'de yer almaktadır. Yalının rıhtım üzerindeki tek katlı selâmlık bölümü XX. yüzyılın başlarında yıkılmış, günümüze özgün olarak harem bölümü ve bahçe cephesindeki su kemeri ulaşmıştır. Ayrıca yalıya ait bir hamam, mutfak ve kayıkhane bulunuyordu. Yalı, XVIII. yüzyılın sonlarına kadar giden bostancıbaşı defterlerindeki kayıtlara göre I. Abdülhamid döneminde (1774-1789) Dârüssaâde Ağası Mehmed Ağa'ya verilmiştir. Bu kayıt ve mimari özellikler göz önüne alındığında I. Abdülhamid döneminin sonlarına, III. Selim döneminin (1789-1807) başlarına tarihlendirilebilir. Yalı 1861'de Sâdullah Paşa tarafından satın alındıktan sonra bu adla anılmıştır. İki katlı yalı merkezî sofalı plan tipindedir. Birbiriyle kesişen iki eksen düzenine göre tamamen simetrik bir plan gösterir. Denize paralel biçimde konumlanmış merkezî sofanın köşelerine yerleştirilen ikişer adet oda ve sofaya deniz ve bahçe yönünden saplanan eyvanlar planın temelini oluşturur. İki katın planı da birbirini küçük bir farkla tekrar eder. Alt kat sofası köşeleri pahlanmış dikdörtgen, üst kat ise oval şekilli bir sofaya sahiptir. Sofalar uzunlamasına denize paraleldir. Üst kat sofasını bir otağı çağrıştıran basık bir kubbe örter. Ahşap iskelet üzerine harçla sıvanarak bağdâdî tekniğinde inşa edilen kubbe dışarıdan kırık çatıyla örtülmüştür. Bu kubbede merkezdeki oval biçimli, oymalı ve edirnekârî boyalı göbekten eteklere doğru yayılan ışınsal bir süsleme düzeni uygulanmıştır.Yapının günümüzde cephelerin tam ortasında dört yönden girişi bulunmakla beraber özgün halinde kuzey yönünden bir giriş olmadığı anlaşılmaktadır. Doğu ve batı yönünde iki adet merdivenle üst kata ulaşılır. Üst katta kuzeydeki merdivenin hemen üstünde içeriden sofaya hâkim bir konumda açılmış, içinde müzik icra edilen mutriphâne yalıyı daha da ilginç kılan mimari bir unsur olarak dikkati çeker. Oval sofa özellikle ona açılan mutriphâne ile ilişkilendirildiğinde bu mekânın gündelik hayatın merkezini oluşturan, yemekli ve müzikli toplantıların düzenlendiği bir divanhâne olarak değerlendirildiği kabul edilebilir. Alt katta taşlık niteliğindeki sofa ise zemine yakın pencerelerle batı yönünde Boğaz manzarasıyla, doğu yönünde bahçenin yeşil dokusuyla âdeta bütünleşir. Her iki sofada Boğaz ve bahçe yönlerine açılan eyvanlar sedirlerle döşelidir. Yalı duvar resimleri, kalem işleri, tavan süslemeleri, tavan göbekleriyle yoğun ve gösterişli bir bezemeye sahiptir. Her odanın dekorasyonu farklılık gösterir. Alt kat tavanları kare veya çapraz biçimli ince çubuk taksimatlıdır. Üst katta köşelerdeki odaların tavan düzenlemeleri alt kata göre çok daha barok bir hareketlilik gösterir. Her odanın tavanı farklı şekilde süslenmiştir. Tavanlar kıvrımlı hatlarla bezenmiş, tavan göbeklerinde şemseler ve meyve sepetleri yer almıştır. Tavan göbekleri ve odaların nişlerini çevreleyen raflar özenli ve ince işlenmiş ahşap işçiliğinin güzel örneklerini sergiler. Köşelerde yer alan odalarda yüklüklerin hemen yanındaki çiçeklik veya şerbetlik diye anılan büyük nişlerin içi ve yine yüklüklerle tavan arasında kalan duvarlarda yalının önemli bir özelliğini oluşturan kalem işi tekniğinde yapılmış resimler vardır. Bunlar genel olarak İstanbul'un Boğaz ve Haliç kıyılarına dizilen köşk, kasır ve sahilsarayları veya bu kıyılardaki tabiat manzaralarını konu alır. Özellikle üst kat odalarının nişlerinin içindeki resimler konuları ve içerikleriyle zengindir. Bunlardan güneybatı odasında, yıkılmadan önce Üsküdar'da Salacak kıyılarında yer alan Şerefâbâd Kasrı olduğu tahmin edilen resim ve güneydoğu odasında 1862'de tamamen yanan Sarayburnu'ndaki Topkapı Sahilsarayı'nı gösteren resim günümüze ulaşmayan yapıları yansıtan birer belge değeri taşımasıyla da önemlidir. Odaların yanı sıra oval sofanın köşelerindeki nişler içinde de mimari tasvirlere yer verilmiştir. Nişlerin iki yanında edirnekârî üslûbunda boyanmış ufak boyutlu nişler bulunur. Yalıda tavan süslemeleri ve duvar resimleri dekorasyonun yapının inşa tarihinden daha geç bir döneme, büyük ihtimalle empire üslûbunun hâkim olduğu II. Mahmud dönemine ait olduğunu düşündürür. Özellikle güneydoğu odasındaki Topkapı Sahilsarayı bu tarihlendirmeyi kesinleştirmeye kanıt oluşturur. Bu sarayın 1862 yangınından artakalan ve kuruluş tarihi olarak 1816 yılını veren kitâbesi en azından bu resmin inşa tarihinden önceye gidemeyeceğini kanıtlar. Dolayısıyla yalıdaki diğer duvar resimleri de en erken 1816 yılına tarihlendirilebilir. Yalı çeşitli tarihlerde restorasyonlar geçirmiştir. Yapıya günümüzdeki görüntüsünü kazandıran kapsamlı bir restorasyon 1949-1951 yılları arasında mimar Turgut Cansever ve Cahide Tamer tarafından yapılmıştır. Bu restorasyon sırasında XIX. yüzyılda mimar A. Vallaury döneminde duvar kâğıdı ve yağlı boya ile kaplanan kalem işleri tekrar ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca kuzeydoğu cephesi güney cephesine benzetilmiş ve merdiven sahanlığı oval bir çıkma ile biçimlendirilmiştir. 1977'de Taç Vakfı, Sedad Hakkı Eldem'in nezaretinde yalıda onarım çalışmaları yaptırmıştır. 1995-1997 yılları arasında mimar Feyza Cansever başkanlığında bir restorasyon daha geçiren yalı günümüzde Tek-Esin Vakfı tarafından korunmaktadır), Tarihi Çeşme, Havuzbaşı Tarihi Çeşme, Gazi Amiral Yavuz Yüksekdağ Çengelköy Havuzbaşı Parkı, Halis Paşa Yalısı, Halis Ağa (Korhanlar) Yalısı, Beylerbeyi Hasip Paşa Yalısı, Hamid-i Evvel Cami (İstanbul Boğazı'nın Anadolu yakasında, yalı camilerinin en zarif örneklerinden biri. 1777-1778 yıllarında Sultan I. Abdülhamid, annesi Rabia Şermi Sultan adına yaptırmıştır. Barok etkili mimarisi ve denizle iç içe konumuyla Beylerbeyi'nin simgelerindendir),Yaprak Dökümü Köşkü, Beylerbeyi Abdullahağa Cami, Beylerbeyi Sarayı Harem Köşkü, Sarı Köşk, Beylerbeyi Sarayı Deniz Köşkü Selamlık, Beylerbeyi Sarayı, Beylerbeyi Sarayı Tüneli, Mermer Köşk, İslam Medeniyetleri Müzesi, Cam Teras, Büyük Çamlıca Cami, Çamlıca Tepesi, Çamlıca Kulesi, Üsküdar Bilim Merkezi, Emaar Akvaryum, IMOGA İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi, Validebağ Korusu, Validebağ Parkı, Hababam Sınıfı Müzesi, Validebağ Çeşmesi, Sultan Abdülaziz Av Köşkü ve izci Evi Müzesi, Abdülmecid Efendi Köşkü, Hafıza 15 Temmuz Müzesi, Ahır Köşkü, Manzara Seyir Noktası, Nakkaştepe Millet Bahçesi, Beylerbeyi Askeri Gazino Müdürlüğü, İBB Kuzguncuk Parkı, Cemil Molla Köşkü, Üryanizade Ahmet Esat Efendi Cami, Kuzguncuk (Beylerbeyi) Gazhanesi, Nakkaştepe Kuzguncuk (Manzara Seyir Noktası), Abdullahağa Parkı, Kuzguncuk Cami, Kuzguncuk Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi, Kuzguncuk Sinagogu, Ahşap Evler, Hayra İkra (Yerel Tarih Müzesi), Agios Panteleimonas Greek Orthodox Kilisesi, Perihan Abla Evi, Kuzguncuk Evleri, Ayios Yeorgios Kilisesi (Kadıköy Rasimpaşa'da Karakolhane Caddesi'nde bulunan Ayios Yeorgios Rum Ortodoks Kilisesi, 1919 yılına kadar okul olarak kullanılırken, 1927 yılında yıkılıp yerine kilise inşa edilmiştir. Bahçesinde 15 metre yükseklikteki demir ayaklar üzerinde bulunan çan, zamanın ünlü çan ustası Samatyalı Zilciyan Usta tarafından dökülmüş ve yerine monte edilmiştir) Kuzguncuk İskele Çeşmesi, Kırmızı Köşk (Yürüyüş Alanı), Seyir Köprüsü (Manzara Seyir Noktası), Fethipaşa Seyir Terası, Fethi Paşa Konağı, İBB Fethi Paşa Korusu, İBB Paşalimanı Sosyal Tesisi, Yarımca Dede Tekkesi (Tekke, Paşalimanı semtinde ve 1766 yılında yaptırılan Abdurrahman Ağa Camii'nin sol tarafındaki set üzerinde bulunuyordu. Ahşap olan tekke binasının önünde hazîre ve onun önünde ise 1228 (1813) tarihli Hayrullah Efendi'nin bir namazgâh çeşmesi vardı. Zamanla bu çeşme pek harap olduğundan, 1874 tarihinde Serasker Hüseyin Avni Paşa tarafından şimdiki şekliyle yeniden yapılmıştır. Tekkenin yanında ahşap meşrutası vardı. Tekke, Abdurrahman Ağa Camii'nden yaklaşık olarak 170 sene evvel yapılmıştır), Setbaşı Parkı, Bülbüldere Fevziye Hatun Cami 1882 (Cami, Bülbüldere-Bağlarbaşı yolu ile Selânikliler Sokağı'nın birleştiği yerde ve köşe başındadır. Hemen yanından başlayıp Selâmsı z Tepesi'ne kadar uzanan kabristan da Bülbüldere Mezarlığı veya Selânikliler Mezarlığı adını taşır. Mezarlığın Selâniklilere ait olan kısmı 1300 (1882-83) tarihlerinde cami ile beraber tesis edilmiştir. Camiin avlu kapısı, Selânikliler Sokağı'na açılmaktadır. Kapının sol tarafında ulu bir çınarın altında ve avlu duvarı önünde Asadar Baba'nın açık türbesi vardır. Kapının karşısında ise 1112 (1700) tarihli Valide Kethüdası Çeşmesi bulunmaktadır. Kethüda Çeşmesi'nin karşısında 1300 (1882- 89) tarihli Feyziye Mektebi ve onun altında ise 1141 (1728) tarihli Hatice Sultan Çeşmesi bulunuyordu. Bu camiin civarında Hammal Mehmet Ağa Camii, Osman Dede Camii, Yeşilbaş Türbesi ve Bülbüldere Özbekler Tekkesi mevcuttu. (Bu eserlerin bahislerine bakınız.) Cami, 1300 (1882-83) tarihinde Selânikliler tarafından aralarında para toplamak sureti ile yaptırılmıştır. Selânikliler, 1877-78 Osmanlı- Rus Harbi'nden sonra peyderpey İstanbul'a göç etmeye başlamışlar ve bu, 1897 Türk-Yunan Harbi ile 1912 Balkan Harbi'nden sonra en üst düzeye ulaşmıştır. Hepsi zengin olan bu insanlar, Şişli ve Nişantaşı semtlerine yerleşmişler ve kendi çocukları nın okuması için 1296 (1879) tarihinde Şişli Terakki Lisesi'ni ve 1302 (1885) tarihinde de Feyziye Lisesi'ni tesis etmişlerdir. Camiin H. 1300 tarihinde yapıldığını gösteren kitâbesi son cemaat yeri duvarının üzerinde ve avluya bakan yüzündedir.), Surp Haç Kilisesi, Selami Ali Efendi Tekkesi Cami (Tekke, Üsküdar'da Selâmsız Tepesi'nde ve eski Tekkeiçi Sokağı yeni Kâtibim Aziz Efendi Sokağı üzerinde olup Selâmsız Hamamı Sokağı, Ethem Ağa Sokağı ile Tekkeiçi Sokağı'nın çevirdiği alanı kaplar. Sokağa ismi verilmiş olan Edhem Ağa, XIX. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış bestekârlarımızdan olup Selâmi Ali Efendi Tekkesi'nin de Zâkirbaşısı idi. Kabri, küçük hazîrede iken kaybolmuştur. Kanunî Edhem Ağa diye bilinen bu zat 1272 (1855) tarihinde vefat etmiştir. Hadîka'nın 241. sayfasında bu cami hakkında şu bilgi bulunmaktadır: "Bânisi, eş-Şeyh Selâmi Ali Efendi'dir. Kendisi Hüdâyî Mahmud Efendi Âsitânesi şeyhlerinden olup asitaneye iki defa şeyh olmuştur. Bu mahalde bulunan dükkân ve hamam ve haneler, bilcümle Şeyh Selâmi Ali Efendi'nin yaptı rdığı binalar olup kendi vakıf emlâkidir." Selâmi Ali Efendi, kuzattan (kadı, hakim) olup Menteşe (Muğla) Kozyaka köyünde doğmuştur. Tahsilini tamamladıktan sonra, İstanköy Adası müftüsü olmuş ve burada Zâkirzâde eş-şeyh Abdullah Efendi'ye başvurarak Celvetî Tarikatine girmiş sonra hilâfetle dahi şerefyab olarak Hüdâyî asitanesi post-nişîni olmuştur. Abdullah Efendi Hüdâyî Dergâhı'nda yetişmiş ve sonra Atik Ali Paşa şeyhi olmuş ve 1068 (1657-58)'de vefat etmiştir. Doğum tarihi bilinmeyen Selâmi Ali Efendi, Şeyh Mehmet Talip Efendi'nin 1090 (1679) tarihindeki vefatı üzerine Hüdâyî Âsitânesinin altıncı şeyhi olmuştur. 