Kaburga Dolması, Mumbar, Nardanaşı, Ayvalı Kavurma, Meftune, Duvaklı Pilav, Patlıcan Dizme, Cartlak Kebabı, Habenisk, Mahlepli Diyarbakır Çöreği, Burma Kadayıf ve Karpuz. (Diyarbakır Lahmacun Merkezi, Umut Ciğercisi, Nasır Usta Adana Kebapcısı, Meşhur Kebançı Hacı Halid, Paçacı Fazıl Usta, Kadayıfçı Saim Usta, Kadayıfçı Sıtkı Usta)
Göletli Park, Bağlar Millet Bahçesi, Yaman Kuş (Güvercin) Oteli
Kuça Hesen, Kenan Tepe, Ziyaret Tepe Höyüğü, Körtik Tepe, Hirbemerdon Tepe, Şeyh Muhammed Arapkendi Türbesi (Arapkend Ziyaret), Dicle Nehri, Kurmuslu Köprüsü, Seyhan Deresi, Akçayır Deresi, Sinan Köprüsü (Sinanköy)
Şeyh Güzel Türbesi, Şeyh Güzel Yazlık Sarayı (1800'lü yillarin basinda inşa edilmiş tarihi kasır. Bu yapı tarih boyunca hem ev hem de medrese olarak kullanilmıstir. Zaman icerisinde ne gibi tahribatlara uāradiăi net değil fakat aünümüzde motiflerin mimarinin ince isciliği net bir sekilde görülebiliyor. Kaderi ile başbaşa kalmış bir harabe durumundadır. Sekiz odalı bir katında sadece iki odası ayakta. Üst katı zaten bitirilmiş değildi. İnşaat halinde iken sahipleri sürgün edilmişti. Zemin kat bitirilmiş, birinci katta ise sadece iki oda tamamlanmıştı.), Balıkaya Deresi, Beypınar Sulama Göleti, Zerzevan Kalesi (Diyarbakır ile Mardin arasında, Çınar ilçesine bağlı Demirölçek mahallesi sınırları içinde yer alan ve Roma İmparatorluğu döneminde sınır garnizonu olarak kullanılan askeri tahkimâttır. Kale Romalıların en doğu sınırıdır. Diyarbakır ili, Çınar ilçesine 13 km. uzaklıkta, Demirölçek Köyü'ne 1 km. mesafede yer alan asker yerleşim Diyarbakır- Mardin karayolunun 45. km. 'sinde yer almaktadır ve yol seviyesinden 124 m. yükseklikteki kayalık bir tepe üzerine kurulmuştur. Yüzeyde geniş bir alana yayılmış, kapladığı alan yaklaşık 500 dönüm olan yerleşme ait kalıntılar ve surların dışındaki nekropol alanı rahatlıkla izlenebilmektedir. Zerzevan Kalesi, insanlığın kültürel gelişimine ait farklı kültürel ve inanç evrelerine ev sahipliği yapmaktadır. Pagan ve Hristiyan Roma'ya ait mimari yapılar dönemin bütün özellikleri ve teknolojik gelişmelerini yansıtmaktadır. Kalenin içerisinde bulunan Mithraeum (Mithras Tapınağı), Roma'nın doğu sınırındaki ilk tapınak ve aynı zamanda dünya genelinde keşfedilen son tapınak olma özelliği taşımaktadır. Kale, iki büyük kültürün etkileşimi içerisinde olması, yer altı ve yer üstü yapıları ile Roma'ya ait bir garnizon olması, içerisinde bulunan Mithras Tapınağı'nın Roma'nın gizemli Mithras dininin kanıtı sayılması ve bu tapınağın çok iyi korunmuş olması sebepleri ile UNESCO Dünya Mirası geçici listesinde yer almaktadır.Yerleşimin inşa edildiği dönem kesin olarak bilinmemekle birlikte, Antik yol üzerinde bulunan Zerzevan'da Asur Dönemi'nde (M.Ö. 882- 611) *Kinabu* olarak adlandırılan bir kalenin varlığı ileri sürülmektedir. Pers Dönemi'nde (M.Ö. 550- 331) ise Kral Yolu üzerinde bulunan yerleşim alanının yol güvenliğini sağlama amacı ile kullanılmış olabileceği düşünülmektedir. Yerleşimin surları ve yapılarının I. Anastasios (M.S. 491- 518) ve I. Justinianos (M.S. 527- 565) dönemlerinde onarılarak, bazı yapıları yeniden inşa edilmiş ve mevcut son haline getirilmiştir. Su bakımından zengin olması vadiyi tarımla uğraşabilecek insanların sığınacağı bir yer konumuna sokmaktadır. Bu sebeple Zerzevan'ın sadece askerlerin kaldığı bir yer olmaktan ziyade sivillerinde yaşayabileceği bir yer olabileceği düşünülmektedir. Kaleye 1890'lı yıllarda bir aile yerleşmiş; su sıkıntısı ve ulaşım zorluğu gibi nedenlerle 1967'de 30 hanelik bir topluluk halinde kaleden aşağıya inip bir kilometre mesafede Zerzevan Köyü adıyla yeni bir köy (bugünkü ismi Demirölçek) kurmuşlardır. Bütün vadiye hakim, antik ticaret yolu üzerinde, geniş bir alanı kontrol altında tutan, stratejik bir Roma sınır garnizonu olarak Roma- Sasani arasındaki mücadelelere tanıklık ettiği söylenebilmektedir. İslam'ın yayılma sürecinde ise Amida) ve Dara) kentlerinde yerleşim devam ederken, Zerzevan'ın bulunduğu alan jeopolitik önemini kaybetmiştir. Bu durumun nedenleri arasında yüksek bir tepede yer almak, ulaşım ve su sorunları gösterilebilmektedir. Bu sebeplerle yerleşim yeri olma açısından avantajlı olmayan alan terk edilmiş; M.S. 639'dan 1890'lı yıllara kadar geçici barınaklar dışında kullanılmamıştır. Zerzevan Kalesi'nin antik isminin büyük ihtimalle *Samachi* olduğu düşünülmektedir. Kalede kazı ve restorasyon çalışmaları ilk olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün izni ile 2014 yılında başlamıştır. Bu tarihten itibaren çalışmaların Kültür ve Turizm Bakanlığı, Dicle Üniversitesi işbirliği ile Doç. Dr. Aytaç COŞKUN başkanlığında yürütülmesi devam etmektedir. Savunma amaçlı inşa edilen surlarla çevrili askeri yerleşimin güney kısmında gözetleme ve savunma kuleleri, kiliseler, idari bina, cephanelik ve kaya sunağı gibi mimari kalıntılar bulunmaktadır. Kuzeyinde ise cadde-sokaklar ve konutların izleri görülmektedir. Konutların bulunduğu alanda su sarnıçları, yeraltı ibadethanesi, yeraltı sığınağı, Mithraeum ve işlevi bilinmeyen bazı yapılar vardır.[^[5]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Zerzevan_Kalesi#cite_note-:0-5) Surların dışında çanaklar ve taş ocaklarından oluşan kanallar vardır. Nekropol alanında ise kaya mezarları ve tonozlu mezarlar bulunmaktadır.
Kilisenin kuzeyinde yer alan en büyük yapıdır. Dar ve uzun bir forma sahip iki bölümlü bu yapı, 10,9 x 36,4 m. boyutlarındadır. Yapının silah deposu olduğu düşünülmektedir.
Kilisenin 19 m. güneyinde bulunan yapı 7,7 x 10,2 m. boyutlarındadır. Duvarlarında nişler bulunmakta ve sunu amaçlı kullanıldığı düşünülmektedir.
Yerleşimin en yüksek noktasındadır ve 4 bölümden oluşmaktadır. Yapının içinde vaftiz havuzu bulunmaktadır.[^[12]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Zerzevan_Kalesi#cite_note-12)
Cadde ve sokakların izlenebildiği kuzeye doğru alçalan bölge konut alanıdır. Konutlar tek veya birden fazla mekandan oluşmakta, temel kısımları ana kayaya oyulmuş, ana kayanın oyulması ile elde edilen bloklar ise yapı duvarlarında kullanılmıştır. Kuzeydeki konut alanı dışında konut yapılarının ağırlıkta bulunduğu güney bölümünde de daha büyük boyutlu yerleşim yerleri bulunmaktadır.
Yerleşim alanı dışında, farklı tip mezarlardan oluşan nekropol alanı bulunmaktadır. Burada üç tip mezar tespit edilmiştir. Bunlar; klineli, tonozlu ve lahit biçiminde oyulmuş kaya mezarlar bulunmaktadır.
Sığınağın kuzeyinde yer alan kaya oyularak inşa edilmiştir. Yapı, Roma İmparatorluğu'nun doğu sınırında tespit edilen ilk ve tek Mithras tapınağıdır.
Yerleşime su ihtiyacını karşılayan ana kayaya oyulmuş 54 sarnıç yapısı bulunmaktadır.
Kentin güneyinde, surların dışında yer alan ve 616 m.'lik kısmı kazılarla açığa çıkarılan kanal sarnıçlara su sağlamaktadır.
Surların dışında bulunan çanaklarda Roma Dönemi'nde dini törenlerin yapıldığı düşünülmektedir.
Savunma amaçlı inşa edilen askeri yerleşim 12-- 15 m. yüksekliğinde, 2,1- 3,2 m. kalınlığında surlarla çevrelenmiştir. 1,2 km. uzunluğundaki sur duvarına belirli aralıklarla yerleştirilmiş 10 adet burç ve 2 kule tespit edilmiştir. Aynı zamanda burçlar arasında dışa çıkıntılı destek duvarları da bulunmaktadır.
Yerleşimin merkezinde, Roma Dönemi kaya mezarlarından dönüştürülmüş ve burada yaşayan ilk Hristiyanların kullandığı bir yeraltı ibadethanesi bulunmaktadır. Yapının dışında vaftiz için havuz yer almaktadır. Aynı zamanda kandil konulması için niş açılmıştır. Bu da ibadethanenin aydınlatılarak akşamları da kullanıldığını göstermektedir.
Yerleşimin kuzey sur duvarına yakın bir alanda, 400 kişinin barınabileceği yeraltı sığınağı bulunmaktadır. 5 havalandırma ve döner merdivenli bir girişe sahiptir. Savaş zamanında insanların kullanabileceği yapının; barış zamanında yiyecek deposu olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.), Mithras Tapınağı (Mithraeum) Kutlas Alanı (Zerzevan Kalesi'nin kuzeyinde yer alan Mithras Kutsal Alanı yeraltına ana kaya oyularak inşa edilmiştir. Yapının doğu duvarında ana kayaya oyulmuş sütunlar ve ortada büyük, yanlarda iki küçük niş bulunmaktadır. Ortadaki büyük niş etrafındaki iki sütunun üzerinden yükselen kuşak üzerinde boya kalıntıları izlenebilmektedir. Muhtemelen söz konusu kuşakta Mithras'a ait semboller bulunmaktaydı. Mithras'ın boğayı kurban ettiği sahnenin yer aldığı plaka da yine bu ortadaki büyük nişe konulmaktaydı. Doğu duvara Mithras'ın sembollerinden olan ışın tacı motifi de kazınmıştır. Küçük nişlerden birisinde oldukça düzgün oyulmuş su veya kan çanağı ve hemen önünde zeminde havuz bulunmaktadır. Su veya kan çanağı ile havuz duvarın içinden geçen bir kanal ile bağlantılıdır ve Mithras dini törenlerinde su veya kan kullanıldığı bilinmektedir. Ayrıca tavan kısmında simetrik olarak yapılmış dört adet hayvan bağlama yeri de bulunmaktadır. Bağlama yerleri Mithras ayinlerinde kurban törenleri için kullanılmış olmalıdır. Yapı, Roma İmparatorluğu'nun doğu sınırında tespit edilen ilk ve tek Mithras tapınağıdır. Yapının giriş kapısında ise yazıt ve semboller açık bir şekilde görülmektedir. Tapınağın yanındaki yeraltı yapısı, iki bölümden oluşmakta, tavan kısmında 5 kare açıklığa ve döner merdivenli bir girişe sahiptir. Her bir açıklığın altında çok düzgün oyulmuş yuvarlak çanaklar bulunmaktadır. Boğa kurban törenleri ve bazı ritüeller tapınağın hemen dışındaki bu yapıda gerçekleştirilmiş olmalıdır. Yukarıda dışarıda kurban edilen boğaların kanları içerideki çanaklara akıyor ve böylece ritüel gerçekleşmekteydi. Ayrıca bazı gizli Mithraik törenlerin bu yapının içinde gerçekleşmesi büyük olasılıktır.Tapınağın çevresindeki diğer yapılar ise kutsal alana tören için gelenlerin konakladıkları yerler olarak değerlendirilmektedir. Coğrafi konumu da dikkate alındığında Mithras Kutsal Alanı, planı ve in-situ vaziyetteki mimari unsurlarıyla şimdilik Roma'nın en erken mithraeumlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Hint-Pers kökenli olan tanrı Mithras "anlaşma ve dostluk" kavramlarının tanrısıdır, "aracılık eden" anlamına gelir. Mithras güneş tanrısıdır ve kültü güneş ile bağlantılıdır. Ayrıca ışığın, savaşın, adaletin ve inancın da simgesidir. MS 2. ve 3. yüzyılda Roma İmparatorluğunda oldukça yaygınlaşmıştır. MS 4. yüzyılda Hıristiyanlığın yayılmasıyla birlikte ise yasaklanmıştır. Gizem dini Mithraizm Romanın egemen olduğu bütün topraklarda özellikle askerler, tüccarlar ve aristokratlar arasında oldukça yaygındır. Öğretisi dünyanın yaratılışı üzerinedir ve evreni kontrol eden tanrı olarak da bilinir. Dinsel törenleri gizlidir ve dışarıya tamamen kapalıdır. Mithras dinine katılacak kişi on iki eziyeti çekmek zorundadır. Sadece erkeklerin kabul edildiği bu dine katılanlar yedi aşamadan geçmektedirler. Törenler yeraltında mağaralarda veya tapınaklarda gerçekleştirilmektedir. Demirölçek)
Çermik Kalesi (Çermik'in batısındaki tepe üzerinde yıkıntıları bulunan, iç-kale ve çevresindeki hisarın temellerinden anlaşıldığına göre kale ilkçağdan kalmıştır. Osmanlılar; burayı fethettikleri zaman 1516 halkın çoğu kalede oturuyordu. Fetihten sonra halk kaleyi terk ederek ovaya inmiştir. Kalenin Osmanlı kuvvetlerince fethi sırasında top ateşleriyle yıkıldığını ve Serhadden uzak olduğu için tekrar onarılmasına lüzum görülmemiştir. Kale yüksekçe ve sarp kayalıklar üzerine kurulmuştur. İç-kalede 150-170 m kadar etekteki Sinek Çayı tabanına gizli bir yeraltı geçidi bulunduğu ve buradan çaya inildiği söylenmektedir. Şimdi harabe durumunda olan kalede herhangi bir kitabe bulunamamıştır. Günümüze kadar gelen kısımlar şunlardır: İç kalede tek parça bir "kale kapısı",hisar kesiminde bulunan birkaç "sarnıç", halkın bugün berber dükkanı diye tabir ettiği yer, birkaç su kuyusu ve eski bir kiliseye ait duvar vardır. "Berber dükkanı" denilen yer;kalenin güneydoğu tarafında kayalığa oyulmuş bir oda şeklindedir. Uzunluğu 3 m, genişliği doğu tarafında 4,5 m ve yüksekliği 1,55 m'dir. Kuzey, güney ve batı tarafındasedir şeklinde oturulacak yerler vardır. Kalede dört su kuyusu vardır; bunlar kayalığa oyulmuş vaziyettedirler. Bugün içleri taş ve toprakla dolu olan bu kuyuların genişliği 2-4 m ve derinlikleri 2-5 m arasındadır. Kalenin kuzey-doğu tarafındaki kilisenin ise nezamandan kaldığı tespitedilememiştir. Bugün sadece duvar kalıntıları bulunmaktadır. Kalede ayrıca çok sayıda eski "Ok Uçları" bulunmaktadır. Bu güne kadar herhangi bir kazı yapılmamıştır, birarkeolojik kazıda yöretarihiniaydınlatacak, bazıeserlerin bulunması mümkündür.), Tarihi Asma Köprü, Osmanbey Cami, Haburman Köprüsü 12.yy. (Diyarbakır'a 90 km. uzaklıkta Çermik ilçesinde, Haburman köyü yakınında Haburman suyu üstünde inşa edilmiştir. Çermik Köprüsü olarak da anılan yapı Arapça kitâbesine göre 575 (1179-80) yılında, Artuklu Hükümdarı Necmeddin Alpı'nın kızı Zübeyde Hatun tarafından kardeşi II. Kutbüddin İlgazi'nin hükümdarlığı sırasında inşa ettirilmiştir. Tarih boyunca çeşitli tamirler gören köprünün son esaslı onarımı 1927 yılında Çermik Kaymakamı Hikmet Bey ile belediye başkanı Rifat Bey tarafından yaptırılmıştır. Haburman Köprüsü muntazam bir işçilikle kesme taştan inşa edilmiştir. Gülgün Tunç'un uzunluğunu 108 m., genişliğini 5,50 m. olarak gösterdiği köprünün uzunluğunu Cevdet Çulpan 106 m. olarak kaydeder. Ortada geniş açıklıklı (19,55 m.) büyük bir sivri kemer, yanlarda ise birer küçük kemer vardır. Ortadaki kemerin kilit taşına kadar olan yüksekliği 11,20 m., doğudaki küçük kemerin açıklığı 5,30 m., batıdakinin ise 7,10 m. olarak ölçülmüştür.), Çermik Ulu Cami 12.yy. (DiyarbakırÇermik. Sultan Alaaddin, Cami-i Atik, Cami-i Çermik ya da Şah Ali Bey Camii olarak da bilinir. İki ayrı zamanda inşa edilmiş ve günümüze gelmiştir. Taç kapı kısmı Şah Ali Bey Camii'nden, kubbeli olan kısım ise daha sonraki bir eklemeden kalmadır. Hasankeyf Artuklularından Fahreddin Kara Arslan (Ö. 1167) zamanında İnaloğullarından Ebû Mansur İlaldı b. İbrahim tarafından inşa ettirilmiştir. Sultan II. Alâeddin Keykubad zamanında onarılıp camiye minare eklenmiştir.), Tarihi Şehir Hamamı 16.yy. (Saray Hamamı .. Tarihi Hamamın 16 - 17 Yüzyılda Osmanlılar tarafından yapıldığı düşünülmektedir. Uzun bir süre atalarımız tarafından hamam olarak kullanılan tarihi yapı 2015 Yılında restore edilerek müzeye dönüştürülmüştür. Konum olarak şehir merkezinde bulunmaktadır.), Çermik Gelincik Dağı (Çermik'in 4 km kuzeybatısında yer alan Gelincik Dağı, Haburman Köprüsü'nden de görülebilmektedir. Güneydoğu Toroslarının bir kolu olan Gelincik Dağı, uzaktan bakıldığında insan dizisini andıran doğal oluşumlarıyla dikkat çekmektedir. Gelincik Dağ'ında trekking turları düzenlenmektedir. Çermik'in yaklaşık 7 km. kuzeybatısındadır. Doğal bir kanyon içinde yer alan bu kabartmalara zorlu bir yürüyüşten sonra ulaşılabilmektedir. Doğal bir kayanın yüzeyi düzeltilmiş ve üzerine Paleolitik döneme ait bir av sahnesi yerleştirilmiştir. Diyarbakır'ın Kapadokya'sı Gelincik Dağı kesinlikle görülmesi gereken muhteşem bir yürüyüş rotası. Ayrıca dağdan Çermik ilçesi tamamen görünebiliyor. Dağa çıkmak için Çermik İlçesinden yukarı Sinek köyüne ulaşmanız lazım. Köyden tabelalar yardımı ile rota başlayacaktır.), Seyhan Çayı, Hz. Ömer Mescidi (Saray), Kızlar Tepesi, Çermik Evsel Bahçeleri, Çermik Melike Belkıs Kaplıcaları (llçe merkezinin 3 km. doğusundadır. Burada, birçok otel ve pansiyon bulunmaktadır. Yıllık bazda, buraya 200-250 bin ziyaretçi gelmektedir. Yılın bütün dönemlerinde açıktır. Ancak tedavi amaçlı kullanmak isteyenler için, 21 günlük kürler; Haziran ve Eylül ayları arasındaki dönem tavsiye edilmektedir. Ülkemizin önemli kaplıcaları arasındadır. Yapılan tahlillere göre, kaplıca sularının şifalı geldiği rahatsızlıklar şunlardır: iltihaplı romatizmal hastalıklar, çocuk felçleri, deri hastalıkları, üst solunum yolu enfeksiyonu rahatsızlıkları ve bazı kadın hastalıkları. Kaplıca sularının sıcaklığı: 48 derece civarında; kükürtlü ve radyoaktif olup, akım hızı: saniyede, 10 litredir.), Sinek Çayı Köprüsü ve Gölet (Sinek Köprüsü ya da bilinen diğer adıyla Siğnek Köprüsü, Diyarbakır'ın Çermik ilçesinde yer alan bir köprüdür. Fırat'a dökülen Sinek Çayı üzerinde yer alan köprü belgelerde kalan, günümüze ulaşamamış bir yapıdır. Elde edilen kaynaklara göre köprü ortadaki hafif sivri ana kemer ile bunun hemen yanındaki daha küçük gözden oluşmaktadır. Köprünün yazıtı mevcut değildir. Tuğla ile taş malzemenin birlikte kullanılışı ve taş işçiliği bakımından Haburman Köprüsü'nün yapıldığı yıllara (1179) tarihlendirmektedir. Bu köprüden geçtikten 1, 2 km sonra sola dönün sinek çayının doğduğu çok güzel bir vadiye ulaşacaksınız. Derede yüzmeye müsait gölde mevcut -Sinek), Elifkuşağı Deresi, Yeşil Vadi, Çermik Sinek Şelalesi, Şeyhandede Şelalesi, Şeyhandede Milli Parkı, Page Qubatan Park, Gindeyni Yürüyüş Alanı, Daran Miyan Park, Sırt Yürüyüş Alanı, Miyalan Yabanardı Köyü Şelalesi, Gölbaşı Çermik Diyarbakır (Karakaya), Çay Turistik Alan, Koç (Quç) (Şeyhandede), Raya Sersapa Verın (Güzel), İmdat Dağı (Pınarlı), Hüsnüran Kalesi (İlçenin Karakaya köyünün güneyinde bulunan Hüsnüran Kalesinin yapılış tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ana kaya üzerineinşaedilmiş olan kaleden, günümüzeşehir kalıntıları, antik yol, sur duvarları, su sarnıçları, bir oda mezar, stel ve yapı taşları kalıntıları kalmıştır. Antik yol şehrin doğusunda, kalenin ana girişinde yeralmaktadır. Kale kalıntıları doğu ve güneydoğu kısmında yeralırken mezar odası ve stel kalenin güney yamacında yeralmaktadır. Kalede ayrıca çok sayıda eski ok uçları bulunmaktadır.), Gözerek Bağ Yolu, Gözerek Bağları, Halilan Sulama Göleti (Yiğitler), Yukarı Taşmalı Köyü