1681 tarihinde, 'hünkâr vaizi' Vani Mehmet Efendi ile aralarında geçen bir tartı şma neticesinde IV. Mehmet (1648-1687) tarafından meşîhati kaldırtılmış, fakat 1683 Viyana bozgunundan sonra, Vani Mehmet Efendi'nin Bursa'nın Kestel köyüne sürülmesi üzerine 1684 veya 1685 tarihinde tekrar meşîhate getirilmiştir. (Muasırı olan Niyazi-i Mısrî ile olan ihtilâşarı için Aziz Mahmud Hüdâyî Tekkesi bahsine bakınız.) Selâmi Ali Efendi, 1104 (1692-93) tarihinde vefat ederek eskiden Fıstıklı ismi ile anılan Kısıklı-Büyük Çamlıca yolu üzerindeki dergâhının hazîresine gömülmüştür. Tekke şeyhleri ile Kadızâdeliler arası nda geçen uzun mücadele Naimâ Tarihi'nde uzunca olarak anlatılmıştır. (Resim: Selâmi Ali Efendi Camii minaresinin kaidesi.), Çinili Cami (Çinili CamiOrta Valide Camii ya da Mahpeyker Kösem Valide Sultan Camiiİstanbul'un Üsküdar ilçesinin Valide-i Atik Mahallesi'nde yer alan, Osmanlı Dönemi'nden kalma tarihi bir cami. I. Ahmet'in eşi olan Mahpeyker Kösem Valide Sultan tarafından yaptırılmıştır. 1640 yılında ibadete açılmıştır. Cami mimari olarak Osmanlı esintilerini yansıtmaktadır. Zamanla harap olan cami, 1938 ve 1965 yıllarında onarılmıştır. Özgün planda bir cami olarak inşa edilmiştir. Daha sonra medresesi, şadırvanı, sebili, mektebi, çeşmesi ve hamamı yapılmıştır. Caminin bulunduğu bölge Murat Reis Mahallesi olarak anılmaktadır. Caminin banisi Mahpeyker Kösem Valide Sultan, I. Ahmet Türbesi'nde medfundur.), Çinili Hamam 1640 (Çinili Hamam 1640 yılında Kösem Sultan tarafından yaptırılmış. Kösem Sultan hamamın kadınlar bölümü bittiğinde ölmüş ve inşaatı kardeşi devam ettirmiş. İnşaat sırasında Çinili Camii, kütüphane karakol ve hamam olarak 4 eser bir arada yaptırılmış. Çinili Hamam, Çinili Camii'nin inşaatında çalışan ustaların yıkanmaları için yapılmış. Adının çinili olduğu sizi yanıltmasın! Hamama isim veren çiniler maalesef ki hırsızlar tarafından çalınmış. Ancak hamamın işletmecileri duvarlarda mavi taşlar kullanarak orijinal konsepte sadık kalmışlar. Hamamın genelinde çok fazla bir değişiklik yapılmamış, dışarıda bulunan kubbelerde el değmeden tüm özelliğini bugüne kadar korumuştur. Hamamda bulunan mermerlerde ki kabartmalar kurnalar tarihin izlerini taşımaktadır. Sadece kapı doğramaları ve duvar boyaları yapının doğal yapısını bozmadan yenilenmiştir. Ağustos depreminde bile hiçbir zarar görmeyen hamamın duvar kalınlıklar 2 metredir. Çinili Hamam'ın tarihi özelliklerini ve güzelliklerini keşfeden bir çok dizi yapımcısı ve fotoğrafçılar bu hamamda çekimler yapmış filmlere ve dergilere konu olmuştur. Çinili Hamam'ın tamamen doğal bir ısıtma sistemi var. İki kubbenin ortasında bulunan, kadınlar tarafına daha yakın olan bölümün altında büyük bir kazan var bu kazana atılan büyük odunlar sayesinde hamam ısıtılıyor. Kış aylarında yaklaşık 1 ton odun yakılan hamamın tabanından ve duvarlardan geçen borular sayesinde sıcaklık akışı sağlanıyor, "Tüfeklik" adı verilen bacalardan duman dışarıya atılıyor 370 yıllık kubbeler Çinili Hamam'ı diğer hamamlardan ayıran bir çok özellik bulunmaktadır. Bir hamamda olması gereken en önemli şey temizlik ve hijyendir. Çinili Hamam yetkililerinin en çok dikkat ettiği unsur; iyi bir hizmet ve temizliktir. Hamamların kapısından içeriye girdiğinizde kötü bir koku karşılar sizi ancak Çinili Hamam'da kötü bir koku yerine buram buram tarih kokuyor. Buda oldukça temiz bir hamam olmasının en büyük ispatıdır. Genellikle hamamların basık ve kapalı bir atmosferi vardır. Ancak Çinili Hamam'da basık bir hava yok. Bunun nedeni ise, geniş bir alana sahip olması ve kubbelerinin oldukça yüksek olmasından kaynaklanmaktadır. Hamamın kubbelerinde ki delikler ışığın içeri girmesini sağlar, içerisinin çok sıcak olduğu zamanlarda ise, kubbelerde ki 370 yıllık fanuslar çıkartılıp hamamın hava alması sağlanır.), Valide Atik Parkı, Murat Reis Cami 1609 (İstanbul'un Üsküdar ilçesinin Valide-i Atik Mahallesi'nde yer alan, Osmanlı Dönemi'nden kalma tarihi bir camidir. Dönemin deniz komutanlarından olan Koca Murad Reis tarafından yaptırılmıştır. Yapımına 1608 yılında başlanan cami, 1 yıllık inşaat sürecinden sonra 1609 yılında ibadete açılmıştır. Cami mimari olarak Osmanlı esintilerini yansıtmaktadır. Zamanla harap olan cami, 1973 yılında yeniden yapılmıştır. Özgün planda bir cami olarak inşa edilmiştir. Caminin bulunduğu bölge Murad Reis Mahallesi olarak anılmaktadır. Caminin banisi Koca Murad Reis, Rodos'taki türbesinde medfundur.), Pazarbaşı Cami (Üsküdar Pazarbaşı'nda Kabzımal Sokak'ta bulunan Pazarbaşı Cami, 1708 yılında Hacı Mirza Efendi diğer adıyla Pazarbaşı Ahmet Ağa tarafından yaptırılmıştır. Kargir ve minaresi ahşap bir mescit olarak inşa edilen bu yapı, 1896 yılından sonra büyük bir tamir görmüş ve minaresi tuğladan tekrar yapılmıştır. Ahşap çatısı 1942 kışında çökmüştür. Yığma moloz taşından yapılmış kalın dört duvarı ve şerefesi altına kadar yıkılmış tuğla minaresi mevcut iken, 1980 yılında yeri değiştirilmek suretiyle yeniden yapılmıştır. Cami, tek minareli ve tek şerefelidir.), Fena-i Ali Efendi Camisi, Hüseyin Avni Paşa Çeşmesi (Kuzguncuk paşa limanı caddesi üzerinde ve duvar önünde mermerden yapılmış, ortada çıkıntılı olarak planlanan çeşmenin iki yanında dörder yaltaklı hazne bulunmaktadır. Ortadaki çıkıntılı çeşmenin üzerinde kitabe taşı, geniş olmuyan saçak vardır. Çeşmenin üstü boydan boya demir parmaklık vardır. Çeşme 1874 yılında Hüseyin Avni paşa tarafından yapılmıştır), Paşa Limanı Sahili, Silahtar Abdurrahman Ağa Cami, Bizans Sarnıcı (Paşalimanı Caddesi üzerinde bulunan Bizans Sarnıcı, hakkında pek bilgi bulunmayan ve günümüzde harabe halde bulunan bir yapıdır. Herhangi bir yenileme veya koruma çalışması yapılmamaktadır), İBB Hacıbaba Parkı, Hacı Halil Efendi Meydan Çeşmesi, Karakadı Alaaddin Cami, Bulgurlu Mescit Cami, Şehzade Süleyman Çeşmesi, Karadavud Paşa Cami, Osman Bey Kabri, Veli Paşa Konağı (Sultantepe'de, Servilik Caddesi ile Hacı Hesna Camii Sokağı'nın birleştiği yerdedir. Kapı no'su 24 olduğu için 1935 senesinde 24. İlkokul burada açılmıştır. Konak, büyük ahşap bir yapı olup üç katlıdır. 1988 tarihinde aslına uygun olarak yeniden yaptırıldı. Geniş bahçesinde birçok meyve ağacı ve bir de havuzu vardı. Arka sokağa açılır bir kapısı mevcuttu. Veli Paşa, Sadrazam Giritli Mustafa Paşa'nın büyük oğludur. Bir çok valiliklerde bulunduktan sonra 26 Rebiyülâhir 1309 (29 Kasım 1891)'de vefat etti. Kabri, Fatih Camii hazîresinde, babasının yanındadır. Şâhidesinde: "Sefir-i kebîr ünvaniyle iki def'a Paris Sefaret-i seniyyesinde ve mülga Ahkâm-ı Adliye azası" olan diye yazılıdır), Mihrimah Sultan Cami, Abdi Efendi Cami, Şeyh Mustafa Devati Türbesi, Şeyh Devati Cami, III. Ahmet Çeşmesi, Üsküdar Sahili, Üsküdar Meydan, Valide-i Cedid Cami, Şemsi Ahmet Paşa Cami (Mimar Sinan'ın en son yaptığı eserler arasındadır. Diğer eserlerine göre küçüktür ama bir özelliğiyle hepsinden sıyrılır. Şemsi Ahmet Paşa, Mimar Sinan'a "Bana öyle bir yerde cami yap ki üzerine kuşlar pislemesin" diyerek talepte bulunur. Mimar Sinan hemen araştırmaya koyulur ve camiyi Karadeniz ve Marmara'dan esen rüzgarların kesiştiği, Üsküdar'daki bu güzel mevkie camiyi konumlandırır. Rüzgarın ters etkisi kuşların konmasını engellediği gibi minare içine girip çıkardığı uğultu da kuşları ürkütür ve buraya konmalarını önler." Bu özelliğiyle dünyada tek örnektir. Halk arasında Kuşkonmaz Cami olarak bilinse de resmi kaynaklar da Şemsi Ahmet Paşa Cami olarak geçmektedir. Cami sade bir mimari ile tasarlansa da gerek konumu gerek özellikleri ile harika bi ibadet alanıdır), Şemsi Ahmed Paşa Türbesi, Landmark 1923, Hava Kuvvetleri Şemsipaşa Askeri Gazinosu, Atatürk Heykeli, Üsküdar Sahil Yürüme Yolu, İst35 Taşı, Üsküdar Hanım Sultanlar Müzesi, Şerefabad Su Deposu, Rumi Mehmet Paşa Cami, Şehzade Mustafa Çeşmesi, Ahmet Han III Çeşmesi, Eski Hamam Çeşmesi, Uçurtma Müzesi, Şehzade Mustafa Çeşmesi, Paşa Çeşmesi, Kaptanpaşa Cami, Hüdayi Külliyesi, Aziz Mahmud Hüdayi Cami ve Türbesi, Ahmet Çelebi Cami, Geredeli Çelebi Cami 1589, Gülnuş Emetullah Valide Sultan Cami ve Türbesi ((Türbe, Hakimiyet-i Milliye Caddesi üzerindedir. Yeni Cami Külliyesi ile beraber 1708-1711 tarihleri arasında yaptırılmıştır. Bânisi, Sultan III. Ahmet'in annesi Gülnûş Emetullah Valide Sultan'dır. Lâle Devri başmimarı Mehmet Ağa tarafından yapılmıştır. Türbenin sağ tarafında sebil, sol tarafında muvakkithane ve hazîre, arkasında hünkâr mahfili ve cami, karşısında ise Zincirli Kuyu Tekkesi ismiyle de bilinen Halim Gülüm Dergâhı bulunuyordu. Türbe, sekiz yüzlü olarak tamamen mermerden yapılmıştır. Köşelerine yerleştirilen sekiz mermer sütunun arası, pirinç şebekedir. Sütun başlıkları istalaktitlidir. Geniş, alnı düz, kemer içleri dilimli, yekpare bir mermer kiriş veya kemer sütunları birbirine bağlar. Bu sütun ve kirişlerin üzerine, türbeyi daha görkemli göstermesi için kesme mermerden ikinci bir kemer daha yapılmıştır. Bu kaş kemerlerin iç taraşarı yine pirinç şebekedir. Bu şebekeler, gerek döküm ve gerekse motişeri bakımından, Türk dökme sanatının en güzel örnekleridir. Bu açık türbeyi, lame demirler arasına gerilen bir tel kafes örtmektedir. Kubbe eteğini, çepeçevre istalaktitli bir silme çevirmektedir. Bu silmenin örneklerini, cami külliyesinin çeşme, sebil, şadırvan ve cümle kapısının etrafında gördüğümüz gibi, iskele meydanındaki III. Ahmet Çeşmesi'nde ve Kısıklı Çeşmesi'nde de müşahade etmekteyiz. Kubbe eteğinin iç tarafında nefis bir hat ile Ayet-el Kürsi yazılıdır. Şebekeler çiçek, yaprak ve geometrik şekillerle bezenmiştir. Pirinç şebeke bir kapıdan türbeye girilir. Bu eşsiz şaheser türbenin içinde, Valide Sultan'ın yüksek, ihtişamlı kabir taşlarını havi mezarı bulunmaktadır. Baş ve ayak taşlarında, istiridye kabuğu şeklinde mihrapçıklar ve kabartma şekiller vardır. İkisinin de arka taraşarına zarif, uzun servi kabartmaları yapılmıştır. Ayak taşı, çeşme ve şadırvanında olduğu gibi, vazo içinde çiçek motişeri ile bezenmiştir. Her iki taşın üst tarafına yapılan sorguçlar, çeşmesindekinin aynıdır.) Valide-i Cedid Cami, Gülnuş Emetullah Valide Sultan Çeşmesi, Valide Sultan Sebili, Yeni Valide Çeşmesi, Süleyman Ağa Cami, Horhor Çeşmesi, Eski Hamam Çeşmesi, Ayazma Çeşmesi, Ayazma Cami, Üsküdar Mevlevihanesi, İmrahor Cami 1598(İmrahor ya da Mirahur Cami,İstanbul'un Üsküdar ilçesinin Salacak Mahallesi'nde yer alan, Osmanlı döneminden kalma tarihi bir camidir. Sinan Paşa'nın imrahoru (ahır görevlisi) olan Mehmet Ağa tarafından yaptırılmıştır. Yapımına 1597 yılında başlanan cami, 1 yıllık inşaat sürecinden sonra 1598 yılında ibadete açılmıştır. Cami mimari olarak Osmanlı esintilerini yansıtmaktadır. Cami inşa gününden bugüne orijinal özelliklerini yansıtmaktadır. Özgün planda bir cami olarak inşa edilmiştir. Cami, İmrahor Meydanı'nın üstünde kalmıştır. Caminin bulunduğu bölge 2008 yılındaki düzenlemelere değin İmrahor-Salacak Mahallesi olarak anılıyordu. Cami, Ayazma Camii'ye çok yakındır. Caminin banisi Mehmet Ağa'nın kabri bilinmemektedir. 2023 yılında restorasyon çalışmaları başlamıştır.), Ayşe Sultan Çeşmesi

🍴 Yöresel Notlar

Doğancılar Caddesi ile Öğdül Sokağı'nın birleştiği yerde ve sokağın sağ köşesindedir. Arkasındaki iki katlı Ayşe Sultan Celvetî Tekkesi bugün mevcut değildir. Karşısında, babası Rüstem Paşa'nın Mimar Sinan'a yaptırmış olduğu mektep, sol ilerisinde ise İmrahor Camii ile Başkadın Çeşmesi ve İmrahor Camii Mezarlığı vardır. Mezarlık bugün arsa halinde olup içindeki taşların bir kısmı yok olmuştur. Ayşe Sultan, Kanunî'nin torunu, Mihrimah Sultan ile Rüstem Paşa'nın kızıdır. Rüstem Paşa Mektebi'nin civarında, babasından intikal eden, muhteşem büyük bir sarayı vardı. Ayşe Sultan'ın burada büyüdüğü ve öldüğü sanılmaktadır. Kendisinin öz geçmişi için Ayşe Sultan Türbesi ile Aziz Mahmud Hüdâyî Camii ve çeşmenin suyu için de Aziz Mahmud Hüdâyî Suyu bahislerine bakınız. Bütün yüzü mermer ile kaplanmış olan bu klâsik çeşmenin kemeri beyaz ve kırmızı mermerdendir. Kemerinin üzerine, kitâbenin altına ve iki yana birer rozet yapılmış ve ayna taşının üstüne de *Allah *yazılmıştır. Kemerinin üzerinde iki satır halinde hazırlanmış şu kitâbe bulunmaktadır:

🍴 Yöresel Notlar

*Cenab-ı Hazret-i Aişe Sultan*

🍴 Yöresel Notlar

*Çün ihya itdi bu azb-i Furat'ı*

🍴 Yöresel Notlar

*Didim tarihin anın kıldı icrâ*

🍴 Yöresel Notlar

*Zülâl-i çeşme-i aynü'l-hayat* *1007 (1598-99)*

🍴 Yöresel Notlar

Semtin en eski eseri *Rüstem Paşa Sarayı'*dır. Burada otururken mektebi yaptırmıştır. 6 Ekim 1553 tarihinde sadaret mevkiinden uzaklaştırıldıktan sonra Üsküdar'da oturduğu bilinmektedir. Mektebi de bu sıralarda yani 1554 tarihinde yaptırmış olmalıdır. Semtin ikinci eseri, 1597'de yaptırılan *İmrahor Camii'*dir. Üçüncü eser ise, *Ayşe Sultan Çeşmesi'*dir. Bundan 134 sene sonra da Başkadın Çeşmesi yapılmıştır. *Mir'at-i İstanbul *yazarı Mehmet Raif Bey, İmrahor Semti'ni anlatırken; "Camiin mukabilinde Aişe Sultan Darü'l-kurrası vardır. Aişe Sultan namına bina edilmiş bir çeşme mevcut olup bugün (1890) harap ve susuzdur. Karşısında Mihrimah Sultan'ın kârgir olarak bina buyurmuş oldukları mektep kaindir. Adı geçen mahallede Sakalar Çeşmesi denmekle ma'ruf Sultan Ahmed Han Hazretlerinin 1141 (1728-29)'da bina ve inşaa ettirdikleri bir çeşme ile 1299 (1881-82)'de Rüstem Paşa tarafından yaptırılmış bir mekteb-i ibtidaî vardır," demektedir.), Başkadın Meydan Çeşmesi (Büyük hazneli çeşme kesme taştan yapılmış yüzü ise mermer ile kaplanmıştır. Lâle Devri'nde yaptırılan bu güzel görünümlü çeşmenin ayna taşı üzerinde lâle kabartmaları görülmektedir. Mermer kemerinin iki yanında birer rozet ve onun üzerinde ise altı satır halinde onsekiz mısralı şu kitâbe bulunmaktadır:

🍴 Yöresel Notlar

*Hazret-i Sultan Ahmed Han-ı gerdun-mâye kim*

🍴 Yöresel Notlar

*Âlemi eltâf ü ihsâniyle ihyâ eyledi*

🍴 Yöresel Notlar

*Fatih-i İran şeh-i devrân ki cûd-ü re'feti*

🍴 Yöresel Notlar

*Üsküdar'ı âb-ı şirin ile igna eyledi*

🍴 Yöresel Notlar

*Suyu başından idüb icrâ o hakan-ı kerem*

🍴 Yöresel Notlar

*Ehl-i devlet ol sudan çok çeşme peyda eyledi*

🍴 Yöresel Notlar

*Başkadın Hazretleri dahi bu zîba çeşmeyi*

🍴 Yöresel Notlar

*Kendi maliyle yapub bir hayr-ı vâlâ eyledi*

🍴 Yöresel Notlar

*Bu mahalle âb-ı sâfîye kat'i muhtâc idi*

🍴 Yöresel Notlar

*Hakk'a şükr olsun bu mâ atşanı irva eyledi*

🍴 Yöresel Notlar

*Nûr-veş cari olub bu âb-ı sâf ü dil-pezir*

🍴 Yöresel Notlar

*Teşnegânın dillerin eşvake Me'va eyledi*

🍴 Yöresel Notlar

*Hakk teâlâ ol şehin ikbâlini efzûn ide*

🍴 Yöresel Notlar

*Kim der-i lutfun cihân halkına Me'va eyledi*

🍴 Yöresel Notlar

*Çeşmenin bânisinin dahi kıla ömrün füzûn*

🍴 Yöresel Notlar

*Kim hulûs-i kalb ile bu hayrı inşâ eyledi*

🍴 Yöresel Notlar

*Söyledi tarih-i itmâmın anın kilk-i Nedim*

🍴 Yöresel Notlar

*Başkadın bu Çeşme-i vâlâyı icrâ eyledi* *1141 (1728-29)*

🍴 Yöresel Notlar

Kitâbe, *Nedim Divanı'*nda 20 mısra olduğu halde, taşa sığdırmak amacıyla iki mısraı yazılmamıştır. Bu manzume *Lâle Devri Şairi *Meşhur Ahmet Nedim Efendi tarafından kaleme alınmıştır. Nedim'in babası, Sultan İbrahim (1640-1648) devrinde kazaskerlik etmiş Muslihiddin Efendi ile kazaskerlerden Çeşmizâde Mehmet Efendi'nin kızının izdivacından doğan Mehmet Efendi'dir. Annesi, Karaçelebizâde ailesinden Saliha Hatun'dur. Baba tarafından, Fatih devrinde yaşamış Mevlevî tarikatına mensup bir aileye kadar uzanır. Çeşmenin bânisi, Sultan III. Ahmet'in başkadını Emetullah Kadın'dır. Damat İbrahim Paşa'nın eşi Fatma Sultan'ın annesidir. 1155 (1703)'te Başkadın olmuş, 22 C. evvel 1116 (22 Eylül 1704)'te de Fatma Sultan'ı dünyaya getirmiştir. Sultan Ahmet'in en sevdiği ve saydığı kadını olduğu söylenir. 1119 (1707)'de Beyazıt Meydanı'ndaki ünlü *Simkeşhane*'yi yaptırmıştır. Kabri, Eyüp Camii'nin Bostaniskelesi'ne açılan avlu kapısının sağ tarafındaki Hace Ayşe Bahri Kadın açık türbesindedir.), Rüstem Paşa Sıbyan Mektebi (Mektep, İmrahor Semti'nde ve bu semte ismini veren camiin, 1141 (1728-29) tarihinde yaptırılan çeşme ile 1007 (1598-99) tarihinde yaptırılan Ayşe Sultan Çeşmesi ve darü'l-kurrası'nın karşısında ve Doğancılar Caddesi ile Hafız Ali Paşa Sokağı'nın birleştiği yerde ve sokağın sol köşesindedir. Okul, taş bir kaide üzerine oturtulmuş olup, üst kısmı, üç sıra ince tuğla ve bir sıra kesme taştan yapılmıştır. İki odası bulunan yapının çatısı ahşap ve kirpi saçaklıdır. Alt pencereleri düz, üst pencereleri ise sivri kemerlidir. Doğancılar Caddesi'ne açılan bir kapıdan evvela bir avluya girilir. Hiç bir yerinde kitâbesi yoktur. Mimar Sinan'ın eserlerini belirten kitaplarda ismi olmadığı halde, onun bir Sinan yapısı olduğu söylenebilir. Mektebin hangi tarihte yapıldığı belli değildir. Rüstem Paşa, Kanunî Sultan Süleyman'ın sadrazamı olup ilk defa 1544-1553 ve sonra 1555-1561 tarihleri arasında olmak üzere iki defa sadaret mevkiine getirilmiş ve bu görevde bulunduğu sırada 1561 tarihinde vefat ederek Şehzadebaşı Camii hazîresindeki türbesine gömülmüştür. İlk görevden ayrıldıktan sonra, bir müddet Sultantepe'de, eşi Mihrimah Sultan'a ait olan muhteşem sarayda oturduğu bilinmektedir. Rüstem Paşa'nın Üsküdar'da bir çeşmesi ve bir de kendi adına yaptırdığı saray vardır ki, mektebin hemen arkasında Oyma Saray çıkmazı ile Hafız Ali Paşa Sokağı arasında ve bugün çocuk parkı yapılan yerde idi. Saray ve mektebin 958 (1551) tarihinde, Kanunî tarafından Üsküdar Sarayı'nın Mimar Sinan'a yaptırıldığı sırada inşa olunduğu sanılmaktadır. Rüstem Paşa'nın Taşçılar Camii yanına yaptırdığı çeşmesi de 952 (1545-46) tarihlidir. Bu çeşme ve sarayı bahsine bakınız. Mektep alt üst pencerelerden ışık alır. Alt pencereler klâsik demir parmaklıklıdır. Binanın dar olan cephesinde ortada bir niş, iki yanda ise dolap yerleri vardır. Nişli bölümün karşısındaki birinci bölümün sokak tarafı hariç, iki duvarı bağdadîdir. Bu kısmın, yıkıldıktan sonra yapıldığı sanılmaktadır. Mir'at-i İstanbul yazarı, Mihrimah Sultan Mektebi dediği Rüstem Paşa Mektebi civarında başka bir "iptidaî mektebin" daha bulunduğunu bildirmektedir. Bir tesadüf eseri olarak bu mektep de 1299 (1881)'de başka bir Rüstem Paşa tarafından yaptırılmıştır. Zengin bir kimse olan bu Rüstem Paşa, Diyarbekirli olup 1299 Saferinde (Ocak 1882) Üsküdar'daki konağında vefat ederek Merkez Efendi Mezarlığı'na gömülmüştür. Vehib Paşa ile Kani Paşa bu zatın oğullarıdır. Diğer bir Rüstem Paşa için Nasuhî Tekkesi Camii bahsine bakınız. Mektep 1315 (1897)'de onarılmıştır. Evkaf İdaresi Kataloğunda Cağalzâde Mektebi adı ile kaydedilmiştir.), Salacak Fatih Cami (Salacak Fatih Camii, Üsküdar Salacak'ta, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1453'te mescit olarak yaptırılmıştır. Üsküdar'daki ilk mescit olan cami, fetihten sonra ilk hutbe ve cuma namazının kılındığı yerdir. 1732'de Sadrazam Ali Paşa minber koyarak cami hâline getirmiş, 1753'te Sultan I. Mahmud tarafından yeniden inşa edilmiştir. Tek minareli, ahşap çatılı ve Osmanlı son dönemi süslemelerini taşıyan cami, 1898 ve 1992'de onarım görmüştür), Kız Kulesi, Karacaahmet Mezarlığı, (Adile Naşit'in Mezarı, Eş-Şeyh Ebu'l Faruk Süleyman Hilmi (Tunahan) Silitrevi Kabri, Şakirin Cami, Melek Baba Türbesi, Halit Akçatepe'nin Mezarı, Gazanfer Özcan'ın Mezarı, Aliye Rona, Hulusi Kentmen'in Mezarı, Muhammed Semerkandi, Karacaahmet Şehitlik Cami, Fiskiye, Karacaahmet Gasilhanesi, Hafız İsa Ağa Çeşmesi, Miskinler Tekkesi, Belkıs Dilligil, Avni Dilligil vd. Aile Mezarlığı, Özkan Uğur'un Mezarı, Sanatçı Süleyman Turan'ın Mezarı, Fenerbahçeli Futbolcu Selçuk Yula'nın Mezarı, Ek Bölüm Cem Karaca'nın Mezarı), Hafız İsa Ağa Çeşmesi 1811 (Üsküdar'da Karacaahmet'te Miskinler Tekkesi Camii'nin önünde olduğu gerek İstanbul Çeşmeleri'nde gerekse Üsküdar Tarihi'nde kaydedilen bu çeşmenin haziresi dikdörtgen biçiminde yontulmuş taşlardan örülme dört duvar içindedir. Bugün mevcut olmayan ayna taşını mermerden düz bir çerçeve süslemektedir. Teknesi ve sedleri toprağa gömümüştür. Yekpare mererden büyük kıtadaki kitabe taşı yerinde durmaktadır. Üsküdar tarihinde bu çeşmeden Miskinler çeşmesi adı ile bahsedilmekte Mahmut II tarafından yaptırıldığı kaydedildikten sonra şimdi mevcut olmadığı ilave edilmektedir. Halbuki Miskinler tekkesi cami yıkılmış olmakla beraber çeşme yerindedir. Karacaahmet'i İbrahim Ağa'ya bağlayan ve son zamanlarda genişletilmiş bulunan caddenin (Dr.Eyüp Aksoy Cad.) biraz gerisinde mezarlığa bitişik olan bu çeşmeyi görmek mümkündür. Önüne yol yapı malzemesi olarak kullanılacak çakıllar yığılmıştır. İstanbul çeşmelerinde çeşmenin satırda dörder mısra olmak üzere sekiz buçuk kıtalık bir kitabesi olduğu kaydedilmiş, fakat sadece tarih beytinin yazılması ile yetinilmiştir. Üsküdar tarihinde ise bir kıtalık metin verilmiştir.), Miskinler Tekkesi, Karacaahmet Sultan Dergahı Cem Evi, Karacaahmet Türbesi, Nişancı Hamza Paşa Türbesi, Ebu Derda Hz., Şeyh Hamdullah Hattat, Hüseyin Nihal ATSIZ Kabri, Mahmut Fehmi Baba Hz. (Mahmut Fehmi Kolcu, Hüseyinzade Ali Turan'ın Mezarı, Yaman Dede Kabri, Hacı Mestan Efendi'nin Mezarı, Cemal Madanoğlu Mezarı, Ord.Prof.Dr.Ali Fuad Başgil Kabri, Oktay Rıfat'ın Mezarı, Şair Nedim'in Mezarı ve Türbesi, Hattat İsmail Hakkı Altunbezer Kabri, Cemil Meriç'in Kabri), Rodosluzade Ayşe Hatun Çeşmesi 1795 (Çeşme yekpare mermerden yapılmıştır. Orta yerinde dört satır halinde hazırlanmış bir kitâbesi ve bunun üzerinde bir istiridye kabuğu kabartması ve şekilli başlığında ise bir tuğra vardır. Kitâbesi şudur:

🍴 Yöresel Notlar

Beray-ı şadanî-i ruh-ı sâhibetü

🍴 Yöresel Notlar

El-hayrat merhume Âişe Hatun

🍴 Yöresel Notlar

Bint-i Hasanü'r-Rodosî Ruhi çün

🍴 Yöresel Notlar

El-Fatiha.1209(1795)

🍴 Yöresel Notlar

Çeşmenin alnında Mâşallah yazısı, bunun altında ve iki gül kabartması arasında; "*Es-seyyid Mehmed Kâşif-1170(1756)*" tarihi okunmaktadır. Bu durumda çeşmenin ilk defa Mehmet Kâşif tarafından yaptırıldığı akla gelmektedir. Çeşmenin ayna taşı aynı zamanda namazgâh taşıdır. Arka tarafı nifl şeklinde olup mihrabı zincire asılı kandil kabartmalıdır. Alnında: "Külle mâ dehale aleyhâ Zekeriyye'l-mihrab" 6 N.1209 (27 Mart 1795) ayeti ve tarihi görülmektedir.7 x 3 adım boyutlarındaki küçük namazgâh sofası mermer olup etrafıda mermer korkuluk ile çevrilmiştir. Bunun üzeri sonradan doldurulmuş ön ve yan tarafı fabrika tuğlası ile yükseltilmiş, sofaya da Cemile Sultan'ın oğlu Besim Beyefendi için demir parmaklıklı bir açık türbe yapılmıştır. Namazgâh, mezarlık haline gelmiştir.), Duvardibi Su Terazisi, Himmet Efendi Türbesi, İbrahim Hayrani Hazretleri Türbesi, Küçük Selimiye (Çiçekçi) Cami 1805 (Üsküdar Çiçekçi'de Tıbbiye Caddesi üzerinde bulunan Çiçekçi Küçük Selimiye Cami, 1801-1805 yılları arasında III. Selim tarafından yaptırılmıştır. Cami, yapımından 30 sene sonra 1835 yılında Şair Pertev Paşa tarafından şimdiki şekliyle tamir edilmiş ve sağ tarafındaki alanlara, şeyh evi, derviş hücreleri ve diğer müştemilât binaları yapılmıştır. Ahşap olan bu yapılar zamanla harap olmuş ve yıkılarak yerlerine şahıs binaları inşa olunmuştur. Caminin kuzeydoğu köşesinden dışa taşan, ince mermer sütunların taşıdığı fevkanî hünkâr kasrı, ahşap duvarları ve dikdörtgen pencereleriyle yapıya sivil mimari tarzında ayrı bir güzellik katmaktadır. Tek minareli ve tek şerefeli olan bu cami; Selimiye Tekkesi Cami, Çiçekçi Cami, Pertev Cami ve Behçet-i Konyevî Cami isimleriyle de anılmaktadır. Cami en son 2015 yılında restore edilmiştir.), Çiçekçi Namazgahı 1802 (Namazgâh, Çiçekçi semtinde, Tıbbiye Caddesi ile Harem İskelesi Sokağı'nın birleştiği yerde ve sokağın sağ köşesindedir. Karşısında III. Selim'in 1217 (1802) tarihinde yaptırmış olduğu büyük çeşme, sol tarafında meşhur Çiçekçi Kahvesi ve arka tarafında ise Karacaahmet Mezarlığı'nın bir parçası bulunmaktadır. Burada bir de, 1318 (1900) tarihli Naci Bey ve Meymenet Hanım'ın hayratı olan bir kuyu vardır.), Hacı Faik Bey Çeşmesi (Süleyman Paşa Çeşmesi, Tunusbağı Menzil Çeşmesi olarak da bilinir. Üsküdar'da Tunusbağı caddesi üzerinde bulunan bu çeşme klasik tarzda kesme taştan yapılmış ise de kat kat sürülen badana ve boyalarla renkli bir görünüm almıştır. Teknesi yol seviyesinin altında kalmış suyu akmamaktadır. Üstü kiremitle örtülüdür ve ahşap bir saçağı vardır. Çeşmede biri cephede öteki yanında olmak üzere iki kitabe vardır. Çeşmenin ilk yapılışına ait alanı yandadır ve şöyledir:

🍴 Yöresel Notlar

"Habbeza ab-ı zülal-ı dil keş"

🍴 Yöresel Notlar

"Keyledi teşne-dilanı irva"

🍴 Yöresel Notlar

"hak vire sahibet-ül hayrata"

🍴 Yöresel Notlar

"Ecrini cennet-ı And-ü Me'ava"

🍴 Yöresel Notlar

"Çeşme-i ab-ı hayat-ı rana" (1093)

🍴 Yöresel Notlar

Çeephedeki tamir kitabesi ise şöyledir:

🍴 Yöresel Notlar

"Sahip-ül hayat vel-hasenat kudema-yi memurun-ı Devlet-i Aliyyedun

🍴 Yöresel Notlar

Onuncu Daire-ı Belediye Esnaf Müfettişi Es-Seyyid El-hac Faik Bey'in def'a-ı

🍴 Yöresel Notlar

Saniye olarak ihya eylediği çeşmedir. (1325)"

🍴 Yöresel Notlar

Çeşme adı bilinmeyen bir hanım tarafından yaptırılmış olup tamir ettiren Hacı Faik Bey'in adı ile anılmaktadır.), Seyyid Haşim Baba Türbesi, Abbas Ağa Çeşmesi (Abbas Ağa Çeşmesi veya Ağalar Başı ÇeşmesiDarüssaade Ağası Abbas Ağa tarafından 1670 yılında Üsküdar'da yaptırılan çeşme. Üsküdar'daki Necmeddin Okyay Sokağı'nın girişindedir. 12 satırlık bir kitabesi mevcuttur. Kitabesi aşağıda yazmaktadır:

🍴 Yöresel Notlar

> "Dedi Darü's-saade Hazret-i Abbas Ağa ya Rab

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> Çok şükür ihsânına lutfeyledin cûd-u nevvâl

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> Hisbeten li'l-lâh içindir hep bu sa'yim rûz-u şeb

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> Cümle hâli sana ma'lum sen bilirsin lâ-yezal

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> Cürm-ü isyânıma bakma ol Habîbin hurmeti

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> Ya ilâhi rahmetin izhâr edib göster cemâl

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> El acub dergâhına geldim sanadır minnetim

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> Eyle hayrâtımı makbûl yâ kerim-î ya zü'l celâl

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> Rahmet olsun canına her kim okursa Fâtihâ

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> Ruhumu şâd eyleyen hiç olmaya bir dem melâl

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> Söyledim bu tarihi dil-teşneler bulsun hayat

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> Nûş-i cân olsun için bu çeşmeden âb-ı zülâl

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> (Hicri 1080)

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> Darüssaade Ağası Abbas Ağa Hazretleri "Ya Rab" dedi

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> Çok şükür iyiliğine güzellik eyledin, cömertliği nasip ettin

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> Allah rızası içindir hep bu insanlar oruçludur gündüz-gece

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> Bütün halk seni bilir, sen de onları bilirsin Ya Allah

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> İsyanıma bakma ol Sevgilinin şerefi

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> İlahi rahmetinle açığa çıkar, göster güzel yüzünü

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> El açıp dergahına geldim senin içindir iyiliğim

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> Hayratımı kabul et ey şerefli, ey celal sahibi Allah

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> Her kim Fatiha okursa, canı esirgensin

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> Ruhumu mutlu edenin; nazarı, gamı olmasın

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> Bu tarihi söyledim, bütün susamış olanlar hayat bulsun

🍴 Yöresel Notlar

>

🍴 Yöresel Notlar

> Bu çeşmeden tatlı su için, içen zevk ile içsin (Miladi 1670)")