Ermeni Kilisesi, Çüngüş Deresi, Çüngüş Öğretmenevi
Saat Kulesi, Kral Kızı Baraj Gölü, Kral Kızı Harabeleri, Levey ZINAR Turistik Alan
Eğil Kalesi (Eğil ilçesi, MÖ 3500-1260 yılları arasında Subarrular, Hurriler ve Mitanniler'in egemenliği altında kalmış, MÖ 1260-606 yılları arasında ise Asurlular bölgeye hâkim olmuştur. Eğil Kalesi'nin bu dönemlerde yapıldığı düşünülmektedir. Kalenin batısında, Asur krallarından III. Salmanassar'a ait olduğu tahmin edilen bir stel ve kitabe bulunmaktadır. Ayrıca, Asur krallarına ait olduğu düşünülen çok sayıda mağara mezar ve kaya mezarı, kale çevresinde yer almaktadır. Bu bulgular, Asurluların taş işçiliği ve yapı sanatında ne kadar ileri olduğunu göstermektedir. Eğil Kalesi'nde, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın izinleri doğrultusunda kazı çalışmaları devam etmektedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, doğal dokusu, çevre koşulları, doğal zenginlikleriyle tarihsel olarak çürümüş, yerleşim için tercih edilen ilişkilerin başında gelmiş ve evrensel yöntemlerle üretilen birçok uygarlığa yurtluk olmuştur. Bölge, bu özelliği jeolojik yapıya, torak, su ve iklim gibi doğal koşullara dayanıklıdır. Dicle ve Fırat'ın sularıyla hayat bulan ve her türlü yerleşim etkinliğine cevap verebileceğine sahip olan bu coğrafya, diğer bir ifadeyle Güneydoğu Anadolu Bölgesi, söz konusu karakteriyle binlerce yıllık yıllık taşan sonunda uygarlıkların da hamisi olmuştur. Bölgenin, Dicle ile anlamı kazanan konumu ile Diyarbakır'ın her biri kendi kapsamında zengin kültürel birikimler içeren ilçelerden birisi de özellikle inanç değerleri açısından ayrı bir tutulan sahip olan Eğil'dir. Tarihsel çağlarda, Eğil'in de içinde bulunduğu bölge Sophene olarak ifade edilmektedir. Sophene bölgesi, Tunceli'nin başlangıçtan başlayarak., Eğil'i de içine alacak şekilde, idari bir anlam taşıyacak biçimde biçimlendirilmiştir. Yapılan sınırlı sayıdaki araştırmalardan derlenen bilgiler, Diyarbakır genelinde olduğu gibi, Eğil'in de, M.Ö.3500-1260 yılları arasında Subarrular, Hurriler, MitanniIer'in merkezlerinde kaldığı; M.Ö.1260-606 yılları arasında Asurlar ve Urartular'ın ülkelerinden geçtiğine; Eğil Kalesi'nin de bu dönemlerde gerçekleştiğini kabul edersiniz. Eğil bölgesi coğrafyasında, İngilen veya İngilene; Eğil şehir merkezinin ise; Angel, Angl, lggel, Aggel Aggilene, Encil, Gel, Agel'den ulaşılabilir. Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde "Gel" bölümü geçmektedir ki, bu isim günümüzde halen kullanılmaktadır. Şeref Han'ın, Şerefname adlı eserinde Eğil, "eğik bir kemer üzerine kurulmuş sağlam bir kaledir ve o kadar güçlü ki, ona bakan herkese korku ve vehim hakim olur" şeklinde rakipler. Diyarbakır siyasi tarihiyle ilgili bir seyir izleyen Eğil, 297 yılında Romalılar, 661-750 yıllan arasında Ermeniler, 750-869 yılları arasında Abbasiler, 908'deliler, 1085-1093 yılları arasında, Büyük Selçuklular, 1157-1169 arasında Nisanoğulları, 1394-1401 arasında Timur, 1401-1507 arasında Akkoyunlular, 1507-1515 yılları arasında Safeviler ve 1515'te Osmanlılar'ın eline geçmiştir. Eğil, 1860 yılında Palu'ya bağlı bir nahiyeye, 1866'da ise Mamuretü-1 Aziz (Elazığ) vilayetine bağlıdır. 1871 tarihli salnamede, Diyarbakır ilinin idari teşkilatında Maden ilçesinin bucakları arasında Eğil alanı, daha sonra ise Diyarbakır'ın merkez nahiyelerinden biri olmuştur. Son olarak 1987 yılında Eğil, Diyarbakır'ın 12. ilçesi olmuştur. Yaklaşık üç yıllık tarihi geçmişiyle Dicle Baraj Gölü'nün yıllık konumlanmış Diyarbakır'a bağlı Eğil ilçesi, özellikleri, kültürel geçmişi, medfun peygamber kabirleri ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin önemli kültür merkezinin birisi durumundadır. İlçeye hakim bir tepe üzerinde yer alan, dağıtım dağıtımları, gizli geçitleri ve korunan duvarlarıyla Eğil Kalesi ve aralığı çok yönlü ve çeşitli yapılanma örnekleri, bölge genelinde Anadolu kültür özellikleri bütün özellikleri barındırmaktadır. Özellikle peygamber kabirleri ile ilçe, kapsamında Türk-İslam mimarisinin özgün örneklerini de barındırmaktadır. Anılan özellikleriyle doğası, arkeolojisi, tarihi ve inanç abidelerine sahip ilçe, aynı zamanda zengin bir turizm potansiyeline de sahiptir. İnsan, zaman ve doğa tahribatı nedeniyle her geçen gün kayıtlı olan, özellikle Eğil Kalesi olmak üzere, ilçe merkezinde bulunan arkeolojik, tarihi ve dini kalıntıların ivedilikle başlatılması, ortaya çıkarılması, belgelenmesi, korunması ve yaşatılması amacıyla ilçede arkeolojik kazılar yapılmıştır. Hedeflenen ürünlerin her yıl bölge özelinde dağılımının tarihi geçmişine önemli katkılar sağlar. Bütün bu ülkelerin bölgesel bölgesel yanında, hiç şüphesiz, en az bunun kadar önemli diğer bir önemi ise ekonomik boyutudur. Var olan, keşfedilerek ortaya çıkarılan ve tanıtılan kültür varlıkları ve özellikle mimarlık eserleri ile ilçenin, tarih, kültür, inanç değerleri ön plana çıkarılacak; Eğil'in potansiyel turizm girişlerinde artış, idari, mahalli ve sivil örgütlenmelerle iş birliği yoluna gidilecektir. EĞİL KALESİNDE ARKEOLOJİK KAZILAR: Güneydoğu Anadolu, elverişli doğal ortamı, çekici çevre koşulları ve zengin doğal kaynakları sayesinde, eski çağlardan beri insan yerleşimi için en çok tercih edilen bölgelerden biri olmuş ve dünyadaki evrensel kültürün çekirdeğini şekillendiren birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bölge bu özelliğini, jeolojik kaynaklar, toprak, su ve iklimsel rahatlık gibi elverişli doğal koşullarına borçludur. Dicle ve Fırat nehirleri, paha biçilmez su kaynaklarıyla yaşamı sağlamış ve bölgedeki her türlü yerleşim faaliyetini desteklemiştir. Sonuç olarak, Güneydoğu Anadolu zaman içinde, birçoğu binlerce yıl boyunca gelişen çeşitli köklü medeniyetlerin hamisi olmuştur. Dicle ile olan bağın önemine ek olarak, Diyarbakır ilinin her ilçesi kendi kültürel bağlamında zengin bir kültürel mirasa ev sahipliği yapmaktadır. Bu bağlamda, Diyarbakır'ın Eğil ilçesi, özellikle inanç ve din açısından özel bir öneme sahiptir. Günümüzdeki Eğil'in bulunduğu coğrafi bölgeye antik çağlarda Sofen adı verilmiştir. Günümüz Tunceli'nin güneyinden başlayıp Eğil'i de içine alan Sofen bölgesi, bir idari bölgenin adıydı. Çok sınırlı sayıdaki araştırmalardan elde edilen bilgilere dayanarak, Eğil'in -Diyarbakır'ın geri kalanı için genel tabloya benzer şekilde- MÖ 3500-1260 yılları arasında Süberiler, Hurriler ve Mitanyalıların egemenliği altında olduğu söylenebilir. Asurlular ve Urartular[ ]{dir="rtl"}MÖ 1260 ile 606 yılları arasında [ ]{dir="rtl"} bölgeye hakim olmuşlardır ve Eğil kalesinin bu dönemlerde inşa edildiği kabul edilmektedir. Tarihi kaynaklarda Eğil bölgesi "Ingilen veya Ingilene" olarak anılırken, Eğil şehir merkezi ise Angel, Angl, lggel, Aggel Aggilene, Encil, Gel veya Agel olarak geçmektedir. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde ise günümüzde de kullanılan "Gel" olarak geçmektedir. Şeref Han'ın Şerefnamesinde Eğil, şu sözlerle tasvir edilmiştir: "Eğik bir kemer üzerine kurulmuş, öylesine yüksek bir kaledir ki, ona bakan herkesi korku ve yanılgıya düşürür." Diyarbakır'ın siyasi tarihinin aynı seyrini izleyen Eğil, MS 297'de Romalılar, MS 661 ile 750 yılları arasında Ermeniler, MS 750 ile 869 yılları arasında Abbasiler, MS 908'de Bizanslılar, 1085 ile 1093 yılları arasında Büyük Selçuklular, MS 1157 ile 1169 yılları arasında Nisanoğullar, MS 1394 ile 1401 yılları arasında Timuriler, MS 1401 ile 1507 yılları arasında Ak Koyunlular, 1507 ile 1515 yılları arasında Safeviler tarafından yönetilmiş ve MS 1515'te Osmanlı egemenliğine girmiştir. Eğil, 1860 yılında Palu'nun bir alt bölgesi, 1866 yılında ise Mamuretü-1 Aziz'in (Elazığ) bir alt bölgesiydi. 1871 yılı yıllıklarında Diyarbakır ilinin idari bölgesindeki maden bölgesinin alt bölgeleri arasında kaydedilmiş, ancak daha sonra Diyarbakır'ın merkez ilçelerinden biri haline gelmiştir. 1987'deki son idari değişiklikle Eğil, Diyarbakır'ın 12. ilçesi olmuştur. Dicle Baraj Gölü kıyısında yer alan, yaklaşık üç bin yıllık tarihi, muhteşem doğal güzellikleri, zengin kültürel mirası ve peygamber türbeleriyle Diyarbakır'ın Eğil ilçesi, Güneydoğu Anadolu'nun en önemli kültürel merkezlerinden biridir. Eğil Kalesi, ilçeye hakim bir tepede yer almaktadır. Yeraltı katları, gizli geçitleri, günümüze kadar ulaşan surları ve Eğil Kalesi çevresindeki çok yönlü ve çeşitli mimari kalıntılarıyla bölgedeki Anadolu kültür tarihini sergilemektedir. Özellikle peygamber türbeleriyle tanınan Eğil ilçesi, Türk-İslam mimarisinin bölgesel örneklerini de içermektedir. Muhteşem doğal güzellikleri, arkeolojik kalıntıları, tarihi geçmişi ve çok önemli dini yapıları nedeniyle Eğil ilçesi, önemli bir turizm potansiyeline de sahiptir. Eğil ilçe merkezinde, özellikle Eğil kalesi çevresinde, insan faaliyetleri, zaman ve doğal güçler nedeniyle gün geçtikçe tahrip olan arkeolojik, tarihi ve dini eserleri hızla tespit etmek, kazmak, belgelemek, korumak ve muhafaza etmek amacıyla arkeolojik kazılar başlatılmıştır. Hedeflenen amaçlar doğrultusunda gerçekleştirilecek kazı ve koruma çalışmalarının, bölgenin ve özellikle ülkemizin tarihine önemli katkılar sağlayacağı açıktır. Bilimsel araştırmanın öncelikli amacının yanı sıra, ekonomik boyut da şüphesiz ki yukarıda belirtilen tüm çalışmalar için hayati bir öneme sahiptir. Mevcut, yeni keşfedilen ve korunan kültürel varlıklar, arkeolojik ve mimari kalıntılar sayesinde, ilçenin tarihi, kültürel ve dini değerleri ön plana çıkarılacaktır. Özellikle Eğil ilçesinde sürdürülebilir turizm girdilerinin potansiyelini artırmak amacıyla, idari, yerel ve sivil kuruluşlarla iş birliği de sürdürülecektir.), Eğil Peygamberler Diyarı, Hz. Yunus Nebizünun Türbesi, Sahveliyan Kanyonu, Hallak Aleyhisselam (Peygamber) (Gündoğan), Çapan Park, Zennun aleyhisselam Yunus Peygamber, Şeyh Ömer Türbesi, Newsan Tarihi Harabeler (Konak Köyü), Kalecik Sahabe Kabirleri, Ilgın Doğal Su Çeşmesi, Dicle Nehri, Eğil Dicle Baraj Gölü, Eğil Barajı Piknik Alanı, Eğil Dicle Akarsu Aile Piknik Alanı, Eğil Peygamberler Tabiat Parkı (Dere), Kalecik Sahabe Kabirleri (Dicle Barajı'nda suyun bu kadar fazla yükseleceği hesap edilmediği için Kalecik, Tekya ve Haciyan köylerinde toplam yaklaşık 40 tane sahabe ve 2 peygamber kabri suyun altında kalmıştır. Hz. Zülküf ve Hz. Elyasa peygamberde yeri daha yüksek olduğu için son anda nakledilerek kurtarılmıştır-Kalecik), Selman Kanyonu (Buz gibi suyu ve yüzülebilecek göl var. Gün içinde baraj kapakları açılıyor, çok dikkatli olun. Diyarbakır merkezden 30 km uzaklıkta bulunuyor. Yol köye kadar asfalt köyden kanyona kadar toprak yoldur.), Cibeb (Selman) Kalesi (Diyarbakır merkeze yaklaşık 40 km uzaklıkta olan bu kale eğil ilçesi'nin Yatır ve Selman köyleri arasında bulunmaktadır. Dicle Nehrine hakim bir noktaya konumlandırılmış bu kale büyük ihtimalle ticaret yollarını denetim altında tutmak için yapılmıştır. Herhangi bir kitabeye rastlanılmadığı için kim tarafından kaç yılında yapıldığı bilinmiyor.-Selman), Rüta Mağarası (Arac yolu mevcut cok buyuk magara içi buz gibi, düşme çökme kayma tehlikesi var. mağaraya inmek için dagcılık ekipmanları gerekli harika bir deneyim yaşamak isteyenler için iyi tercihtir), Şawelya Piknik alanı (Yatır), Hantepe Piknik Alanı (Piknik alanı diye birsey kalmamış. Bir kaç el yapımı kamelya mevcut fakat onlarda tek edilmiş. Dicle nehnirini en temiz olduğu yer diyebilirim. Şu cam gibi ve suyun dibi net olarak gözüküyor. Fakat yol çok kötü. Biraz çöp sorunu olması dışında harika bir yer, manzarası güzel sessiz sakin, suyu buz gibi. Giderken eğil yolu üzerinden balsu tarafına dönerek gitmenizi tavsiye ediyorum tokilerden gidilen yol çok kötü, yolu biraz uzatmış olursunuz ama temiz gidersiniz. Birde akşama kalmanızı pek tavsiye etmem biraz tenha oluyor-Kaya), Barış Ebrar Piknik Alanı (Kaya)
Sezai Karakoç Müzesi, Belediye Parkı, Botanik Barok Park, Hilar Mağaraları ve Ören Yeri (Diyarbakır İli, Ergani İlçesi'nin 6 km. güneybatısında Hilar Köyü sınırları içinde yer almaktadır. Anadolu'nun en eski mağara yerleşimlerinden biri olan Hilar Kayalıkları, M.S.100-325 tarihleri arasında kaya mezarları olarak kullanılmış olup tarihi dokusu ve coğrafi yapısı ile eşsiz bir doğal güzelliğe ve arkeolojik değere sahiptir. Kalkerin enine ve boyuna aşınması ile oluşan doğal coğrafik oluşumların, arkeolojik kalıntılarla gösterdiği uyum ve hemen 500 metre kuzeyinde yer alan, Çayönü Tepesi ile olan ilişkisi bu değeri daha da artırmaktadır. Hilar Mağaraları'ndaki ilk kazı çalışmaları Çayönü kazı ekibi tarafından 1979 yılında yapılmıştır. "Çayönü Tepesi ve Hilar Mağaraları'nın Korunarak Turizme Açılması Projesi" kapsamında 2006-2010 yılları arasında nekropol alanında kazı çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Çalışmalar sonunda nekropol alanında bulunan mezar odalarının yanı sıra yeni mezar odaları, kaya niş mezarlar ve kayaya oyulmuş tekne mezarlar tespit edilmiştir. Bazılarının ön yüzlerinde kabartmalar yer almaktadır. Son antik çağa ait olan Hilar Mağaraları, bölgedeki ayakta kalmış döneminin görkemli mezar odalarının en iyi örneklerindendir. Diyarbakır Müze Müdürlüğü alanın ören yeri olabilmesi için 2023-2024 yıllarında tekrardan bir çalışma başlatmış, çalışmalar neticesinde 2024 yılında "Hilar Mağaraları Örenyeri" adıyla Diyarbakır'ın ilk örenyeri olarak tescillenmiştir.), Han Mağarası, Çayönü Tepesi Kazı Alanı (Çayönü Höyüğü ya da Çayönü Tepesi Diyarbakır il merkezinin kuzeybatısında, Ergani İlçesi'nin 7 km güneybatısında Sesverenpınar köyü yakınlarında yer alan bir höyüktür. Höyük, 4,5 metre yükseklikte 160 x 350 metre boyutlarında yayvan, geniş bir tepe üzerindedir. Güneyinden Boğazçay Deresi geçmektedir. Bilinen neolitik yerleşmelerin pek çoğundan daha geniş bir kazı çalışmasının yapıldığı Çayönü, yerleşik avcı -- toplayıcılıktan tarım yapan ve hayvan yetiştiren bir topluma geçişi kesintisiz bir silsile olarak vermektedir. Bunun gibi iyi korunmuş mimarisi, bu alandaki gelişme aşamalarını iyi izlemeyi sağlamaktadır. Diğer yandan sağlanan tüm bilgiler yerleşim planları, günlük yaşam ve sosyal yapılanış hakkında da geniş bilgi sağlamaktadır. Bu bağlamda Çayönü, neolitikleşme sürecinin anlaşılmasında son derece önemli bulgular sağlamıştır. Araştırma ve Kazılar: Çayönü, 1963 yılında İstanbul Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi'nce yürütülen "Güneydoğu Anadolu Tarihöncesi Araştırmaları" Karma Projesi (Prehistoric Research in Southeastern Anatolia) yüzey araştırmaları sırasında tespit edilmiştir. Projenin amacı "Güneydoğu Anadolu'da, besin üreticisi tarımcı köy topluluğu yaşayış biçiminin ilk kez ortaya çıkışı ve gelişerek etkinleşmesi ile ilgili belgelerin toplanarak yorumlanması" olarak ifade edilmektedir. Yüzey buluntuları doğu -- batı yönünde 250 -- 300 metre, dereden kuzeye doğru 150 metrelik bir alanda görülür. Yerleşme alanının ise daha dar, 30 dönüm kadar olduğu düşünülmekteydi. Ancak 1990 yılındaki sondajlar, Çanak Çömleksiz yerleşmenin yüzey buluntularının yayıldığı alandan daha geniş bir alana yayıldığını göstermektedir. Buna göre Çayönü neolitik yerleşmesi Yakın Doğu'nun en büyük yerleşmelerinden biri olarak görülmektedir.