🍴 Yöresel Notlar

Yakup Ağa Çeşmesi 1678 (Üsküdar Eski topbaşı caddesi köşesinde Kasım Ağa Sokağının karşısında (Hasan Bey Sok.) Divitçiler cami önündeki bu çeşme klasik tarzda kesme taştan büyük bir yapıdır. Kabartma motiflerle süslü ayna taşının iki yanında birer tas yuvası vardır. Sivri kemerinin ortasında ve kemerin üzerindeki kitabe taşının iki yanında rozetler ve kemerin boşluklarında kabartma motifler görülmektedir. Geniş bir saçağı bulunmaktadır. Fazla bozulmamış olan teknesinde de kabartma bir süs seçilmektedir. Saçağın altındaki okunması kolay olmayan bir kitabesi vardır. Çeşmeyi yaptıran Babüssaade Ağası Yakup Ağa tarih kitabesinin yazan ise Mostarlı Rüştü Efendidir.), Arakiyeci Hacı Cafer Çelebi Cami, Nalçaca Halil Cami, İskender Baba Tekkesi 1544 ( Baba Tekkesi ya da Kaymakçı Tekkesiİstanbul'un Üsküdar ilçesinin Ahmediye Mahallesi'nde yer alan, Osmanlı Dönemi'nden kalma tarihi bir tekkedir. Yeniçeri ağalarından Mehmet Efendi tarafından yaptırılmıştır. Yapımına 1544 yılında başlanan tekke, aynı sene ibadete açılmıştır. Aslen mescit olarak inşa edilen yapı, 1752 yılında Kaymakçızade Şeyh Hacı Mehmet Efendi tarafından tekkeye çevrilmiştir. 1800 yılında Safaizade Hacı Mehmet Efendi tarafından tamir ettirilen yapı, Cumhuriyet döneminde kaderine terk edilmiş ve 1945 yılı ortalarında yıkılmıştır. Geriye kâgir yapılı İskender Baba Türbesi ve haziresi kalmıştır. 2011-2013 yılları arasında Üsküdar Belediyesi'nin düzenlediği bir organizasyon ile, İskender Baba Tekkesi aslına uygun olarak inşa edilmiştir. Özgün planda bir mescit olarak inşa edilmiştir. Daha sonra haziresi ve 1728 yılında Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Çeşmesi yapılmıştır. Tekkenin bulunduğu bölge meydandır. Tekkenin bulunduğu bölge 2008 yılındaki düzenlemelere değin Kefçe Dede Mahallesi olarak anılıyordu. Cami, Malatyalı İsmail Ağa Camii'ye çok yakındır. Tekkenin banisi Mehmet Efendi'nin mezarı hazirededir.), Ahmediye Külliyesi Medresesi 1722 (Cami, medrese, dershane, kütüphane, sebil ve iki çeşmeden teşekkül eden külliye, Gündoğumu caddesi ile Esvapçı sokağının birleştiği bayırda kurulmuştur. Meyilli araziye oturtuluşu ve mimari tanzimi çok başarılıdır. Kitâbelerinden anlaşıldığına göre 1134'te (1722) Eminzâde Hacı Ahmed Ağa tarafından yaptırılmıştır. Gündoğumu caddesi üzerinde bulunan ve aynı zamanda tekkenin de kapısı olan avlu, cümle kapısının sağında mermerden gayet zarif bir çeşme, solunda da yine aynı zarafette bir sebil yer almaktadır. Çeşmenin kitâbesinden ayrı olarak ayna taşı üzerinde bulunan 1280 (1863-64) tarihli tamir kitâbesine göre, bu çeşme menbaından itibaren II. Mahmud'un ikballerinden Tiryal Hanım tarafından tamir ettirilmiştir. Çeşmenin ve üç yüzlü olan sebilin arkalarında birer oda vardır. Cümle kapısı, sebil ve çeşme üçlüsünün üzerinde külliyenin fevkanî sekiz yüzlü ve kubbeli dershanesi bulunmaktadır. Önünde yuvarlak kemerli üçlü bir revakı olan dershane altısı altta, altısı da üstte olmak üzere toplam on iki pencereden ışık almaktadır. Revakın orta kubbesi çapraz tonozdur ve mermer mihrabı ile sütun başlıkları mukarnaslıdır. Gündoğumu caddesinin bitiminde köşeye yakın bir mesafede kitâbesiz ve daha sade olan ikinci bir çeşme bulunmaktadır. Bunun solundaki küçük bölümün külliyenin muvakkithânesi olduğu söylenmektedir. Girişte cümle kapısının solunda yer alan medrese iki kollu ve on bir odalıdır. Odaların önünde kubbeli ve yuvarlak kemerli bir revak bulunmaktadır. Odalar kubbeli olup revaka ve dışarı açılan ikişer pencere ile birer dolap ve ocağa sahiptir. Medresenin arkasında altı helâ, girişin sol tarafında da dokuz tane abdest musluğu vardır. Külliyenin Esvapçı sokağı tarafındaki ikinci kapısının yanında kubbeli ve önü üçlü revakla örtülü fevkanî kütüphane binası yer almaktadır. Sütun başlıkları baklavalıdır. Binanın sekiz alt, altı üst penceresi, bir ocağı ve iki dolabı bulunmaktadır. Revaka açılan bir de helâsı mevcuttur. Binanın altında bugün umumi tuvalet vardır. Cadde ve sokağın birleştiği köşede yer alan cami kare planlı olup moloz taştan inşa edilmiştir; solunda bulunan minaresi kesme taştandır. 1931'de yapıldığı söylenen ahşap son cemaat yeri 1965'teki onarım sırasında kaldırılmış ve yenisi yapılmamıştır. Kapının solundaki son cemaat yeri mihraplıdır. Kapıdaki 1134 (1722) tarihli beş satırlık sülüs kitâbede, evvelce burada bulunan Kepçe Hoca Mescidi'nin harap olduğu ve yerine Hacı Ahmed Ağa'nın bu camiyi yaptırdığı yazılıdır. Külliyenin diğer kitâbeleri ta'liktir. Caminin kubbesi dilimli tromplara oturmakta, sekiz kenarlı kasnağın her kenarında birer pencere bulunmaktadır. Mihrap, sıvalı basit bir niş şeklindedir. Mermer minber küçük fakat devrin güzel bir eseridir. Caminin altta yedi, üstte sekiz penceresi vardır. Kapının solunda bulunan üst pencerenin son cemaat yerinden mahfile çıkılan bir kapı olduğu anlaşılmaktadır. Külliyenin bânisi Eminzâde Ahmed Ağa'nın 1143 (1730-31) tarihli mezar taşı ve ilk mescidi yaptıran Kefçe (Kepçe) Dede'nin altı sütunlu üstü kubbeli açık türbesinin de bulunduğu kabristan, caminin kıble ve kuzey tarafında iki kısım halinde yer alır. Bugün medresenin bir bölümü Kur'an kursu, diğer bölümü ise aşhane imaret olarak kullanılmaktadır.), Üsküdar Ahmediye Cami (Ahmediye Camii ya da Kefçe Dede Camiiİstanbul'un Üsküdar ilçesinin Ahmediye Mahallesi'nde yer alan, Osmanlı Dönemi'nden kalma tarihi bir camidir. Tersane emini İbn'ül Emin Ahmed Ağa tarafından yaptırılmıştır. Yapımına 1721 yılında başlanan cami, 1 yıllık inşaat sürecinden sonra 1722 yılında ibadete açılmıştır. Cami mimari olarak Osmanlı esintilerini yansıtmaktadır. Zamanla harap olan cami, 1861 ve 1885 yıllarında onarılmıştır. 1965 yılında tekrar onarılmıştır. Özgün planda bir cami olarak inşa edilmiştir. Daha sonra haziresi, imareti, muvakkithanesi, çeşmesi, sıbyan mektebi, medresesi, kütüphanesi ve sebili yapılmıştır. Cami, köşe başında kalmıştır. Caminin bulunduğu bölge 2008 yılındaki düzenlemelere değin Kefçe Dede Mahallesi olarak anılıyordu. Cami, Malatyalı İsmail Ağa Cami'ye çok yakındır. Caminin banisi İbn'ül Emin Ahmed Ağa hazirede medfundur.), Paşa Kapısı Cezaevi, Üsküdar Belediyesi Öğretmenler Parkı, Nasuhi Mehmet Efendi Cami 1684 (Üsküdar Salacak'ta, Tunusbağı Caddesi üzerinde bulunan Nasuhi Mehmet Efendi Cami'nin inşasına 1684 yılında Moralı Sadrazam Hasan Paşa tarafından başlanmış, ancak maddi gücü yetmediğinden masrafları Şeyh Mehmed Nasûhî Efendi tarafından ödenerek 1688 yılında tamamlanmıştır. Hasan Paşa caminin girişine 1705 yılında bir çeşme yaptırmıştır. Evkaf Nezâreti tarafından 1902 yılında onarımı gerçekleştirilen cami, tekkelerin kapatılmasının ardından 1925 yılından itibaren cami olarak kullanılmaya başlanmış, türbe uzun bir süre ziyarete kapalı tutulmuş, harem ve selâmlık bölümlerini de Mehmed Nasûhî Efendi'nin neslinden gelenler mesken olarak kullanmıştır. 1960'lı yıllardan sonra selâmlık bölümü özgün biçimine sadık kalınmaksızın yenilenmiş, depremde hasar gördüğü için XX. yüzyılın başlarında yıktırılan minare aynı aileden Alâeddin Nasûhîoğlu tarafından 1966 yılında yeniden inşa ettirilmiştir. Caminin tavanı ve minberi ahşap, mihrabı ise niş şeklinde duvar içine girmiştir. Tek minareli ve tek şerefeli olan bu caminin, türbesinde Mehmed Nasûhî Efendi medfundur.), İBB Doğancılar Parkı, Çakırcı Hasan Paşa Cami 1548 (Üsküdar'da, Doğancılar Caddesi ile Halk Caddesi'nin kesişiminde bulunan Çakırcı Hasan Paşa Cami, 1548 yılında Çakırcıbaşı Hasan Paşa tarafından Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. 1580'li yıllarda harap olan cami, Hacı Ahmed Paşa tarafından Mimar Sinan'a yeniden yaptırılmış ve avlusuna da sağlığında kendi türbesini inşa ettirilmiştir. Sultan Abdülmecid'in üçüncü ikbali Şayeste Kadınefendi tarafından 1858-1859 yıllarında yeniden onarılmış, buna dair beş satır halinde on mısralık, ortasına Sultan Abdülmecid'in bir tuğrası yerleştirilmiş olan kitabesi caminin batıdaki giriş kapısı üzerine yerleştirilmiştir. Bu tamir sırasında yapı, önemli değişikliğe uğramış, XIX. yüzyılın mimari üslubuna göre yenilenmiştir. Sadece mermer cümle kapısı ile kesme taştan yapılmış minare kaidesi orjinalliğini koruyabilmiştir. Caminin kıble tarafındaki mezarlık, 1911-1912 yıllarında türbenin etrafına nakledilmiştir. Kapı kemeri siyah-beyaz mermerden olup Sinan devrinin güzelliğini taşımaktadır. Minarenin gövde ve petek kısımları tuğladan olup üzeri sıvalıdır. Caminin kitabeli cümle kapısının yanında, etrafı kesme taş duvarlı ve şebeke demir pencereli bir hazire bulunmaktadır. Caminin duvarları kargir, çatısı ahşaptır. Kıble tarafındaki duvarı üzerine iki kuş evi yapılmıştır. Tek minareli ve tek şerefeli olan bu cami, Doğancılar Cami olarak da bilinmektedir.), Doğancı Ahmet Paşa Türbesi, İBB Şehir Tiyatroları Musahipzade Celal Sahnesi, Şehit Süleyman Paşa Camisi (Mabet, Doğancılar civarında Halk Caddesi ile Viransaray Sokağı'nın birleştiği köşededir. Hemen arkasında Süleyman Paşa'nın büyük muhteşem sarayı, yukarıda adı geçen yolların köşesinde sıbyan mektebi ve çeşmesi bulunuyordu. Caddeden 7-8 beton merdivenle camiin küçük avlusuna çıkılır. Kare plânlı cami kesme taştan yapılmıştır. Çatısı ahşap iken sonradan betona dönüştürülmüştür. Dört ahşap sütunun taşıdığı meşrutası son tamir sırasında kaldırılmıştır. Altında son cemaat yeri bulunuyordu. Burada iki mihrapçık vardı. Bunlar da, avludaki bilezikli kuyu gibi ortadan kaldırılmıştır. Son cemaat yerinin tavanı ağaç işlemeciliğin en güzel örneği idi. Kapısı mermer söveli ve kemerlidir. Hiç bir yerinde kitâbesi yoktur. Kadınlar mahŞli ahşap iken betona çevrilmiştir. Minber ve kürsüsü ahşaptır. Mihrabı mermer kaplıdır. Son tamir sırasında eski hususiyetlerini kaybetmiştir. Alt-üst pencerelerden ışık alır. Pencere söveleri kefeki taşından olup kirpi saçaklıdır. Sağ taraftaki minaresi tamamen kesme taştan yapılmıştır. Şerefesinin altı istalaktitlidir. 1894 senesindeki büyük depremde yıkıldığı söylenen minare, 1957-58 tarihlerinde halk tarafından cami ile beraber şimdiki şekliyle tamir edilmiştir. Camiin kıble ve sol tarafı mezarlıktır. Bakımsız olan bu hazîrede birçok kabir taşı vardır. Bunlar arasında Şehit Süleyman Paşa ile Recep Paşa'nın da kabirleri bulunmaktadır. Viransaray Sokağı'nda, Sarı Süleyman Paşa'nın kabri önünde ve hazîre duvarına bitişik bir çeşme vardır. Bu duvarın dış yüzünde bulunan ve Paşa'nın gömüldüğü yerin önüne isabet eden kısımdaki kitâbe, tamir sırasında çeşme üzerine konulmuş ve hâcet penceresi de kapatı lmıştır. Bu çeşmenin çok büyük olan haznesi, 1970 senesine kadar az ileride ve yokuş olan sokağın ortalarında durmakta idi.), Sinan Paşa Cami 1571 (Üsküdar Salacak'ta, Halk Dersanesi Sokak ile Topraklı Çıkmazı'nın kesişiminde bulunan Sinan Paşa Cami, 1571 yılında 5 defa sadrazamlık yapan Yemen fâtihi Sinan Paşa tarafından Mimar Davud Ağa'ya yaptırılmıştır. Cami 1924 yılında harabe haline gelmiş, 1975 yılında caminin arda kalan duvarları üzerine hayırseverler tarafından şimdiki şekliyle onarılarak ihya edilmiştir. Caminin sağ tarafındaki cami ile beraber Sinan Paşa tarafından yaptırılan çeşme, onarımdan önce caminin önündeyken, onarım sırasında geriye alınmıştır. Caminin arkasında bulunan çifte hamam, çok önceleri yıkılmıştır. Yığma moloz taştan yapılan caminin; çatısı ve minberi ahşap, mihrabı ise niş şeklinde duvar içine girmiştir. Tek minareli ve tek şerefeli olan bu caminin, haziresinde cami mütevellileri ve Raûfî Seyyid Ahmed Efendi medfundur.), Çürüksulu Yalısı 18yy. (Salacak sırtlarındaki ayşe sultan yalısı'nın yanında bulunur, enderun-ı hümayun'dan yetişen tülbetağası ve sonrada mabeyinci ve tırnakçı olan mustafa ağa yaptırmış fakat yalısı 1798 yılındaki açık türbe yangınında yanmıştır. Bugün ki haliyle bilinen çürüksulu yalısı 18. yüzyılın başında inşa edildi. İlk sahibi tırnakçızade isimli bir tüccar, daha sonra çürüksulu ailesi'ne geçti ardından m.nuri birgi ve ondan sonrada selahattin beyazıt son bilinen sahibidir. On sekizinci yüzyıl boyunca varlıklı türkler, boğaziçi'nin topkapı sarayı'na ve istanbul'un bütün büyük camilerine hakim bir manzarası olan anadolu yakasındaki üsküdar'da, kendilerine büyük ahşap evler yaptırmışlardı. manzara çok önemli olduğu için, duvarların, tavandan yere kadar uzanan geniş pencereler için sadece bir çerçeve işlevi görmesini sağlamışlardı. sonra da kara tarafında etraflarını özenle yapılmış bahçelerle çevrelemişler ve haklı olarak da dünyada cennetin bir benzerini yarattıklarını düşünmüşlerdi. Osmanlı toplumunun artık şehrin boğucu yaz sıcağından kaçıp, daha sağlıklı bir yaşam sürdürmek üzere boğaziçi kıyılarında oturmaya başladığı 18. yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olan yalının ahşap cephesi, ta o zamandan beri padişahın en ayrıcalıklı türk tebaasına ayırdığı kırmızıyla boyalı. bahçe duvarında, 16. yüzyıl duvar işçiliğinin izlerini görmek hâlâ mümkün. temel taşlarının arasında ise burada çok daha eski yüzyıllarda bir yapı bulunduğuna işaret eden geç bizans dönemine ait tuğlalar var. 1968 yılında muharrem nuri birgi yalıyı satın aldığında, burası hemen hemen bir harabe gibiydi. 1972 yılında yalı oturmaya hazır hale geldi. böylece bir devir değişmiş oldu. burası birgi'den önce güzelliği ve skandalları dillere destan belkıs hanım'ın pembe tüller içinde çevresine hayranlarını topladığı bir anılar eviydi. belkıs hanım, 1978 yılında açılan sahil yoluyla yalının denizden kopuşunu göremedi ama nuri bey evinin yalılıktan köşklüğe tenzil-i rütbe geçirmesine tanık oldu. Yalının yapıldığı yıllarda sinan paşa camii, 14. yüzyılda yapılmış byras ve domastris saraylarının kalıntıları ve sokullu mehmet paşa ile rüstem paşa'nın 16. yüzyılda inşa ettirdiği ahşap köşklerin yıkıntılarının dışında bu burun boştu. iii. selim'in salacak'ta imparatorluk arazilerinden bir bölümünü kimlere ve neden bağışladığı bilinmemekte. bununla beraber, avrupalılaşmış ve fransız taraftarı bir padişahın tahtta olduğu ve boğaziçi'nin büyük venedik kanalı'ndan çok daha güzel olduğunun söylendiği 1790'larda bu arazilere mutlaka gıptayla bakılıyordu. on yıllık bu süre içinde, eski binaların temel kalıntıları arasında dört yalı inşa edildi. duvar ve doğrama ustaları buldukları işe yarar her kereste parçasını, çini ya da tuğlayı kullandılar. sonuçta, öyle ya da böyle prenses marthe bibesco ve kontes de noailles'ın salkım ağaçlarının dalları altında şiir sohbetleri yapacağı bir mekân ortaya çıktı. İlk onarım, muhtemelen bir yangın ya da orta şiddette bir deprem sonrasında 1810 yılı civarında yapılmış olmalı. 1853'te yapılmış olan kadastro, dört yalının kuzey uçtaki ikisinin o tarihlerde tırnakçızade adında, varlıklı bir toynak ve boynuz tacirine ait olduğunu göstermekte. yalılar, sert veraset tartışmalarının, mirasçıları araya bir duvar çekerek mülkü ikiye bölme zorunda bıraktığı 1890 yılına kadar tırnakçızade ailesinin elinde kaldı. güneye bakan yalı satışa çıkartıldı. 1890 yılında padişah ii. abdülhamid'in hizmetinde olan bir gürcü paşa tarafından satın alındı ve çürüksulu mehmet paşa yalısı olarak tanındı. paşa, yalının içini de dışını da tadil ederek kutu gibi simetrik 18. yüzyıl osmanlı yapısını, örnek bir 19. yüzyıl boğaziçi yalısına dönüştürdü. Birgi'den önce yalının son sahibesi, çürüksulu ailesinden ahmet paşa'nın kızı belkıs hanım'dı. belkıs hanım, güzelliği ile dillere destandı. bu güzelliği sayesinde istanbul'da yaşayan tüm yabancıların gözdesi olmuştu. belkıs hanım'ın ilk eşi atatürk'ün uluslararası hukuk danışmanı ethem menemencioğlu'ydu. menemencioğlu, bir görevle afganistan'a gidip orada uzun süre kalınca, belkıs hanım muazzam bir servete sahip olan mısırlı ratip bey ile evlendi. ardından iki evlilik daha yaptı ve son eşinin iflası dolayısıyla parıltılı hayatı bırakıp 1950'li yılların ortasında, biraz da şartların zorlamasıyla sakin bir hayat sürmeye başladı. savaş sonrasında almanya'nın konsolosluk binaları kapatılınca, yalıyı geçici konsolosluk olarak kiraya verdi ve konsolosluk 1951 yılında yeniden açılıncaya kadar da yalı izin belgelerine veya yardıma ihtiyacı olan alman vatandaşları tarafından kullanıldı. alman konsolosluğu, ayaspaşa'da tekrar açılınca, belkıs hanım yalıyı ankaralı diplomatlara yazlık olarak kiralamaya başladı. derken belkıs hanım, tekrar yalıya geri döndü. bu dönüş gidişindeki kadar görkemli olmadı. üst kattaki çalışma odası ilk kez kış yağmurlarını sızdırdığında, belkıs hanım'ın ünlü elmas ve yakut broşu ortada görülmez oldu. tavan çöktüğünde ise söylentilere göre ev ipotek edildi ve ceplerinde önceden hazırlanmış kontratlarla müteahhitler kapıyı çaldılar. devir değişmişti ve belkıs hanım'ın evi yenileyecek gücü kalmamıştı. işte tam o sırada eski arkadaşı büyükelçi muharrem nuri birgi ile yalı arasındaki aşka tanık oldu ve biraz da zorunlu olarak yalıyı ona sattı. birgi, üç mülkünü satma pahasına evi alıp mimar turgut cansever'in yetenekli ellerine bıraktı ve 1986 tarihinde ölene kadar burada yaşadı. Kayalıkların üzerine kurulu olan bu iki katlı ahşap yapı, özgün plan düzeni, geniş sofalı yapısı ve kırmızı aşı boyasıyla boyanmış cephesiyle Boğaziçi yalılara özgü zarif bir örnektir. Yapının son sahibi isteği üzerine, 2025 yılında Çürüksulu Yalısının yapısal ve bitkisel peyzaj projesini tamamlamış bulunmaktadır. Yollar, ve bahçe duvarlarında çift renk Assos yöresine uygun taşlar kullanılmıştır), Selimiye Hamam Çeşmesi (Selimiye Hamamı Sokağı'nda bulunan çeşme baştan başa mermerle kaplıdır. İki sütun arasına yerleştirilen ayna taşında istiridye kabuğu şeklinde bir süs vardır. Bozulmadan kalabilmiş olan teknesinde de kabartma süsler görülmektedir. Çeşmede kitabe bulunmamakla beraber Selim III tarafından kışla, cami, mektep imarethane ve hamam ile birlikte yaptırılmış olması muhtemeldir.), Selimiye Hamamı (Nevmekan Selimiye), (Sultan III. Selim tarafından Selimiye Kışlası ile beraber 1800-1801 yıllarında Nizam-ı Cedid askerlerinin kullanması için yaptırılmıştır. Üsküdar Belediyesi tarafından restorasyonu gerçekleştirilen tarihi yapı Millet Kıraathanesi ve Bahçesi olarak hizmet vermektedir. Yaklaşık 25.000'i dijital olmak üzere 45.000 kitap kapasiteli kütüphanesi ile hizmet vermektedir.), Büyük Selimiye Cami 11802-1805 (III. Selim tarafından Üsküdar'daki Kavak Sarayı arazisinde yaptırılan külliye, binalarının çeşitliliği ve kapsamı ile geleneksel sultan külliyesi anlayışının dışındadır. Tamamı III. Selim'in şahsî servetiyle inşa edilen Selimiye Camii, yanında mektep, Nakşibendî zâviyesiyle içinde mescid (Küçük Selimiye Camii; bk. [[SELİMİYE TEKKESİ]{.underline}](https://islamansiklopedisi.org.tr/selimiye-tekkesi)), dârüttıbâa, hamam, doksan yedi dükkân, on mesken, meşruta, dört çeşme, kerestehane, mumhâne, beş boyacı ile bir iplik ağartıcılar yeri, kırk sekiz-kırk dokuzar odalı yedi ayrı sandalcılar (ipekli dokuma) hanı, pınar esnafı hanı ve francala fırını yaptırılmıştır. Ayrıca Harem İskelesi ticarî iskeleye dönüştürülerek kayıkçı ve hamal odaları inşa edilmiştir. Bu yapılardan cami, hamam, muvakkithâne, sıbyan mektebi ve bir çeşme günümüze ulaşmıştır. Selimiye Külliyesi'ne mimarlık ve şehircilik tarihi açısından önem kazandıran en önemli olgu, birbirini dik kesen sokaklarıyla kentsel ölçekte tasarlanmış bir yerleşim alanının düzenlenmiş olmasıdır. Selimiye yerleşim alanı ile Nizâm-ı Cedîd'i simgeleyen şehir kurulmuştur. Külliye cami yakınında sosyal merkez, Harem İskelesi çevresinde tekstil sanayii bölgesi ve konut bölgelerine ayrılmıştır. Selimiye bir kentsel tasarım projesi ve uygulaması niteliği taşır. Caminin temeli 26 Nisan 1802 günü atılmış, 5 Nisan 1805'te ibadete açılmıştır; kitâbesinde "mücessem bir nur" diye tanımlanır. Yapının inşasına Hassa Başmimarı Mehmed Ârif Ağa zamanında başlanmış, Ahmed Nûreddin Ağa'nın başmimarlığı döneminde tamamlanmıştır. Bina emini bir görüşe göre Uzun Hasan Efendi, diğer bir görüşe göre ise Hüseyin Efendi'dir. Taşeron olarak Foti Kalfa inşaatı yürütmüştür. Cami muvakkithâne ve mektebi, hünkâr mahfili ve bir abdest odasıyla birlikte yaptırılmıştır. Ayrıca kāimmakām odası ile müezzinler ve kayyımlar için tâlimhâne odaları vardır. İç avluda yer alan rikâb-ı hümâyun taşı günümüze ulaşmamıştır. 1806 yılında avluda bulunduğu bilinen, saçaklı sütun şeklindeki "nev-îcâd" sebil de zamanımıza kadar gelmemiştir. Cami dikdörtgen biçimli genişçe bir avlu-bahçenin içindedir. Selimiye Camii caddesindeki çift taraflı rampalarla çıkılan kapı avlunun esas girişidir. Selimiye Hamamı caddesi tarafındaki (kuzeydoğu) duvarı boyunca mektep, tuvaletler, su depoları, şadırvan, muvakkithâne vb. birimler sıralanır. Buradaki avlu kapısının üstünde kâgir bir su deposu vardır. Ayrıca caminin yan kanatlarının altında ve avlunun güneydoğu köşesinde su haznesi bulunur. Osmanlı baroku diye adlandırılan üslûbun karakteristik binalarından biri olan camide bazı detaylarda empire üslûbunun kullanıldığı görülmektedir. Ana kubbe silmelerle belirlenen dört büyük kemere oturur. Köşelerindeki süslemeli ağırlık kuleleri binanın yüksekliğini vurgular. Ana mekânın iki yanında revaklı yan galeriler kütleyi hareketlendirir. Bunların altında abdest muslukları yer alır. Cepheler çeşitli pencereler, kuvvetli silmeler, sütunçeler, "S" ve "C" formlu kıvrımlarla tanımlanan mimari unsurlarla bezenmiştir. Deniz kabuğu motifleri, kartuşlar gibi süsleyici unsurlar da mimari bütünlük içerisinde yapıyla kaynaşır. Son cemaat yerinin köşk şeklinde bir hünkâr mahfiliyle bütünleşmesi ve yapıya dıştan birleşen bir kanat şeklini alması Selimiye Camii'nde görülen bir yeniliktir. Hünkâr mahfilinin asimetrik kütlesiyle simetriden kaçınan yaklaşımı ilgi çekicidir. Beden duvarları avlu duvarlarına paralel olmayan caminin revaklı avlusu da yoktur. Yüksek bir kaide üzerinde yer alan yapıya avludan yükselen üç yönlü geniş merdivenlerle ulaşılır. Caminin ibadet mekânı 15 × 15 m. ölçülerinde kare planlı, tek kubbeli merkezî bir mekândan ve buna kuzey tarafından eklenen mahfelden oluşmaktadır. Mihrap bölümü bir miktar öne doğru çıkmıştır. İki yanda dışa açılan sofalarla şekillenen yapıda alt kısımlar mermerden olup üst kısımlar küfeki taşı ile ele alınmıştır. Kubbe kasnağındakilerle beraber beş sıra pencereli yapıda yuvarlak kemerli pencere düzenlerinden özellikle üç ve dördüncü sıradakiler arasında yer alan pilastırlar dikkat çekicidir. İçeride duvarların üst kısımları kalem işi nakışlarla süslenmiştir. Mihrabı ve minberi incelikle işlenmiş mermerdendir. Ana mekânı üç yandan saran kuşak yazıda Feth sûresinin yer alması ve cami görevlilerinin bir kısmının Feth sûresini okumakla görevlendirilmesi III. Selim'in fetihler dönemini yeniden başlatma konusundaki kararlılığını yansıtır. Günümüzde kubbede bulunan celî sülüs hatlar İsmail Hakkı Altunbezer'e ait olup bazı yazı ve kitâbeleri ise Çarşambalı Ârif Bey (ö. 1892) tarafından yazılmıştır. Hünkâr mahfilini taşıyan sütunların başlıklarındaki detay farklılıkları bu bölümün onarım gördüğünü ortaya koymaktadır. Caminin kuzeyinde iki köşede yer alan minareler yüksek kaideler üzerine oturmakta olup oval geçişli şerefelere sahiptir. Üstte boğumlu taş külâhla sonlanan minarelerin 3 Şubat 1823 tarihinde lodos fırtınasında yıkıldığı ve kısa süre içinde yenilendiği bilinmektedir. 