Kazı çalışmaları 1964 yılında Halet Çambel ve Robert J. Braidwood başkanlığında başlatıldı. Kazılar 1968 yılından itibaren Mehmet Özdoğan başkanlığında yürütüldü. Kazı projesine 1977 -- 1978 yıllarında Alman Karlsruhe Mimarlık Enstitüsü, 1989 -- 1991 yıllarında Roma Üniversitesi katkılarıyla yürütülmüştür. Kazılar, 1992 yılında Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki terör olayları nedeniyle sona erdirilmiştir. Bu nedenle on altı kazı mevsimi süresince höyüğün 4.654 metrekaresi kazılabilmiştir. Tabaklama: Tepede Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ'dan Orta Çağ'a kadar kesintisiz yerleşme olduğu kabul edilmektedir. Bugün için Neolitik Çağ tabakaları yüzeyin hemen altından başlamaktadır, daha üst tabakaların sel, erozyon ve diğer nedenlerle akıp gittiği düşünülmektedir. Dolayısıyla Neolitik Çağ'dan sonraki kültürler, yüzey buluntularına dayanılarak ileri sürülmektedir. Tüm bunların sonucunda *Evre* olarak adlandırılan üç tabaka belirlenmiştir. Bu evreler yapı özelliklerine göre yapı evrelerine, alt evrelere ayrılmıştır. Bu şekildeki evre ve alt evre adlandırması Halet Çambel ve Robert Braidwood başkanlığı döneminde benimsenmiş terminolojidir. En alt tabakadan başlamak üzere
*Evre I* -- Çayönü esas evresi, Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ
> - Yuvarlak Planlı Çukur Yapılar Evresi (Çanak Çömleksiz Neolitik A) MÖ 8.200 -- 7.400
>
> - Izgara Planlı Yapılar Evresi (Çanak Çömleksiz Neolitik A -- B) MÖ 7.400 -- 7.100 ?
>
> - Kanallı Yapılar Evresi (Çanak Çömleksiz Neolitik B) MÖ 7.100 -- 7.000[^[2]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87ay%C3%B6n%C3%BC#cite_note-1,11-2)
>
> -Taş Döşemeli Yapılar Evresi (Çanak Çömleksiz Neolitik B) MÖ 7.000 -- 6.600
>
> - Hücre Planlı Yapılar Evresi (Çanak Çömleksiz Neolitik B - C) MÖ 6.600 -- 6.300
>
> - Geçiş Evresi (Çanak Çömleksiz Neolitik C)
>
> - Geniş Odalı Yapılar Evresi (Çanak Çömleksiz Neolitik C) MÖ 6.200 -- 6.000 ?[^[2]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87ay%C3%B6n%C3%BC#cite_note-1,11-2)
*Evre II* (Çanak Çömlekli Neolitik Çağ - Kalkolitik Çağ - Erken Tunç Çağı I. Evre)
*Evre III* (Erken Tunç Çağı II. Evre sonları ve III. Evre başları -- MÖ 2. binyıl Demir Çağı[^[3]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87ay%C3%B6n%C3%BC#cite_note-1,9-3) - Orta Çağ) Çayönü Tepesi'nin doğu ve kuzey kesimleri, Erken Tunç Çağı II. ve III. Evrelerde mezarlık alanı olarak kullanılmıştır. Çanak Çömlekli Neolitik Çağ yerleşmesi höyüğün kuzey kesimindedir. Burada taşla başlayıp kerpiçle yükseltilen kalın duvarlı, aralarında avlular yer alan çok odalı bir yapı kompleksi ortaya çıkarılmıştır. Avlu tabanları yer yer taş döşelidir. Çayönü'nün Çanak Çömleksiz Neolitik A evresinde bu topluluk yerleşik avcı -- toplayıcı bir topluluktur. Yakınlarında Pleistosen bir gölün varlığı ek bir avantaj sağlamış olmalıdır. Bu evrenin büyük kısmında yuvarlak kulübelerde yaşanmış, daha geniş yapılarak gerek duyulunca da ızgara planlı konutlar yapılmıştır. Avlanan hayvanlar yaban domuzu, kızıl geyik, ala geyik, yaban sığırı, yaban koyunu ve yaban keçisidir. Toplanılan bitkilerin esasını yabani mercimek ve fiğ oluşturur. Çanak Çömleksiz Neolitik B evresinin Izgara Planlı Yapılar ve Kanallı Yapılar evrelerinde avcı -- toplayıcı geçim tarzı devam ederken Izgara Planlı Yapılar Evresi'nde yabani emmer ve einkorn buğdayı görülmeye başlandı. Yine bu yapı evresinin başlarında domuzun bir evcilleştirme başlangıcı olarak yerleşme içinde tutulduğu ileri sürülmektedir. Diğer yandan el işçiliğinde ustalaşma, daha uzak mesafelerle mal değiş -- tokuşu ve inanç sisteminde gelişmeler görülmektedir. Bu yapı evresinin sonlarına doğru, yani Çanak Çömleksiz Neolitik B evresi başlarında yabanıl tahıl türleri devşiriciliğinin yoğun olarak yapıldığı anlaşılmaktadır. Hücre Planlı Yapılar Evresi'nde özellikle koyun ve keçinin evcilleştirildiği, daha başlarda yabani einkorn buğdayının kültüre alındığı anlaşılmaktadır. Bu yapı evresinde hayvan yetiştiriciliği geçim tarzında önemli yere sahiptir ve halen koyun ve keçi en çok yetiştirilen hayvanlardır. Çanak Çömleksiz Neolitik C evresinde ise evcil koyun ve keçinin beslenmedeki ağırlığının arttığı belirtilmektedir. Beslenmenin bitkisel kaynakları ise yabani baklagiller (kültüre alınmış olması muhtemel görünmektedir), badem, menengiç, fıstık, bezelye, mercimek, burçak ve daha sınırlı ölçüde olarak buğday başta olmak üzere tahıllardır. Kanallı Yapılar Evresi sonlarına kadar baklagiller, tahıldan üç kat fazla tüketilmekteydi. Taş Döşeli Yapılar Evresi'nde bu oran on kat oldu. Hücre Planlı Yapılar Evresi'nde ise altı kattır. Beslenmenin hayvansal kaynakları ise evcil ve yabani domuz, koyun, keçi, sığır ve ala geyiktir. Belirtmek gerekir ki bu hayvanlardan yararlanma yüzdeleri sabit kalmamış, esas olarak yapı evrelerine göre değişiklikler göstermiştir.), Enüş Peygamber Türbesi (Otluca), Serew Çeşmesi (Yolbulan köyü), Zülküf Dağı, Ergani Meryem Ana Kilisesi Harabeleri (Zülküf Dağı'nın zirvesinde Dicle'ye bakan büyük kayanın üzerinde yer almaktadır. Zülküf Peygamber'in Makamı gibi Ergani'nin sembollerindendir. Zamanında Ergani'de bulunan büyük manastırın bir parçası olduğu ve rivayetlere göre 360 odasının olduğu söylenmektedir. 1960'lı yıllarda Ermenilerin baharın başlangıcında şenlikler düzenledikleri ve bölgenin kutsal yeri olduğu için Meryem Ana Kilisesi'ne gidip gece kilisede kaldıkları ve ibadet ettikleri rivayet olunur. Tarihi ve mimari açıdan büyük önem taşıyan kilise, bir manastır şeklinde tasarlanmıştır. Kilisenin haricinde yatakhane, su deposu, fırın, yemekhane ve ahırlar bulunmaktadır. Kilise harap olmuştur fakat duvarları hala sağlam durmaktadır.), Sakız Dağı (Sabırlı), Ergani Lalesi (Sakız Dağı), Ergani Zülküf Peygamberin Makamı, Makam Dağı, Kötekan Ziyareti, Ergani Yenişehir parkı, Ergani Korusu, Yenişehir Cami, Çiya Yolu Yürüyüş Alanı (Gözekaya), Gözekaya Yamaç Yürüyüş Alanı, Çayköy Dağı Yürüyüş Alanı (Çukurdere), Kıralkızı Barajı, Yoncalı (Selgeto) Yürüyüş Alanı
Hani Ulu Cami 15.yy (Caminin ilk inşa tarihi bilinmemekle birlikte, Selçuklu yapısı olduğu tahmin edilen cami, 15. yüzyıla tarihlenmektedir. 1657 ve 1682 yıllarında onarım görmüştür.), Hatuniye Medresesi (Medresenin kimin tarafından yapıldığı tam olarak bilinmemektedir. Bazı kaynaklara göre Selçuklu Sultanlarından Sultan Secer"in annesi tarafından inşa edildiği, Bazı kaynaklarda da Ertuğrul Gazi "torunlarından Zeynep Hatun tarafından, yine bazı kaynaklara göre Artuklulardan Necmettin Alpi"nin kızı Zübeyde Hatun tarafından, inşa edildiği varsayılmaktadır. Hatuniye medresesi tamamen Selçuklu mimari tarzındadır. Medresenin ayakta kalan mevcut duvarı üzerinde mükemmel taş işlemeciliği ve hat sanatına rastlanılmaktadır. Mihrap nişinin üst kısmı zengin bir şekilde bezenmiştir. Mihrap nişinin hemen üstünde, çiçekli bir zemin üzerine yazılmış ayetler bulunmaktadır. Zamanla büyük bölümü harap olan medresenin restorasyon çalışmaları 1993 yılında başlamış ve aynı yıl tamamlanmıştır. Mülkiyeti Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne ait olan Hatuniye Medresesi, 21.08.01/03 envanter numarası ile "Türkiye Kültür Mirasları" listesinde kayıtlı bulunmaktadır.), Şeyh Caferi Tayyar Mescidi ve Türbesi (Türbe ve Mescidin inşa tarihi bilinmemekle birlikte; 1898 Diyarbakır salnamelerinde Peygamber Efendimizin amcasının oğlu Caffer-i Tayyar hazretlerinin Hani'de türbesinin olduğu bilgisi geçmektedir. Fakat Caffer-i Tayyar'ın Mute Savaşında şehit düştüğü ve Şam yakınlarında defnedildiği bilinmektedir. Bu nedenle burada yatan kişinin Caffer-i Tayyar hazretlerinin soyundan biri olabileceği düşünülmektedir.), Şeyh Ahmet Efendi Hazretleri Türbesi, Enkeris Şifalı Su
Topalan Cami, Hazro Millet Bahçesi
Gözügölü Göleti, Diyarbakır Tema Park, Devegeçidi Çayı, Devegeçidi Köprüsü (Diyarbakır'ın 20 km. kadar kuzeyinde, Dicle'nin kollarından biri olan köprü Devegeçidi Suyu'nun üzerindedir. Köprü üzerinde yapım yılını ve yaptıranını belirten bir yazıt bulunmamakta fakat bazı kaynaklarda IV. Murad Köprüsü olarak adlandırılan yapının, Bağdat seferi zamanında yapıldığı belirtilmektedir. Köprü ayrıca yöre halkı tarafından Cümek Köyü Köprüsü, eski haritalarda ise Karaköprü olarak da adlandırılmıştır. Köprü, siyah renkte muntazam işlenmiş bir taş kaplamaya sahiptir. Bu kaplama yer yer döküldüğünden içteki moloz dolgu meydana çıkmıştır. Gözalan), Devegeçidi DSİ Göleti ve Piknik Alanı
Karaz Nar Bahçeleri (Karaz (Kocaköy) ilçesinin merkezinde yemyeşil nar bahçeleridir. Fakat bahçeler arasında yürümek için uygun koridor yok. Koruma altına alınıp yürüyüş yolları yapılsa faydalı olur. Üreticiler 200 dönümlük alanda bulunan bahçelerde yetişen Karaz narı kasım ayında hasat etmektedir. Üreticiler tarafından asırlık ağaçlarda yetişen narlardan, geleneksel yöntemlerle bakır kazanlarda odun ateşinde saatlerce kaynatılarak, nar suyu ve nar ekşisi elde ediliyor. Hasadı yapılan narın bir kısmı ise kışın tüketilmek üzere evlerde muhafaza ediliyor. Kocaköy'ün tam ortasında bulunan yaklaşık 50 dönümlük nar bahçesi adeta ilçenin simgesi haline gelmiştir.) , Şeyh Şerafettin Türbesi, Ulu Cami, Huso Uçurumu (Kocaköy), Tepecik Höyüğü (Şaklat), Bıne Başt Tarihi Harabeler, Yanık Kom Turistik Alan (Kaya), Ambar Çayı, Ambarçay Köprüsü 1232, (Diyarbakır-Silvan yolu üzerinde yer alan köprü, günümüzde tamamen yıkılmış olup kalıntıların bir kısmı görülmektedir. Yıkımından önce üzerinde yer alan kitabesine göre köprü 1223-1232 yılları arasında Artuklu Beyliği'nden Ebul Feth Evdud Bin Mahmud tarafından yapılmıştır. Yazılı kaynaklarda 20 gözlü olduğu belirtilmiştir-Kocaköy), Asur Kaya Mezarı (Asur Kral Mezarları olarak bilinen kaya mezarları Dicle Barajı'nın kıyısında bulunur. Bu mezarlardan güneydoğu tarafındakinin Kral Sanatruk'a ait olduğu bilinir. Kayalar oyularak Mısır Ehramları şeklinde inşa edilmiştir. Asur Kral kaya mezarlarının doğu tabanında bir tünel bulunmaktadır. Tünel, kısmen dolması nedeniyle kapalı durumdadır. Tünelin, sığınak veya yer altı barınma yerlerine gittiği düşünülmektedir. Yapay Mağaralar Yapay mağaraların çoğu, baraj gölü altında kalan "Deran" bölgesinde bulunur. Baraj su seviyesinin azaldığı dönemlerde görülebilen mağaralar, kayalara yollar açılarak, yolların sağ ve soluna yüzlerce mağara kazılarak meydana getirilmiş şaheserlerdir-Ambar Köyü), Varhalil Toprak Ocağı (Ambar Köyü), Kalkankaya Jeosit Alanı (Diyarbakır'ın Kocaköy ilçesinde ince bir sütunla ayakta duran geniş kaya parçası, buzul çağı kalıntısı olarak değerlendiriliyor. İlçe merkezine yaklaşık 4 kilometre uzaklıktan olan "mantar kaya" veya diğer adıyla "kalkan kaya", hayrete düşüren yapısıyla dikkat çekiyor. nce bir sütunla ayakta duran geniş kaya parçası, yıllara meydan okuyor. Antropolog Naci Akdemir, bulunulan yerin sediment tortulu kaya kütlelerinden oluşan bir zemin olduğunu söyledi. Arazinin, Afrika-Arabistan plakasının Avrasya'yı kuzeye doğru itmesiyle oluştuğunu belirten Akdemir, bu arazinin şu anda hem yükseldiğini hem de kuzeye doğru gittiğini ifade etti. Antropolog Akdemir, sürecin aşağı yukarı 250-300 milyon sene önce başlamış bir süreç olduğunu vurgulayarak, "Yükselmeye devam ediyor. Bilginlerin söylediğine göre, ilerleme hızı, tırnakların büyüme hızı kadardır. Yani yılda 10-15 milimetre kadar kuzeye doğru gidiyor. "Bunlar, daha çok su ve rüzgar aşındırmasıyla oluşmakla birlikte, benim kanaatimi göre bu, biraz da buzul çağından kalma bir aşındırmanın eseridir" diyen Akdemir, "Çünkü şu anda bulunduğumuz zemin dikkat edilirse burada su aşındırmasını hatırlatacak herhangi bir su akış çizgisi, deresi yoktur. Dolayısıyla ben, bu oluşumu buzul çağından kalma bir yapı olarak görüyorum. Buzul aşındırması neticesinde meydana gelmiştir. Kalkan kaya diyoruz. Savaş aleti olan kalkana benzetiliyor. Bu kalkan kaya, Kocaköy'ün en önemli simgelerinden bir tanesidir. Yaklaşık 5-6 milyon sene önce bu hale geldi. Çünkü bu süreçte, şimdiki Afrika-Arabistan ile şimdiki Avrasya arasında Atlas Okyanusu ile Hint Okyanusu birbirine bağlayan bir Tetis Denizi vardı. Akdeniz bunun bakiyesi, kalıntısıdır"Kocaköy), Günde Barbeşe (Tepecik), Ambar Deresi, Ambar Baraj Gölü
Kefrum (Keferun) Kalesi (Yaklaşık 600 veya 700 yıllık geçmişi bulunmaktadır. İlk başlarda Acemlerin elinde bulunan kale, daha sonra Rumların eline geçmiştir. Osmanlılar zamanında, Atabeylikler Rumelilerle savaşarak bu kaleyi almışlardır. Osmanlılar her tarafta adalet sağlanması için bu kaleyi de kendine bağlamıştır. Bu kale Mirek Mir Muhammed tarafından yönetilmiştir. Kale şimdiki görünüşüyle iki parça şeklinde ayaktadır. Göz tahminlerine göre kalenin yüksekliği 25 veya 30 metre civarındadır. Atabeyliklerden kalan tam 13 tane kuyu hendek bulunmaktadır. Bu kuyular taşın içine kazılarak yapılmıştır ve 4 metre derinliğindedir. Yöre insanı bunlara sarnıç demektedir. Bu sarnıçların içine yağmur suları dolmaktadır. Bu suyun üzeri ise tamamen çimenle kaplanır. İnsanlar bunu bir mucize olarak bilirlermiş. Bu çimenler suyu dış etkenlerden korumaktadır. Akademik kaynaklara göre Kefrun Kalesi'nin temelleri, Bizans İmparatorluğu döneminde, M.S. 4. ve 5. yüzyıllarda atıldı. Daha sonraki dönemlerde Abbasîler, Mervanîler ve Artuklular tarafından da kullanılan kale, bölgenin askerî ve stratejik önemini yüzyıllar boyunca sürdürdü. 2018 yılında Diyarbakır İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından yayımlanan "Diyarbakır Kaleleri Envanteri" çalışmasında, yapının Orta Çağ boyunca bölgenin en önemli savunma noktalarından biri olduğu ifade edilmişti. Öte yandan, Kulp Kaymakamlığı'nın 2020 tarihli "Kulp Tarihi ve Kültür Envanteri" adlı çalışmasında ise kalenin, Fırat ve Dicle havzalarını kontrol edebilen stratejik bir noktada yer aldığına dikkat çekiliyor. Konuklu), Eyfel Kulesi Cafe, Kulp Çayı ve Mesire Alanı, Kulp Köprüsü, Şakirhan Köprüsü (Özbek), Sarım Çay (Karaağaç), Geliye Goderne Dere Vadisi (Taşköprü), Taşköprü (Türeli), Dörşin Dağı Doğa Koruma Alanı (Yaylak)
Ashab-e Kehf Mağarası (Lice ilçe merkezine 15 km uzaklıkta, Duru (Derkam) Köyü'nün kuzeyindeki İnceburun Dağları'nda bulunmaktadır. Mağaranın hemen aşağısında, Ashab-ı Kehf adına yaptırılmış ve "Der-i Rakim" olarak bilinen bir kilise kalıntısı da yer almaktadır. Lice'de öteden beri Ashab-ı Kehf Mağarası olarak bilinen bu mağaranın, Kur'an-ı Kerim'de Kehf Suresi'nin 9-26. ayetlerinde anlatılan mağara tasvirine birebir uyduğu kabul edilmektedir.), Sarım Çayı, Sarım Köprüsü
Silvan Saat Kulesi, Üstünler Konağı 17.yy. (Evin batı kesiminde yer alan kitabeye göre elik Kamil Muzaffer'e aittir. Ancak bu kitabenin evin üzerinde surlara ait olduğu sanılmaktadır. Ev ise 18. yy'da yapılmıştır. Ev kale kurları üzerine inşa edilmiştir), Ali Ağa Konağı 19.yy. (Qonaxa Eli Ağa olarak bilinir. Silvan Ali Ağa Konağı olarak geçen burç üzerine kurulu konak.Kapalıydı.İlçe merkezine uzak ve tenha bir yerde çevresi çok düzensiz ve harebeydi.), Silvan Atatürk Evi Müzesi (Yapı, 2. katında bulunan kitabeden anlaşıldığı üzere Hicri 1320 (1902-1903) yılında inşa edilmiş olup, yapı 1908 yılında Hazro beyi Hatip Bey tarafından kullanılmıştır. 15 Nisan 1916 yılında Mustafa Kemal Atatürk Silvan'a geldiğinde ikamet etmesi için tahsis edilmiştir. 1. Dünya Savaş'ı sırasında doğu cephesine görevlendirilen 16. Kolordu Komutanı Mustafa Kemal Atatürk 15 Nisan 1916'da karargahı ile Silvan'a gelip bölgedeki sorumluluğu devralarak Rusların Diyarbakır'a ilerlemesini durdurmuştur. Buradan Bitlis ve Muş'u düşman işgalinden kurtarmıştır (1918). Yapı 1980 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kamulaştırılmış, 1992 yılında ise Atatürk Evi olarak tescillenmiştir. 1992 yılında restorasyon gören konak, 2024 yılında yeniden düzenlenerek müze ziyarete açılmıştır.), Reis Çello Konağı (Silvan kalesinin güney tarafındadır. Silvanlı bir Ermeni tarafından yaptırılan köşk Hasan Bey tarafından kullanıldıktan sonra Kılavuz ailesine satılmıştır. Kesme taşlarla kale burçlarından birinin üzerine yapılan tarihi yapı halen ev olarak kullanılmaktadır.), Kaniya Derge-Altıbulak Çeşmesi (Diyarbakır Silvan ilçesinde Dr. İsmail Beşik Caddesi üzerinde bulunan tarihi yapı tahminen Artuklular ya da Eyyübiler döneminde yapılmıştır. Yaş analizi ile kolaylıkla tesbit edilebilir. Yapı çeşme olup "Altıbulak Çeşmesi" olarak da bilinir. Yazık ki üzerine boyalarla isimler yazılmış, define arayanlar tarafından tahrip edilmiştir. İnternette temiz haline ait fotoğraflar mevcuttur. Koruma altına alınmasını temenni ederim.), Azizoğlu Konağı (ilçe merkezinde Mescit Mahallesi, Azizoğulları Caddesi'nde Azizoğulları ailesine ait olan evler, Silvan surlarının hemen üzerinde, surlarla bütünleşmiş bir mimariye mimariye sahiptir. Plan ve inşa tarzı ile 18-19. Yy'a tarihlenen bu evler, ilçenin geleneksel mimarisinin vazgeçilmez malzemesi olan kalker taşından 2 katlı olarak inşa edilmiştir. Yapı, Silvan'a hakim bir noktada ve devamındaki diğer Azizoğulları evleri ile surlarla birlikte ilçenin tarihi dokusunun önemli bir parçasını oluşturmaktadır.), Silvan Kalesi İÖ 77 (Silvan Kalesi'nin ilk ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Bazı araştırmacılara göre İ.Ö. 77 yılında Büyük Tigran Krallığının başkenti olarak kurulduğunda kent surları inşa edilmiş, daha sonra Bizanslılar döneminde esaslı bir onarım yapılmış ve bazı eklentilerle son şeklinini almıştır. Hamdaniler ve Mervaniler yönetiminde iken kaleye yeni burçlar ve surlar eklenmiş, kale daha müstehkem bir duruma getirilmiştir. Kale kalker taştan inşa edilmiş olup kareye yakın planlı, içkale, dış sur ve dış suru çevreleyen ikinci bir surdan oluşmaktadır. İki katlı olarak inşa edilen kale doğudan batıya 600, kuzeyden güneye 500 metre, toplam 2200 metre uzunluğundadır. 50 burcu ve dokuz kapısı bulunmaktadır. Dördü güney, ikisi kuzey, ikisi batı, biride doğu yönünde olan kapılardan bugün ismi bilinenler şunlardır: Meyhane Kapısı, Boşat Kapısı, Kulfa Kapısı, Aşağı Mahalle (deri jer) Kapısı, Burcu Şah Kapısı ve Diyarbakır Kapısı. Dörtgene yakın bir plan şemasında yapılmıştır. Kalenin burç ve kapıları üzerinde Eyyubilere, Artuklulara ve Mervanilere ait çeşitli yazıtlar bulunmaktadır.), Kulfa Kapı, Zembilfroş Burcu, Aslanlı Burç, Temtemburg Mağarası (Boyunlu köyü grup yolu üstünde 2.kmde yolun solunda dağa doğru kare ağızlı bir mağara olup gözlem amaçlı yapıldığı izlenimi vermektedir. Mağaranın içinde sağlı sollu taştan oyulma oturma alanları mevcut. Atlı durumda ziyaret edilmesi zor bir yer.), Silvan Ulu Cami, Selahaddin i Eyubi Cami 11.yy. (Silvan Ulu Camisinin ilk yapım tarihi bilinmemekle birlikte, seyyahların eserlerinden edindiğimiz bilgilerle tarihi izini sürebiliyoruz. İbni Şeddat'ın 1031 tarihli bir camiden bahsettiği kayıtlarda yer alırken, Nasır-ı Hüsrev 1046 yılında avlulu bir camiden söz eder. İbnü'l Azrak ise 1152'de harabe halde gördüğü kubbenin 1157'de onarıldığını belirtir. Halk arasında "Selahaddin Eyyubi Camii" olarak da bilinen bu yapı, Eyyubiler döneminde gördüğü onarımlar ve eklemeler nedeniyle bu adla anılmaktadır. Kıble duvarındaki 1227 tarihli kitabe Eyyubiler dönemine aittir. Ancak caminin kubbe eteğindeki kitabe, Artuklu Emiri Necmeddin Alpı b. Timurtaş tarafından 1152-1157 yılları arasında inşa ettirildiğini gösterir. Cami, 1911-1913 yılları arasında büyük bir onarımdan geçmiş ve cephe düzenlemesinde değişiklikler yapılarak yeni kapı ve pencereler açılmıştır. Beyaz renkli kalker taştan inşa edilen cami, dikdörtgen planlı ve tek kubbelidir. Kuzey cephesindeki süslemeler yapının en dikkat çekici bölümlerindendir.), Karabehlül Bey Cami (Yapım tarihi bilinmeyen yapının, dönemin Diyarbakır Valisi İskender Paşa mahiyetinde bulunan Silvanlı Şeyh Ahmet zade Elvend Bey'in oğlu Karabehlül Bey tarafından yaptırıldığı rivayet edilmektedir. Yapı kare plan şemasında inşa edilmiş olup önünde beş gözlü son cemaat yeri bulunmaktadır. Cami mekanı yüksek bir kasnağa oturtulmuş tek kubbeyle örtülmektedir. Cami Silvan ilçesinin merkezinde yar alıyor. Ulu caminin 500 km kuzeyinde yer alır. Caminin ön kısmında ise yakın zamanlarda yeniden düzenleme yapılmıştır. Üç kenarı revaklı geniş bir avlu eklenmiştir. Dış duvarlarının tamamında beş renkli bir kaplama bulunur. Aynı zamanda bu cami Mira Cami adıyla tanınmıştır.), Kaniye Derge Tarihi Harabeleri, Ali Ağa Konağı, Hasuni Mağara Şehri (Diyarbakır'ın Silvan ilçesinin Bahçe köyünde yer alan mağaralardır. Hassuni vadisi ve mağaraları, Güneydoğu Torosların güney kanadında ve Silvan ilçe merkezinin 5 km kuzeydoğusunda bulunmaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanmış tescilli arkeolojik sit alanları listesinde yer alır. Eosen yaşlı, kalker litolojili Midyat Formasyonu'nun çevresinde Eosen-Oligosen yaşlı flişler bulunur. Kluz (*cluse*) tipi korunaklı vadide meskenler kayalara oyularak oluşturulmuştur. İşlenmeye elverişli kalker kayaçlardan oyulmuş birbirlerine koridorlarla bağlı yaklaşık 300 mağara meskeni ve eklentileri bulunmakta, bunlar birbirlerine geçitlerle bağlanmaktadır. Toplam 12 adet sarnıç mevcuttur ve tamamı su kanalları ile birbirine bağlı olup bir şamandıra sistemi ile birbiri ile ilişkilendirilmiştir. Bahçe), Bahçe Kaya Mezarları, Papaz Monoha Şapeli ve Kaya Mezarı (Silvan'ın Bahçe Köyünde, Hasuni Mağaralarının doğu tarafında bulunmaktadır. Üzerinde Türkiye'de bir ilk olma özelliği taşıyan Süryanice iki mezar kitabesi bulunmaktadır. Kitabede, Monoha adlı papazın burada gömülü olduğu bildirilmekte ve okuyanlardan Monoha için dua edilmektedir. Şapel aynı zamanda bir kaya mezarıdır.), Malabadi Köprüsü 1147 (Orijinal adıyla Akarman Köprüsü (Orta Çağ'daki Türkçe kaynaklarda bazen Karaman Köprüsü olarak da geçer), Silvan'a 23,2 km uzaklıkta Silvan ilçe sınırları içerisinde yer alan ve Oğuz Türkleri'nden Artuklu beyliğinin önderi Hüsameddin Timurtaş tarafından yaptırılmış tarihi bir köprü. Silvan'dan rahatlıkla ulaşım imkânı vardır. Diyarbakır Tarihi Eserler Envanteri'ne kayıtlıdır. Malabadi Köprüsü 1989 yılında Silvan Belediyesi tarafından restore edilmiştir. Malabadi Köprüsü Silvan Belediyesi'nin logosunu oluşturan ana unsurdur. Malabadi Köprüsü Silvan ilçesine ait bir köprüdür. 1071 Malazgirt Muharebesi'nden sonra Anadolu'ya başlayan büyük Türk akınları ile gelip bölgeyi fetheden Oğuz Türkmen beylerinden olan Artuk Bey'in kurduğu Artuklu Beyliği döneminde, Timurtaş Bin-i İlgazi tarafından 1147 yılında yaptırılmıştır. Türk mimarisinin önemli eserlerinden birisidir. Yedi metre eninde ve 150 metre uzunluğunda bir köprüdür. Yüksekliği, su seviyesinden kilit taşına değin 19 metredir. Renkli taşlarla inşa edilmiş, onarımlarla günümüze kadar ulaşmıştır. Köprünün orijinal adı *Akarman Köprüsü* olmasına ve tarihi kaynaklarda ve köprü kitabesinde bu şekilde geçmesine rağmen daha sonra bölge halkı arasında Malabadi adı yaygınlaşmıştır. Malabadi adını Mervaniler'in kurucusu olan Bad'dan almıştır. Malabadi Kürtçede Bad'ın evi, mülkü anlamına gelmektedir. Ayrıca Malabadi köprüsünün bulunduğu Silvan'da yaşayan Badıkan Aşireti'nin kökleri de Bad'a dayanmaktadir. Malabadi Köprüsü, Türkiye ve yakın doğuda taş köprüler içerisinde kemeri en geniş olandır. Köprü, Diyarbakır il sınırları içerisindedir. Kemerin her iki yanında, iç tarafta kervan ve yolcular tarafından, özellikle kışın zorlu günlerinde barınak olarak kullanılan iki oda bulunmaktadır. Köprü nöbetçileri tarafından da kullanılan bu odaları daha önceleri dehlizlerle yolun dipleri ile bağlantılı olduğu, gelen kervanların ayak seslerinin bu dehlizler vasıtası ile daha uzaklarda iken duyulduğu söylenir. Her biri başka uzunluklarda ve kırık hatlar halinde üç bölümden oluşan köprü, doğu ve batıda hafif eğimlerle yollara bağlanmıştır. Orta bölüm kayalıklar üzerine oturtulmuş bir kitle halindedir. Burada sivri şekilde ve 38,60 m açıklıkta çok büyük bir kemer ile sepet kulpu şeklinde, üç metre açıklıkta küçük bir kemer vardır. Üçüncü bölüm fark edilir derecede birinci kısma paralel bir durum arzeder. Burada sivri kemerli iki açıklık ve ayrıca yola bağlanan yer yakınında da bir açılık görülür. Böylece köprü, biri çok büyük olmak üzere beş gözlüdür. Köprünün boyu 150, eni yedi, yüksekliği ise alçak su seviyesinden kilit taşına kadar 19 metredir. Köprü renkli taşlarla inşa olunmuştur. Büyük kemerin iki tarafında 4,5-5,3 m ölçüde, iki hafif kemerli odacıklar, büyük kemerin ortasında, gelip geçişin kontrol edildiği beş metre genişlikte kâgir bir kapı ve bunun iki tarafında da ayrıca iki kapı vardır. Bunlardan Batman tarafındaki kalmış, diğeri yıkılmıştır. Bunların sol taraflarından birer merdivenle odacıklara inilir. Bu odalar yüksek tavanlı ve tuğla örtülüdür. Pencereleri geniş ve büyüktür. Evliya Çelebi köprüyü şu şekilde tanıtmaktadır: "köprünün iki tarafında kale kapıları gibi demir kapıları vardır. Bu kapıların içinde sağ ve solda köprünün temeli beraberliğinde kemerin altında hanlar vardır ki gelip geçenler, sağdan ve soldan geldikleri vakit misafir olurlar. Köprünün kemeri altında birçok oda vardır. Demir pencereler şahneşinlerine misafirler oturup kemerin karşı tarafındaki adamlarla kimi sohbet eder, kimi ağ ve oltalarla balık avlarlar. Bu köprünün sağ ve solunda da nice pencereli odalar vardır. Köprünün sağ ve solundaki bütün korkuluklar Nehcivan çeliğindendir. Ama demirci ustası da var kudretini sarf ederek bir tür sanatlı kafesli korkuluklar yapmış ve doğrusu elinin ustalığını göstermiştir. Doğrusu, üstad mühendis var kuvvetini sarfederek bu köprüde öyle sanatlar göstermiştir ki, bu işçiliği geçmiş mimarlardan hiç birisi göstermemiştir. Albert Gabriel de köprü için şöyle demektedir: "Modern statik hesabının olmadığı devirde bu açıklıkta o zaman için böyle bir eser hayranlık ve takdiri muciptir. Ayasofya'nın kubbesi köprünün altına rahatlıkla girer. Balkanlarda, Türkiye'de, Orta Doğu'da bu açıklıkta, bu yaşta köprü yoktur." Evliya Çelebi, *Seyahatname*'de köprü hakkında şöyle yazmıştır: "Malabadi Köprüsüʼnün altına Ayasofya'nın kubbesi girer."), Boşat Kalesi (Silvan'a yaklaşık olarak 10 km uzaklıkta olan Boşat Kalesi üzerinde bulunan I.Ardeşir'e ait kabartmasıyla ünlüdür. At üzerindeki I.Ardeşir'in arkasında ayakta duran bir insan figürü bulunmaktadır. M.S.226-395 tarihlerinde önemli merkezlerden olan ve daha sonra da önemini kaybetmeyen Boşat Kalesi, Roma ve Sasanilerin ortak eseridir. Boyunlu), Sümbül Çiftliği, Altınkum Köprüsü
Diyarbakır Kalesi ve Arkeoloji Müzesi (Diyarbakır Müze Müdürlüğüne bağlı Diyarbakır'da ki 5 müzeden biridir. 1934 yılında kurulmuş olan Diyarbakır Müze Müdürlüğüne bağlı ilk müze arkeoloji müzesidir. Diyarbakır'in ilk müzesi olan Arkeoloji Müzesi, şu an İç Kale'deki Müze Kompleks alanı içerisinde bulunan 19. yüzyılda inşa edilmiş iki binadan oluşmaktadır. Müze Koleksiyonunda 2024 yılı itibarıyla 36.000 adet envanterlik eser kayıtlıdır. İçkale'de bulunan 14 adet tescilli yapının Müze alanına dönüşmesi ile birlikte 25.05.2015 tarihinde resmi olarak açılmıştır. İçkale alanında Arkeoloji Müzesi ile birlikte Atatürk Müzesi'de bulunmaktadır. Tematik Sergileme Binası, Kronolojik Sergileme Binası, Saint George Kilisesi Sanat Galerisi, Atatürk Müzesi, Müze Kafe, Amida Höyük, Aslanlı Çesme, Artuklu Kemeri Hz. Süleyman Camii ile birlikte Müze alanı büyük bir Kompleks alandan meydana gelmiştir. 2022 yılından bu yana Müze ziyaretçi sayılarında büyük bir artış meydana gelmiştir. 2022 yılında 68.000, 2023 yılında 131.000 kişi Diyarbakır Müzesi'ni ziyaret etmiştir. Diyarbakır Arkeoloji Müzesi'nde Neolitik Dönemden günümüze birçok medeniyete ait kültür varlığı bulunmaktadır. Körtik Tepe, Çayönü Tepesi, Ziyaret Tepe, Üçtepe, Gre Fılla, Zerzevan Kalesi gibi önemli kazı çalışmalarından çok sayıda tarihi eser müzede sergilenmektedir. Faaliyetine 1934 yılında Ulu Cami'nin batısındaki Artuklu Hükümdarı el-Melikü's-Sâlih Mahmud zamanında yaptırılmış olan Sincariye (Zinciriye) Medresesi)'nde başladı. 1986'da Elazığ Caddesi'ndeki yeni bir binaya taşındı; teşhir tanzim çalışmaları 1993 yılında tamamlandı ve ziyarete açıldı. 2004 yılında İç Kale'nin müze kompleksi olarak işlev kazanmasından sonra İç Kale'ye taşındı. Diyarbakır Arkeoloji Müzesi'nde arkeolojik eserlerin yanı sıra yöresel etnografik eserler yer almaktadır. Bölgede bulunan Geç Paleolotik, Neolotik, Kalkolotik, Hitit, Asur, Roma, Bizans, Erken Hristiyan, Emevi, Abbasi, Selçuklu, Artuklu, Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Osmanlı çağlarına ait arkeolojik eserler sergilenmektedir.), Hazreti Süleyman Cami 1166 ( Hazreti Süleyman Camii ya da bilinen diğer adlarıyla Kale Camii, Nasiriyye Camii, Meşhed Camii veya Murtaza Paşa Camii, Diyarbakır'ın Sur ilçesinde yer alan tarihî bir camidir. İnaloğulları Beyliği tarafından inşa edilen cami ayrıca içerdiği türbe mezarlardan ötürü 27 Sahabe Türbesi olarak da bilinir. Günümüzdeki cami, İnaloğulları ve Osmanlı dönemlerinin izlerini taşımaktadır. Caminin minaresinde yer alan kitabelerden İnaloğulları Beyliği (Nisanoğulları) döneminde Nisanoğlu Kemaleddin Ebu'l Kasım Ali (1156-1179) tarafından 1160 tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Osmanlı döneminde Kanuni Sultan Süleyman tarafından cami ilk kez genişletilmiş ve adına vakfiye düzenlenmiştir. V. Murad zamanında 1631-1633 yılları arasında Diyarbekir Eyaleti'nde valilik yapan Silahtar Murtaza Paşa tarafından cami onarılmış ve türbe, çeşme ve tuvalet gibi yeni eklentiler yapılmıştır. Camiye daha çok 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın ilk çeyreğinde eklentiler yapılmıştır. Cami, 1960-61, 74, 75, 76, 77 ve 2004 yıllarında onarılmıştır. Cami, Diyarbakır İç Kale surlarına ait iki burç arasında eğimli arazi üzerinde kurulu yapılar topluluğundan oluşmaktadır. Yapı topluluğunda cami, caminin batısına bitişik türbe ve hazire, avlu, batı giriş kapısının sağında yaz aylarında namaz kılmaya yarayan namazgâh bölümü, solunda revaklı abdest alma yerleri, caminin kuzeyinde yer alan ikinci türbe bölümü yer almaktadır. Dört köşeli bir minareye sahip olan cami, siyah kesme bazalt taştan yapılmıştır. Camiye güney ile batıdan iki kapı ile girilmekte ve cami avlusunun kuzey duvarına bitişik 12 çeşmeli bir şadırvan yer almaktadır. Caminin batı duvarına bitişik olan bölümde ünlü Arap komutanı Halid bin Velid'in oğlu Süleyman ile kentin Araplar tarafından alınması sırasında ölen diğer sahabelerin türbe mezarları bulunmaktadır. Türbe, namaz kılınan kısmın birinci ve ikinci bölümüne birer kapıyla bağlantılı olup kare planlıdır. Caminin duvarlarında Osmanlı çinileri yer alırken namazgâh kısmı avludan bir sıra taş basamaklı seki ile yükseltilmiştir, Abdest alma yerinin üzeri pandantif) geçişli dört kubbe ile örtülüdür ve abdest alma yerinin duvarları siyah bazalt taşı ile örülmüştür. Cami boyuna dikdörtgen planlıdır ve bunu dışından çevreleyen ikinci türbe, revak, güney koldaki mezarlar özgün olmayıp 17. yüzyıl ve sonrası değişikliklerdir. İnşa ve tamir kitabeleri de olmak üzere caminin toplam 12 kitabesi vardır. Minarenin doğu yüzünde inşa kitabesi yer almaktadır. Kitabeler yarım oluk ve düz bir silme ile üç yönden çevrilmiştir.), Karaman Savunma Duvarları, İçkale Açık Hava Müzesi, Amida Höyük (Diyarbakır'ın bilinen en eski yerleşim yeri olan Amida Höyük, kentin surları içinde, Dicle Nehri tarafındaki kuzeydoğu köşesinde, Saray Kapı'dan girilen İçkale'nin kuzeybatısında yer almaktadır. İlk yerleşimin M.