1954-1959 yılları arasında yarım kalan bir onarımın ardından yıkılma tehlikesi gösteren kasır ve mahfiller 1967'de elden geçirilmiş, caminin tamamı 1999-2002 yıllarında tamir edilmiştir. Hünkâr mahfilinin batı kanadı İbrahim Hakkı Konyalı Kütüphanesi olarak hizmet vermektedir. İstanbul'da ölen kara kuvvetleri mensubu subayların askerî cenaze törenleri Selimiye Kışlası Muhafız Bölüğü tarafından Selimiye Camii'nde yapılmaktadır. Caminin mihrap cephesinde mimari detaylarının titizliği dikkat çeken simetrik görünümlü iki kuşevi vardır. Cami avlusunun kuzeydoğu köşesinde, camiyle birlikte inşa edilen sıbyan mektebi daha sonra değişikliğe uğramıştır. Yapı bugün dikdörtgen planlı, saçaklı, kiremit kaplamalı kırma çatıyla örtülü bir binadır. İki katlı olan yapının alt katı taş, üst katı ahşap olarak inşa edilmiştir. Bina bir dönem karakol hizmeti görmüştür. Günümüzde alt katı halk kütüphanesi, üst katı meşrutadır. Caminin avlu duvarına bitişik küçük birimin muvakkithâne olduğu kabul edilir. Kareye yakın dikdörtgen planlı yapı kurşun kaplamalı tonoz kubbeyle örtülüdür. Alt kısmı kesme taş olup pencere hizasından yukarısı mermer kaplamalıdır. Köşede yer alan yapı yuvarlak kemerli bir kapı açıklığına sahip olup iki cephelidir. Köşeye gelen yerde yuvarlak, diğer iki yönde dikdörtgen açıklıklı iki penceresi vardır. İşlevini yitiren mekân, günümüzde askerî cenaze törenlerinde kullanılan malzemenin korunduğu depo vazifesi görmektedir. Hamam caminin kuzeyinde olup Kavak Sarayı Hamamı'nın yerine ve bu hamamın temellerinden yararlanılarak inşa edilmiştir. Aynî divanında belirtildiği üzere 1217 (1802) yılında tamamlanan yapının bina emini Ali Bey'dir. Tek hamam şeklinde inşa edilen hamamın soğukluk kısmı betonarme olarak yeniden yapılmıştır. Ilıklık kısmında odalar ve tuvaletler vardır. Büyük bir kubbenin örttüğü sıcaklık bölümü, etrafını çevreleyen küçük kubbeli dört halveti ve beşik tonoz örtülü üç eyvanı ile klasik hamam şemasına sahiptir. Ilıklık kısmının halvetlerindeki iki kurnanın sarayın eski hamamından kaldığı düşünülebilir. Selimiye Kışlası'nın Birinci Ordu Komutanlığı'nın kullanımına verilmesinden sonra bir süre kışla hamamı olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise depo vazifesi görmektedir. Külliyenin yakınında Çiçekçi semtinde III. Selim'in bir çeşmesi bulunmaktadır. Külliye yapılarıyla birlikte ele alındığı anlaşılan çeşme, kitâbesine göre 1217 (1802) tarihlidir. On mısralı kitâbenin metni Seyyid İhyâ Efendi'ye, hattı Yesârîzâde Mustafa İzzet'e aittir. Taş-tuğla almaşık örgülü bir hazneye sahip yapının pahlı olan bir köşesine yerleştirilen mermer çeşme üzerindeki tuğra bugün mevcut değildir. İki yanı pilastırlarla sınırlanan çeşme yuvarlak kemerli olup aynası oval formludur.), İbrahim Hakkı Konyalı Kütüphanesi ve Arşivi, Selimiye Stadı, Selimiye Astsubay Orduevi, Selimiye Kışlası 1803 (Üsküdar Selimiye'de, bulunduğu bölgeye adını veren ve bir kasr-ı cedid, zabitan konakları, çarşı dükkanları, değirmen, hamam, tabhâne, tâlim meydanı, hastahane, cebehâne, tulumbacı kışlası, su haznesi, çeşme, iskele ve liman ile birlikte yapılan Selimiye Kışlası, Harem İskelesi'nden yukarı çıkarken, boğaza hakim tepe üzerindedir. Kışla ve ona bağlı yapıların etrafında zamanla bugünkü mahalle oluşmuştur. Cami, kışladaki askerlerin ibadet etmesi, hamam askerlerin yıkanması, kumaş tezgahları külliyenin masraflarına katkı sağlaması için yapılmıştır. Kışlanın ilk şekli Sultan III. Selim tarafından 1800-1803 yıllarında Kavak Sarayı'nın yerine Nizâm-ı Cedid askerleri için ahşap olarak yaptırılmıştır. Mimarı, Ermeni Balyan ailesinin en eski ve en meşhur simalarından biri olan Kirkor Amira Balyan'dır. 1803 yılında müştemilâtıyla birlikte tamamlanan kışla, bugünkü binanın üçte biri kadar bir alana sahip olmakla birlikte dönemi için büyük bir yapıdır ve o dönemde köşelerinde kuleler yoktur. Bu ahşap kışla, 25 Mayıs 1807 tarihinde meydana gelen Kabakçı Mustafa olayında kapatılmış ve Nizâm-ı Cedid teşkilâtı da 28 Mayıs 1807 tarihinde dağıtılmıştır. 17 Kasım 1808 tarihinde yakılan Selimiye Kışlası'nın yerine daha sonra şimdiki kargir bina yapılmıştır. İç avlusu, avlu tarafındaki koridoru ve dış cepheleri boyunca sıralanan odalarıyla yeniden inşa edilen kışlanın dış ve iç duvarları taş, döşemeleri ve çatısı ahşaptır. Dört cephesinde birer kapısı olan yapının köşelerindeki kuleler de bu dönemde inşa edilmiştir. Kulelerden ikisi 1827-1828 yıllarında Sultan Mahmud devrinde, diğer ikisi ise Sultan Abdülmecid devrinde yapılmıştır. 27 Ocak 1829 tarihinde görkemli bir törenle açılan kışlanın mimari sorumlusu dönemin Hassa baş mimarı Seyyid Abdülhalim Efendi, bina emini Hâcegân-ı Dîvân-ı Hümâyun'dan eski Filibe Nâzırı Morevî Osman Efendi'dir. Yapının kapılarında farklı tarihlerde kitabelerin yer alması kışlada yapılan onarımlara işaret eder. Güney kapısında 1828, doğu ve batı kapılarında 1842, kuzey kapısında 1853 tarihli kitabeler bulunmaktadır. Dikdörtgen planlı, iç avlulu, yüksek istinat duvarları üzerinde yükselen üç katlı çok büyük ve ihtişamlı bir yapı olup köşelerindeki kuleler âbidevî görünüşünü tamamlar. Selimiye Kışlası Kırım Harbi sırasında 4 Ekim 1853'ten 30 Mart 1856 tarihine kadar 2,5 sene İngiliz askerlerine verilmiş aileleriyle gelen askerlerin ikameti sağlanmış, savaş sırasında hastahane olarak kullanılmıştır. Hasta ve yaralı İngiliz askerlerine bakmak üzere gelen Florance Nightingale, kışlanın Büyük Selimiye Cami tarafındaki kulesinde ikamet etmiştir. Kışla, 26 Ekim 1847 gecesi çıkan yangından sonra onarılmış, 1960-1965 yıllarında da yeni bir onarım geçirmiştir. I. Dünya Savaşı'nda asker sevkiyatı Selimiye Kışlası'ndan yapılmış, 1920'de İstanbul'un işgalinde kışla İtalyan kontrolüne girdiğinde esir düşen Osmanlılar burada tutulmuştur. Kurtuluş Savaşı sırasında Selimiye Kışlası'ndan Anadolu'ya silah kaçırılmış, işgal sonrasında İstanbul'a giren ilk piyade birlikleri Selimiye'de kalmıştır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında bir süre boş kalan kışla 1959 yılında askeri ortaokul yapılmıştır. Kışla 1964 yılından beri Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Birinci Ordu Komutanlığı karargahıdır.), Florence Nightingal Müzesi (Selimiye Kışlası, Kuzey-Batı kulesinde yer alan bir müzedir. 1854 yılında Osmanlı ve İngiliz Ordularının Rusya'ya karşı savaştığı Kırım Savaşı sırasında, modern hemşireliğin kurucularından sayılan Florence Nightingale ve ekibi tarafından askerî hastane olarak kullanılan Selimiye Kışlası'ndaki, dönemin hatıra ve eşyası bu müzede sergilenmektedir. Müzede, Florence Nightingale'e ait pek çok el yazması not, mektup ve kullandığı eşya bulunmaktadır.), Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane 1894-1903 (Üsküdar Selimiye'de Tıbbıye caddesi üzerinde bulunan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, tıp eğitimi vermek üzere Sultan II. Abdülhamid Han tarafından yaptırılan ilk tıp okuludur. Yapımına 1894 yılında başlanmış ve 1903 yılında tamamlanmıştır. Binanın açılışı ise Sultan II. Abdülhamid'in doğum günü olan 6 Kasım 1903 Cuma günü gerçekleştirilmiştir. Binanın mimari tasarımı, dönemin önde gelen mimarlarından Alexandre Vallaury ve Raimondo D'Aronco'ya aittir. Bina Haydarpaşa Askeri Hastanesi ve Selimiye kışlası mimari tarzıyla uyum içinde, 80 bin metrekarelik arsa üzerinde inşa edilmiştir. Dört kenarı koridorlarla çevrili dikdörtgen bir iç avlusu ile 54 bin metrekarelik inşaat alanına sahiptir. Mekteb-i Tıbbiyye-i Şahane, 1903-1909 yılları arasında Askeri Tıp Mektebi iken bu tarihten sonra sivil tıp mektebi olarak da hizmet vermiştir. Bünyesinde cerrahhane de barındıran Mekteb-i Tıbbiyye-i Şahane, botanik bahçesi ve tıbbi bitkileri ile eczacı yetiştirilmesine de katkı sunmuştur. Baytar mektebi binanın hemen civarında kurulmuştur. Karşısında bulunan Haydarpaşa Asker Hastanesi, yeraltı tüneli ve raylı sistem ile Mektep binasıyla bağlantı sağlayarak öğrenciler için eğitim hastanesi olarak kullanılmıştır. Almanca, Fransızca ve Türkçe dillerinde eğitim verilen bu Tıp Mektebi'nden çok değerli siyasetçi ve bilim insanları yetişmiştir. 1933 yılına kadar tıbbiye olarak hizmet veren Mekteb-i Tıbbiyye-i Şahane, 1933-1983 yılları arasında Haydarpaşa Lisesi olarak eğitim vermiştir. 1983 yılında ise Marmara Üniversitesi'ne tahsis edilerek içerisinde Tıp Fakültesinin de bulunduğu eğitim külliyesi olarak hizmet vermiştir. Bina günümüzde Sağlık Bilimleri Üniversitesi olarak hizmet vermektedir.), İsmail Hakkı Tonguç Parkı, Defterdar Tahir Efendi (Harem) Cami 1826 (Üsküdar Selimiye'de Selimiye İskele Caddesi ile Selimiye Ambar Sokak'ın keşiminide bulunan Defterdar Tahir Efendi Cami, 1826 yılında Mehmed Tahir Efendi tarafından yaptırılmıştır. Hadîka'da yer alan bilgiye göre, bu caminin yerinde, "1710 yılında Harem İskelesi'nde bir hayır sahibi tarafından yaptırılan mescid-i şerif" varmış. Zamanla harap olan mescidin yerine bu cami yapılmıştır. Cami, 1898 tarihinde onarılmıştır. Caminin avlusuna iki kapıdan girilir. İlki, cadde üzerinde birkaç basamakla çıkılarak, iki mermer sütuna oturan sayvandan girilen, Türk baroku stilinde, mermerden yapılmış güzel cümle kapısıdır. Buradan girilince solda küçük bir haziresi vardır. Hazirenin cadde tarafı demir parmaklıklı klasik pencereler ile kapatılmıştır. Caddeye bakan bu cephenin büyük hâcet penceresi üzerinde "Ya Hû" ve bir sıra halinde "Külli nefsin zaikatül mevt, sümme ileynâ türceûn (Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra ancak bize döndürüleceksiniz. Ankebût 29/57)" âyeti yazılıdır. Avluya batıdan giren ikinci kapı da diğerinin biraz küçük şekli olup, yine iki mermer sütun üzerine oturmuş sayvanlıdır. Mermer kapının üzerine de, kelime-i şehâdet yazılmıştır. Cami, kare planlı, düz çatılıdır, iki sıra tuğla ve bir sıra kesme taştan yapılmıştır. Son cemaat yeri ise ahşaptır. Ön cephesinin dış köşeleri yuvarlak olup, sağ üst köşede ve 1826 tarihi yazılıdır. Kaide kısmı ana yapının alt katı üzerine bitişiktir. Kaide kısmı taş, gövdesi ise tuğladandır. Minber ve vâiz kürsüsü ahşap olup, zemini açık yeşil, kontürleri yaldızla boyalıdır. Mihrabı mermer sütunlu, aynı şekilde zemini açık yeşil, kontürleri yaldızla boyalı olup üzerinde âyet yazılıdır. Tek tuğla minareli ve tek şerefeli olan bu cami, Harem Cami olarak da bilinmektedir.), Halet Tuncel Parkı, Harem Sahil, Harem Ayazması (Eski bir Bizans yapısıdır. Metruk durumdadır. Günümüzde üzerinde bir çay bahçesi yer almaktadır. Osmanlı zamanında bu ayazmanın önü ağaçlı, havuzlu; Paşa Baba Kahvesi adında bir kır kahvesi idi. Padişah 2. Mahmut Harem'e geldiğinde buraya uğradığı söylenir. Yakın zamana kadar önü deniz idi.), Harem İskelesi, İBB Harem Korusu, Selimiye Sahil, Hatice Sultan Çeşmesi Yapılış Tarihi: H.1178 / M.1764 -- 1765 İhsaniye Sokağı üzerindedir. Tam karşısında XVII. Yüzyılın sonlarında yapılmış olduğu sanılan ahşap, büyük bir konak vardır. Som mermerden yaptırılan bu güzel çeşmenin iki yanı ve haznesi iki sıra tuğla ve bir sıra kesme taştan yapılmıştır. Dilimli kemerinin üstünde üç satır halinde şu kitâbe bulunmaktadır:

🍴 Yöresel Notlar

*Sâhibu'l-hayrat ve'l-hasenat merhume ve mağfurün-leha*

🍴 Yöresel Notlar

*Cennet-mekân firdevs-aşiyan Hadice Sultan*

🍴 Yöresel Notlar

*Binti's-Sultan Mehemmed Han aleyhimü'r-rahmetü ve'l-gufran* *1178 (1764-65)*

🍴 Yöresel Notlar

Çeşme, Hatice Sultan'ın vefatından 20 sene sonra yeğeni, Sultan III. Mustafa (1757-1774) tarafından çok hürmet ettiği halasının ruhu için yaptırılmıştır. Zamanla harap olan çeşme Hazinedar ustası Şevknihal Hanım tarafından tamir edilmiştir. Bunu belirten kitâbe şudur:

🍴 Yöresel Notlar

*Muvaffak oldu tamir-i çeşmeye iffet nihal*

🍴 Yöresel Notlar

*Hazinedar usta-i devlet pür kerem Şevknihal* *1258(1842)*

🍴 Yöresel Notlar

*Ketebehu Mehmed Tahir*

🍴 Yöresel Notlar

Şevknihal Usta, Sultan Abdülmecit'in Hazinedarı idi. Tamir kitâbesini yazan Mehmet Tahir Bey, fazilet sahibi ediplerden bir zat olup İstanbulludur. 1260'ta (1844) vefat ederek Ayvansaray haricinde *Tokmaktepe Mezarlığı'*na gömülmüştür. Bu kabristan bugün mevcut değildir. Hatice Sultan Çeşmesi semtin ilk eseridir. Semt, çeşmenin yapım tarihinden pek kısa bir zaman evvel iskân edilmeğe başlanmıştı. Daha evvel bölge, Üsküdar Sarayı has bahçesinin bir kısmı idi. İhsaniye Camii ve mahallesi 1169 (1755-56) tarihinde, Sultan III. Osman (1754-1757) tarafından yaptırılmış ve isteyene ihsan olunduğundan İhsaniye adıyla meşhur olmuştur. *Hadîka *yazarı bu cami için; *"İhsaniye denmekle maruf olan daire dahilinde vaki haneler ile beraber bina olunmuştur" *demektedir. Çeşme, camiden 8-9 sene sonra yaptırılmıştır. Hatice Sultan'ın, adına yapılmış bu çeşmeden başka, Fıstıklı Mektebi altında da bir çeşmesi vardı. Hatice Sultan adına yapılmış bir çeşme de İhsaniye Mescidi yakınında ve *"sahil-i bahre karib" *bir mahalde idi. Zamanla harap olan "çeşme, 1286'da (1869-70) yeniden tamir olunmuş ve üzerine şu kitâbe konulmuştur:

🍴 Yöresel Notlar

*Sultan Hadice ol bünyâd idüb azizim*

🍴 Yöresel Notlar

*Bu çeşme-i müzeyyen olmuş idi hayre mîzâb*

🍴 Yöresel Notlar

*İmrâr-ı ezmânile kalmış idi harâbe*

🍴 Yöresel Notlar

*Salih Efendi ehli yapdı bi-avn-i*

🍴 Yöresel Notlar

*Vehhâb Cem'i yazılsa lâyıkdır ve cevherle târîh*

🍴 Yöresel Notlar

*İtdi Emine Hanım bu ayn-ı sâfı pür-âb* *1286),*

🍴 Yöresel Notlar

Salih Dede Türbesi (Türbe, Küçükihsaniye semtinde, eski adı İhsaniye Sokağı olan şimdiki Neyzenbaşı Halil Can Sokağı'nın sol köşesinde olup çok eski, harap ve iki katlı bir evin bahçesi içindedir. Türbenin hemen arkasında Mabeyinci Hafız Mehmet Bey'in 'Köprülü Konak' adıyla ünlü iki kârgir konağı bulunmaktadır. 1955 tarihinde şimdiki şeklini alan dört köşe, taş türbenin Neyzenbaşı Halil Can Sokağı'na bakan bir hâcet penceresi ve yan tarafında kapısı vardır. Çatısı bulunmayan bu türbede ulu bir servi ağacı ve iki lâhit vardır. Biri, eş-şeyh el-hac Salih Efendi'ye, diğeri ise, Müderris Hafız İbrahim Efendi'ye aittir. Salih Efendi'nin hayatı Mecmua-yı Tevarih adlı kitapta şu şekilde anlatılmıştır. "Diyar-ı mağribden ba'de'l-buluğ mezheb-i Malikiye üzere seyahate çıkıp ulûm-ı külliye ve ma'arif-i cüz'iyye sa'yiyle Arap ve Acem ve Kafiristan ve Rum ve sa'ir diyarı seyr iderek tahsil-i kemal ve hacc-ı şerif edası esnasında ol diyarın ehl-i derûn olan kimseleriyle ülfet ve Medine-i Münevvere'yi ziyaret edib anda sakin olan Şeyh Mehmed Hayat'dan ahz-ı tarikat-ı Bayramiyye-i Nakşibendiyye idüb Kudüsi Şerif'de dahi Şazeliyye ve Bedeviyye ve sair ricalullah cümlesinden istifade idüb hatta ilmi 'Tıbb-ı ebdan' ve 'Edyan' da dahi kemal-i tahsil itdikten sonra Üsküdar'a gelip Sultan Osman-ı Salis (1745-1757) müceddeden ihya eylediği İhsaniye nam mahalde ikamet esnasında Sultan Mustafa Han-ı Salis (1757- 1774) anın celâlet-i şanına vâkıf olup ikram murad olundukta kabul etmeyip bir menzil iştira (satın alma) ve anda inziva üzere iken ömr-i tabi'isi âhir olduğun idrak idüb ol mahalli zaviye olmak üzere vakf ü şart idüb Müderris Hafız İbrahim Efendi'ye tevliyetini havale ve kendine bir laht-i tabnak bina idüb (lâhit şeklinde güzel mezar yaptırıp) "Halifetullah-1186" (1772) tarihinde rihlet-i beka ve lâhd-i mezburda müterakkib rûz-ı lika oldu.), Tarihi Çeşme 1822 (1822 tarihinde Sultan II. Mahmut'un hazine vekili hafız İsa tarafından 1603 senesinde idam edilen Darüssaade ağası Gazanfer ağının ruhunu şehadet etmek için yaptırılmıştır. Alınlığın ortasında "Ve minel mai külli şey'in hay" yazılı feyzi bir madalyon vardır.), Küçük İhsaniye Cami, (Üsküdar Salacak'ta, İhsaniye Cami Sokak'ta bulunan Küçük İhsaniye Cami, 1755 yılında Sultan III. Osman tarafından mescit olarak yaptırılmıştır. Mescit 1765-1766 yıllarında Sultan III. Mustafa tarafından tamir edilmiştir. Bu tamir sırasında kapısı üzerine konulan kitabe, şu anda İhsaniye Cami'nin üst katında kadınlar bölümünde minareye girilen kapı üzerindedir:

🍴 Yöresel Notlar

Sâhibu'l-hayrat Osman Han'ın âsârı olub

🍴 Yöresel Notlar

Yapdı İhsaniye namıyla mahallat-ı cedid

🍴 Yöresel Notlar

Mescid ile cami'ye bi'r-i mahsus yapdılar

🍴 Yöresel Notlar

Fî-sebîlillâh câri mai lezzat birr-yer

🍴 Yöresel Notlar

Çün mürûr-ı zaman ile tamire muhtaç olmağın

🍴 Yöresel Notlar

Bildi Sultan Mustafa Han itdi ihya-i cedid

🍴 Yöresel Notlar

Bu mahalde sâhibu'l-hayre du'a tarihidir

🍴 Yöresel Notlar

Cami'in tamiri oldu cümleye ihsan-ı mescid

🍴 Yöresel Notlar

1179 (1765-1766)

🍴 Yöresel Notlar

Derviş Ahmed Efendi tarafından mescide minber koyularak, mabet cami haline getirilmiştir. 1890-1891 yıllarında cami yeniden tamir edilmiş, sol tarafına da tuğla bir minare ilave edilmiştir. 1935 yılında mevcut olduğu bazı haritalarda görülen cami, 1980'li yılların sonuna kadar arsa halinde olup sadece minaresinin kaidesi durmakta iken, iki hayırsever tarafından 1989 yılında yeniden yaptırılmıştır. Meyilli bir arazide bulunduğundan, fevkani olan cami, alt-üst pencereli olup üsttekiler vitraylıdır. Alt pencerelerin üstüne kadar çini ile kaplıdır. Tek minareli ve tek şerefeli olan bu cami, İhsaniye Mescidi olarak da bilinmektedir.), İhsaniye Cami 1755 (Üsküdar Salacak'ta, Dr. Sıtkı Özferendeci Sokağı ile Neyzenbaşı Halil Can Sokağı arasında bulunan İhsaniye Cami, 1755 yılında Sultan III. Osman tarafından yaptırılmıştır. Caminin cümle kapısı üzerinde bulunan 1870 tarihli sekiz mısralı bir tamir kitabesi vardır. Kitabede, caminin ilk haliyle ahşap olarak yapıldığı, inşasından 108 yıl sonra yandığı, bu şekilde 10 sene kaldıktan sonra Sultan Abdülaziz tarafından tekrar kârgir olarak yapıldığı anlatılmaktadır:

🍴 Yöresel Notlar

Pir Mahmud Hüdâyî Azizü'l-kadrin

🍴 Yöresel Notlar

Kılub Sultan Osman Han-ı salis ibtida inşa

🍴 Yöresel Notlar

Bu cami oldu bir hayli zaman yahu ibadetgâh

🍴 Yöresel Notlar

Tamamiyle olub on yıl mukaddem muhterik nâgâh

🍴 Yöresel Notlar

Cema'ati gezerdi arayub her su ibadetgâh

🍴 Yöresel Notlar

Bu kerre akçeler sarfiyle evkâf-ı Hümâyundan

🍴 Yöresel Notlar

Mücedded kârgir inşâ olundu şu ibadetgâh

🍴 Yöresel Notlar

Senih ihyasına tekbir ile tarih ider inşâd

🍴 Yöresel Notlar

Metin oldu yine âlâ yapıldı bu ibadetgâh 1287 (1870)

🍴 Yöresel Notlar

Birçok tamirlerle günümüze ulaşan cami, kare planlı ve ahşap çatılıdır. Caminin mihrabı mermer, minberi ahşap, tavanı ise beton olup orta kısmı kubbelidir. Tek minareli ve tek şerefelidir. Cami, eski Sultaniye, daha sonra Çatmacılar, yeni Dr. Sıtkı Özferendeci Sokağı ile eski Çit, yeni Neyzenbaşı Halil Can Sokağı arasındadır. Her iki sokağa açılan kapıları vardır. Çit Sokağı'na açılan kapısının sağ tarafında 1240 (1824) tarihli bir çeşme bulunmaktadır. Camiin sağ tarafında Hafız İsa Ağa'nın, 1240 (1824-25) tarihinde yaptırmış olduğu çok büyük hazneli abdest muslukları mahalli ve onun yanında ise, Serasker Namık Paşa'nın oğlu Cemil Paşa'nın 1301(1883-84)'te yaptırmış olduğu küçük bir abdest teknesi vardır. Mabet, alt üst pencerelerden ışık alır. Alt pencerelerinin üst hizasına kadar Çanakkale çinileri döşenmiş olup, mihrabı ise mermer kaplıdır. Minberi ahşaptır. Tavanı beton olup orta kısmı kubbelidir. Aydınlık, ferah bir camidir. Minaresi sağda olup şerefesinin etrafı ve külah kısmı şekilli kesme taştır. Diğer kısımları çimento sıvalıdır.),Medusa Ağacı, S. S. Üsküdar Su Ürünleri Kooperatifi, Fatih Çeşmesi 1458-1460 (Üsküdar'ın bu ilk çeşmesi, Salacak İskele Sokağı ile Salacak İskelesi Arka Sokağı'nın birleştiği köşededir. Tamamen kesme taş kaplı, iki metre eninde, iki metre boyunda ve 1.5 metre yüksekliğindeki bu küçük çeşmenin çatısı da kesme taştan, harpuştalıdır. Yol seviyesi yükseltildiğinden bugün yarı yarıya toprağa gömülmüştür. Sağ taraftaki küçük ayna taşının üzerinde bir tas gözü vardır. Önünde, kuyu bileziğini andırır bir yalak veya bulgur döğme teknesi bulunmaktadır. Hiçbir yerinde kitâbesi yoktur. Semtin ilk eseri, Salacak Camii ismiyle de anılan Fatih Camii olduğuna göre, çeşmenin de cami ile beraber 1458-60 tarihlerinde yapıldığı söylenebilir. Bu semtin yaşlıları hâlâ çeşmeyi Fatih Çeşmesi diye yad ederler.), T. Silahtar Mustafa Ağa Çeşmesi 1682 ( MUSTAFA AĞA ( Silandar) ÇEŞMESİ (H.1094- M.1682) Salacak İskele sokağı üzerindeki ( İmrahor çeşme sokak köşe) bu meydan çeşmesi klâsik tarzda yapılmış mermerle kaplanmıştır. Kemerinde münavebeli olarak beyaz ve renkli taş kullanılmıştır. Kemer boşluklarında büyük iki rozet görülmektedir. Kemerinin üstünde kitabe taşından sonra oymalı zarif bir borniş vardır. Ayna taşında da kabrtma süslemeler ve " Ve minel Mai..." yazısı bulunmaktadır. Teknesi sağla oup, sedlerinden biri kırıktır. Üsküdarlı Zamîri Mustafa Efendi'ye ait olan kitabesi şöyledir:

🍴 Yöresel Notlar

" Ol silâhdar-ı şeh-i hurşid-fer"

🍴 Yöresel Notlar

" Ya'ni kim sâhib-i kemal-ü nîk-hû"

🍴 Yöresel Notlar

" Kodu şehr-i Üsküdar'a bir eser"

🍴 Yöresel Notlar

" Eyledi böyşe sevâba cüt-ü-cü"

🍴 Yöresel Notlar

" Ayn-ı sâki remz idüb gûya ki dir"

🍴 Yöresel Notlar

" Ab-ı sâfı nuş eylersin gel ber

🍴 Yöresel Notlar

" Teşnegan-ı kerbelâ'nın yâdına"

🍴 Yöresel Notlar

" Mal-ruh-i Haseneyn aşkına sû"

🍴 Yöresel Notlar

" Dir Zamîrî hâliyle târih içün"

🍴 Yöresel Notlar

" Çeşme-sâr-ı Mustafa'dan akdı sû" (1094)

🍴 Yöresel Notlar

Çeşmeyi yaptıranın Silahdar Mustafa Ağa olduğu anlaşıldığı yer.)

📍 Zeytinburnu

🍽️ GALATA NEW GALAPERA RESTAURANT

Galata Köprüsü Altı, İstanbul

⭐ Google'da Yorum Yap
InstagramLinkedInPinterestTikTokX (Twitter)YouTube