Ö. 7000 yılında Orta Neolitik Dönemde başladığı ve günümüze kadar kesintisiz olarak devam ettiği bilinmektedir. Höyükte yapılan ilk arkeolojik araştırmalarda, prehistorik dönemden Yeniçağ'a kadar uzanan seramik kap parçaları ve yontma taş aletler bulunmuştur. 1962 yılında yapılan kazılar sırasında, höyük tepesinde Artuklu Dönemi'ne ait mozaikli bir avlu açığa çıkarılmıştır. Amida Höyük'te Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın izinleri doğrultusunda kazı çalışmaları sürdürülmektedir.), Arslanlı Çeşme, Artuklu Kemeri, Cephanelik Binası, Saint George Kilisesi, Eski Hükümet Binası, 27 Sahabe Türbesi, Hz. Süleyman Parkı, iç Kale Parkı, Faqin Kapısı (Deriye Farqine), Fiskaya Şelalesi, Eski Hapishane (Diyarbakır Cezaevi ya da Diyarbakır Askerî Cezaevi, Diyarbakır'da kurulan bir cezaevidir. 1972'de yapımına başlandı, 4 Temmuz 1980'de açıldı. 12 Eylül Darbesi'den sonra askerî yönetime devredilerek Sıkıyönetim Askerî Cezaevi olarak kullanıldı. İşkence iddiaları ile ön plana çıktı. The Times gazetesine göre "dünyanın en kötü şöhretli 10 cezaevi" arasında yer almaktadır. 1981 ve 1984 yılları arasında cezaevinde 30 kadar kişi öldü. 9 Mayıs 1988 tarihinde Adalet Bakanlığına devredildi. Cezaevi hakkında belgeseller çekildi ve kitaplar yazıldı. Günümüzde ise müze olması planlanmaktadır. E Tipi Cezaevi yaklaşık 600 kapasiteliydi ancak doluluk oranı zaman zaman 900'e kadar da yükselebilmekteydi. Politik tutuklu ve hükümlülerin kaldığı D Tipi Cezaevi'nde ise kapasite 700-750 arasındaydı. 1981-1984 yılları arasında işkenceye maruz kaldığı iddiası ile 30 kişi öldü. Soruşturmayı yapan ve adı geçen 32 sanıktan 30'unun ölümünü doğrulayan savcının açıklamasına göre; 4'ü kendini yakarak intihar olmak üzere 8 kişi intihar etti, 6'sı açlık grevi ve 16'sı doğal ölüm (hastalık) sonucu öldü. Bazı kaynaklara göre ise bazı mahkûmlar, işkenceler yüzünden öldü. PKK'nın kurucu militanlarından Kemal Pir de ölüm orucu sonucunda öldü. PKK Merkez Komite Üyesi Mazlum Doğan da intihar edenler arasındadır. PKK'nın kurucularından Sara kod adlı Sakine Cansız da cezaevinde hapis yatmıştır. Hapishanede o yıllarda kalmış olan 32 kadın şöyle demiştir:
- "Elektrik dahil bütün işkence yöntemlerini yaşadık ama en ağırı cinsel işkenceydi."
- "Tecavüz ettikleri kadınları kanlı etekleriyle koğuş koğuş dolaştırdılar."
- "Etekleri başlarımıza geçiriyor, altımızın çıplak olmasını sağlıyor, 'gez' diyorlardı."
- "Banyodan çıkıp bornozla karşımıza gelip ve bize baka baka mastürbasyon yaptılar."
- "En büyük işkence başka kadınların çığlıklarını dinlemekti."
- "11 yaşında ikiz oğulları olan arkadaşımızın, oğullarına işkence yapıp sesini ona dinletmişlerdi."
- "Lağım sularının içine zorla kadınları soktular."
- "Çocuğum görüşe geliyor ama bana yapılan davranışlardan dolayı benden korkuyor o hiç sevmediğimiz gardiyanlara sarılıyordu. Çıktıktan sonra da bir süre kızım bana anne demedi."
- "Serbest bırakıldım ve eve gittim. Beni yıllarca görmeyen annemin bana ilk dediği şey, 'Bunca yıl neredeydin?' olup, kızlık muayenesine götürmek istediğini söyledi."
//tr.wikipedia.org/wiki/Esat_Oktay_Y%C4%B1ld%C4%B1ran)'ın, Kıbrıs Harekâtı sonrası Diyarbakır Cezaevi'ne bizzat Kenan Evren tarafından yollandığı ve iç güvenlik komutanı olarak görev süresi boyunca işkence yaptığı iddia edilir. Bunun yanı sıra Esat Oktay Yıldıran'ın işkence yaptığını söyleyen Nagehan Alçı, Rasim Ozan Kütahyalı ve Ümit Zileli, bunu kanıtlayamadıkları için yargısız infaz yapmak ve Esat Oktay Yıldıran'ın hatırasına hakaret etmekten 105 gün hapis cezasına çarptırıldı.), Camlı Teras, Hamidiye Çeşmesi, Yunus Peygamberin Mağarası (Hz Yunus (As) kaldığı yer 7 yıl boyunca burda kaldığı rivâyet edilir. Asur Krallığı zamanında Kalkan balığı şeklinde yapılan surların krokisini de onun çizdiği rivayet edilir.), Sur Dipi Park Alanı, Diyarbakır Orduevi (0412.2244565), Dağ Kapı (Dağ Kapı ya da bilinen diğer adıyla Harput Kapı, Diyarbakır surlarının dört kapısından biridir. Kentin kuzeyinde yer alan Dağ Kapı, iki silindirik burç arasında yer almaktadır. Her iki burcun Roma İmparatoru II. Constantinus tarafından yapıldığı ancak değişik dönemlerde önemli onarım gördüğü üzerindeki kitabelerden anlaşılmaktadır. Kapının üzerinde Roma ve Bizans imparatorluklarına ait Latince ve Grekçe kitabelerin yanı sıra Abbasi ve Mervani dönemlerine ait kitabeler yer almaktadır. İki katlı olan Dağ Kapı Burcu'nun 2. katında Mervaniler döneminden kalma bir mescit yer alır. Kapı, günümüzde yıkılmıştır ve Dağ Kapı Burcu, Devlet Sanat Galerisi olarak kullanılmaktadır.), Diyarbakır Surları, Saray Kapı, Oğrun Kapısı, Küpeli Kapı, Nasuh Paşa Cami, Şehzadeler Konağı, Kurşunlu Cami, Latife Medresesi, Yeni Paşa Hamamı, Surp Giragos Kilisesi (2016 senesinde hükûmet tarafından kamulaştırılmış olan tarihi bir Ermeni Apostolik Kilisesi. Ermeni cemaatinin Ortadoğu'daki en büyük kilisesi konumunda kabul edilen Surp Giragos Ermeni Kilisesi, İnciciyan'ın verdiği bilgiye göre 16. yüzyılda inşa edilmiştir. İnciciyan, 1518 yılında Sen Teodaros Kilisesi'nin camiye dönüştürülmesinden sonra, kiliseye ait mezarlığın içinde Surp Giragos Kilisesi'nin inşa edildiğini ifade etmektedir. Kilise, 1722 yılında dönemin metropoliti Bedros Vartabed tarafından geniş çaplı bir restorasyona tabi tutulmuştur. Surp Giragos Kilisesi, 1881 yılında meydana gelen bir yangında harap olmuştur. Belgelerden anlaşıldığına göre kilise kazaen yanmış ve Ermeni cemaati tarafından padişahtan kilisenin tamiri için izin istenmiştir. Bu konuda şeyhülislamdan fetva istenmiş ve şeyhülislam da, "*sulh yoluyla fetholunan bir beldede bulunan eski bir kilise yanmış olsa, o beldenin zimmîleri kiliseye nesne ilave etmeksizin eski haline uygun olarak tamir etmeleri dinen uygundur*" şeklinde fetva vermiş ve kilisenin tamiri için padişah tarafından Ermeni cemaatine ruhsat verilmiştir. Böylece kilise, 1883 yılında yeniden inşa edilerek ibadete açılmıştır. Polonyalı Simeon, Diyarbakır'ı ziyaret ettiği zaman buradaki Ermeni kiliselerine de uğramış ve "*şehirde, piskoposluk dairesi ve okul binaları ile birlikte, Surp Kiragos ve Surp Sargis adlarını taşıyan iki büyük taş Ermeni kilisesi vardı. (...) Bir gün Surp Kiragos kilisesine gittiğim zaman, kilisenin beş mihrabının önünde ayrı ayrı ayin yapıldığını gördüm. Orada; vardapet, keşiş ve piskoposlardan başka yirmi beş papaz saydım*" diyerek Surp Giragos'un oldukça büyük ve aktif bir kilise olduğunu ifade etmektedir. İnciciyan ve 19. yüzyılda şehri ziyaret eden seyyahlar da, Surp Giragos'un yedi mihraplı, oldukça büyük bir kilise olduğu bilgisini vermektedirler. Surp Giragos Kilisesi'nin adı, Osmanlı arşiv belgelerinde ve şer'iyye sicillerinde aynı zamanda 'Küçük Kilise' veya 'Çanaklı Kilise' olarak da geçmektedir. Yukarıda da ifade edildiği gibi Diyarbakır'ı ziyaret eden seyyahların verdiği bilgilere bakıldığında kilisenin oldukça büyük bir kilise olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kilisenin neden 'Küçük Kilise' olarak adlandırıldığını bilememekteyiz. Ancak seyyahların verdiği bilgilerin aksine, Diyarbakırlı siyasetçi/öğretmen Mustafa Akif Tütenk (ö. 1952), hatıralarında bu kilisenin küçük bir kilise olduğunu ancak 'Çatal-Sakal' lakaplı ecnebi bir reji memurunun propagandasıyla yıktırılarak yerine büyük bir kilise yaptırıldığını ifade etmektedir. Surp Giragos Kilisesi, Birinci Dünya Savaşı'nda Alman subaylarının karargâhı olarak kullanılmıştır. Kilisenin eski çan kulesi 1913 yılında yıldırım düşmesi sonucu yıkılmıştır. 1914 yılında 2 bin altın harcanarak yaptırılan oldukça yüksek ve görkemli çan kulesi, kilisenin yakınındaki dört ayaklı minareden yüksek olduğu gerekçesiyle 1916 yılında devlet tarafından yıktırılmıştır. 1960 yılına kadar, askeri depo, Sümerbank bez deposu vb. değişik amaçlarla kullanılan kilise, bu tarihten sonra Diyarbakır Ermeni cemaatine devredilmiştir. Uzun süre Hızır İlyas Ermeni Kilisesi Vakfı'na ait, Sur İlçesi, Savaş Mah. Göçmen Sok. No: 12 adresinde bulunan Surp Giragos Kilisesi, metruk kalmıştır. Cemaati Ermeni Soykırımı'dan sonra kalmadığı için uzun bir süre kullanılmayan kilise, günümüzde restore edilmeye başlanmış ve binanın bir kısmı 22 Ekim 2011 tarihinde ibadete açılmıştır. Daha önce çan kulesi yıktırılan kilisenin bu kulesi tamir edilmiş ve kilisenin önceki çanının aynısı Moskova'da özel olarak yaptırılmıştır. 100 kilo ağırlığındaki bu bronz çan, kuleye takılarak 4 Kasım 2012 tarihinde kilisede yapılan geniş katılımlı ayine yetiştirilmiştir. Kilisede bu tarihten itibaren yılda bir defa ibadet yapılmakta ve dünyanın değişik bölgelerine dağılan, özellikle Diyarbakırlı Ermeniler, bu ayine iştirak etmektedirler. 2015'te kapanan Surp Giragos Kilisesi 7 Mayıs 2022'de tekrar açılmıştır.), Mar Petyun Keldani Kilisesi (Keldani Katolik Kilisesi. Kilise 17. yüzyılda inşa edilmiştir. Süryani Kırımı'ndan sonra şehirdeki cemaat çok azalmıştır. Bugün ise Diyarbakır'daki iki etkin kiliseden biri olan Mar Petyun kilisesinin cemaati yaklaşık on ailedir. Kilisenin papazı kalmamıştır ve papaz ayda bir Süryani Kilisesi'nden gelmektedir.), Dört Ayaklı Minare (Şeyh Mutahhar Camii (*Şeyh Mattar Camii, Dört Ayaklı Minare Camii, Kasım Bey Camii, Kasım Padişah Camii*), Diyarbakır'da 1500 yılında Akkoyunlu beylerinden Kasım Bey tarafından inşa ettirilmiş cami. Akkoyunlular'ın en önemli anıtsal eserlerindendir. Şeyh Mutahhar'ın kabrinin bulunduğu arsa üzerine inşa edilmiştir. Halk arasında *Şeyh Matar Camii* olarak bilinir fakat kaynaklarda adı *Kasım Bey Camii* veya *Kasım Padişah Camii* olarak da geçmektedir. Dört ayaklı minaresiyle ün yapmıştır. Yekpare taş sütun üzerinde dört köşeli olarak inşa edilmiş olan yapı, Anadolu'nun tek dört ayaklı minare örneğidir. Dört ayak, dört İslam mezhebini simgeler. Bir inanışa göre yedi defa sütunların altından geçenin dileği kabul edilir. Büyük olasılıkla camiye sonradan eklenen minare üzerinde bir balkon ve petek bulunmaktadır. Hasan Paşa Hanı'nın yanındaki dar bir sokak içerisinde bulunan Cami, kare planlı ve tek kubbelidir. Yanlarda üçer, kuzey ve güneyde ikişer penceresi olup tümünün içinde ve dışında kemerle kapanan girintiler bulunur. Mihrabın iki yanında bulunan ve üzerleri pencere kemeri gibi duran bölümler, üst kattaki küçük birer mahfile merdivenle çıkışı sağlayan birer geçittir. 2015 yılında YDG-H üyeleri ve polis arasında çıkan bir çatışmada minarenin sütunları zarar gördü. Diyarbakır Baro başkanı Tahir Elçi, baro üyesi avukatlarla birlikte 29 Kasım 2015 günü minarenin önünde olayı kınayan bir basın açıklaması yaptıktan sonra açılan ateş sonucu silahla vurularak öldü.), Seyit Cami, Park, Melik Ahmet Paşa Cami, Saklı Konak 1317 (1317 yılında Sadıkoğulları tarafından yaptırılan Çizmeci Köşkü çeşitli dönemlerde hane, hastane, konaklama, ticari ve kültürel amaçlarla kullanılmıştır. Geçirdiği pek çok değişiklikten sonra 1990 yılında aslına uygun olarak restore edilmiştir. 2000 yılında Çizmeciler tarafından Çizmeci Köşkü olarak hizmet veren Konak, 2015-2016 yıllarında yaşanan Sur olayları nedeniyle bölgenin güvenliği açısından kapanmıştır. 2020 yılı Ocak ayı itibari ile Altınay Mücevherat şirketlerinin sahibi Serdar Ay tarafından işletmesi devir alınan tarihi konak, restore edilerek 1 Eylül itibari ile Saklı Konak 1317 adıyla Sur bölgesinde tekrar hizmete başlamıştır. Saklı Konak 1317 bünyesinde bulunan; Alacarte Restaurant, Süryani Meyhanesi, Merdiven Altı Meyhanesi, Antik Oda, Aydınlar Odası, Deng Bej Odası, Cumbalı Oda, Relax Odası, Hanedan ve Vıp Odaları, Medeniyet ve Hevsel Bahçesi ile geçmişin ve bugünün izlerini taşıyan tarihi bir tarzı misafirleriyle buluşturmaktadır.), Sülüklü Han ((Kürtçe: Xana Zîro) ya da Kazancılar Hanı (Kürtçe: Xana Qazanciyan), Diyarbakır'ın merkez ilçelerinden olan Sur'da yer alan tarihî bir handır). 1683'te Hanilioğlu Mahmut Çelebi ile onun kız kardeşi Atike Hatun'un yapılan han, siyah bazalt taştan yapılmıştır. Sülüklü Han, adını avludaki kuyunun içinden tedavi amaçlı çıkarılan sülüklerden almıştır. Zamanında üç katlı olup her katında on sekiz odanın olduğu bir yapı olan hanın zemin katı ahır olarak kullanılmıştır ancak han, günümüzde tek katlıdır. Üst katların dinlenme oddası, alt katların ise ahır olarak kullanıldığı Sülüklü Han, Türk Kurtuluş Savaşı sırasında süvari birliklerin karargâhı olarak kullanılmıştır. Günümüzde kafeterya olarak işletilmektedir.), Kadı Cami, Yoldaş Erbane Atölyesi, Kuyumcular Çarşısı, Sur İçi, Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi (Ünlü şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı'nın doğduğu ve çocukluk yıllarını geçirdiği ev 1733 yılında inşa edilmiştir. Diyarbakır'ın geleneksel konut mimarisinin tüm özelliklerini taşıyan, merkezi bir avlu etrafında sıralanmış dört kanattan oluşan ev zemin artı bir katlı olarak tamamen bazalt taş kullanılarak inşa edilmiştir. Bina iklim şartlarına uygun olarak yazlık (kuzeyde), kışlık (güneyde), ilkbahar (doğuda) ve sonbaharlık bölümden (batıda) oluşmaktadır. Mutfak kuzey doğu köşede eyvan şeklinde düzenlenmiş, güneybatı köşede de hamam yapısı bulunmaktadır. Binada büyüklü küçüklü toplam 14 oda, mutfak, kiler ve tuvalet bulunmaktadır. Binanın en önemli yeri iki katlı olan yazlık kısmıdır. Bu bölümün ikinci katında önünde çift kemer açıklıklı eyvanı ile baş oda ya da mabeyn odası olarak adlandırılan büyük bir oda bulunmaktadır. Cahit Sıtkı Tarancı 2 Ekim 1910 yılında bu odada dünyaya gelmiştir. 1973 yılında Kültür Bakanlığınca Tarancı ailesinden alınarak kamulaştırılan ev, 1974 yılında restore edilerek Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.), Ahmet Arif Edebiyat Müzesi (Diyarbakır'ın Sur ilçesinde yer alan bir müzedir. Müze, Diyarbakır doğumlu şair Ahmed Arif'e ithaf edilmiştir ve 2011 yılında faaliyete girmiştir. Müzenin bulunduğu 120 yıllık konak, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kamulaştırılıp restore edilerek Ahmed Arif adına tahsis edilmiştir.[^[1]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmet_Arif_Edebiyat_M%C3%BCzesi#cite_note-da-1) Müzede Arif'in kişisel eşyaları, el yazısıyla yazdığı şiirleri ve Güneydoğu'da yetişmiş birçok şairin fotoğrafları sergilenmektedir.[^[1]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmet_Arif_Edebiyat_M%C3%BCzesi#cite_note-da-1) Altı odalı ve avlulu bir plâna sahip olan müzede yaklaşık 2 bin 500 kitaplık bir kütüphane mevcuttur.[^[2]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmet_Arif_Edebiyat_M%C3%BCzesi#cite_note-govtr-2) Müze ayrıca Cahit Sıtkı Tarancı'nın doğduğu ve günümüzde müze olan evinin hemen yanında yer alır.), İskender Paşa Cami 1557 (Diyarbekir Eyaleti'nin 12. Osmanlı Valisi Çerkes İskender Paşa'nın emriyle 1551 ya da 1554 yılında caminin yapımına başlanmış ve 1557'te tamamlanmıştır. Bazı kaynaklarda caminin mimarı olarak Mimar Sinan'ın kaydedildiği ifade edilmekteyse de bu konuda netlik söz konusu değildir. Cami, tek kubbeli ve kare planlıdır. Sadece harimle bağlantısı olmayan fakat ona bitişik konumdaki tabhâne şeklinde iki küçük mekânla ufak bir farklılık göstermektedir. Harime göre yan cephelerinde dışarıya doğru taşan son cemaat yeri beş bölümlüdür. Büyük orta kubbesi alçak tromplara basan bu caminin beş gözlü son cemaat revakı eski bir tarihte çökmüş, 1953 yılında yapılan tamirde revakın üstü düz bir betonarme plakla örtülmüştür. Yedi kemer üzerine bina edilen son cemaat yeri yanlara taşarken arkalarına, harime bitişik olarak birer tek katlı ufak hücre eklenmiş, böylece avlu yüzü daha enli ve görkemli kılınmıştır. Son cemaat yeri sadece bazalt taşıyla inşa edilmişken beden duvarlarında ise almaşık örgülü siyah ve beyaz renkteki taşlar kullanılmıştır. Vakfiyede kaydedildiği üzere, caminin yüksek bir kubbesi ve minaresi mevcuttur. Caminin kuzeyinde doğu-batı yönünde iki hücre inşa edilmiş ve bunlar garip ilim ve irfan ehli için terk ve tahsis edilmiştir. Yine kuzeydeki boşlukta, kapının karşısında demir parmaklıkla çevrili, sekiz köşeli bir havuz inşa edilerek, her dilimine abdest almak için ikişer kurna konulmuştur. Camide süslemeler taş, mermer ve çini üzerine uygulanmıştır. Taş süslemeler kalker ve bazalt üzerine oyma tekniğiyle oluşturulmuştur. Mermer, dış mimaride kısıtlı olarak kullanılmıştır. Dış mimaride süsleme cepheler ve minarede kullanılmıştır.), Hasan Paşa Hanı (Diyarbakır'da Ulu Camii'nin doğu girişinin karşısında, Gazi Caddesi'nin üzerinde yer alan tarihî han. Hanın iki kitabesinden öğrenildiğine göre, Diyarbakır'ın Osmanlılar tarafından alınmasından sonra üçüncü vali olan Sokollu Mehmet Paşa'nın oğlu Hasan Paşa tarafından 1572 ve 1575 yılları arasında yaptırılmıştır. Diyarbakır valilerinden Vezirzade Hasan Paşa tarafından 1572 ve 1575 yılları arasında inşa ettirilmiş olan bu han tarih boyunca Diyarbakır'ı ziyaret eden seyyahların da hemen dikkatini çekmiş ve han hakkında seyyahlar önemli bilgiler vermişlerdir. 1612 yılında Diyarbakır'ı ziyaret eden Leh Simeon, şehre geldiği zaman indiği Hasan Paşa Hanı'nı şu şekilde tasvir etmiştir: "*Muazzam kârgir bir bina olan bu hanın 500 beygiri barındırabilecek yer altında iki ahırı, rengarenk demir parmaklıklarla çevrilmiş çok güzel havuzu, üç kat üzerine birçok kârgir odaları vardı",* Yine daha sonraki tarihlerde Diyarbakır'a gelen Evliya Çelebi, Gugios İnciciyan ve James Silk Buckingham Hasan Paşa Han'ından önemle bahsetmişlerdir. Bunlardan Buckingam'ın 1815 yılı için verdiği bilgiler arasında hububat piyasasının burada toplandığı hakkındaki kaydı, 19. yüzyılda da bu hanın büyük bir öneme sahip olduğunu göstermektedir. Hasan Paşa Hanı'nın 19. yüzyılın ilk yarısında da Diyarbakır'ın en önemli hanlarından birisi olduğu görülmektedir. 3 Ekim 1792 tarihinde Diyarbakır valilerinden Abdi Paşa'nın kethüdası Nuh Beğ zimmetinde olan 54.000 kuruşu ödemediğinden bütün malları bu handa haciz edilmiştir. 25 Aralık 1802 tarihli bir fermandan, Diyarbakır'da eceliyle ölen Diyarbakır valisi Zühtü İsmail Paşa'nın eşyalarının yine Hasan Paşa Hanı'nda toplandığı anlaşılmaktadır. 5 Ağustos 1843 tarihli bir arzda da muhtemelen 1833 yılında Diyarbakır'da vuku bulan yangın esnasında Fransız rahiplerinden birinin eşyalarının kurtarılarak burada saklandığı görülmektedir. Bütün bu belgeler, Hasan Paşa Hanı'nın incelenen dönemdeki önemini ortaya koyduğu gibi Diyarbakır'a dışarıdan gelip bu handa ölen tüccarların tereke kayıtları da Hasan Paşa Hanı'nın önemli bir tüccar hanı olduğunu göstermektedir. Temmuz 1724 tarihli bir hüccetten Şehit Mehmed Paşa evkafından olduğu tespit edilen hanın, 19. yüzyılda yan hasılatının Rağibiyye Medresesi'ne ait olduğu görülmektedir. Diyarbakır ulemasından Küçük Ahmed ve Hacı Mehmed Ragıb Efendi 1840 tarihli arzlarında, söz konusu hanın yan hasılatının Rağibiyye Medresesi'ne ait olduğunu ancak 1833 yılından beri askere kışla ittihaz edildiğini belirterek, 7 senelik icarın yarısı olan 3.000 kuruşun ödenmesini ve hanın askerden tahliyesini istemişlerdir. Bununla birlikte 11 Nisan 1842 ve 7 Eylül 1842 tarihli vilayet masraf defterinden anlaşıldığı üzere, Hasan Paşa Hanı'ndaki askerler buradan tahliye edilmemiş ve ikamet etmeye devam etmişlerdir. Ancak söz konusu defterlerden 6 ay için 400 kuruş olmak üzere hanın icarının ödendiği anlaşılmaktadır. Restorasyonda Muğla)'dan getirtilen çeşitli malzemelerin karışımından özenle hazırladıkları *Horasan Harcı* da denilen bir harç kullanılmıştır. Bu harç hem yapının orijinal dokusuna uygunluğu hem de binlerce yılı bulan ömrü ile sağlamlığından dolayı tercih edilmiştir. Yapının kimi bölümleri de yalnızca *silme* denilen bir zımparalama işlemine tabi tutulmuştur. Handa günümüzde telkari işi süs eşyasından antikaya kadar çeşitli eşya satan dükkânların yanı sıra lokanta ve kafelerle bir kitabevi de mevcuttur. Hemen her yaştan insanın uğradığı han Diyarbakır'ın tarihi ve turistik yapıları arasında yer almaktadır. Hasan Paşa Hanı'nın en çok dikkat çeken yerlerinin başında batı cephesi gelmektedir. Üzerinde kare bir çerçeve içerisine alınmış olan kufi yazılı batı kapısı dışarıya taşkınlık yapmamakta içeriye dönük bir eyvana benzemektedir. Basık kemerli bir kapıdan geçildikten sonra beşik tonozlu bir kısma oradan da avluya çıkılmaktadır. Avlunun ortasında altı sütunlu, bezemesiz bir şadırvan bulunmaktadır ve buradaki alt kat odaları sivri kemerler ile avluya açılmaktadır. Buradaki revakların üzeri beşik tonozlarla örtülmüştür. Altı beşik tonozlu dükkânların ikinci katından taşan iki süslü pencereyle dışarıya açılan orta kısım yapıyı tamamlamaktadır. İki renkli taş sıralarının yatay olarak cephelerde kullanılması yapıyı olduğundan da uzun göstermektedir. Handa dikkat çeken diğer bir yanı da iki katın revaklarında yer alan sütunların birbiri üzerine oturmasına karşılık ikinci katta avluya doğru taşan taş konsolların yer almasıdır. Hasan Paşa Hanı günümüzde çeşitli amaçlarla kullanıldığından özelliğini kısmen olsa yitirmiştir.), Diyarbakır Ulu Cami 639 (Diyarbakır Kalesi'nin surları üzerinde Harput Kapısı ile Mardin Kapısı'nı birleştiren eksenin batısında yer alan cami. M.S. 639 yılında Diyarbakır'a egemen olan müslüman Araplar tarafından şehrin merkezindeki en büyük mabedin (Martoma Kilisesi) camiye çevrilmesiyle oluşturulmuştur. Daha sonra 1091 yılında Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah'ın buyruğu ile büyük bir onarım gördüğünü, değişik dönemlerde birçok kez onarım ve eklentilerle bugünkü şeklini aldığını kitabelerinden öğrenmekteyiz. 1115 yılında geçirdiği yangın ve deprem sonucu içerisindeki kemerler, sütunlar ve bezemeli taşlar hepsi yıkılmıştır. Dışarıda bulunan mermer taşları bu tarihten sonra yayılmıştı Erken İslam döneminin ünlü Şam Emeviye Cami'nin (benzerliklerden dolayı) Anadolu'ya yansıması olarak yorumlanan Diyarbakır Ulu Cami, İslam aleminin 5. Harem-i Şerifi olarak kabul edilmektedir. Ayrıca Camide sibernetiğin babası olarak kabul edilen ünlü bilgin El Cezeri'nin yaptığı güneş saati bulunmaktadır. Ortadaki büyük avlunun doğu ve batısında yer alan maksureleri, güneyinde Hanifiler Cami'i, kuzeyindeki Şafiiler Camii ve Mesudiye Medresesi ve Caminin batı girişinin hemen yakınındaki Zinciriye Medresesi ile dinsel ve kültürel yapıları bir araya getiren bir yapılar grubu niteliğindedir. Zinciriye medresesinde El cezeri (imam cezeri) ilk olarak ders vermiştir. Medresenin kapılarının küçük olma nedeninin içerisinde büyük alimler olduğundan odaya girerken eğilerek girilsin^.^ Ulu Cami'nin avlu cephelerinde farklı dönemlere ait Mimari bezekler, kabartma ve yazıtlar büyük bir uyum içerisinde yerleştirilmişlerdir. Mimar olarak herhangi bir isim zikredilmese de, Zeki Sönmez "Muhammed Bin Salame el-Ruhavi" isimli mimarın, aynı dönemde Melikşah'ın emrinde çalışmış olmasından yola çıkarak, bu yapıda da görev almış olabileceğini söyler.), Ziya Gökalp Müzesi, Yanık Çarşı (Çarşiya Şewiti), Hazreti Hamza Cami, Kent Meydanı, Bediüzzüman Cami, Mesudiye Medresesi 1223 (Mesudiye Medresesi, Artuklu Beyliği tarafından 1198-1223 yılları arasında yaptırılmıştır. Medresenin yapımı 1198'de Artuklu Meliki Ebu Muzaffer Sökmen döneminde başlayıp 1123'te Melik Mesud lakaplı Mevdud zamanında tamamlanırken medresenin planı Halepli Usta Cafer Bin Mahmud tarafından yapılmıştır. Medresenin kitabesine göre medresede fıkıh, tıp, fizik, matematik, biyoloji, kimya, edebiyat ve felsefe gibi dersler okutulmuştur. İki girişi olan medresenin girişlerinden biri Ulu Camii'ye açılırken medresenin asıl kapısı ise medresenin kuzeyinde yer alır Kareye yakın bir plana sahip avlunun güneyinde biri büyük üç kemerli revak yer almaktadır. Kesme taşlarla ve iki kat şeklinde imar edilmiştir. Yapının avlusundaki mihrabın iki yanına yerleştirilmiş döner taş sütunlar binada meydana gelecek çökmeyi tespit için konulmuştur.), Zinciriye Medresesi 1236 (diğer adıyla Sincariye Medresesi, Diyarbakır'ın Sur ilçesinde yer alan tarihî bir medresedir. Zinciriye Medresesi kesin olmamakla birlikte yaygın görüşe göre 1236 yılında Eyyûbî hükümdarı Melik Salih Necmeddin döneminde yapılmıştır. Bazı kaynaklarda ise 1198 yılında Artuklular döneminde Kutbuddin Muzaffer II. Sökmen[^[2]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Zinciriye_Medresesi_(Diyarbak%C4%B1r)#cite_note-dp-2) tarafından yaptırıldığı söylenmektedir.[^[1]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Zinciriye_Medresesi_(Diyarbak%C4%B1r)#cite_note-%C3%B6z%C3%A7elik-1) Diyarbakır Ulu Camii'nin batı kısmında yer alan medrese, Sincariye Medresesi olarak da bilinmektedir. Medresenin güneybatısındaki kitabeye göre medresenin mimarı Ebu Dirhem'dir. I. Dünya Savaşı'ına kadar medrese olarak kullanılmış olup daha sonra müzeye çevrilmiş, günümüzde Kuran kursu olarak kullanılmaktadır. Kesme bazalt taştan tek katlı olarak yapılan medresenin dışa açılan kapısı kuzey kısımda yer almaktadır. İki eyvanı olan medrese giriş eyvanı çapraz tonozla örülmüştür. Avlunun üstü açık ve etrafı kemerli revaklarla çevrilidir, ortasında fıskiyeli bir havuz yer almaktadır. Avlunun etrafında birbirinden farklı odalar yer almaktadır.), Yeni Han (Kitabesinden anlaşıldığı üzere Seyyid Hacı Abdullah isimli bir kişi tarafından 18. yüzyılın sonlarına doğru inşa edilmiştir. Mimarı bilinmeyen han Ulu Cami'nin güneyinde Zinciriye Medresesi'nin arkasında yer almaktadır. İki katlı olarak yapılmış olan hanın dört tarafı revaklarla çevrilmiş ve bu revakları çevreleyen ince sütunlar kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Revakların arkasında yer alan han odaları düz damlı olup, bunlar revaklara bir kapı ve bir pencere ile açılırlar. Revaklı avlunun ortasında da bir kuyu vardır. Moloz taştan yapılan hanın girişinde, solda ikinci kata çıkışı sağlayan bir merdiven bulunmaktadır.), Diyarbakır Gençlik ve Kültür Merkezi, Sin Cami 1540 (Sinoğlu Camii ya da bilinen diğer adıyla İbn-i Sin Camii, Diyarbakır'ın Sur ilçesinde yer alan tarihî bir camidir. Cami, Sur'da kendi adıyla anılan semtte bulunmaktadır. Caminin yaptıranı ve yapım tarihi hakkında kesin bir bilgi yoktur. 1518-1540 yılları arasında yapılmış olup 1863 tarihine kadar bu amaçla sonrasında sıbyan mektebi olarak kullanılmıştır. 1944'te Vakıflar Bölge Müdürlüğünce satıldıktan sonra tamir ettirilerek yeniden cami kullanımına dönüştürülmüştür. Evliya Çelebi bu caminin Şemsi Efendi adında bir zat tarafından yaptırıldığını yazar.), Parlı Safa Cami, Kadı Hamamı, Hz. Malik-i Ejder Hazretleri, Cemil Paşa Konağı, Diyarbakır Denbej Evi ve Turizm Bürosu, Sipahiler (Aşefçiler) Çarşısı, Ayn Minare Cami (Diyarbakır'ın Sur ilçesinde Akkoyunlular dönemine ait cami. Mardinkapı yakınındadır; vakfiyesinden 904 (1499) yılında Hoca Ahmed B. Mehmed adında bir hayır sahibi tarafından yaptırıldığı öğrenilmektedir ki bu kişi bazı vakfiyelerin incelenmesi neticesinde Diyarbakır Suriçi bölgesinde Akkoyunlular döneminden kalma başka yapıların da inşa ettireni olarak görülmektedir; Bknz. Kavas Cami. Kesme taştan inşa edilmiştir. Küçük, düzensiz avlusunun köşesinde sekizgen minaresi yer alır. İki sütun ve üç kemerle dışa açılan son cemaat yerinin iki yanı duvarla kapalıdır. Aslına uygun yapılmayan onarımlar sonucu son cemaat yerinin örtüsünde birlik kaybolmuş ve mekân kısmen kubbe, kısmen düzensiz tonozlarla kapalı bir durum almıştır. Harim, mimari gelişme bakımından ilgi çekicidir. Enine dikdörtgen mekân, ortada çapraz tonozla yanlarda ise beşik tonozlarla örtülüdür. Güneyde beş köşeli derin bir uzantı vardır ve mukarnaslı mihrap nişi buraya yerleştirilmiştir; bu uzantı bölümünün üzeri dilimli yarım kubbe biçiminde tonozla örtülüdür. Zâviyeli, yan mekânlı veya ters T tipi adı verilen erken Osmanlı camileriyle uzaktan bir plan benzerliği göstermekte ise de kanatlan ayırıcı duvarlar burada mevcut değildir. Dışta orijinal bölümlerin düzgün taş işçiliği, içte sonradan getirilmiş toplama çiniler dikkati çeker.), Surp Sargis Kilisesi, Diyarbakırlı Arstronom, Meryem Ana Süryani Kilisesi 3.yy ((Kilise, Ortodoks Süryanilere aittir. 3. yüzyılda yapıldığına inanılan kilise günümüze dek birkaç kez yanmış, yıkılmış ve defalarca onarım geçirmiştir. 3. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen kilise, Ortodoks Süryanilere aittir. Yapı kompleksinde toplam 14 yazıt bulunmakla beraber bunlar yapıların onarım ve eklemelerine ait kitabeleridir. Bu yazıtlardan en eskisi 1533 tarihli olup bu kitabede yapının yenilendiği yazılmıştır. Yapı, MS 1648 ve 1297'de yangın, 1533 yenileme, 1689'da apsis bölümü, 693'te Mor Yakup kısmı, 1719, 1850, 1881 ve 1914 yıllarında onarım ve yenilemenin yanında eklemeler yaptırılmıştır. Kilise günümüzdeki halini 2004-2005 yılları arasında yapılan restorasyon ile almıştır. Geç Roma dönemine tarihlenen bir kapısı ve Bizans'tan kalma mihrap üzerinde kalıntıları izlenebilen süslemeler bulunmaktadır. İki avludan oluşur. Esas avlu, dış kapıdan girilen ilk avludur. Avlunun doğusunda kilise binası, kuzey ve güneyinde lojman olarak kullanılan yapılar, batısında ise giriş kapısı ve küçük bir bahçe yer almaktadır.[^[1]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Meryem_Ana_Kilisesi#cite_note-fb%C3%A7-1) Avluda ayrıca küçük bir süs havuzu bulunur. Birinci avlunun güneydoğusundan ikinci avluya açılan kapı yer almaktadır. İkinci avlu, kilisenin bahçesi olarak kullanılmakta olup bu avluda bir bahçe yer alır. Bahçe dışında avluda yapısal ve bitkisel hiçbir öge bulunmamaktadır. Kilise ayrıca tek merkezli tuğla bir kubbe ile örtülüdür. Kilisenin inşaat sürecinde kullanılan malzeme çeşitliliği, yapının hem mukavemetini hem de estetik dilini belirleyen en temel unsurdur. Yapının ana gövdesinde bölgenin karakteristik sert taşı olan bazalt hakimiyet kurarken, bu sert doku kireç taşı, mermer ve tuğla ile dengelenmiştir. Kireç esaslı harç, taş ve tuğla arasındaki bağlayıcı gücü oluşturarak yapının rijitliğini sağlarken, mermer malzeme genellikle yazıtlar ve mullion (orta dikme) taşları gibi daha nitelikli detaylarda tercih edilmiştir. Duvar bünyesinde görülen tuğla hatıllar ve kemer örgülerindeki tuğla kullanımı, malzemenin sadece dolgu değil, aynı zamanda statik bir gerilme karşılayıcı olarak sisteme dahil edildiğini gösterir. Temellere dair henüz derinlemesine bir kazı çalışması yapılmamış olsa da, mevcut üst yapı verileri, gelecekteki arkeolojik araştırmaların yapının strüktürel kökenlerine dair çok daha kompleks bilgiler sunacağını müjdelemektedir. Döşeme ve Zemin İşçiliği; Yapının zemin düzlemi, yakın tarihte gerçekleştirilen restorasyonlarla yenilenmiş olsa da, tasarım kurgusu açısından geleneksel dokuya sadık kalınmış bir görünüm arz eder. Döşemelerde ana malzeme olarak ince yonu bazalt taşlar kullanılmıştır. Bu taşların yerleşim düzeni, sıradan bir kaplamanın ötesinde mühendislik bir ritim sunar; yatay düzlemde boylu boyunca uzanan taş dizileri, dikey olarak yerleştirilen taş kuşaklarla kesilerek zeminde bir ızgara sistemi oluşturulmuştur. Taşların uzunluklarının 20 cm'den başlayıp 120 cm'ye kadar ulaşması, malzemenin ocaktan çıkarılma ve işlenme kapasitesinin genişliğini gösterirken, bu boyut farklılıkları zemine doğal bir dinamizm katmaktadır.Duvar Yapısı ve Dönemsel Katmanlaşma; Kilisenin duvarları, yapının geçirdiği evrelerin en net okunduğu alanlardır. Özellikle batı bölümündeki narteks duvarının, mevcut kilise ana gövdesinden daha yüksek bir kota sahip olması, buranın önceki dönemlerde çok daha yüksek ve görkemli bir üst örtü sistemine (muhtemelen daha dik bir çatı veya farklı bir tonoz yapısı) sahip olduğunun kanıtıdır. Naos bölümü, 11.80 x 11.64 metre ölçüleriyle kareye yakın bir merkezi plan sunarken, duvar örgüsünde kaba yonu bazalt, ince yonu bazalt ve tuğlanın hiyerarşik bir düzende kullanıldığı görülür. Apsis duvarlarında ise malzeme paleti daha da genişleyerek kireç taşı ve mermerle zenginleşir. Apsisin dıştan oval hatlar çizen ancak payandalarla desteklenen güçlü yapısı, yapının doğu yönündeki statik yükünü dengelemektedir. Cephelerdeki üç sıralı tuğla hatıllar, Erken Bizans mimari geleneğinin bir yansıması olarak hem duvarın yatayda bir bütün olarak çalışmasını sağlar hem de bazaltın koyu rengiyle kontrast oluşturarak estetik bir görsel dil kurar. Güney ve kuzey cephelerindeki malzeme boyutlarındaki düzensizlikler, farklı kapı/pencere formları ve sonradan eklenen payandalar, yapının yüzyıllar boyunca ihtiyaçlara göre onarıldığını ve dönüştürüldüğünü gösteren birer mimari imza niteliğindedir. Taşıyıcı Ayaklar, Sütunlar ve Templon Detayları; Yapının düşey taşıyıcı sistemi, serbest duran ve duvara bitişik ayaklar ile narteksteki zarif sütunlar üzerinden kurgulanmıştır. Naos içerisinde bulunan toplam sekiz adet ayağın altı tanesi dış duvarlarla bütünleşmiş, iki tanesi ise apsis ayrımını yapacak şekilde konumlandırılmıştır. Giriş bölümünde mermerin estetiği ön plana çıkar; dört adet dairesel mermer sütun, bazalttan inşa edilmiş beşik kemerleri taşıyarak mekana anıtsal bir giriş sağlar. İç mekanda dikkat çeken bir diğer unsur ise apsis ile naosu ayıran mermer elemanlar ve metal korkuluklardır (templon). Burada kullanılan mermerlerin aslında 6. yüzyıla ait pencere dikmeleri (mullion) olması, yapıda devşirme malzeme kullanımının veya önceki evrelere ait nitelikli parçaların korunarak yeniden işlevlendirilmesinin güzel bir örneğidir. Kubbe Mimarisi ve İleri Mühendislik Çözümleri; Kilisenin en kritik mühendislik başarısı, naos bölümünü örten 10.23 metre çapındaki tuğla kubbedir. Kubbe malzemesi olarak tuğlanın seçilmesi, tamamen hafiflik ve uygulama kolaylığı stratejisine dayanmaktadır; bu sayede devasa açıklık, taşıyıcı ayaklara binen yük minimize edilerek geçilebilmiştir. Kubbe, sekiz adet bazalt ayak üzerine oturan bir kasnak sistemiyle taşınır. Kare altyapıdan dairesel kubbeye geçiş, kaba yonu bazaltla örülmüş pandantiflerle sağlanmıştır. Kubbe eteğinde kullanılan üç sıra bazalt dizisinin ardından başlayan tamamen tuğla örgü, yapının tepe noktasına kadar devam eder. Kubbenin en ayırt edici özelliği ise çift cidarlı (iki katmanlı) yapısıdır. Duvar bünyesinde yer alan içten bağlantılı bu geçiş koridoru, sadece bir sirkülasyon alanı değil, aynı zamanda kubbenin kendi ağırlığını hafifleten ve statik mukavemetini artıran bir boşluklu yapı tasarımıdır. En üst noktada yer alan yıldız formlu "ayna" detayı, tüm bu ağır ve teknik strüktürü görsel bir hafiflikle sonlandırarak mekandaki ilahi aydınlanma etkisini pekiştirir.), Anıt Park, Anzele Parkı, Çift Kapı, Tek Kapı, Lala Bey Cami, Urfa Kapı (Kalenin batısında bulunan Urfa Kapısı, kitabesine göre Artuklu Hükümdarı Karaslanoğlu Artukoğlu Muhammed tarafından 1183-1184 yılında yaptırılmıstır. Kapı üç girişlidir. Kuzey tarafta yer alan girişin kentle, güneydekinin ise Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi ile bağlantılı olduğu söylenir. Kuzey girişi 5.yüzyıla tarihlenmektedir. Kapı üzerinde yer alan bir kitabeye göre, Artuklu döneminde hükümdar Sultan Mehmet tarafından onarılmış ve üzerinde stilize edilmiş insan ve hayvan figürleri bulunan demir kapı kanatları eklenmiştir. Diğerlerinden daha farklı ve büyük olan ortadaki kapının ise Osmanlı döneminde "Saltanat" yâda "Humayun" kapısı olarak işlev gördüğü, padişahın sefer zamanlarında açılıp sonrasında örtüldüğü söylenmektedir. İki dairesel beden arasında yer alan kapı çeşitli değişiklerle günümüze ulaşmıştır. İki katlı olarak düzenlenen bu kapının üst kısmında seyirdim yeri devam etmektedir. Katlardaki giriş merdivenleri ile top yuvalarının eski hali günümüzde sağlam durumdadır. Güney girişin üst kesimlerine karşılıklı birer boğa başı kabartması yer almaktadır. Yine buradaki kitabenin üstünde stilize bir boğa başına yer verilmiştir. Bu figürün üstünde boğa başına basar şekilde bir kartal kabartması bulunmaktadır. Urfa Kapı'da bulunan çift başlı kartal ambleminin, ne yazık ki baş kısmı tahrip edilmiş durumdadır. Kapıda çok sayıda kitabe yer almaktadır. Kitabedeki yazılar arasında yer alan bitkisel süslemeler yazıların okunuşlarını zorlaştırmaktadır. Ejder kabartmaları, boğa başları, kartal motifleri kapıya abidevi bir görüntü vererek gücü sembolize etmiştir.),Tarihi Mardin Kapı (Mardin Kapı ya da bilinen diğer adıyla Tel Kapı, Diyarbakır surlarının dört kapısından biridir. Kentin güneyinde yer almaktadır. Kapı üzerindeki kitabeye göre 909-910 tarihlerinde Halife Muktedir Billah ve veziri Ali bin Muhameddin yardımıyla Amidli mühendis Ahmed'in marifetiyle onarılmıştır. Mardin yolu tarafında yer aldığı için bu adı almıştır. Popüler kültürde "Mardin Kapı Şen Olur" türküsüne ilham kaynağı olmuştur.), Hz. Ömer Cami (Ömer Şeddat Camii ya da halk arasında bilinen diğer adıyla Hz. Ömer Cami, Diyarbakır'ın Sur ilçesinde yer alan tarihî bir camidir. Mardin Kapısı'nın batısında surlara dayandırılmış bir durumdadır. Yapının girişi üzerinde yer alan kitabeye göre cami, Nisanoğlu Mueyyideddin Ebu Ali Hasan bin Ahmet tarafından yaptırılmıştır. Nisanoğlu Ebu Ali Hasan'ın 1141-1156 tarihleri arasında hüküm sürmesine dayanılarak bu tarihin 1145 (H.540) ya da 1154 (H.549) olabileceği ileri sürülmüştür. Cami doğu-batı doğrultusunda enlemesine dikdörtgen bir planlamaya sahiptir. İç mekân üç bölümden oluşmaktadır. Mekân ortada oval, yanlarda yarım küre formlu birer kubbe ile kapatılmıştır. Konumundan dolayı düzensiz bir mimari yansıtmaktadır.), Cemil Paşa Konağı-Diyarbekir Kent Müzesi (Cemil Paşa Konağı veya Diyarbakır Kent Müzesi, Diyarbakır'ın Sur ilçesinde yer alan tarihî bir konaktır). Günümüzde yapılan restorasyon sonucu kent müzesi olarak kullanılmaktadır. Osmanlı Valisi Ahmet Cemil Paşa tarafından 1887 yılında yaptırılan, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesince restorasyon çalışmasından geçirilerek Cemil Paşa Konağı Kent Müzesi'ne dönüştürülen konak; kentin tarihi, yaşam tarzı, mimarisi ve el sanatları gibi zenginliklerini yansıtan çok sayıda eseri bünyesinde barındırıyor. Yemen) valisi ve sonrasında Siirt mutasarrıfı olan Ahmet Cemil Paşa tarafından 1888-1902 yılları arasında inşa edilmiştir. İki bin metrekare üzerine kurulu konak, 17. yüzyılda konut olarak yapılmış mimari yapılarından biridir. Harem ve selamlıktan olmak üzere toplam 42 odası ve geniş bir avlusu bulunmaktadır. Haremlik kısmının kuzey tarafı kışlık, güney tarafı yazlık olarak kullanılmış; doğu ve batı kısımları da mevsimlik olarak kullanılmıştır. Selamlık kısmında ise ahırlar, hizmetli odaları, kabul odaları, kahve odaları, mabeyn odası, dikdörtgen bir çerçeveye sahip elips bir havuz vardır. İki girişi bulunan konağın yapımında kesme bazalt taş ve yapıya hareketlilik kazandırmak amacıyla "cıs" adı verilen malzeme kullanılmıştır. Cemil Paşa ve ailesi, 1927 yılına kadar konakta yaşamıştır.[^[7]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Cemil_Pa%C5%9Fa_Kona%C4%9F%C4%B1#cite_note-FOOTNOTEAksu2017167-7)Şeyh Said ve Ağrı isyanları ile ilişkili oldukları iddiası ile iki büyük sürgün yaşamış ailenin, özellikle 1936'daki sürgünden sonra sahip oldukları konak, bir süre sadece trahomalı öğrencilerin alındığı ilkokula dönüştürülmüş ve adına da dönemin Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü'nün adı verilerek İsmetpaşa Trahomalılar Mektebi olarak adlandırılmıştır. Daha sonra ilköğretim okulu, ipek böcekçiliği ve dokumacılığın yapıldığı bir alana dönüştürülmüştür. 1970'lerden sonra terk edilmiş durumda olan konak 1998 yılında Ahmet Cemil Paşa ailesinin talebi üzerine Çekül Vakfı tarafından ilk rölöve çalışması başlatılmış ancak sonuçlanamamıştır. 2010-2012 yıllarında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve Diyarbakır İl Özel İdaresi tarafından konağın varisleriyle anlaşılıp kent müzesine dönüştürülmesine karar verilmiş ve 2013 yılında rölöve, restitüsyon ve restorasyon süreci tamamlanmıştır. Yaklaşık 3 yıl süren restorasyon çalışmalarından sonra konak, tarih ve kültür müzesi olarak 2014 yılında açılmış ve restorasyon yaklaşık 5,5 milyon liraya mal olmuştur. Müze kurulurken 1.500 kayıtlı envantere ulaşılmıştır. Tasnif edilen bu eserler, müze bünyesindeki kiosklarda ve panolarda sergilenmektedir. Müzede; İnançlar İnanışlar, Diyarbakır Halkları ve Kültürleri, Diyarbakır'da Yemek ve Mutfak Kültürü, Su ve Yaşam, Cemil Paşa Ailesi Özel Koleksiyon, Diyarbakır'da Eğitim, Diyarbakır Müziği ve Halk Dansları, Diyarbakır'da Sözlü Kültür, Çağdaş Sanatlar, Dil ve Yazılı Kültür, Diyarbakır'da Kent Yaşamı, Diyarbakır'da Üretim ve Ticaret, Diyarbakır'da Tarım Kültürü, Diyarbakır'da Hayvancılık Kültürü, Diyarbakır'da Olaylar ve İnsanlar, Diyarbakır'da Kent Gelişimi, Kentin Panoraması, Eğitim ve Proje Geliştirme Alanı şeklinde 18 bölüm bulunmaktadır Müzede yer alan tüm eserler dijital ortama taşınmış olup her bir eserin üzerinde bulunan QR kod ile ilgili eser hakkında bilgilere ulaşılabilmektedir.), Fındık Burcu, Selçuklu Burcu, Diyarbakır Citadel (Diyarbakır Kalesi veya Diyarbakır Surları, Diyarbakır'ın Sur ilçesinde yer alan tarihî bir yapıdır. İç kale ve dış kale olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Surlardaki ana girişler Dağ Kapı (Harput Kapısı), Urfa Kapı (Rum Kapısı), Mardin Kapı (Tell Kapı) ve Yeni Kapı (Dicle-Irmak-Şat Kapı)'dır. Yaklaşık dokuz bin yıllık olan surlar, Çin Seddi'nin ardından dünyadaki en uzun ve geniş savunma duvarıdır 2000 yılında yapıyı Dünya Mirası Geçici Listesi'ne dâhil eden UNESCO, 2015'te ise Dünya Mirası olarak tescil etti. Ayrıca Diyarbakır'ın çok eski yapısı olan Keçi Burcu da Sur ilçesinde yer almaktadır. Surlar, İç ve Dış Kale olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. 2023 Kahramanmaraş depremlerinde kalenin surları hasar görmüştür. Çin Seddinden sonra dünyanın en uzun, en geniş ve sağlam surlarından biri olduğu kabul edilir. Diyarbakır surlarını ilk olarak kimin, hangi dönemde yaptırmaya başladığı bilinmemektedir ancak İç Kale'nin şehrin ilk yerleşme yeri olduğu sanılıyor. Kaynaklarda, kentin Roma dönemi öncesi hakkında, MÖ 2000'li yıllarda bölgede Hurrilerin yaşadığı, Hurri kentinin surla çevrili olduğu, MÖ 9. yüzyılda Bit-Zamani kabilesinin başkenti olduğu dönemde ise eski surun onarıldığı dışında bir bilgi bulunmamaktadır. Roma dönemindeki müdahalelerin Miladi 330-338 ve 349 yıllarında olduğuna dair üç ayrı bilgi bulunmaktadır. Sur Çatışmaları; 2015-16 Sur çatışmaları sırasında Suriçi tampon bölge dışında UNESCO Miras Alanı olan Diyarbakır surları ve burçlarının zarar gördüğü, Yenikapı, Keçi Burcu ve 63 no'lu Fındık Burcu üzerine beton dökülerek bayrak direği ankraj edildiği, Mervaniler eseri olan Keçi Burcu'na portatif tuvalet yapıldığı ve atık su kanalının çörtene bağlandığı için atık suyun doğrudan burç duvarlarına aktığı Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı Alan Yönetim Başkanlığı tarafından hazırlanan Hasar Tespit Raporu'nda belirtilmiştir. Ayrıca sur duvarları ve tarihi kapıların bulunduğu alanlar güvenlik noktası olarak kullanılmıştır. Isınmak için yakılan ateşin sur duvarlarına temas etmesi sonucu sur duvarlarında is oluşmuştur. Ayrıca burçlar arasındaki boşluklara Bilim Kurulunun onayı alınmadan surların bütünlüğünü bozan beton bloklar yerleştirilmiştir. Temel yapı malzemesi olarak, yörede yaygın olarak bulunan bazalt taşı kullanılmıştır. Fiziksel özellikler ve bileşim açısından dönemlere göre farklılıklar izlenmekle birlikte, surlarda kullanılan ana malzemeler taş, tuğla ve harçtır. Topoğrafyaya uygun olarak inşa edilen surların yüksekliği 10-12 metre, genişliği 3-5 metredir. Diyarbakır'ın Sur içindeki yerleşiminin alanı, son ölçümlere göre, kuzey--güney doğrultusunda 1040 m, doğu--batı doğrultusunda 1400 m olan bir ana koordinatla belirlenir. Kuzey--güney yönünde oval bir şekle sahip olan surlar yaklaşık 5 km uzunluğundadır. Aşamalı olarak inşa edilen ve değişik dönemlerde onarılmış olan surlarda 82 adet burç bulunmaktadır. Genellikle yarım daire ya da çokgen biçime sahip olan burçların, surun Dicle vadisine bakan bölümlerindeki örnekleri çoğunlukla dört köşelidir. Burçların iç çeperlerinde yer alan kapıların yanlarında, surların üst kotlarına ulaşmak üzere yapılmış birer adet merdiven bulunur; burçlar genellikle 2 ya da 3-4 katlı olup üst örtüde kubbe, kemer) ve tonozlar kullanılmıştır. Diyarbakır surlarının toplamda 82 burcu vardır. Dağ Kapı ya da diğer adıyla Harput Kapı Burcu, Turizm Bakanlığı'na bağlı Turizm Bürosu ve Devlet Güzel Sanatlar Galerisi olarak kullanılmaktadır ve doğu ile batı burçları üzerinde bezemeler ve hayvan desenleri yer alır. Geçmişte kentin önemli girişlerinden biri olan bu kapının dış çeperi bir avlu duvarı ile sınırlandırılarak, denetimli bir açık alan haline dönüştürülmüştür; dolayısıyla Dağ Kapı artık kente giriş veren kapılarından biri değildir. 1978'de onarılan Dağ Kapı burçları yapısal açıdan iyi durumda gözükmekle birlikte; burçların dış çeperlerinin taş kaplama avlu ile birleştiği kesimlerde, yerden yaklaşık 60--70 cm yüksekliğe ulaşan bölümlerde yerden yükselen neme bağlı olarak tuzlanma, renk değişimi, yüzey aşınması, çatlakların oluşması gibi sorunlar gözlenir. Doğu kısmı onarılan bu burcun, batı kısmı ciddi yapısal sorunlar vardır. Tek Beden Burcu, surun imar çalışmaları ile yıkılarak kesintiye uğradığı bölümde Dağ Kapı ile Tek Kapı burçları arasında yer alır ve yapısal durumu iyidir. Onarılmıştır ve günümüzde satış mekânı olarak kullanılır. Tek Kapı Burcu, kente giriş almak için surlara geç dönemde eklenmiştir. Diyarbakır surları içinde en görkemli burçlardan olan Evli Beden Burcu ya da diğer adıyla Benusen Burcu, Artuklu dönemine ait zengin kitabe ve bezemeleri ile diğerlerinden ayrılmaktadır. Artuklu hükümdarı Melik Salih adına 1208 yılında Mimar Cafer Oğlu İbrahim tarafından yapılmıştır. Burcun temeli özgününde kademeli bir 'mahmuz' ile desteklenmiştir ve mahmuz üzerinde de bazı kitabeler yer alır. Yedi Kardeş Burcu, Artuklu hükümdarı Melik Salih adına 1208 yılında Mimar İbrahim oğlu Yahya tarafından tamamı bazalt kesme taştan yapılmıştır. Selçukluların sembolü olan çift başlı kartal, aslan kabartmaları ve kitabeler işlenmiştir ve burç, silindirik bir plana sahiptir. Yedi Kardeş Burcu'nda farklı dönemlerde yapılan müdahalelerle surun alt bölümlerinde boşalmalar oluşmuştur. Yedi Kardeş burcu bitişiğinde bulunan Nur Burcu, Selçuklu Hükümdarı Melik Şah tarafından 1089 yılında yaptırılmıştır. Selçuklular'a ait semboller koşan at figürleri, aslanlar, kadın ve geyik şekilleri işlenmiştir. On bir kemeri) bulunan ve iki kattan oluşan Keçi Burcu, mimari özellikleri ve içindeki mekanları ile diğer burçlardan farklıdır ve surlar üzerinde bulunan burçların en büyüğü ve en eskisidir. Burcun içinde üç neften oluşan, üstü kolonlara oturan kemerlerle taşınan tuğla tonozlarla kapalı çok nitelikli bir mekan bulunmaktadır. Bizanslılar döneminde farklı bir işlevle Şemsi Tapınağı olarak kullanıldığı bilinmektedir. İnşa tarihi bilinmemekle beraber 1223 yılında Mervanoğulları tarafından onarılmıştır. Selçuklu Burcu, Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın kendi malından yapılmasını buyurmuş ve bina ustası Selame oğlu Urfalı Muhammed tarafından 1088 yılında yapılmıştır. Surların; Dağ Kapı, Urfa Kapı, Yeni Kapı ve Mardin Kapı adında dört önemli kapısı bulunmaktadır. Kentin kuzeyinde yer alan Dağ Kapı, iki silindirik burç arasında yer almaktadır. Mardin Kapı, surların güney tarafında yer alır. Urfa Kapı, kentin batısında yer almaktadır. Kapı üzerinde yer alan bir kitabeye göre, Artuklu döneminde Hükümdar Sultan Mehmet tarafından onarılmış ve üzerinde insan ve hayvan figürleri bulunan demir kapı kanatları eklenmiştir. Osmanlı döneminde saltanat kapısı olarak işlev görmüş ve padişahın sefer zamanlarında açılıp sonrasında kapalı tutulduğu söylenmektedir. Kentin doğusunda yer alan ve Su Kapısı olarak da anılan Yeni Kapı, basık kemerli ve tek girişli olup kenti Dicle Nehri'ne bağlar.), Keçi Burcu (Diyarbakır surlarında yer alan bir burçtur. Surlar üzerinde bulunan en büyük ve en eski burçtur. 2015-16 Sur çatışmaları sonrası ziyarete kapatılmış, 2022 yılında tekrar ziyarete açılmıştır. Mardin Kapı'nın doğusunda yontulmuş olan kaya kitlesinin üstüne inşa edilmiştir. İnşa tarihi bilinmemekle beraber 1223 yılında Mervaniler tarafından onarılmıştır. Burcun Bizanslılar döneminde farklı bir işlevle (Şemsi Tapınağı olarak) kullanıldığı bilinmektedir. 2015-16 Sur çatışmaları sırasında Suriçi tampon bölge dışında UNESCO Miras Alanı olan Diyarbakır surları ve burçlarının zarar gördüğü, Yenikapı, Keçi Burcu ve 63 no'lu Fındık Burcu üzerine beton dökülerek bayrak direği ankraj edildiği, Keçi Burcu'na portatif tuvalet yapıldığı ve atık su kanalının çörtene bağlandığı için atık suyun doğrudan burç duvarlarına aktığı Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı Alan Yönetim Başkanlığı tarafından hazırlanan Hasar Tespit Raporu'nda belirtilmiştir. Ayrıca sur duvarları ve tarihi kapıların bulunduğu alanlar güvenlik noktası olarak kullanılmıştır. Eskiden mabet olduğu düşünülen Keçi Burcu'nun 11 kemeri) bulunmaktadır. Burç, iki katlıdır. Üst kısmı sergi, konser, gösteri vb. faaliyetler için de kullanılmaktayken alt bölümüne ise henüz işlev kazandırılmamıştır.), Yedi Kardeş Burcu 1208 (Diyarbakır Yedi Kardeş Burcu şehri kuşatan surların güneyinde bulunmaktadır. Yedi Kardeş Burcu Artuklu Hükümdarı Melik Salih adına Hicri 605 Miladi 1208 yılında Ben-u-sen burcunu yapan Mimar İbrahim'in oğlu Yahya tarafından yaptırılmıştır. Tarihi ve mimari değeri büyük olan burcun üstünde çift başlı kartal, kanatlı aslan kabartmaları ile ustaca işlenmiş ve burcu bir kuşak gibi sarmış kitabesi vardır. Yedi Kardeşler Burcu efsanesi şöyledir; "Düşmanlar Diyarbekir'i kuşatır, bu dönemde Yedi Kardeşin savunmaya geçtiği ve şehri savunan burçtaki kişiler teslim olmamış. Kralın tepkisini çekmiş bu durum ve uzlaşmak için burca elçiler göndermiş. Yedi Kardeşler, burca gönderilen elçilere 'kralınızı getirin! eğer getirirseniz teslim oluruz' sözü vermişler. Kral komutanlarıyla kaleye gelmiş ve gelmesiyle kale havaya uçmuş. Kral, komutanları ve Yedikardeşler ölmüş, düşman dağılmış. Bu olaydan sonra herkes burca asıl hakkı olan adı vermiş ve burcun adı Yedi Kardeş Burcu olarak anılmaya başlamış." günümüzde de geçerlidir.), Nur Burcu, Yedi Kardeş Cami, Güney Batı Savunma Duvarları, Sur İçi Park Alanı, Güneş Mabedi (Burası eski bir güneş mabedidir. Keçi Burcu'nun hemen altında yatan bu mabet Valilik ve Belediye'nin çalışmasıyla restore edilmiştir. Şu anda içerisinde bir çay ocağı işletilen mabet turistlerin ziyaretine açıktır. Mabedin yakın zamanda sanat galerisi olması için birtakım çalışmalar bulunmaktadır.), Fındıkkıran Burcu (Diyarbakır'ın Sur İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Mardin Kapı ile Yeni Kapı arasında Leblebi Kıran Burcu'nun hemen yanındadır. Selçuklu Hükümdarı Alpaslan oğlu Ebu'l Feth Melikşah'ın buyruğuyla Mimar Selame oğlu Muhammed tarafından yapıldığı kitabesinde yazılıdır. Adını az yer kaplayan yuvarlak formundan dolayı aldığı söylenilmektedir. Burcun üzerinde bir kitabe bulunmaktadır.), Ermeni Katolik Kilisesi 16 yy. (Ermeni Katolik Kilisesi, 16. yüzyılda inşa edilmiştir. Hakkında çok fazla bilgi bulunmayan kilise, Diyarbakır Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir. 2015-16 Sur çatışmalarından en ağır hasarı gören kiliselerden biridir. Sur'da çatışmaların durdurulmasından sonra Bakanlar Kurulu kararıyla ilan edilen acele kamulaştırma kararı çerçevesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Sur'un yeniden inşa edilmesi yönünde çalışmalar başlatılmış ve Ermeni Katolik Kilisesi'nde de restorasyon çalışmaları yapılmıştır. Kilisede, Ermenice yazıtlar ve çeşitli din görevlilerine ait mezar taşları bulunmaktadır. Yukarıda kadınlar mahfili ve giriş katından oluşan kilisenin lojmanları ve bir de avlusu bulunmaktadır. Ermeni Katolik Kilisesi dam ile örtülüdür.), Arap Şehy Cami 1650 (Arap Şeyh Camii'nin yanında olup 1644 ve 1650 yıllarında Diyarbakır'da birer yıl valilik yapan Kara Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır.), Hatun Kastal, Hevsel Bahçeleri (Dicle Nehri kıyısında, Diyarbakır Kalesi ile nehir vadisi arasında yer alan yaklaşık yedi yüz hektarlık verimli arazidir. Çok farklı türlerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek alanlara (habitat) sahip Hevsel bahçeleri, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük kuş cennetidir. 180'den fazla kuş türünün yanı sıra susamuru, tilki, sansar, sincap ve kirpi gibi birçok memelinin barınağıdır. Göçmen kuşlar tarafından bir istasyon, dinlenme, barınma ve de bir korunma yeri olarak kullanılan vadide bölgeye has kuşlar olarak bilinen boz alameceklerle pembe göğüslü ötleğenlerin yanı sıra yabani şahin, kızıl şahin, arı şahini, yılan kartalı, gökçe delice, kukumav, kerkenez ve küçük kerkenez gibi yırtıcı kuşlara da yılın hemen her mevsiminde rastlanmaktadır. Türkiye'de nadir bulunan yaz atmacalarına da ev sahipliği yaptığı bilinir. Hevsel Bahçeleri, 2013'te Dünya Mirasları listesine girmesi için UNESCO'ya aday gösterildi. 2015'te ise UNESCO tarafından Dünya Mirası ilan edildi. Hevsel Bahçeleri'nde Hint keneviri yetiştirildiğini tespit eden güvenlik güçleri, Mayıs 2016'da düzenledikleri operasyonlarda 500.000 kök keneviri imha etti. Mayıs 2017'de gerçekleştirilen operasyonda ise 23.000 kök kenevir imha edildi.), Gazi Köşkü Şark Evi, Kuşdili Köşkü, Aden Bahçesi, Erdebil Köşkü (Erdebil Köşkü ya da diğer adıyla Ber Der-i Pir, Diyarbakır'ın Sur ilçesinde yer alan tarihî bir köşktür. Gazi Köşkü ile aynı tepe üzerindedir ve Kırklar Dağı, Dicle Nehri ve Hevsel Bahçeleri'ne hâkim bir manzarası bulunmaktadır. Yeniden restore edilen yapı 09.11.1994 gün, 1506 sayılı karar gereği Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından tescillenmiştir. İlkin bir konak olarak inşa edilmemiştir. MS 512 yılında Bizans Kralı I. Anastasius, Dicle Nehri üzerinde bir köprü yaptırmaya karar verdiğinde inşaat işçilerinin kalabilmesi için buraya bir mekân inşa edilmiştir. 17. yüzyılda pek çok defa yenilenmiş olan konak, Osmanlı devletine verdiği hizmetlerin karşılığı olarak, İbrahim Hafid Paşa'ya verilmiştir. Erdebil Köşkü, Gazi Köşkü'yle mimari açıdan birbirinin ikizi gibidir. Köşk, bodrum, zemin, üst kattan oluşmaktadırve tüm katlar dikdörtgen yapıdadır. Bodrum katta bulunan ahır birimi dikdörtgen yapıda olup üst örtüsü beşik tonozdur. Yapının zemin katında bir eyvan ve girişi eyvandan olan bir oda ve mutfak birimleri bulunmaktadır. Mutfak içinden betonarme bir merdivenle üst kata çıkılmaktadır. Yapının üst katında merdivenle çıkılan bir aralık (gezemek) ve bu aralıktan girilen bir oda mevcuttur. Üst katta geniş bir teras ve bir adet tuvalet vardır. Binanın bahçesinde bulunan dikdörtgen yapıdaki havuzun duvarları sonradan fayans ile yenilenerek demir korkuluklarla korunmuştur. Aynı zamanda yapının bahçesinde fıskiyeli bir de küçük havuz bulunmaktadır.), Dicle Nehri, On Gözlü Taş Köprü (Dicle Köprüsü, Diyarbakır'ın Sur ilçesinde Dicle Nehri üzerinde yer alan tarihî bir köprüdür. On açıklığa sahip olduğu için yerel halkça On Gözlü Köprü olarak bilinirken eski Silvan yolu güzergâhında bulunduğundan bazı kaynaklarda ise Silvan Köprüsü olarak da geçer. Şehir merkezine 3 kilometre uzaklıkta olup Diyarbakır'dan gelerek Mardin'e devam eden (eski Mardin yolu), sonra doğuya doğru ayrılan tali yolun bağlantı yerinde, kentin merkezini Bağıvar beldesi ile civar köylere bağlayan noktada bulunmaktadır.[^[1]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Dicle_K%C3%B6pr%C3%BCs%C3%BC#cite_note-FOOTNOTEDemir201923-1) Köprünün ilk yapım tarihi ile ilgili farklı türde görüşler vardır. Bu görüşlerden bazıları köprünün şimdiki yerinde, antik dönemde de bir köprü olduğunu öne sürer. Birkaç defa kısmen veya tamamen yıkılıp yeniden inşa edildiği düşünülen köprünün, yapım yılı olarak bilinen en yakın ve doğru tarih, köprü üzerinde yer alan kitabeden fark edilmektedir. Kitabeye göre Mervaniler döneminde 1065 yılında yaptırılmıştır. Dicle Köprüsü, Diyarbakır'da Mardin Kapı'nın dışında yer alıp kentin 3 kilometre güneyinde bulunmaktadır. Köprünün güney cephesinde, kemerlerle korkuluk arasında yer alan iki satırlık çiçekli kûfî kitabeden, Mervaniler döneminden Nizâmüddevle Nasr zamanında Kadı Ebü'l-Hasan Abdülvâhid tarafından 457 (1064-65) yılında Ubeyd adlı bir mimara yaptırıldığı anlaşılmaktadır.[^[3]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Dicle_K%C3%B6pr%C3%BCs%C3%BC#cite_note-FOOTNOTEDurukan1994282-3) Ancak araştırmacılar bu kitabenin onarım kitabesi olduğu görüşünde birleşmekte ve eserin çok daha eski bir tarihte yapıldığını kabul etmektedirler.[^[3]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Dicle_K%C3%B6pr%C3%BCs%C3%BC#cite_note-FOOTNOTEDurukan1994282-3) Bunlardan C. Niebuhr, *Voyages en Arabie et en d'autres pays circonvoisins* adlı eserinde köprünün 1065 öncesinde mevcut olduğunu öne sürerken M. van Berchem ile J. Strzygowski, *Amida* adlı eserlerinde ve A. Gabriel ise *Voyages* adlı eserinde İslam öncesi eseri olduğunu, taşkın sonucu yıkılması üzerine 124'te (742) Halife Hişâm bin Abdülmelik (724-743) tarafından onarımına başlandığını fakat halifenin ölümü üzerine inşaatın yarım kaldığını ileri sürmektedirler. Mimarisi; Dicle Köprüsü, çok gözlü ve düz tabliyeli köprüler grubunda değerlendirilmektedir. Köprünün uzunluğu 172 m olup genişliği ise ilk beş gözde 5,45-6,24 m arası, beşinci gözden itibaren artarak 9,69 m-10,20 m arasındadır. Parapet yüksekliği kenarlarda 85 cm, ortalara doğru 155 cm'ye kadar ulaşmaktadır. Harpuştaların yüksekliği ise 31 cm, genişliği 71 cm, alın kısmı 7 cm'dir.[^[4]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Dicle_K%C3%B6pr%C3%BCs%C3%BC#cite_note-FOOTNOTEHalifeo%C4%9FluDalk%C4%B1l%C4%B1%C3%A7651-4) Köprünün 1, 2, 6, 7, 8, 9, 10 numaralı gözlere ait kemerler), birbirine yakın genişlik ve yüksekliktedir. 3, 4 ve 5. gözlere ait kemerlerde ise genişlik ve yükseklik daha fazladır. Köprünün kuzey cephesi yönünde (memba yüzü) 9 adet piramidal külahlı selyaran bulunmaktadır. 1, 2, 3 ve 4 numaralı selyaranlar diğerlerine göre daha alçaktır. 6, 7, 8, 9 ve 10 numaralı gözlerin tempan duvarları, yarı yüksekliğe kadar eski yapım özelliğini devam ettirirken 1, 2, 3, 4 ve 5 numaralı gözlerin tempan duvarlarında farklı bir taş işçiliği uygulanmıştır.[^]^](https://tr.wikipedia.org/wiki/Dicle_K%C3%B6pr%C3%BCs%C3%BC#cite_note-FOOTNOTEHalifeo%C4%9FluDalk%C4%B1l%C4%B1%C3%A7652-5) Köprünün güney cephesi yönünde (mansap yüzü), kuzey cephede olduğu gibi düz bir cephe duvarına sahip değildir. 1, 2, 3, 4 ve 5 numaralı gözlerin kemerleri yaklaşık 4 m civarı içeridedir. Köprünün kemer boyutları şöyledir: Köprü genelinde yöresel malzeme olan bazalt taş kullanılmıştır. Kemer kilit taşı ve bazen de kemer üzengi taşı seviyesinden harpuştaya kadar onarım izi olarak moloz taş kullanıldığı görülmektedir. 1-5 numaralı gözler arası ile 7 ve 8 numaralı gözlerde, üstteki tonoz örtü sıvanmıştır ve 5 numaralı gözün üst örtüsünde, dökülmüş olan sıvanın altında tuğla malzeme görülmektedir. Sıvalı olan diğer kemer içlerinde de tuğla malzeme kullanıldığı tespit edilmiştir. 1 ve 2 numaralı gözlerin kemer taşlarında kalker taşı kullanılmıştır. Kalker taşı ayrıca kitabelerde de kullanılmıştır. Üstten yivli kornişlerle kuşatılan köprünün kitabeleri, mansap yüzünde (güney cephede), yaklaşım duvarı ile 10 ve 9 numaralı kemerlerin tempan duvarlarında yer alır ve bu kitabelerde Mervaniler döneminde köprüyü yaptıran, yapımından sorumlu olan ve yapanın ismi ile yapım tarihi yazılmıştır. Batı yöndeki ilk kitabenin solunda, yandan tasvir edilmiş bir aslan kabartması mevcuttur. Aslan figürü bazalt blok üzerine işlenmiştir ve yürür vaziyette, gövdesi yandan, başı dörtte üç dönük, ağzı açık, dili dışarıda, birbirine yakın gözleri ve düşük kulaklarıyla sert ifadeli olarak işlenmiştir. Köprü üzerinde birbirinden farklı şemalar halinde 29 çeşit taşçı işareti bulunmaktadır. Bunlar dışında blok halinde iki farklı işaret dizisi vardır. Bunlardan biri Latince K, O ve E harflerinin alt alta sıralandığı işaret dizisi diğeri ise alt alta, yan yana ve çapraz işlenmiş noktalama bloklarından oluşmaktadır.), Berçem Aile Parkı, Bağıvar Köprüsü, Kırklar Dağı, Kurt Kayası Çiftliği, Kabaklı Gölü, Kervansaray Aile Piknik Alanı, Diyarbakır Kent ve Orman Piknik Alanı, Şeyh Güzel Türbesi
Pirareş Köprüsü (Yöre Halkının Pıra Reş diye adlandırdığı köprü Roma döneminde yapılmıştır. Erzurum'a giden kervanların buradan geçtiği söylenir. Altı kemerli olan Pıra Reş Köprüsü taşlarla döşeli antik bir yola sahiptir. Diyar- bakır-Eğil arasında yapılmıştır. İlgi bekleyen ve ulaşım yolu olmayan köprü yakın zamanda onarılmıştır. Yer olarak ulaşılması zor, aracınızla gideceksiniz münkünse ana yol üstüne park edin. Yürüyerek gitmelisiniz. Etrafı yeşlilik ama çok sinek var. Piknik yapılacak yer değil, zorlanırsınız. Roma döneminden kalma Kral yolu diye geçiyormuş. Devegeçidi çayı üzerinde-Başil), Devegeçidi Çayı